Amasya University Institutional Repository
Not a member yet
2000 research outputs found
Sort by
Investigation of the role of teachers and perceptions of teaching practices in online learning environments and their tpack levels
Bu çalışmanın amacı; Türkiye geneli K-12 düzeyinde görev alan öğretmenlerin çevrimiçi eğitmen rolleri ile çevrimiçi öğretim uygulamalarına yönelik algılarını ve Teknolojik Pedagojik Alan Bilgisi (TPAB) düzeylerini ortaya koymaktır. Ayrıca öğretmenlerin TPAB düzeyi ve çevrimiçi eğitmen rol algıları arasındaki ilişkinin araştırılması amaçlanmıştır. İlişkisel tarama yöntemi kullanılarak yapılan araştırmada örneklem grubu Türkiye geneli Millî Eğitim Bakanlığına bağlı resmi ve özel eğitim kurumlarında çalışan öğretmenler olarak belirlenmiştir. Örneklem grubu belirlenirken uygun örneklem kullanılmıştır. Araştırmaya çeşitli branşlardan toplamda 576 öğretmen katılırken bunların 338'i erkek, 238'i ise kadındır. Araştırma verileri 2020-2021 eğitim öğretim yılında gönüllülük esasına göre çevrimiçi form üzerinden çevrimiçi ortamda toplanmıştır. Veri toplama aracı olarak "Çevrimiçi Eğitmenlerin Çevrimiçi Öğretime Karşı Algı ve Uygulamaları" ölçeği ile "Teknolojik Pedagojik Alan Bilgisi" ölçeği kullanılmıştır. "Çevrimiçi Eğitmenlerin Çevrimiçi Öğretime Karşı Algı ve Uygulamaları" ölçeği dörtlü likert tipinde olup öğretim tasarımı, öğrenmeyi kolaylaştırma, öğrenme değerlendirmesi, teknoloji kullanımı, uygulama yönetimi, içerik uzmanlığı ve araştırma & geliştirme olmak üzere toplamda 40 madde ve yedi boyuttan oluşmakta iken; "Teknolojik Pedagojik Alan Bilgisi" ölçeği ise dörtlü likert tipinde olup teknoloji bilgisi, alan bilgisi, pedagojik bilgi, pedagojik alan bilgisi, teknolojik pedagojik bilgi, teknolojik alan bilgisi, teknolojik pedagojik alan bilgisi olmak üzere toplamda 37 madde ve yedi boyuttan oluşmaktadır. Araştırma kapsamında toplamda altı alt probleme cevap aranmıştır. Araştırma verilerinden elde edilen bulgulara göre öğretmenlerin çevrimiçi eğitmen rolleri ve çevrimiçi öğretim uygulamalarına yönelik algıları genel olarak yüksek çıkmıştır. Öğretmenlerin çevrimiçi eğitmen rollerine yönelik algılarında kendilerini en çok yeterli gördükleri alanların içerik uzmanlığı ve öğretim tasarımı olduğu; en çok yetersiz gördükleri alanın ise teknoloji kullanımı olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Öğretmenlerin çevrimiçi eğitmen rolleri ve çevrimiçi öğretim uygulamalarına yönelik algılarının; cinsiyetlerine, çalıştıkları kurum türüne (ilkokul, ortaokul, lise, diğer), branşlarına (okulöncesi, sınıf, branş ve meslek dersleri) göre farklılık göstermediği sonucuna ulaşılırken, öğrenim durumu değişkenine (lisanüstü mezunları lehine), mesleki tecrübe değişkenine ve çalıştıkları kurumun bağlı olduğu yerleşim yeri (il, ilçe, köy-kasaba) değişkenine göre ise anlamlı olarak farklılaştığı sonucuna ulaşılmıştır. Öğretmenlerin TPAB düzeyleri genel olarak yüksek çıkarken, TPAB bileşenlerinden kendilerini en çok yeterli gördükleri alanların içerik bilgisi ve pedagojik içerik bilgisi olduğu; en çok yetersiz oldukları alanların ise teknoloji bilgisi ve teknolojik pedagojik bilgi olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Öğretmenlerin TBAP düzeyleri demografik bazı değişkenler açısından incelendiğinde; cinsiyet, çalıştıkları kurum türü (ilkokul, ortaokul, lise, diğer), branş (okulöncesi, sınıf, branş ve meslek dersleri), mesleki tecrübe, çalıştıkları kurumun bağlı olduğu yerleşim yerine (il, ilçe, köykasaba) göre anlamlı olarak farklılaşmazken öğrenim durumlarına (lisans, lisansüstü) göre ise anlamlı fark ortaya çıktığı görülmüştür. Ayrıca öğretmenlerin TPAB düzeyi ile çevrimiçi eğitmen rolleri ve çevrimiçi öğretim uygulamalarına yönelik algıları arasında pozitif yönlü olumlu düzeyde ilişki olduğu tespit edilmiştir. Bunun yanında öğretmenlerin TPAB düzeyinin çevrimiçi eğitmen rolleri ve çevrimiçi öğretim uygulamalarına yönelik algılarını yüksek düzeyde yordadığı sonucuna ulaşılmıştır. Bu araştırmanın sonucunda, öğretmenlerin TPAB düzeyleri ile çevrimiçi bir öğrenme ortamındaki rol algılarının genel olarak yüksek olduğu anlaşılmıştır. Öğretmenler hem çevrimiçi eğitmen rolleri hem de TPAB alt boyutlarında ders içeriği ile ilgili görevlerde kendilerini