AXSIS - Akademik ve Açık Erişim Bilgi Sistemi (Univ. KTO Karatay)
Not a member yet
5260 research outputs found
Sort by
Dilsel Nezaket Mi, Kültürel Baskı Mı? Çince ve Türkçede Cinsellik Temalı Örtmece Sözlerin Kullanımı
Gündelik yaşamda sözlü ya da yazılı iletişim sürecinde bireyler, çeşitli nedenlerle ifade güçlüğü yaşayabilmektedir. Bu güçlük, kimi zaman konuşmacının dile getirmekte zorlandığı, kimi zaman da dinleyicinin duymaktan rahatsızlık duyduğu konularda belirginleşmektedir. Cinsellik, cinsel ilişki ve cinsel organlara ilişkin ifadeler, çoğu toplumda olduğu gibi Çin toplumunda da hassas kabul edilen ve doğrudan dile getirilmesi uygun görülmeyen temalar arasında yer almaktadır. Bu bağlamda örtmece sözler hem toplumsal normlara uyumu hem de iletişimde nezaketi sağlamak amacıyla kullanılan önemli bir dil stratejisi olarak karşımıza çıkmaktadır.Bu çalışma, Çincede cinsellik, cinsel ilişki ve cinsel organ temalı örtmece sözleri dilbilimsel ve kültürel bir perspektiften incelemeyi amaçlamaktadır. Araştırmada, örtmece sözlerin anlamsal özellikleri betimsel analiz yöntemi kullanılarak değerlendirilmiştir. Ayrıca, Türkçedeki benzer örtmece kullanımlarıyla kısa bir karşılaştırma yapılarak iki farklı dildeki ahlaki ve kültürel yansımalar ortaya konulmaya çalışılmıştır. Elde edilen bulgular, cinsellik temalı örtmece sözlerin hem Çincede hem de Türkçede yaygın biçimde kullanıldığını, bu yaygınlığın her iki kültürde de ahlaki ve toplumsal değerlere verilen önemin bir sonucu olarak ortaya çıktığını göstermektedir. Araştırmanın kapsamı, birincil kaynak olarak Çince örtmece sözlere ilişkin sözlüklerde yer alan ifadelerle sınırlandırılmış olup, kullanılan kaynaklar çalışmanın giriş bölümünde ayrıntılı olarak tanıtılmıştır.In daily life, individuals may experience difficulties in verbal or written communication for various reasons. Such difficulties often become apparent in situations where the speaker feels uncomfortable expressing certain ideas, or where the listener may find the topic disturbing. Expressions related to sexuality, sexual intercourse and sexual organs are among the most sensitive topics, not only in Chinese society but also in many other cultures, and are generally considered inappropriate to mention directly. In this context, euphemisms emerge as an important linguistic strategy used both to conform to social norms and to maintain politeness in communication.This study aims to examine Chinese euphemisms related to sexuality, sexual intercourse and sexual organs from both linguistic and cultural perspectives. The semantic features of these euphemisms were analyzed using a descriptive analysis method. In addition, by briefly comparing similar euphemistic expressions in Turkish, the study sought to reveal the moral and cultural reflections present in both languages. The findings indicate that euphemisms concerning sexuality are widely used in both Chinese and Turkish, and that this prevalence stems from the importance attached to moral and social values in both cultures. The scope of the research is limited to expressions found in Chinese euphemism dictionaries as primary sources, which are introduced in detail in the introduction section
Testing the Relationship Between Turnovers and Economic Confidence Variables with Fractional Frequency Fourier ADF and Granger Causality Test: the Case of Türkiye 2009:01–2023:05
