AXSIS - Akademik ve Açık Erişim Bilgi Sistemi (Univ. KTO Karatay)
Not a member yet
    5260 research outputs found

    7-9 Yaş İlkokul Dönemindekı Çocukların Okumaya Yönelık Tutumlarına Dijital Ebeveynlik Davranışlarının ve Ebeveyn Yemek Zamanı Davranışlarının Etkisi

    No full text
    Bu araştırma, 7–9 yaş ilkokul dönemindeki çocukların okumaya yönelik tutumlarına dijital ebeveynlik davranışları ve ebeveyn yemek zamanı davranışlarının etkisini incelemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Çalışmada nicel araştırma yöntemlerinden ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı ilkokullarda gerekli kurumsal izinlerin alınmasının ardından, araştırmaya katılan çocuklar ve ebeveynleri ile veri toplama süreci yürütülmüştür. Veri toplama araçları olarak Kişisel Bilgi Formu, Okumaya Yönelik Tutum Ölçeği, Dijital Ebeveynlik Ölçeği ve Ebeveyn Yemek Zamanı Davranışları Ölçeği kullanılmıştır. Gruplar arasındaki farklılıkları belirlemek için bağımsız örneklemler için t-testi ve tek yönlü ANOVA uygulanmış; değişkenler arası ilişkileri incelemek üzere Pearson korelasyon katsayıları hesaplanmıştır. Tüm analizlerde anlamlılık düzeyi p < .05 olarak kabul edilmiştir. Araştırmada çocukların okumaya yönelik genel tutumlarının olumlu düzeyde olduğu görülmüştür. Okumadan Zevk Alma alt boyutunda puanlar çocukların okumayı keyifli bir etkinlik olarak değerlendirdiklerini göstermiştir. Okumadan Zevk Alma puanlarının yaş grupları arasında anlamlı farklılık gösterdiği ve kız çocuklarında erkek çocuklarına kıyasla daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Dijital Ebeveynlik Ölçeği’nin Dijital Medyanın Etkili Kullanımını Onaylama alt boyutunun puanları, ebeveynlerin dijital medyayı bilinçli ve eğitsel amaçlı kullanımı genel olarak benimsediğini göstermiştir. Cinsiyete ve yaş gruplarına göre bu puanlarda anlamlı farklılık görülmemiştir. Ebeveyn yemek zamanı davranışlarına ilişkin puanlar, kız çocukların ebeveynlerinde, erkek çocukların ebeveynlerine göre anlamlı biçimde daha yüksektir. Çocukların teknoloji kullanım sıklığı arttıkça ebeveynlerin dijital medyayı etkili kullanımı daha fazla onayladığı belirlenmiştir. Okumadan Zevk Alma ve Akademik Okuma arasında yüksek düzeyde pozitif ilişki saptanmıştır. Teknolojik araç kullanımına ilişkin bulgular ise çocukların büyük çoğunluğunun akıllı telefon kullandığını göstermektedir. Bu sonuçlar, dijital ebeveynlik pratiklerinin ve aile içi ritüellerin, ilkokul dönemindeki çocukların okuma tutumlarıyla anlamlı ilişkiler taşıdığını ortaya koymaktadır

    Kişilik Özelliklerinin Sosyal Hizmet Mesleğine Uygunluk Üzerindeki Etkisinin İncelenmesi

