AXSIS - Akademik ve Açık Erişim Bilgi Sistemi (Univ. KTO Karatay)
Not a member yet
5260 research outputs found
Sort by
Modüler Füze Sığınağı ve Tam Otomatik Füze Atım Sistemi Tasarımı
Bu çalışmada, yeraltına entegre edilmiş, modüler yapıya sahip ve tam otomatik çalışan bir füze atım sisteminin mühendislik temelli mekanik tasarımı sunulmuştur. Sistem, çevresel olarak dairesel düzende yerleştirilmiş 8 adet füze magazini, merkezde konumlandırılmış teleskopik taşıma ve kaldırma mekanizması ve yeraltında konumlanan ateşleme rampası bileşenlerinden oluşmaktadır. Tasarım, güvenli operasyonel yanıt verebilmesi amacıyla tamamen yeraltı tabanlı olarak yapılandırılmıştır. Füze kanisterlerinin merkezleme işlemi, her bir magazin için 1 adet 3 kademeli, 2000 mm strok uzunluğuna sahip, yatay eksende çalışan teleskopik hidrolik silindir ile gerçekleştirilmektedir. Bu silindirler, her biri yaklaşık 5 ton kütleye sahip kanisteri merkeze iletimini sağlayabilecek şekilde boyutlandırılmış ve analitik olarak hesaplanmıştır. Füze kanisterinin ateşleme rampasına taşınması ise 1 adet 5 kademeli, 7500 mm strok kapasiteli dikey teleskopik silindir ile sağlanmaktadır. Sistem için gerçekleştirilen mühendislik analizlerinde her bir hidrolik silindirin statik analizi hesaplanmıştır. Bu analizler sonucunda sistemin enerji ihtiyacını karşılayacak şekilde bir adet ana hidrolik güç ünitesi yapılandırılması önerilmiştir. Sistem tasarımı, sadece mekanik bileşenleri kapsamakta olup, kontrol sistemlerine ilişkin yazılım geliştirme bu çalışmanın dışında bırakılmıştır
Evli Kadınlarda Algılanan Ebeveynlik Tutumlarıyla Benlik Farklılaşması Arasındaki İlişkinin İncelenmesi
Bu araştırmanın amacı, evli kadınların çocukluk döneminde ebeveynlerinden algıladıkları tutumların benlik farklılaşması ve alt boyutları (duygusal kopma, duygusal tepkisellik, iç içe geçme, ben pozisyonu) üzerindeki etkilerini incelemektir. Nicel ve kesitsel tarama modeli kullanılmıştır. Çalışma grubunu, Konya ilinde yaşayan, 25–55 yaş aralığında bulunan ve gönüllü olarak katılan 511 evli kadın oluşturmaktadır. Veri toplama araçları olarak Sosyodemografik Bilgi Formu, Young Ebeveynlik Ölçeği (YEBÖ) ve Benliğin Farklılaşması Envanteri – Kısa Formu (BFE-KF) kullanılmıştır. Veriler IBM SPSS Statistics 27.0 programı ile analiz edilmiştir. Tanımlayıcı istatistiklerin ardından normallik varsayımı test edilmiş, gruplar arası farklılıklar için bağımsız örneklem t-testi ve tek yönlü ANOVA, farkın kaynağı için Tukey HSD testi uygulanmıştır. Ebeveynlik tutumlarının yordayıcı etkilerini belirlemek amacıyla çoklu doğrusal regresyon analizi yapılmış, istatistiksel anlamlılık düzeyi p < .05 olarak belirlenmiştir. Bulgular, geniş ailede yetişen ve ilk çocuk olan katılımcıların ebeveynlerinden algıladıkları tutum puanlarının daha yüksek olduğunu göstermiştir. Regresyon analizleri, anneden algılanan kuralcı/kalıplayıcı ve duygusal bakımdan yoksun bırakıcı tutumların ben pozisyonunu pozitif; aşırı koruyucu/evhamlı, aşırı izin verici/sınırsız ve cezalandırıcı tutumların ise negatif yönde yordadığını ortaya koymuştur. Babadan algılanan duygusal bakımdan yoksun bırakıcı tutum ben pozisyonunu pozitif; aşırı koruyucu/evhamlı, aşırı izin verici/sınırsız ve cezalandırıcı tutumlar ise negatif yönde yordamıştır
Çok Katmanlı Kırsal Yerleşim: Binbirkilise/Madenşehri Örneği