This study aims to determine the causality relationship between economic confidence and sectoral turnover increases in Turkey. The sectors to be analysed in the study are industry, construction, trade and service sectors and the relationship between sectoral turnovers and economic confidence will be evaluated for the period 2009:01-2023:05. In the study, Augmented Dickey Fuller Unit Root Test and Fourier Granger Causality Test were applied. When the causality test results are analysed, it is seen that the relationship between variables differs on sector basis. In this context, while there is no causality relationship between the turnover of the construction sector and economic confidence, there is a relationship with the turnover of other sectors. The outputs obtained in this context will serve as a source for analysing which sector-specific policy arrangements should be made to increase economic confidence.Bu çalışma, Türkiye'de ekonomik güven ile sektörel ciro artışları arasındaki nedensellik ilişkisini belirlemeyi amaçlamaktadır. Çalışmada analiz edilecek sektörler sanayi, inşaat, ticaret ve hizmet sektörleri olup, sektörel cirolar ile ekonomik güven arasındaki ilişki 2009:01-2023:05 dönemi için değerlendirilecektir. Çalışmada Augmented Dickey Fuller Birim Kök Testi ve Fourier Granger Nedensellik Testi uygulanmıştır. Nedensellik testi sonuçları incelendiğinde değişkenler arasındaki ilişkinin sektör bazında farklılaştığı görülmektedir. Bu kapsamda inşaat sektörü cirosu ile ekonomik güven arasında herhangi bir nedensellik ilişkisi bulunmazken, diğer sektörlerin ciroları ile ilişki bulunmaktadır. Bu kapsamda elde edilen çıktılar, ekonomik güvenin artırılması için hangi sektöre özgü politika düzenlemelerinin yapılması gerektiğinin analiz edilmesine kaynak teşkil edecektir
Meslek Eğitiminde Ahilik ve Uygulaması
Hayat, maddesi ve manasıyla bir bütündür. 13. asırda Türkiye Selçuklu Devleti döneminde Anadolu’da tatbik edilen Ahilik bu anlayışı benimsemiş ve hayata geçirmiştir. İnsanı sosyal bir varlık olarak kabul eden Ahilik anlayışında “Bir elin nesi var iki elin sesi var” darb-ı meseli/özdeyişi hayatın akışını tayin eder. Yamak-çırak-kalfa ve usta hiyerarşisi ahilikte sadece meslek edinmenin temel kriteri değil aynı zamanda insanî ve İslamî iklimde sorumlu insan yetiştirme hassasiyetini mümkün kılar. Bu yönüyle Ahilik; bir taraftan “sanat altın bileziktir” ata sözünü hayata geçirip yük olmayı değil yük almayı idealize ederken diğer taraftan ruhen beslendiği fütüvvet anlayışıyla, sosyal bünyeye eşyaya teslim olmayan fertler kazandırır. “Hiçbir sanat ve meslek kitaptan öğrenilmez. Mutlaka ustadan öğrenilir. Kaşık tutmak ve yoğurt yemek bile anne terbiyesiyle mümkündür” diyen Ahi Evran, bu ifadesiyle asırlar önce, uygulayarak öğrenmenin önemine dikkat çekmiştir. “Faydasız bilgi sinede yüktür” diyerek bilginin pratize edilmesiyle rantabl olacağına işaret eden yine Ahi Evran’dır. Eshab-ı Kiram’dan Muaz b. Cebel’in nasırlı elini tutup “Bu eli cehennem yakmaz” diyerek çalışmayı, üretmeyi teşvik ve tebcil eden sevgili peygamberimizden ruhen beslenen Ahilik, dünya tarihinde 13. asırda Kayseri’de meslek teşekküllerini bir araya getirerek dünyada ilk sanayi sitesini kuran bir sistemdir. Memnuniyetle ifade etmeliyiz ki, ülkemizin (Türkiye) orta öğrenim seviyesinde eğitim/tedris yapan okullarımızın bazılarında Ahilik sistemi teorik de olsa kısmen uygulanmaya başlanmıştır. Bu çerçevede olmak üzere ülkemizde (Türkiye) yükseköğretimde ilk defa KTO Karatay Üniversitesinde Ahilik dersi seçmeli ders olarak bütün öğrencilere verilmektedir. Temennimiz bu uygulamanın yaygınlaşmasıdır. Yukarıda prensiplerinden bir kısmını ifade ettiğimiz Ahilik sistemi, İstanbul Teknik Üniversitesi Meslekî ve