    No full text
    Bu çalışma, sosyal hizmet öğrencilerinin kişilik özellikleri ile mesleki uygunlukları arasındaki ilişkiyi incelemektedir. Kişilik değerlendirmesi, Beş Faktör Kişilik Modeli (duygusal denge, dışadönüklük, deneyime açıklık, sorumluluk, uyumluluk) ve Karanlık Üçlü (narsisizm, makyavelizm, psikopati) temelinde gerçekleştirilmiştir. Mesleki uygunluk ise etik değerler, toplumsal duyarlılık, uygulama yeterliliği ve kişisel uygunluk boyutlarıyla ölçülmüştür. Nicel araştırma yöntemine dayanan çalışmada, 277 sosyal hizmet öğrencisinden elde edilen veriler regresyon analiziyle değerlendirilmiştir. Bulgulara göre, deneyime açıklık, duygusal denge ve uyumluluk mesleki uygunluk üzerinde pozitif etki yaratırken; psikopati olumsuz yönde etkide bulunmuştur. Literatürün aksine, narsisizmin sosyal hizmet mesleğine uygunluğu pozitif olarak etkilediği tespit edilmiştir. Bu durum narsisizmin bazı durumlarda sosyal kabul ve özsaygı gibi işlevsel çıktılar aracılığıyla mesleki uygunluğu destekleyebileceği şeklinde yorumlanabilir. Öte yandan, dışadönüklük ve makyavelizm ile mesleki uygunluk arasında anlamlı bir ilişki bulunamamıştır. Sonuçlar, sosyal hizmet eğitiminde kişilik özelliklerinin dikkate alınması gerektiğini vurgulamakta ve ileride yapılacak araştırmalarda farklı örneklemler ve aracı değişkenlerin kullanılması gerektiğine işaret etmektedir.This study examines the relationship between personality traits and professional suitability among social work students. Personality assessment was conducted based on the Five-Factor Personality Model (emotional stability, extraversion, openness to experience, conscientiousness, and agreeableness) and the Dark Triad (narcissism, Machiavellianism, and psychopathy). Professional suitability was measured across four dimensions: ethical values, social sensitivity, practical competence, and personal appropriateness. Utilizing a quantitative research method, data collected from 277 social work students were analyzed through regression analysis. Findings indicate that openness to experience, emotional stability, and agreeableness have a positive effect on professional suitability, while psychopathy has a negative impact. Contrary to the existing literature, narcissism was found to have a positive influence on professional suitability in the field of social work. This may suggest that certain narcissistic tendencies could functionally contribute to professional alignment by enhancing social acceptance and self-esteem. On the other hand, no significant relationship was found between extraversion or Machiavellianism and professional suitability. The results underscore the importance of considering personality traits, alongside academic performance, in social work education, and suggest that future research should involve more diverse samples and mediating variables

    Göğüs Röntgeni Görüntülerinden Pnömoni Tespitinde Derin Öğrenme Modelleri ile Vision Transformer Modellerinin Karşılaştırılması

    No full text
    Bu çalışmada, akciğer inflamasyonunun (pnömoni) tespiti amacıyla çeşitli derin öğrenme ve vizyon dönüştürücü modelleri eğitilmiş ve doğruluk (accuracy), kesinlik (precision), duyarlılık (recall) ve F1-skoru gibi performans metrikleri kullanılarak değerlendirilmiştir. Derin öğrenme modelleri arasında AlexNet, GoogleNet, ResNet, özel (custom) bir CNN ve VGG tabanlı özel bir CNN yer almaktadır. Vizyon dönüştürücü modelleri ise BEiT, Swin, MobileViT ve TorchVision ViT_B_16’dır. Elde edilen sonuçlara göre, en yüksek doğruluk %91,35 ile ViT_B_16 modeli tarafından elde edilmiştir. Bu modele ait diğer performans değerleri sırasıyla %91,69 kesinlik, %91,35 duyarlılık ve %91,18 F1-skorudur. Bir sonraki en yüksek performansı gösteren model Swin olup, %89,26 doğruluk, %90,18 kesinlik, %89,26 duyarlılık ve %88,90 F1-skoru elde etmiştir. AlexNet’in performans metrikleri de oldukça yüksek olup, %89,10 doğruluk, %90,59 kesinlik, %89,10 duyarlılık ve %88,63 F1-skoru sağlamıştır. GoogleNet modeli %88,14 doğruluk, %89,76 kesinlik, %88,14 duyarlılık ve %87,59 F1-skoru elde ederken, MobileViT %86,54 doğruluk, %88,76 kesinlik, %86,54 duyarlılık ve %85,75 F1-skoru elde etmiştir. Buna karşılık, önceden eğitilmiş modeller arasında en düşük performansı gösteren model BEiT olmuştur. BEiT modeli %88,62 doğruluk, %90,11 kesinlik, %88,62 duyarlılık ve %88,12 F1-skoru elde etmiştir. Performansı ViT_B_16 ve MobileViT modellerine kıyasla daha düşük olmasına rağmen, yine de özel CNN modellerinden daha iyi sonuçlar vermiştir. Özel mimariler arasında, özel CNN modeli %80,77 doğruluk, %83,34 kesinlik, %80,77 duyarlılık ve %79,20 F1-skoru elde ederken; VGG tabanlı özel CNN modeli %80,45 doğruluk, %83,69 kesinlik, %80,45 duyarlılık ve %78,65 F1-skoru elde etmiştir. Sonuç olarak, TorchVision ViT_B_16 modeli pnömoni tespitinde diğer tüm modelleri geride bırakmış ve doğruluk, kesinlik, duyarlılık ve F1-skoru açısından en yüksek performansı göstermiştir