Arkeolojik alanlar üzerinde oluşan kırsal yerleşimler, bölgedeki katmanlar arası ilişkiler ile şekillenmiştir. Bu katmanlar ve ilişkiler kırsal yerleşimlere özgün bir kimlik kazandırmaktadır. Ancak bu tür yerleşimlerdeki arkeolojik alana yönelik koruma uygulamaları kırsal yaşamın sürekliliğine de engel olmaktadır. Kırsal yaşamın sekteye uğraması, kırsal yerleşimlerin yerel kullanıcıları tarafından terk edilmesine neden olmaktadır. Bu da hem arkeolojik alanda hem de kırsal yerleşimde somut ve somut olmayan mirasların kaybıyla sonuçlanmaktadır. Arkeolojik alanlar ile kırsal yerleşimler bütünleşmeyi gerektirmektedir. Bütünleşme alana özel koruma politikaları ve yönetimi ile gerçekleştirilebilir. Doğru koruma politikaları geliştirilebilmesi için de alandaki ilişkilerin anlaşılması, özgün yerleşime ait kırsal mimari dokunun ve durumunun tespit edilmesi gerekmektedir. Arkeolojik alanlarla birlikte bulunan kırsal yerleşimler bu çalışmanın ana konusunu oluşturmaktadır. Kırsal yerleşimlerdeki geleneksel mimari halk ürünüdür ve yöreye özgüdür. Özgün geleneksel kırsal mimari, korunarak nesilden nesile aktarılması gereken kültürel miras kapsamında değerlendirilmektedir. Bu bağlamda çok katmanlı yerleşim olan Binbirkilise/Madenşehri çok katmanlı yerleşimi, arkeolojik alan ile bütünleşen kırsal yerleşimler bağlamında önemli bir örnek teşkil etmektedir. Bu çalışma kaynak ve saha araştırmaları sonucunda elde edilen bulgularla tespit çalışması niteliğinde gerçekleştirilmiştir. Araştırma alanı çok katmanlı kırsal yerleşim özelinde geleneksel kırsal mimarinin malzemesi, yapım tekniği, plan tipi açısından zengin veriler sunmaktadır. Bu çalışma ile, Madenşehri köyünün geleneksel kırsal mimarisinin yaygın görülen tek katlı, avlulu konut özellikleri açıklanmıştır. Köyün genelinde yapılan analiz çalışmaları ile geleneksel mimari dokunun dönem, yapım tekniği, kat adedi, işlev, kullanım, sağlamlık, özgünlük durumları incelenmiştir. Elde edilen bulgular ile Binbirkilise/Madenşehri çok katmanlı yerleşiminde alınan bölgesel kararların kırsal yerleşim üzerine etkileri irdelenmiştir. Çok katmanlı kırsal yerleşim bağlamında koruma sorunlarına değinerek öneriler sunulmuştur
Peer education-supported psychosocial skills training in individuals with chronic mental disorder
Springer NatureThe objective of the study was to evaluate the efficacy of peer-education-based psychosocial skills training in individuals with chronic mental disorders. The sample consisted of 38 individuals who were followed up in a Community Mental Health Centre in Türkiye using a sequential mixed-method design in which a randomised controlled experimental and phenomenological study design was utilised. The process of the study started with the pretest, followed by interim assessments and posttests. The training process began by providing “Peer Education-Supported Psychosocial Skill Training-Educator Training” to the patients in the experimental group. Then, “Peer Education-Supported Psychosocial Skill Training” was provided to the experimental group by the peers who were trained as educators. During this process, the “Descriptive Information Form,” “Self-Stigma Inventory,” “Social Functioning Assessment Scale,” and “Beck Cognitive Insight Scale” were used as data collection tools. According to the quantitative findings, the training significantly elevated the level of functioning in the experimental group. However, no significant effect was found on self-stigma or cognitive insight levels. Qualitative findings showed that there were positive effects on the self-confidence, communication skills, social adaptation, and self-care skills of the participants. As a result of thematic analysis, the participants’ statements were gathered under the main themes of “Peer Support,” “Effective Areas,” “Areas with Limited Effectiveness,” “Factors Affecting Effectiveness of the Training,” and “Suggestions.”