Teknik Anadolu Lisesi’nde “Eğitimde Ahilik ve Takım Çalışmaları” başlıklı projeyle deneme çalışması başlatmıştır. Bu proje ile; okulumuzdaki öğrencilerin takım ruhunu benimsemeleri, fizikî ortamda bir araya gelerek sinerji oluşturmaları, özgüven sahibi olmaları, paylaşarak kazanmanın hazzını yaşamaları hedeflenmiştir. Meslek edinme sürecinde uygulamaya koyduğumuz takım ruhunun oluşmasında sadece öğrencilerin fiziken bir araya gelmesiyle iktifa edilmemiş ayrıca muayyen sektörlerden gönüllü temsilciler, üniversiteli öğrenciler projemiz kapsamına dahil edilmişlerdir. Uygulamakta olduğumuz bu projemizle öğrencilerimiz, Ahiliğin temel prensiplerinden “akıl ve ahlak ile çalışıp bizi geçen bizdendir” anlayışını hayata geçirerek ülkemiz ekonomisine katma değer yapmalarını beklemekteyiz. Devam etmekte olan bu projemiz hakkında, yaptığımız anketlerden anlaşıldığına göre gerek öğrencilerimiz ve gerekse firma temsilcilerimiz ümit verici değerlendirmeler yapmışlardır. Projemizle şu kazanımları temin etmeyi hedeflemekteyiz; Pratik düşünme, Çözüm üretme kabiliyetinin artması, Dünya standartlarına uygun alt yapı, Tesanüt/dayanışma, Beden dilini kullanarak öğrenme, Hızlı olgunlaşma/tekâmül, İhtiyaçlara göre çözüm geliştirme, Başarıyı paylaşma, Egosunu dizginleme. Şikâyet yerine proje üretme
Jeotermal Enerji ve Kalina Çevrim Tabanlı Entegre Sistemde Yeşil Hidrojen ve Amonyak, Tatlı Su ve Sıcak Su Üretiminin İncelenmesi
Bu çalışmada jeotermal enerji ve Kalina çevrim tabanlı multi-üretim sisteminin enerji, ekserji, ekonomik ve çevresel performansı analiz edilmiştir. Kalina, sıcak su üretim ünitesi, proton değişim membran elektrolizör, amonyak reaktörü ve ters ozmoz ünitesinden oluşan entegre sistem ele alınmıştır. Bu kapsamda hidrojen, amonyak, tatlı su ve sıcak su üretimleri incelenmiştir. Jeotermal kaynak giriş sıcaklığı, jeotermal kaynak çıkış sıcaklığı, Kalina türbin giriş basıncı, Kalina soğuk su giriş sıcaklığı, jeotermal kaynak debisi ve Kalina türbin izantropik veriminin sistem performansı üstündeki etkisi tespit edilmiştir. Ekonomik analiz olarak paranın zaman değerini ortaya koyan dinamik geri ödeme süresi ve net bugünkü değer incelenmiştir. Çevresel analizde ise net sıfır emisyon hedefleri doğrultusunda tamamen yenilebilir enerjiden üretilen yeşil hidrojen ve yeşil amonyağın geleneksel yöntemlerle üretilmelerine kıyasla kurtardığı karbon dioksit ve buna bağlı olarak kazanılan karbon tutarı incelenmiştir. Parametrik analiz sonuçları multi-üretim sistemlerinin performanslarıyla ilgili çıkarım yapılması noktasında enerji ve ekserji analizinin yanı sıra ekonomik ve çevresel analizlerinin de yapılması gerektiğini göstermiştir
İki Farklı Düzeyde Isıl İşlem Uygulanmış Ahşap Özelliklerinin Karşılaştırmalı Deneysel Olarak İncelenmesi
Bu çalışmada, sapsız meşe (Quercus petraea L.), Anadolu kestanesi (Castenea sativa), toros sediri (Cedrus libani), Sarıçam (Pinus silvestris) odunlarından elde edilen taslak parçalara 175°C ve 205°C ısıl işlem uygulanmış ve bunlardan geliştirilen deney örneklerine TS ISO 13061, TS ISO 13061-1, TS EN 4084 standartlarına göre fiziksel özelliklerden yoğunluk, rutubet, su emme, ağırlık kaybı ve boyutsal kararlılık değişimleri belirlenmiştir. Deneysel süreçte, her ahşap türünden elde edilen örnekler kontrol, 175 °C ve 205 °C işlem gruplarına ayrılmıştır. Literatürde İğne yapraklı ağaçlarda genellikle 170–190 °C, geniş yapraklı ağaçlarda ise 200–220 °C sıcaklık aralıklarının ısıl işlem aralıkları olduğu rapor edilmektedir. Bu noktadan hareketle, 175 °C iğne yapraklı türlerde ısıl işlem etkisi