    Karaman’da Yoksulluk ve Yoksulluk Kültürü

    No full text
    Bu çalışma, yoksulluğun çok boyutlu yapısını ve yoksulluk kültürünün Karaman ili özelindeki görünümlerini ekonomik, sosyal ve kültürel boyutlarıyla incelemeyi amaçlamaktadır. Araştırma, teorik ve uygulamalı olmak üzere iki ana bölümden oluşmaktadır. Teorik bölümde yoksulluk kavramı, tarihsel gelişimi, yoksulluk türleri, Türkiye'de yoksulluğun görünümü ve Oscar Lewis'in yoksulluk kültürü kuramı; kadercilik, anlık tatmin, kuşaklar arası aktarım, sosyal izolasyon ve eğitime ilgisizlik göstergeleriyle ele alınmıştır. Uygulama bölümünde Karaman ilinde nicel araştırma yöntemi kullanılarak toplam 385 hane ile yüz yüze anket uygulaması gerçekleştirilmiştir. Araştırma bulguları, yoksulluğun yalnızca gelir yetersizliği olmadığını, aynı zamanda eğitim, istihdam, barınma, sosyal dışlanma ve yaşam memnuniyeti gibi birçok boyutu içerdiğini ortaya koymuştur. İstatistiksel analizler sonucunda, gelir düzeyi ile eğitim seviyesi, istihdam güvencesi, barınma koşulları, borçlanma durumu ve yaşam memnuniyeti arasında anlamlı ilişkiler tespit edilmiştir. Katılımcıların %59,2'si yoksulluğun kader olmadığına inanmakta ve çaba ile yoksulluktan kurtulmanın mümkün olduğunu düşünmektedir. Yoksul hanelerdeki çocukların yüksek okula devam oranı, ailelerin eğitimi yoksulluktan çıkış yolu olarak gördüğünü göstermiştir. Araştırma, gelir arttıkça sosyal dışlanma hissinin azaldığını, yaşam memnuniyetinin yükseldiğini ve geleceğe dair umutların güçlendiğini ortaya koymuştur. Sonuç olarak, yoksullukla mücadelede eğitim, istihdam, sosyal güvenlik, barınma ve sosyal entegrasyon alanlarında bütüncül politikaların gerekliliği vurgulanmaktadır

    İdiyopatik Ani İşitme Kaybı Olan Bireylerde Tedavi Öncesi ve Sonrası Saf Ses Odyogramı ile Transient Evoked Otoakustik Emisyon Sonuçlarının Değerlendirilmesi: Retrospektif Çalışma