. These findings show that peer education-supported psychosocial skills training may elevate the functioning levels of individuals with chronic mental disorders, but may have no significant effect in other areas. In conclusion, psychiatric nurses and other mental health professionals should focus on developing similar interventions and integrating them into the community mental health system. It is considered that such studies can effectively reach wider audiences and can be an important strategy for fighting chronic mental disorders. Clinical Trial No: NCT05980832
Koşul Bağımlılık Ve İlişkisel Mübadele Kuramları Çerçevesinde İhracatçı-İthalatçı İlişkileri
Koşul bağımlılık ve ilişkisel mübadele kuramları temel alınan bu çalışma, ihracatçıların ilişkisel normları kullanımı ile ihracat rekabet avantajı arasındaki ilişkiyi açıklamayı, ortak yaratıcılığın bu ilişkide aracı bir rol oynayıp oynamadığını ve algılanan çevresel belirsizliğin bu ilişkileri düzenlemedeki rolünü incelemeyi amaçlamaktadır. Bu çalışmanın amacı doğrultusunda, nicel araştırma tasarımı benimsenmiştir. Türkiye’de faaliyet gösteren 198 ihracatçı işletmeden anket aracılığı ile elde edilen verilerden yararlanılarak, çalışmanın kavramsal modeli PROCESS Macro kullanılarak sınanmıştır. Çalışmanın kavramsal modelinde yer alan doğrudan etkileri incelemek için Model 0, aracılık etkisi için Model 4, düzenleyicilik ve durumsal aracılık etkisi için Model 8 uygulanmıştır. Etkileşim etkilerine dair daha fazla içgörü sağlamak amacıyla Johnson–Neyman ve Pick-a-Point tekniği kullanılarak düzenleyici etkiler detaylı olarak incelenmiştir. Bulgular, ihracatçı işletmelerin ilişkisel normları kullanmasının, ihracat rekabet avantajı ve ortak yaratıcılık üzerinde olumlu etkisini doğrulamaktadır. Bulgular ayrıca, ortak yaratıcılığın, ihracatçıların ilişkisel normları kullanımı ile ihracat rekabet avantajı arasındaki ilişkiye aracılık ettiğini göstermektedir. Bununla birlikte, algılanan çevresel belirsizlik arttığında, ihracatçıların ilişkisel normları kullanmasının ortak yaratıcılık ve ihracat rekabet avantajı üzerindeki etkisi azalmaktadır. Benzer şekilde, algılanan çevresel belirsizlik arttığında, ihracatçıların kullandıkları ilişkisel normların, ortak yaratıcılık aracılığıyla, ihracat rekabet avantajı üzerindeki dolaylı etkisi azalmaktadır. Bulgular, ihracatta rekabet avantajı elde etmek için ihracatçıların ilişkisel normları benimsemelerinin, ortak yaratıcılık faaliyetlerini desteklemelerinin ve çevresel belirsizliği dikkatli bir şekilde yönetmelerinin önemini vurgulamaktadır. Sonuç olarak, bu çalışma uluslararası ticaret yazınına katkıda bulunmakta, kuram ve uygulama için önemli çıkarımlar sağlamaktadır
Dışa Kapalı Konut Yerleşimlerinde Kullanıcı Memnuniyeti Değerlendirilmesi: Konya Örneği