yaratarak hücre bileşenlerinde değişime neden olurken; 205 °C, geniş yapraklı türlerde yapısal bozunumların başladığı eşiği temsil etmektedir. Böylece her iki sıcaklık düzeyi, türler arasındaki tepki farklılıklarını ortaya koymak için sınır değerler olarak 175 °C ve 205 °C seçilmiştir.Isıl işlem süreci; kurutma, ön ısıtma, sabit sıcaklıkta ısıl işlem ve kontrollü soğutma aşamalarından oluşmuştur.Isıl işlem sırasında su buharı püskürtülerek yanma riski azaltılmış ve iç gerilme kontrol altına alınmıştır. Her iki düzeydeki sıcaklık derecesinde ve ısıl işlem uygulamasında; 175 °C lik süreçte Sarıçam ve sedirin kimyasal yapısında normal ısıl değişim oluşurken, meşe ve Anadolu kestanesi’nde ısıl işlem etkisi meydana gelip gelmediğine, 205 °C lik süreçte ise meşe ve Anaolu kestanesi’nin kimyasal yapısında normal ısıl değişim oluşurken, daha yüksek sıcaklıkta ısıl işleme maruz kalmış Sarıçam ve sedirde nasıl bir değişimin meydana geldiğinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Çalışmanın özgün yönü, iğne yapraklı ve yayvan yapraklı türlerin aynı işlem kabininde eş zamanlı olarak değerlendirilmesi ve bu türler arasında ısıl işlem etkisinin karşılaştırılmasıdır. Aynı kabinde hem 175°C sıcaklıktaki hem de 205°C sıcaklıktaki ısıl işlem görmüş iğne yapraklı ve yayvan yapraklı ahşap örneklerin deneylerinden elde edilen fiziksel özellik verilerinden yoğunluk , rutubet, su emme oranı, ağırlık kaybı, boyutsal kararlılık değişimlerinin birbirleri ile çok yakın olduğu, her iki ahşap türüne iki sıcaklığın ortalaması sıcaklıkta bir kabinde birlikte ısıl işlem uygulanabileceği böylece, hem iki ahşap türünde birbirine çok daha yakın ısıl işlem etkisi elde edilebileceği hem de önemli miktarda enerji tasarrufu sağlanabileceği belirlenmiştir.Ahşabın higroskopisi azaltılarak nem alış-veriş kabiliyetinin sönümlenmesi, boyutsal kararlılığın sağlanması, fiziksel özellik değişimlerinin azaltılması ile ahşabın fiziksel performansını artırmak ve sürdürülebilir yapı malzemesi olarak kullanımını yaygınlaştırmak adına ısıl işlemin tercih edilebilir bir yöntem oluşunu ortaya koymaktadır.Elde edilen sonuçlar, yapı ve tasarım endüstrisinde doğal malzeme kullanımının sürdürülebilirliği açısından önemli veriler sunmakta; enerji verimliliğiyle birlikte çevresel etkiyi azaltma hedeflerine katkı sağlamaktadır.Isıl işlem görmüş ahşap malzemenin daha düşük nem içeriği, daha yüksek boyutsal stabilite ve estetik görünüm gibi avantajları, hem iç hem de dış mekân uygulamalarında mimaride doğal malzeme kullanımını teşvik etmektedir. Özellikle iç mekân tasarımlarında boyutsal kararlılığı yüksek ve görsel olarak zengin yüzeyler sunan ahşaplar, kullanıcı konforunu ve mekânsal kaliteyi artırmaktadır.Dış mekân uygulamalarında ise suya karşı dirençli ve formunu koruyan ahşaplar, peyzaj elemanlarında uzun ömürlü çözümler sunmaktadır
Deniz İş Kanunu’nda Yıllık Ücretli İzin: Anayasa Mahkemesi’nin İptal Kararı Kapsamında Bir Değerlendirme
Gemi adamlarının yıllık ücretli iznine ilişkin düzenlemeler 854 sayılı Deniz İş Kanunu(DİK) m.40’da yer alır. Hükme göre, gemi adamının yıllık ücretli izin hakkına sahip olabilmesi için, aynı işyerinde veya aynı işveren emrinde en az altı ay çalışmış olması gerekir. İş ilişkisinin taraflarının iş sözleşmesi veya toplu iş sözleşmesiyle bu süreyi daha kısa olarak kararlaştırmaları mümkündür. DİK m.40/2’de gemi adamlarının yıllık ücretli izin süreleri altı aydan bir yıla kadar hizmeti olan gemi adamlarının izin süresi yılda onbeş günden, bir yıl veya daha fazla olanlar için yıldan bir aydan az olamayacaktır.