    No full text
    Ġdiyopatik ani iĢitme kaybı (ĠAĠK), etiyolojisi tam olarak aydınlatılamamıĢ, ani baĢlangıçlı ve acil müdahale gerektiren sensörinöral bir iĢitme kaybı türüdür. Klinik seyri ve tedaviye verilen yanıt bireyler arasında farklılık gösterebilmekte olup, tedavi etkinliğinin objektif ve davranımsal ölçümlerle değerlendirilmesi önem taĢımaktadır. Bu çalıĢmanın amacı, ĠAĠK tanısı almıĢ bireylerde tedavi öncesi ve sonrası saf ses odyogram değerleri ile transient evoked otoakustik emisyon (TEOAE) sonuçlarındaki değiĢimi incelemek ve tedaviye bağlı odyolojik iyileĢmeyi ortaya koymaktır. ÇalıĢmaya 18–65 yaĢ aralığında, ĠAĠK tanısı almıĢ toplam 80 birey dahil edilmiĢtir. Katılımcıların tedavi öncesi ve tedavi tamamlandıktan sonraki saf ses odyometri, konuĢma odyometrisi ve TEOAE ölçümleri retrospektif olarak değerlendirilmiĢtir. Verilerin analizinde, dağılım özelliklerine göre eĢleĢtirilmiĢ örneklem t-testi ve Wilcoxon iĢaretli sıralar testi kullanılmıĢtır. Ayrıca saf ses ortalamaları ile konuĢmayı ayırt etme skorları arasındaki iliĢki korelasyon analizi ile incelenmiĢtir. Elde edilen bulgulara göre, tedavi sonrası saf ses odyogram eĢiklerinde istatistiksel olarak anlamlı bir iyileĢme saptanmıĢtır (p<0,05). TEOAE yanıtlarının tedavi sonrasında anlamlı düzeyde arttığı belirlenmiĢ (p<0,05) ve bu durum koklear dıĢ tüylü hücre fonksiyonlarında iyileĢmeye iĢaret etmiĢtir. Saf ses ortalamaları ile konuĢmayı ayırt etme skorları arasında anlamlı bir iliĢki bulunmuĢtur. Sonuç olarak, ĠAĠK tanılı bireylerde uygulanan tedavi sonrasında hem davranımsal hem de objektif odyolojik ölçümlerde anlamlı iyileĢme gözlenmiĢ olup, TEOAE ölçümlerinin tedavi sürecinin izlenmesinde destekleyici bir değerlendirme aracı olarak kullanılabileceği düĢünülmektedir

    The Role of Some Foods and Other Factors on The Attacks In Patients with FMF: A Cross-Sectional Study

    No full text
    ABSTRACT Objective: Familial Mediterranean fever (FMF) is an inflammatory disease inherited in autosomal recessive patterns. This cross-sectional study aimed to elucidate whether some food groups and environmental factors trigger attacks in FMF patients. Material and Methods: This study applied an online questionnaire form to patients between January 2023 and April 2023 through the internet. Just FMF patients were included in the study. A questionnaire was produced by researchers examining food groups in terms of attack stimulation as increasing, decreasing, or not changing. Data analysis was performed with SPSS, version 24. Results: The mean age of 113 patients with FMF was 35,44±15,38, 55.8% of them (n= 63) were female and 44.2% of them were male (n=50). In all food groups, medical drug-used patients with FMF state that the most prominent attacks increasing foods were respectively; Carbonated beverages (61.10%), packaged foods (cake, chocolate, chips) (49.60%), and legumes (38.10%). When medical drug users were examined, there was a relationship between some of the food groups and gender. These groups were milk, oilseeds, acidic fruits, sulfurous vegetables (cabbage, cauliflower, etc.), legumes and carbonated beverages. In terms of age at disease onset, while significance was found cold weather in drug-using patients, yogurt, ayran, kefir and carbonated beverages were significantly related in non-drug users. Conclusions: Diet is the most prominent risk factor for progressing diseases. More detailed, larger sample-sized studies are needed to elucidate the relationship between diet and FMF attacks

    Evli Bireylerde Algılanan Öz Yeterlilik Düzeyinin Belirsizliğe Tahammülsüzlük ve Karar Verme Becerisi Üzerine Etkisi