Konut, tarih boyunca insanların yaşam tarzlarını, davranışlarını ve sosyal ilişkilerini belirleyen önemli bir unsur olmuştur. Toplum yapısında gerçekleşen ekonomik, sosyal ve siyasal değişimlerin etkisiyle, konut kavramı sürekli bir yenilenme, evrim ve dönüşüm sürecine girmiştir. 18. yüzyılın ortalarından itibaren gerçekleşen Sanayi Devrimi, sosyal tabakaların ayrışmasına yol açmış ve bu durum, konut alanlarının çeşitlenmesini beraberinde getirmiştir. Sanayi Devrimi'nin oluşturduğu ekonomik dönüşümlerle birlikte, iletişim, ulaşım ve erişim teknolojilerindeki ilerlemeler banliyöleşme eğilimlerini ortaya çıkarmış; bu süreç, kentlerde mekânsal ayrışma ve sosyal kopuşlara neden olmuş, dışa kapalı yerleşim birimlerinin temelini atmıştır. Dışa kapalı yerleşim alanları, sınırlandırıcı öğelerle çevrili, kendi kurallarıyla yönetilen ve çeşitli sosyal olanaklar sunan yaşam alanlarıdır. Başlangıçta orta gelir grubuna yönelik tasarlanan bu yapılar, zamanla üst gelir gruplarına hitap etmeye başlamış ve kent çeperlerinden şehir merkezine doğru yayılmıştır. Bu yerleşimler, izole, kendi kendine yeten ve güvenlik odaklı bir yaşam alanı oluşturmayı amaçlamaktadır. Bu çalışma kapsamında; dışa kapalı konut alanları ele alınmış ve bu yerleşimlerdeki kullanıcı memnuniyeti değerlendirilmiştir. Çalışma alanı olarak Konya ilinde yer alan ve son yıllarda kullanıcılar tarafından popülerliği artan iki farklı dışa kapalı yerleşim alanı seçilmiştir. Çalışma alanlarında kullanıcılar fiziksel mekân özellikleri, konfor koşulları, konut estetik algısı, konut ve çevresinin planlanması, ekonomik faktörler, sunulan aktivite ve kamusal alanlar, erişilebilirlik, sosyal etkileşim ve komşuluk ilişkileri hakkında bir kullanıcı memnuniyeti anketiyle uygulama yapılmıştır. 247 kullanıcıyla anket gerçekleştirilmiş; bilgiler analiz edilerek elde edilen bulgular istatistiksel olarak değerlendirilmiştir
Yeni Evli Çiftlerde Yaşanan Kültür Çatışmaları (Konya Örneği)
Yeni evli çiftlerde yaşanan kültür çatışmalarının incelenmesi üzerine gerçekleştirilen bu araştırma kültür çatışmalarının yoğunlaştığı alanları, bu çatışmaların çiftler üzerindeki etkilerini ve çözüm yollarını anlamak için nitel yöntemlerden yarı yapılandırılmış görüşme tekniğiyle gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın çalışma grubunu Konya ilinin Karatay, Meram ve Selçuklu merkez ilçelerinde ikamet eden 0-5 yıl arası evliliği olan 30 çift meydana getirmektedir. Çalışma grubunun belirlemesinde amaçlı örnekleme yöntemlerinden ölçüt örnekleme yönteminden yararlanılmıştır. Elde edilen veriler ise betimleyici analiz çerçevesinde değerlendirilerek yorumlanmıştır. Araştırma sonucunda yeni evli çiftlerin büyük çoğunluğunda kültürel farklılığın çatışmaya neden olduğu anlaşılmıştır. Kültürel çatışma nedenleri arasında çiftlerin aile yapılarındaki farklılıkların, yetiştikleri kültürdeki gelenek ve göreneklerin, kadın-erkek rollerindeki algı farklılığının, ideolojik ve etnik köken farklılıklarının etkili olduğu belirlenmiştir. Çiftlerin kültürel farklılıktan dolayı yaşadıkları problemlerin çözümünde ise empati, iletişim, anlayış gibi yapıcı ve olumlu yöntemleri kullanan katılımcılar olduğu gibi tartışma ve küsme, sorunun üzerine kapama, otorite kurma gibi yıkıcı ve olumsuz yöntemlere başvuran katılımcıların da olduğu tespit edilmiştir. Yeni evliliklerde kültürel farklılığın çiftlerin çocuk yetiştirmesine de yansıdığı ve bazı çiftlerin bu süreçte çatışmalar yaşadığı anlaşılmıştır. Ayrıca ailelerin çiftlerden beklentilerinin de çatışmaya yol açtığı tespit edilmiştir. Çiftler yaşadıkları kültürel farklılıklardan yola çıkarak anlayış, empati, iletişim, eşler arası saygı ve sevgi, evlilik öncesi çiftlerin birbirini tanıması, çiftlerin aile yapılarının ve kültürlerinin uyumlu olması yönünde önerilerde bulunmuşlardır. Çalışmanın yeni evli çiftlerin yaşadıkları kültürel çatışmalara odaklanması bakımından önemli olduğu düşünülmektedir