Yıllık ücretli izin hakkı, dinlenme hakkı kapsamında anayasal güvence altındadır. Gemi adamı bu hakkını kullanmaktan vazgeçemeyeceği gibi işverenin de gemi adamının yıllık ücretli izin kullanmasını engellemesi mümkün değildir. Gemi adamının kullanmadığı yıllık ücretli izninin ücrete dönüşmesi için iş sözleşmesinin sona ermesi gerekir. Ancak DİK‘na göre yıllık ücretli iznin ücrete dönüşmesi iş sözleşmesini sona erdiren her durumda mümkün olmamaktadır. İş sözleşmesi sona eren ve kullanılmayan yıllık ücretli izni bulunan gemi adamının izninin ücrete dönüşebilmesi için iş sözleşmesi Kanun’da öngörülen sebeplerden biri ile sona ermelidir. DİK m.40/7’ye göre iş sözleşmesi, DİK’nun m.14/2., 3. ve 4. fıkrasında yer alan hallerden biriyle sonlanmalıdır. Diğer bir deyişle m.14/1’e göre iş sözleşmesinin işveren tarafından haklı nedenle feshedilmesi halinde işçinin kullanmadığı yıllık ücretli izni varsa bu izin ücrete dönüşmeyecektir.
Anayasa Mahkemesi 2022/154 Esas, 2024/33 Karar sayılı kararı ile DİK m.40/7’yi Anayasa’nın dinlenme hakkını düzenleyen 50. maddesine aykırı olduğu gerekçesiyle iptal etmiş, iptal kararının doğacak hukuksal boşluğun kamu yararını ihlal edeceği düşüncesiyle kararın RG’de yayınlanmasından başlayarak altı ay sonra yürürlüğe gireceğini belirtmiştir. Böylece iptal kararı, 14.09.2024 tarihinde yürürlüğe girerek ilgili hüküm mülga olmuştur.
İş ilişkisini konu alan gerek 4857 sayılı İşK gerekse 6098 sayılı TBK ve 5953 sayılı BİK’na göre iş sözleşmesinin herhangi bir sebeple sona ermesi durumunda işçinin yıllık ücretli izni, iş sözleşmesinin m.14/1’deki işveren tarafından haklı nedenle sona erme halleri hariç olmak üzere ücrete dönüşmektedir. Eşitlik ilkesine aykırı olan bu uygulama, gemi adamlarını yıllık ücretli izin ücretinden mahrum bırakmaktadır. Diğer iş kanunlarına tabi olan işçilere nazaran yıllık ücretli izne ilişkin düzenlemeleri daha ağır şartlar içermesi nedeniyle DİK m.40/7’nin iptal edilmesi isabetlidir. İptal kararı sonrasında DİK’nda iş sözleşmesini sona erdiren hangi hallerde yıllık ücretli iznin ücrete dönüşeceği konusu belirsizdir. İptal kararının yürürlüğe girmesine kadar, hükümdeki boşluğu dolduracak bir düzenleme yapılmamıştır.