    No full text
    Bu araştırmada, evlilikte öz yetkinlik, belirsizliğe tahammülsüzlük ve ilişkide karar verme arasındaki ilişkiler incelenmiş; söz konusu değişkenlerin cinsiyet, yaş, evlilik süresi, eğitim ve gelir düzeyi gibi demografik özelliklere göre farklılaşıp farklılaşmadığı değerlendirilmiştir. Çalışmaya, Türkiye’de yaşayan 18-65 yaş aralığındaki 269 evli birey dahil edilmiştir. Veri toplama sürecinde Bilgilendirilmiş Onam Formu, Kişisel Bilgi Formu, Evlilikte Yetkinlik Ölçeği, Belirsizliğe Tahammülsüzlük Ölçeği’nin Türkçe versiyonu ve İlişkide Karar Verme Ölçeği’nin Türkçeye uyarlanmış formu kullanılmıştır. Araştırma nicel araştırma deseninde yürütülmüş; veriler öz-bildirim temelli ölçekler aracılığıyla toplanmış ve analizlerde betimsel istatistikler, korelasyon, grup karşılaştırmaları ile çoklu doğrusal regresyon analizi kullanılmıştır. Elde edilen bulgulara göre, cinsiyet değişkeni açısından yalnızca evlilikte öz yetkinlik düzeylerinde anlamlı bir farklılık bulunmuş; kadın katılımcıların özellikle eşle ilişki boyutunda kendilerini erkeklere kıyasla daha yetkin algıladıkları saptanmıştır. Buna karşın belirsizliğe tahammülsüzlük ve ilişkide karar verme düzeyleri cinsiyete göre anlamlı biçimde farklılaşmamıştır. Yaş ve eğitim düzeyi değişkenlerine göre değişkenlerin genelinde anlamlı bir fark bulunmazken, genç yetişkinlerin eşle ilişki boyutunda daha yüksek öz yetkinlik algısına sahip oldukları belirlenmiştir. Evlilik süresine göre yapılan analizlerde, evliliğin ilk yıllarında eşle ilişkiye yönelik öz yetkinlik düzeyinin daha yüksek olduğu görülmüştür. Gelir düzeyine göre ise yalnızca belirsizliğe tahammülsüzlüğün engelleyici kaygı boyutunda anlamlı bir farklılık saptanmıştır. Regresyon analizi sonuçları, evlilikte öz yetkinliğin ilişkide karar vermenin en güçlü yordayıcısı olduğunu; belirsizliğe tahammülsüzlüğün ileri yönelimli kaygı boyutunun ise bu sürece sınırlı fakat anlamlı bir katkı sunduğunu göstermektedir. Bulgular, evlilik ilişkilerinde karar verme süreçlerinin büyük ölçüde bireylerin ilişkisel yetkinlik algıları ve belirsizlikle başa çıkma biçimleriyle şekillendiğini ortaya koymaktadır