Yeşil Pazarlama Stratejilerinin Marka Sermayesine Etkisi
Bu araştırma, yeşil pazarlama stratejilerinin marka sermayesi üzerindeki etkisini incelemekte ve yeşil yıkamanın yeşil pazarlama stratejileri ile marka sermayesi bileşenleri arasındaki ilişkisini analiz etmektedir. Yeşil fiyat, yeşil ürün, yeşil tutundurma ve yeşil dağıtım stratejilerinin algılanan kalite, marka sadakati, marka farkındalığı ve marka çağrışımları üzerindeki etkisini ölçmek için Yapısal Eşitlik Modeli (YEM) kullanılmıştır. Ayrıca, yeşil yıkamanın hem yeşil pazarlama stratejileri hem de marka sermayesi bileşenleri ile olan ilişkisi korelasyon analizi ile incelenmiştir. Araştırma, Türkiye genelinde iklimlendirme ürünü satın almış 361 tüketiciden anket yöntemiyle toplanan veriler üzerine kurulmuştur. Elde edilen bulgular, yeşil ürün stratejisinin marka sermayesinin tüm bileşenleri üzerinde pozitif etkili olduğunu göstermektedir. Yeşil fiyat stratejisinin yalnızca algılanan kalite ve marka farkındalığı üzerinde pozitif etkisi tespit edilmiştir. Yeşil tutundurma stratejisinin marka sadakati ve marka çağrışımları üzerinde pozitif bir etkisi bulunurken, algılanan kalite ve marka farkındalığı üzerindeki etkisi ise anlamlı değildir. Yeşil dağıtım stratejisinin ise algılanan kalite, marka sadakati ve marka çağrışımları üzerinde negatif etkisi tespit edilmiştir. Ayrıca, yeşil yıkamanın yeşil pazarlama stratejilerinden yeşil ürün, yeşil tutundurma ve yeşil dağıtım stratejileri ile marka sermayesi bileşenlerinin tamamıyla olumsuz ilişki içinde olduğu bulunmuştur. Bu araştırma, yeşil pazarlama stratejilerinin marka sermayesi oluşturmadaki rolüne dair ampirik kanıt sunarak literatüre katkı sağlamakta ve yeşil yıkamanın olumsuz etkilerini ortaya koymaktadır. Bulgular, markaların sürdürülebilir marka sermayesi inşa etmek için yeşil pazarlama uygulamalarını benimsemeleri ve aldatıcı stratejilerden kaçınmaları gerektiğine dair çıkarımlar sunmaktadır
Kronik Böbrek Yetmezliği Olan Hastalarda Periton Diyaliz Tedavisi Alan Hastalar İle Hemodiyaliz Tedavisi Alan Hastaların İşitme Ve Denge Sisteminin Karşılaştırılması
Bu çalışmanın amacı, Kronik Böbrek Yetmezliği (KBH) tanısı alarak hemodiyaliz (HD) veya periton diyalizi (PD) ile tedavi edilen erişkin hastaların işitme ve denge fonksiyonlarının değerlendirilmesi ve bu iki yöntemin etkilerinin karşılaştırılmasıdır. Literatürde, diyaliz hastalarının çeşitli metabolik, elektrolit ve vasküler nedenlerle işitme kaybı yaşayabileceği bildirilmektedir. Ancak HD ve PD uygulamalarının işitsel sistem üzerindeki etkilerini doğrudan karşılaştıran çalışma sayısı sınırlı olup, özellikle vestibüler fonksiyonlara dair veriler oldukça yetersizdir. Bu bağlamda, çalışmamızın bu alandaki boşluğu doldurarak literatüre katkı sağlaması amaçlanmaktadır. Araştırmaya, 18-50 yaş aralığında olup haftanın üç günü düzenli olarak HD veya PD tedavisi gören 30 KBH hastası ile yaş ve cinsiyet açısından benzer özellikler taşıyan 15 sağlıklı birey olmak üzere