Mevcut durumda kanun boşluğu TBK hükümleri ile doldurulmalıdır. TBK m.425/3’e göre, iş sözleşmesinin sona erdiği her durumda yıllık ücretli izin ücrete dönüşür. İptal kararı sonrasında DİK’na tabi olan işçiler de iş sözleşmelerinin hangi şekilde sona erdiği dikkate alınmaksızın iş sözleşmesinin sona erdirdiği her durumda kullanamadıkları yıllık ücretli iznin ücrete dönüşmesi mümkün olabilecektir. Ayrıca deniz işkolunda yapılmış en yeni sözleşme olan ve denizcilik sektörüne ilişkin asgari normları içeren Denizcilik Çalışma Sözleşmesi 2006(MLC 2006)’nın onay sürecinin tamamlanarak deniz iş mevzuatının sözleşme hükümlerine uygun şekilde yenide ele alınması isabetli olacaktır
Analysis of Promotion Practices in Human Resources Management from Parties’ Perspective in the Context of Judicial Decisions
Human resources management focuses on the “human” factor, which is the most important element of organizations; it is a comprehensive management field that exceeds beyond the traditional understanding of personnel management and is of strategic significance for the organization. The field of human resources includes many functions such as wages, careers, recruitment, and dismissal, and one of these functions is promotion policy. Promotion is directly related not only to the career dreams of the employees, but also to the organizational side and the employer side, such as organizational justice, organizational cynicism and efficiency. For the employee, promotion refers to career advancement and individual success in a narrow sense, while in a broad sense, it refers to a process that includes status, wages, social rights and employee motivation. Therefore, it is a prominent application which may affect the motivation and psychology of the employee. From the employer's point of view, it has intersection with the performance appraisal policy, which is closely related to the promotion policy, and therefore with the employer's “management right” and “principle of equality” practices, and the relationship of these areas with the promotion policy is examined in the study. Promotion from the point of view of the organization has adherence to areas such as organizational justice, organizational commitment and organizational cynicism, and ultimately with organizational efficiency. Promotion is a human resources function that ultimately sets an example for the satisfaction of the expectations of other employees and therefore the sense of justice among employees, as it is a practice that plays a role in the realization of the goals of the organization, affects organizational behavior and strengthens the legitimacy of management policies. In the study, promotion has been considered as a process and analyzed by generating a multifaceted perspective with its legal, social and psychological dimensions for the parties. The study also aims to generate an interdisciplinary perspective in terms of normative and empirical aspects and to contribute to literature by embodying the areas intersecting with the promotion practice of judicial decisions. While evaluating the employer's obligations on the subject in terms of legal and ethical dimensions, it is stated in the study which rights can be claimed for the employee.İnsan kaynakları yönetimi, örgütlerin en önemli unsuru olan “insan” faktörüne odaklanan; geleneksel personel yönetimi anlayışının ötesine geçen ve örgüt için stratejik öneme sahip kapsamlı bir yönetim alanıdır. İnsan kaynakları alanı ücret, kariyer, işe alım, işten çıkarma gibi birçok işlevi içermektedir ve bu işlevlerden biri terfi politikasıdır. Terfi, yalnızca çalışanların kariyer hayalleri ile değil aynı zamanda örgütsel adalet, örgütsel sinizm ve verimlilik gibi örgüt tarafıyla ve işveren tarafıyla doğrudan ilişkilidir. Çalışan açısından terfi dar anlamda kariyer ilerlemesi, bireysel başarıyı ifade ederken geniş anlamda statü, ücret, sosyal hak ve çalışan motivasyonun kapsayan bir süreci ifade etmektedir. Dolayısıyla çalışanının motivasyonuna ve psikolojisine tesir edebilecek önemli bir uygulamadır. İşveren açısından terfi politikasıyla yakından ilişkili performans değerleme politikası ve dolayısıyla işverenin “yönetim hakkı” ve “eşitlik ilkesi” uygulamalarıyla kesişmektedir bu alanların terfi politikasıyla ilişkisi çalışmada incelenmiştir. Örgüt açısından terfinin, örgütsel adalet, örgütsel bağlılık ve örgütsel sinizm gibi alanlarla ve nihai olarak örgütsel verimlilik