    Sinema Sektöründe İş Kazalarının Görünmeyen Yüzü

    No full text
    Bu çalışma, iş sağlığı ve güvenliği alanında genellikle teknik ve mevzuat odaklı ele alınan iş kazaları ve meslek hastalıklarını, sinemasal temsiller üzerinden inceleyerek konuya eleştirel ve disiplinler arası bir bakış açısı kazandırmayı amaçlamaktadır. Sinema, toplumsal gerçekliği yansıtma ve yeniden üretme gücü sayesinde, çalışma yaşamında görünmez hâle gelen riskleri, ihmal edilen güvenlik önlemlerini ve yapısal sorunları görünür kılabilen önemli bir anlatı alanı sunmaktadır. Bu bağlamda çalışmada, iş kazalarının yalnızca bireysel hatalarla açıklanamayacağı; örgütsel, yönetsel ve sistemsel faktörlerin belirleyici rol oynadığı varsayımından hareket edilmiştir. Araştırmada nitel araştırma yaklaşımı benimsenmiş ve içerik analizi yöntemi kullanılmıştır. Çalışma kapsamında The Machinist, Diyet, Maden ve Deepwater Horizon gibi farklı sektörleri konu edinen, ancak iş sağlığı ve güvenliği açısından benzer risk örüntüleri barındıran filmler analiz edilmiştir. Filmler; iş kazalarının nedenleri, kazaların türleri, sonuçları ve iş sağlığı ve güvenliği riskleri başlıkları altında değerlendirilmiştir. Psikososyal riskler, üretim baskısı, denetim eksikliği ve risk analizinin ihmal edilmesi gibi unsurlar sinemasal anlatılar üzerinden ele alınmıştır. Ayrıca, filmlerde yer alan çalışma ortamları ve sahneler birebir izlenerek iş sağlığı ve güvenliği açısından risk değerlendirmesi yapılmış; set ortamı, üretim süreçleri ve çalışanların maruz kaldığı tehlikeler sistematik biçimde analiz edilmiştir. Bu kapsamda tehlikeler belirlenmiş, riskler sınıflandırılmış ve filmlerde sunulan çalışma koşulları üzerinden değerlendirmeler gerçekleştirilmiştir. Elde edilen bulgular, incelenen filmlerde iş kazalarının bireysel ihmallerden ziyade yapısal ve örgütsel sorunların sonucu olarak sunulduğunu göstermektedir. Sonuç olarak bu çalışma, sinemasal temsillerin iş sağlığı ve güvenliği alanına eleştirel ve tamamlayıcı bir katkı sunduğunu ortaya koymaktadır

    Uluslararası Ticarette Lojistik Yönetimi İşlemlerinde Blokzincir Teknolojisinin Kullanımına Yönelik Hazırlık ve Olgunluk Düzeyi: Bir Model Önerisi

    No full text
    Lojistik, yalnızca ürünün bir noktadan diğerine taşınması değil, aynı zamanda siparişin alınmasıyla başlayan ve nihai ürünün tüketiciye ulaşmasına kadar devam eden çok boyutlu bir süreçtir. Lojistik yönetiminin temel amacı, tüm bu süreçlerin en yüksek verimlilikle, minimum maliyetle ve sorunsuz bir şekilde entegre edilmesini sağlamaktır. Günümüzde hızla gelişen dijitalleşme ve teknolojik