toplam 45 katılımcı dahil edilmiştir. Tüm katılımcılara saf ses odyometri, timpanometri, klinik otoakustik emisyon (OAE), kova testi ve video baş impuls testi (vHIT) uygulanmıştır. İşitsel ve vestibüler sistem fonksiyonları, bu testlerden elde edilen veriler doğrultusunda karşılaştırmalı olarak analiz edilmiştir. Çalışma sonucunda, diyaliz türleri arasında hem işitme hem de denge fonksiyonları açısından anlamlı farklılıklar saptanmamıştır. OAE verileri değerlendirildiğinde, dış tüylü hücre hasarının hemodiyaliz grubu ve periton diyaliz grubu ile kontrol grubu arasında anlamlı düzeyde farklılık gösterdiği belirlenmiştir (p = 0,032). Özellikle HD grubunda sağ kulak timpanometrik basınç değerlerinde anlamlı bir fark tespit edilmiştir (p = 0,032). Ayrıca, açık (overt) sakkad sıklığı açısından anlamlı bir artış gözlenmiştir (p <0,05). Vestibüler değerlendirme sonuçları, HD ve PD gruplarının denge fonksiyonlarına verdikleri yanıtların (iki grup kıyaslandığında) farklılık göstermediğini ortaya koymuştur. Elde edilen veriler, bu alanda daha geniş örneklemli, uzun süreli ve çok merkezli çalışmalara ihtiyaç duyulduğunu göstermektedir
Çocuklarda Duygu Düzenleme Becerileri ve Ebeveyn Değerlendirmelerinin İlişkisi
Günümüz ebeveyn duygu düzenleme becerilerinin, çocukların duygu düzenleme becerilerine etkisi incelendiğinde okulöncesi dönemde yoğunlaştığı görülmektedir. Oysa ilk okula başlayan çocukların daha sonraki hayatlarında hem akademik olarak hem de sosyal etkileşim becerileri olarak başarılı bir yol izleyebilmeleri için duygu düzenleme becerilerinin (DDB) geliştirilmesi önemlidir. Bu sebeple ergenlik öncesi yaş gruplarındaki DDB’nin, ergenlik ve sonraki dönemler için önleme çalışmaları planlanarak yaygın etki gerçekleştirilebilecektir. Bu bağlamda araştırmanın amacı, 8-12 yaş aralığındaki çocukların kendi değerlendirmelerine göre DDB düzeyleri ile ebeveynlerin değerlendirmelerine göre DDB arasındaki ilişkiyi incelemektir. Araştırmanın örneklemi 8-12 yaş aralığında çocuğa sahip 205 ebeveyn ile 8-12 yaş aralığında 205 çocuktan oluşmaktadır. Araştırmanın örneklemine kolayda örnekleme yöntemi ile ulaşılması hedeflenmektedir. Veri toplama aracı olarak Kişisel Bilgi Formu, Anne-Baba Duygu Düzenleme Ölçeği ve Çocuklar için Duygu Düzenleme Ölçeği Çocuk Formu ve Yetişkin Formu, kullanılmıştır. Araştırmada ulaşılan sonuçlara göre; çocukların kendi DDB değerlendirmelerine göre, %31.2’si düşük, %41.0’i orta %27.8’i yüksek DDB’ye sahiptir. Ebeveynlerin çocuklarının DDB’ni değerlendirmelerine göre ise %28.3’ü düşük, %46.8’i orta ve %24.9’u yüksek düzeyde çocuklarının DDB’ne sahip olduğunu belirtmişlerdir. DDB’nin değerlendirilmesi, ebeveynler ve çocuklar açısından cinsiyet değişkeni bakımından anlamlı farklılaşma gösterirken, diğer tüm alt başlıklar olan kardeş sayısı, doğum sırası, anne ve baba eğitim düzeyi, anne çalışma durumu ve anne- baba birlikte yaşama durumuna göre anlamlı farklılaşma göstermediği görülmüştür. Duygu düzenleme değerlendirmelerinde çocukların kendini değerlendirme sonuçları ile ebeveynlerin çocuklarını değerlendirmeleri arasında pozitif yönde anlamlı ilişki bulunmuştur. Ebeveynlerin DDB düzeylerinin cinsiyete göre anlamlı bir farklılık gösterdiği, yaşa ve eğitim düzeyine göre anlamlı farklılık göstermediği görülmüştür. Gruplara ilişkin ortalamalar incelendiğinde anlamlı farklılaşmanın anneler lehine olduğu görülmüştür