ile olan ilişkisi bulunmaktadır. Terfi, aynı zamanda örgütün hedeflerinin gerçekleştirmesinde rol oynayan, örgütsel davranışı etkileyen ve yönetim politikalarının meşruiyetini de sağlamlaştıran bir uygulama olması sebebiyle nihai olarak diğer çalışanların beklentilerine dolayısıyla çalışanlar arasında adalet duygusunu tatmine örnek teşkil eden bir insan kaynakları fonksiyonudur. Çalışmada terfi bir süreç olarak ele alınmış taraflar açısından hukuki, sosyal ve psikolojik boyutuyla çok yönlü bakış açısı oluşturularak analiz edilmiştir. Çalışma aynı zamanda normatif ve ampirik yönden disiplinlerarası bir bakış açısı kurmak ve yargı kararlarının terfi uygulamasıyla kesişen alanları somutlaştırarak literatüre katkı sağlamayı amaçlamaktadır. İşverenin konuyla ilgili yükümlülüklerini hukuki ve etik boyutuyla değerlendirirken çalışan açısından hangi hakların talep edilebileceği çalışmada belirtilmiştir
Aile Yılında Bekârlığın Görünümünü Anlamak
Bu çalışma aile yılında bekârlığın anlamı ve görünümüne odaklanmaktadır. Çalışmanın amacı, bekârlığın temel nedenlerini açığa çıkarmaktır. Ailenin önemini vurgulamak amacıyla 2025 yılının “Aile Yılı” ilan edilmesiyle aile kurumunun gözden kaçırılan aktörü olarak bekârların görünümünün nasıl olduğu araştırmanın çıkış noktasıdır. Günümüzde evlenme yaşının ilerlemesi bekârların bakış açılarına ihtiyaç duyulduğunu göstermektedir. Araştırma bekârların yaşam dünyası keşfedilmeye çalışıldığı için nitel araştırma yöntemine göre dizayn edilmiştir. Fenomenolojik desenin benimsendiği bu araştırmada amaçlı örneklem ve kartopu örnekleme seçiminde bulunulmuştur. 9 kadın 9 erkek olmak üzere toplamda 18 katılımcıyla yarı yapılandırılmış soru formu aracılığıyla derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Görüşmelerden elde edilen veri seti MAXQDA Analytics Pro 2024 programıyla içerik analizine tabii tutulmuş ve dört temaya ulaşılmıştır. Bunlar; bekârlığın keşfedilmesi, bekârlığın görünümü, bekârlara yönelik tutum ve bakış açısı, ailenin geleceğine dair tespit ve öneriler şeklindedir. Söz konusu dört tema, bekârlığı deneyimleyen kişilerin bekârlığa atfettikleri anlamı, bekârlığın nasıl göründüğünü ve toplumdaki algılanma biçimini ortaya koymaktadır. Sonuç olarak bekârlık fenomeni aile değerlerinin değişim süreciyle açıklanabilir. Bekârlığın görünümünde kültürel ve dini değerlerin belirleyiciliğinin azaldığı, sosyoekonomik faktörlerin etkilerinin ve bireyselleşmenin arttığı saptanmıştır.his study focuses on the meaning and outlook of singleness in the family year. The study aims to reveal the root causes of singleness. With 2025 declared the \"Year of the Family\" to emphasize its importance, the starting point of the research is how singles are viewed as the overlooked actors of the family institution. The increasing age of marriage today demonstrates the need to find out the perspectives of single people. The research was designed according to the qualitative research method as it attempted to explore the lifeworld of singles. In this study, a phenomenological design was adopted, and purposive sampling and snowball sampling were selected. In-depth interviews were conducted with a total of 18 participants, 9 female and 9 male, using a semi-structured questionnaire. The data set obtained from the interviews was subjected to content analysis with the Maxqda Analytics Pro 2024 program and four themes were reached. These are: discovery of singleness, outlook of singleness, attitude and perspective towards singles, determinations and suggestions about the future of the family. These four themes reveal the meaning that people who experience singleness attribute to singleness, how singleness appears and how it is perceived in society. Consequently, the phenomenon of singlehood can be attributed to a shift in family values. It has been observed that the influence of cultural and religious values on the perception of singlehood has diminished, while the impact of socio-economic factors and individualisation has increased
Perceptual User Interaction in Building Design with Fractal Value Analysis