yenilikler, lojistiğin yeniden tanımlanmasına katkıda bulunmakta; bu bağlamda blokzincir teknolojisi öne çıkan bir çözüm olarak dikkat çekmektedir. Blokzincir, başlangıçta kriptografi temelli bir güvenlik teknolojisi olarak ortaya çıkmış, sonrasında özellikle finansal işlemler alanında yoğun bir şekilde kullanılmaya başlanmıştır. Ancak zaman içinde bu teknoloji; şeffaflık, güvenilirlik ve izlenebilirlik gibi sağladığı avantajlar sayesinde farklı sektörlerde de uygulama alanı bulmuştur. Tedarik zinciri ve lojistik, bu sektörlerin başında gelmektedir. Özellikle küresel firmalar tarafından yürütülen pilot projeler ve ortak çalışmalar, blokzincirin lojistik süreçlere sağladığı katkıları gözler önüne sermektedir. Bu tez kapsamında, öncelikle lojistik ve blokzincir kavramlarının teorik temelleri ele alınmış, ardından blokzincirin tedarik zinciri ve lojistik alanında nasıl kullanıldığına yönelik literatür taraması yapılmıştır. Çalışmada ayrıca, blokzincirin farklı endüstrilerdeki uygulamalarına da yer verilerek, teknolojinin çeşitlenen kullanım alanları ortaya konmuştur. Tezin ana kısmında ise, lojistik odaklı canlı bir blokzincir projesi incelenmiş ve bu proje üzerinden bir modelleme çalışması gerçekleştirilmiştir. Uygulama kısmında söz konusu projenin aşamaları detaylı olarak açıklanmış, modelleme kısmında ise projenin ekonomik, sosyal ve çevresel etkileri değerlendirilmiştir. Bu amaçla yürütülen anket çalışması, blokzincir kullanımının lojistik yönetimi üzerindeki etkilerini ölçmeye yönelik olarak tasarlanmıştır. Bulgulara bakıldığında blokzincirinin lojistik yönetimine ekonomik boyutta anlaşılma, uygulama ve gelişim potansiyelinin en fazla, çevresel boyutta ise en az olduğu görülmektedir. Ayrıca blokzincirinin anlaşılma skoru yüksek çıksa da uygulama skoru oldukça düşük bulunmuştur. Ek olarak, çalışmanın duyarlılık analizi de incelenmiş ve anket sonuçları tutarlı bulunmuştur. Bu sonuçlar, blokzincir teknolojisinin lojistik alanında önemli bir potansiyele sahip olduğunu, ancak gelişim sürecinin hâlen devam ettiğini göstermektedir. Sonuç olarak, blokzincir teknolojisinin lojistik yönetiminde tam anlamıyla benimsenebilmesi için hukuksal altyapıların güçlendirilmesi ve teknik uygulamaların daha olgun bir seviyeye ulaşması gerekmektedir. Yine de teknolojik gelişmelerin hızlanmasıyla birlikte blokzincirin lojistik süreçlerdeki olumlu etkilerinin artacağı, mevcut sınırlılıkların ise zamanla ortadan kaldırılabileceği öngörülmektedir. Bu bağlamda, çalışma hem literatüre katkı sunmakta hem de gelecekteki akademik ve pratik araştırmalar için bir temel oluşturmaktadır