yeterli olarak görürlerken teknoloji bilgisi ve kullanımı boyutlarında kendilerini yetersiz olarak algılamaktadır. Ayrıca öğretmenlerin TPAB düzeyinin çevrimiçi eğitmen rol algılarını yüksek düzeyde etkilediği ve büyük oranda çevrimiçi eğitmen rol algılarını açıkladığı sonucuna ulaşılmıştır. Elde edilen sonuçlardan hareketle öğretmenlerin çevrimiçi öğrenme ortamlarında teknoloji bilgisi ve teknoloji kullanımı konusunda desteğe ihtiyaçlarının olduğu anlaşılmaktadır.The aim of this study is to reveal the perceptions of teachers taking part, in K-12 level throught Turkiye, regarding their online roles and teaching practices and their Technological Pedagogical Content Knowledge (TPACK) levels. Furthermore, it was aimed to investigate the relationship between teachers' TPACK level and online instructor role perceptions. In the research conducted using the correleational survey method, the sample group was determined as teachers serving at public and private educational institutions affiliated to the Ministry of National Education throughout Turkiye. Appropriate sample was used while determining the sample group. In total, 576 teachers from various branches participated in the research. 338 of them were male and 238 were female. The research data were collected online through online form on a voluntary basis in the 2020-2021 academic year. Perceptions and Practices of Online Educators Towards Online Teaching and Technological Pedagogical Content Knowledge scales were used as the data collection tools. While the scale of "Online Educator's Perceptions and Practices Towards Online Teaching" is a four -point likert type, it consists of a total of 40 items and seven factors: instructional design, facilitating learning, learning assesment, technology usage, practice method content expertise, and research & development; The "TPACK" scale, on the other hand, is a four-point likert type and consists of a total of 37 items and seven factors; technology knowledge, content knowledge, pedagogical knowledge, pedagogical content knowledge, technological pedagogical knowledge, technological content knowledge and technological pedagogical content knowledge. Within the scope of the research, answers were searched for six sub-problems in total. According to the findings obtained from the research data, teachers' perceptions of online educators roles and online teaching practices were generally high. Content expertise and instructional design are the areas in which teachers see themselves most competent in their perceptions of online trainer roles; it has been concluded that the area they deem the most inadequate is the use of technology. It was concluded that there was no difference according to their gender, the type of institution they work in (primary school, secondary school, high school, other), branches (preschool, class, branch and vocational courses). On the other hand, it was concluded that it has differentiated significantly in terms of the variable of educational status (undergraduate, graduate), the variable of professional experience and the place of residence (province, district, village-town) to which the institution they work for. While the teachers' TPACK levels are generally high, the areas in which they consider themselves most adequate among TPACK components are content knowledge and pedagogical content knowledge; it has been concluded that the areas in which they are most inadequate are technology knowledge and technological pedagogical knowledge. When TPACK levels of teachers are examined in terms of same demographic variables; gender, the type of institution they work at (primary school, secondary school, high school, other), branch (preschool, classroom, branch and vocational courses), professional experience the location of the institution they work at (province, district, village-town) it has been understood that it has not differentiated significantly. It was seen that there was significant difference according to their status (undergraduate, graduate). Furthermore, it has been determined that there is a positive correlation between teachers' TPACK levels and their perceptions of online educator roles and online teaching practices. Additionally, it was concluded