Design methods inspired by natural elements are frequently found in architectural applications. In this context; various concepts such as golden ratio, fibonacci sequence, biomimesis and fractal structures come to the fore. Fractal geometry is related to the patterns that exist in nature and it is observed that it has been used consciously or unconsciously in architectural throughout history. This study seeks to examine the spatial perception of the use of fractal geometry in architecture on users. Among the types of buildings analysed, 'residential buildings', which are expected to contain a large number of functions together and where users spend the most time, were selected as examples. The analysed buildings are divided into two categories as fractal and euclidean according to their geometric forms and spatial mobility. Fractal buildings include the Art Nouveau pioneer Antoni Gaudí's 'Casa Milà, Casa Batlló, Casa Vicens', while the euclidean group includes the modernist architect Mies van der Rohe's 'Fransworth House, Turgendhot Villa, Lemke House'. The fractal values of the buildings were determined through the Fraclac plug-in of the Image-J programme. The research sample comprises 100 students from KTO Karatay University Architecture and Interior Architecture. Demographic information was collected by questionnaire method and semantic difference scale was used to compare the building groups. Data were analysed with SPSS software and descriptive statistics and various analyses were made. It has been determined that the effects of building groups with high fractal value on users show significant differences according to gender and education factors. In line with the statistical results obtained, suggestions for the use of fractal geometry in architectural design have been developed.Doğal unsurlardan ilham alınarak oluşturulmuş tasarım yöntemleri, mimari uygulamalarda sıkça yer bulmaktadır. Bu bağlamda; altın oran, fibonacci dizisi, biyomimesis ve fraktal yapılar gibi çeşitli kavramlar öne çıkmaktadır. Fraktal geometri, doğada var olan örüntülerle ilişkilidir ve tarihsel süreçte bilinçli ya da bilinçsiz biçimde mimari tasarımda kullanıldığı gözlemlenmektedir. Çalışma, mimaride fraktal geometri kullanımının kullanıcılar üzerindeki mekânsal algısını incelemeyi amaçlamaktadır. İncelenen yapı türleri arasında, çok sayıda işlevi bir arada bulundurması beklenen ve kullanıcıların en fazla vakit geçirdiği 'konut yapıları' örnek olarak seçilmiştir. İncelenen yapılar, geometrik formları ve mekân hareketliliğine göre fraktal ve euclid olmak üzere iki kategoriye ayrılmıştır. Fraktal yapılar arasında Art Nouveau'nun önde gelen isimlerinden Antoni Gaudí’nin ‘Casa Milà, Casa Batlló, Casa Vicens’ yapıları bulunurken, euclid grupta ise modernist mimar Mies van der Rohe’un ‘Fransworth Evi, Turgendhot Villası, Lemke Evi’ yer almaktadır. Yapıların fraktal değerleri, Image-J programının Fraclac eklentisi aracılığıyla belirlenmiştir. Araştırmanın örneklemi, KTO Karatay Üniversitesi Mimarlık ve İç Mimarlık öğrencisi 100 kişiden oluşmaktadır. Anket yöntemiyle demografik bilgiler toplanmış ve yapı gruplarının karşılaştırılması için anlamsal farklılık ölçeği kullanılmıştır. SPSS programı ile veriler analiz edilmiş ve tanımlayıcı istatistikler ile çeşitli analizler yapılmıştır. Fraktal değeri yüksek yapı gruplarının kullanıcılar üzerindeki etkilerinin, cinsiyet ve eğitim faktörlerine göre anlamlı farklılıklar gösterdiği belirlenmiştir. Elde edilen istatistiksel sonuçlar doğrultusunda, fraktal geometrinin mimari tasarımda kullanımına ilişkin öneriler geliştirilmiştir
First Measurement of Ds1(1+)(2536)+ and Ds2 (2+)(2573)+ Production in Proton-Proton Collisions at √S=13 TeV at the LHC
The production yields of the orbitally excited charm-strange mesons (Formula presented) and (Formula presented) were measured for the first time in proton-proton (pp) collisions at a center-of-mass energy of (Formula presented) with the ALICE experiment at the LHC. The (Formula presented) and (Formula presented) mesons were measured at midrapidity ((Formula presented)) in minimum-bias and high-multiplicity pp collisions in the transverse-momentum interval (Formula presented). Their production yields relative to the (Formula presented) ground-state yield were found to be compatible between minimum-bias and high-multiplicity collisions, as well as with previous measurements in (Formula presented) and (Formula presented) collisions. The measured (Formula presented) and (Formula presented) yield ratios are described by statistical hadronization models and can be used to tune the parameters governing the production of excited charm-strange hadrons in Monte Carlo generators, such as pythia 8. © 2025 CERN, for the ALICE Collaboration