    Düzenli Mesaide Çalışan Bireyler İle Düzensiz ve Vardiyalı-Nöbet Usülü Çalışan Bireylerin Evlilik Doyumundaki Farklılıkların Karşılaştırmalı Olarak

    No full text
    Bu araştırmada düzenli mesaide çalışan bireyler ile nöbet usulü ve vardiyalı-düzensiz mesaide çalışan bireylerin evlilik doyumundaki farklılıklarının saptanması hedeflenmiştir. Çalışmaya dair ilgili kavramsal tarama yapılarak evlilik, evlilik doyumu ve etkileyen faktörler, çalışma stilleri, çalışma stillerinin bireyler üzerine etkileri, ilişki ve bağlanma stilleri hakkında detaylı bilgiler anlaşılabilir bir şekilde açıklanmıştır. Ayrıca benzer çalışmalar araştırılmış; nöbet usulü ve vardiyalı-düzensiz mesai ile çalışan bireylerle yapılan çalışmaların çoğunlukla sağlık alanında ve hemşireler ile yapıldığı görülmüştür. Bireylerin çalışma stillerinin evlilik doyumuna etkisinin olup olmadığı incelendiği bu araştırmada; çalışmanın grubunu Türkiye genelinde araştırmaya gönüllü katılan, farklı iş alanlarında çalışan evli bireyler oluşturmaktadır. 266’sı (%67.7) kadın, 127’si (%32.3) erkek olmak üzere toplam 393 katılımcı vardır. Veri toplama aracı olarak online anket yöntemi kullanılıp, katılımcılardan 15 sorudan oluşan Sosyodemografik Bilgi Formu ve CANEL (2004) tarafından geliştirilen 101 sorudan oluşan Evlilik Doyum Ölçeğini doldurmaları istenmiştir. Alt ölçekler içinde İlişki Mutluluğu, Çatışma, Yakınlık, Öfke, Ebeveynlik Anlayışı soruları yer almaktadır. Sosyodemografik Bilgi Formunda ise katılımcıların cinsiyeti, yaşı, aylık geliri, eğitim durumu, çalışma stili, çalışma hayatındaki süre gibi sorular yer almaktadır. Toplanan veriler arasında ilişkisel tarama yöntemi kullanılmış ve toplanan veriler IBM SPSS Statistics 26.0 paket programı ile taranmıştır. Araştırma içinde frekans analizi, aritmetik ortalama, standart sapma değerleri hesaplanmış ayrıca çarpıklık (skewness), baskınlık(kurtosis), katsayılarına bakılmıştır. Analizlere geçilmeden önce uç değerler kontrol edilmiş ve uç değer olarak belirlenen 3 kişiye ait veriler analize eklenmemiştir. İki kategorili bağımsız değişkenlere göre ölçek puanlarının karşılaştırılmasında Bağımsız Örneklem t-Testi kullanılmıştır. İkiden fazla kategoriye sahip bağımsız değişkenlere (Yaş, Gelir Düzeyi, Evlilik Süresi) göre ölçek puanlarının karşılaştırılmasında Tek Yönlü Varyans Analizi (One-Way ANOVA) kullanılmıştır. ANOVA sonucunda gruplar arasında anlamlı bir farklılık bulunması durumunda, farkın hangi gruplar arasında olduğunu belirlemek amacıyla Post-Hoc testi olarak Tukey testi uygulanmıştır. Bu kapsamda EDÖ ve alt boyutlarına ait puan ortalamaları, standart sapma değerleri ile normallik varsayımına ilişkin katsayılar incelenmiş ve bütün değişkenlerin normal dağılım varsayımını karşıladığını göstermektedir. Çalışma stillerine göre EDÖ ve alt boyutları incelendiğinde uygulanan t-testi sonuçları gruplar arasında anlamlı bir farklılık olduğunu gösterirken, alt boyutlardan Öfke ve Ebeveynlik anlayışı açısından anlamlı bir farklılık olmadığını göstermektedir. Evlilik doyumu ve alt boyutları cinsiyet değişkeni açısından incelendiğinde ise erkek ve kadınlar arasında anlamlı bir farklılık olmadığı görülmüştür. Ebeveynlik Anlayışının cinsiyet değişkeni açısından değerlendirilmesinde ise erkeklerin ebeveynlik konusundaki doyumlarının kadınlara oranla daha yüksek olduğu görülmüştür. Yaş aralığına göre EDÖ ve alt boyutları incelendiğinde ise EDÖ Toplam Puan, Evlilik Uyumu ve Eşin Ailesiyle vi İletişim boyutunda yaş grupları arasında anlamlı bir farklılık saptanmıştır. Eğitim düzeyi açısından incelendiğinde ise EDÖ Genel Toplam, Evlilik Uyumu, Eşin Ailesiyle İletişim, Ebeveynlik Anlayışı ve Ekonomik Anlayış açısından anlamlı bir farklılık saptanamazken, Öfke alt boyutu açısından eğitim düzeyine göre anlamlı bir farklılaşma saptanmıştır. Evlilik süresi grupları arasında ise EDÖ Genel Toplam ve Evlilik Boyutu açısından istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık saptanmıştır fakat, Öfke, Eşin Ailesiyle İletişim, Ekonomik Anlayış ve Ebeveynlik Anlayışı alt boyutlarında evlilik süresine göre anlamlı bir farklılaşma bulunmamıştır. Ortalama gelir düzeyine göre yapılan incelemede EDÖ Genel Toplam, Evlilik Uyumu, Eşin Ailesiyle İletişim, Ekonomik Anlayış ve Ebeveynlik Anlayışı boyutlarında gelir düzeyine göre istatistiksel olarak anlamlı bir farklılaşma saptanmamıştır. Buna karşın, Öfke alt boyutunda gelir düzeyine göre anlamlı bir farklılaşma bulunmuştur

    786

    full texts

    5,260

    metadata records
    Updated in last 30 days.
    AXSIS - Akademik ve Açık Erişim Bilgi Sistemi (Univ. KTO Karatay)
    Access Repository Dashboard
    Do you manage Open Research Online? Become a CORE Member to access insider analytics, issue reports and manage access to outputs from your repository in the CORE Repository Dashboard! 👇