that teachers' TPACK levels predict their perceptions of online educators roles and online teaching practices at a high level. As a result of this research, it is understood that teachers' TPACK levels and role perceptions in an online learning environment were generally high. While teachers see themselves as adequate in tasks related to course content in both online educator roles and TPACK sub-dimensions, they perceive themselves as inadequate in terms of technology knowledge and usage. Furthermore, it has been concluded that teachers' TPACK levels affect their online trainer role perceptions at a high level and largely explain their online educator role perceptions. Based on the results obtained it is seen that teachers need support in terms of technology knowledge and use of technology in online learning environments
Investigation of tele-health service, a strategic innovation in the covid-19 pandemic with SWOT analysis
Değişen çevre koşullarına uyum sağlayabilmek örgütlerin sürdürülebilirliği için son derece önemlidir. Bu noktada geleceği öngörerek stratejik kararlar alabilmek gerekir. Özellikle Covid-19 pandemisi sürecinde bu gereklilik tüm sektörler için daha da net olarak anlaşılmıştır. Sağlık sektöründe ise pandemiye bağlı olarak getirilen kısıtlamalar nedeniyle sağlık hizmetlerine erişim sorunları yaşanmıştır. Bu sorunların üstesinden gelebilmek için stratejik bir kararla telekomünikasyon teknolojilerinden yararlanma yoluna gidilmiştir. Bu araştırma ile Covid-19 pandemisi sürecinde telekomünikasyon teknolojilerine dayalı hizmetlerden oluşan tele-sağlık hizmetleri değerlendirilerek bu hizmetlerin geliştirilmesi için stratejiler oluşturulması amaçlanmıştır. Araştırma verileri nitel araştırma yöntemlerinden yarı yapılandırılmış görüşme yöntemi ile toplanmıştır. Araştırma kapsamında 14 aile hekimine ulaşılmış olup bu aile hekimlerinden elde edilen veriler değerlendirilmiştir. Araştırmada aile hekimlerinin Covid-19 pandemisi sürecinde kullanmak durumunda kaldıkları tele-sağlık hizmetlerine ilişkin görüşleri SWOT Analizi tekniği ile analiz edilmiş. Analiz sonucunda tele-sağlık hizmetlerinin gelişmesinin önündeki engeller ve riskler belirlenerek ortadan kaldırılmasına ilişkin stratejiler geliştirilmiştir. Ayrıca araştırmaya katılan aile hekimlerinin görüşleri bağlamında tele-sağlığın birçok güçlü yönünün ve tele-sağlığın gelişimine destek sağlayacak fırsatların bulunduğu belirlenmiştir. Diğer taraftan ülkemizde kullanımının yaygınlaştırılması planlanan tele-sağlığın geliştirilmesi gereken zayıf yönlerinin ve gelişimini olumsuz etkileyen ya da etkileme potansiyeli bulunan tehditlerin söz konusu olduğu saptanmıştır.Being able to adapt to changing environmental conditions is extremely important for the sustainability of organizations. At this point, it is necessary to make strategic decisions by foreseeing the future. Especially during the Covid-19 pandemic process, this requirement has been understood more clearly for all sectors. In the health sector, there were problems in accessing health services due to the restrictions imposed due to the pandemic. In order to overcome these problems, a strategic decision was made to benefit from telecommunication technologies. With this research, it is aimed to create strategies for the development of these services by evaluating tele-health services consisting of services based on telecommunication technologies during the Covid-19 pandemic process. Research data were collected by semi-structured interview method, one of the qualitative research methods. Within the scope of the research, 14 family physicians were reached and the data obtained from these family physicians were evaluated. In the study, the views of family physicians on tele-health services that they had to use during the Covid-19 pandemic were analyzed with the SWOT Analysis technique. As a result of the analysis, the obstacles and risks in front of the development of tele-health services were determined and strategies for their elimination were developed. In addition, it has been determined that there are many strengths of tele-health and opportunities to support the development of tele-health in the context of the views of family physicians participating in the research. On the other hand, it has been determined that tele-health, which is planned to be used in our country, has weaknesses that need to be developed and threats that negatively affect or have the potential to affect its development
GRAMMATİCAL AND REGIONAL ANALYSIS OF PLACE NAMES FORMED BY COLOR NAMES OF AMASYA PROVINCE AND ITS DISTRICTS
Toponim veya Türkçe karşılığı olan yer adı, her türlü coğrafya unsurunun adlandırılması anlamını taşımaktadır. Başta dilbilim ve coğrafya bilimi olmak üzere çeşitli bilim dallarının araştırma konusu içerisine giren toponimler, insan ve coğrafya etkileşimini iki yönlü olarak ortaya koymaktadır. Bu sebeple insanın doğaya etkisi ve doğanın da insan üzerindeki etkisinin bir göstergesi konumunda olan toponimler, bu konuda önemli bilgiler vermektedir. Toponimi, kültür değerlerinin coğrafi mekândaki en görünür unsurlarından biridir. Aynı zamanda o yerin yalnızca coğrafi konumunu değil, nasıl bir kültüre sahip olduğu hakkında da bilgiler verebilmektedir. Bununla beraber toponimi, yer aldığı toplumun sosyo-kültürel değerlerini ve geçmişine dair bilgilerini de yansıtmaktadır. Bu sebeple yer adları üzerine yapılan her inceleme yadsınamayacak ölçüde değerlidir. Çünkü yer adları araştırması yapılan bir coğrafyanın, yalnızca coğrafi adlandırmaları hakkındaki bilgiye değil aynı zamanda o coğrafi bölgenin bünyesinde barınan milli ve kültürel değerler hakkındaki bilgiye de şahit olunmaktadır. Bu çalışmada Amasya ilinin merkez ve ilçelerinde bulunan renk adlarıyla meydana gelmiş yer adlarının gramatikal ve bölgesel incelemesi yapılmıştır. Çalışma esnasında Amasya ilinin ve ilçelerinin yer adbilimine kaynak olacak ölçüde materyale sahip olduğu görülmüştür. Yapılan bu çalışmayla asıl gayemiz toponimi yani yer adbilimine katkı sağlamaktır.Toponym, often known as place names as the Turkish, refers to the naming all kinds of geographical elements. Toponyms, which are included in the research subjects of various sciences, especially linguistics and geography, reveal the interaction of humans and geography in two ways. For this reason, toponyms, which are an indicator of the effect of man on nature and the effect of nature on man, reveal significant clues as to this subject. Toponymy is one of the most visible elements of cultural values in geographical space. Further, it can imply not only where that place is, but also what kind of culture it has. Moreover, the toponymy also reflects the socio-cultural values and knowledge of the past of the society in which it is located. Therefore, each type of research on place names is undeniably valuable. We witness not only the geographical naming of the geography, where place names are researched, but also the national and spiritual elements. In this research, the place names, which are formed with the color names in the center and districts of Amasya province, were analyzed by grammatical and regional classification. During the research, we observed that the province of Amasya and all the districts of the city have enough material to be a source for onomastics. Our ultimate goal through this research is to contribute to the topic of toponymy within the framework of the science of place names
Etkinlik Temelli Öğrenme Üzerine Yayınlanan Ulusal Araştırmaların İncelenmesi
Etkinlik temelli öğrenme, öğrencilerin yeni bir bilgiyle karşılaştığında, o bilgiyi tanımak ve yorumlamak için önceki bilgilerinden ve öğrenme kurallarından yararlanarak onu yeniden anlamlandırmaktır. Son yıllarda etkinlik temelli araştırmaların sayısı giderek artmaktadır. Bu araştırmada 2006 ve 2021 yılları arasında etkinlik temelli öğrenmeye yönelik yapılan tez, makale ve bildiri çalışmalarının bazı ölçütlere göre incelenmesi amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda araştırma, nitel araştırma yöntemlerinden doküman inceleme kullanılarak yürütülmüştür. Araştırmada dokümanlara ulaşmada YÖK Akademik Arama ve YÖK Tez Merkezi’nden yararlanılmıştır. Gerçekleştirilen tarama sonucunda, tez, makale ve bildiri olmak üzere toplam 134 bilimsel araştırmaya ulaşılmıştır. Elde edilen veriler betimsel analiz ile çözümlenmiştir. Araştırma sonucunda, incelenen araştırmaların yarıdan fazlasının nicel araştırma yaklaşımına uygun olarak hazırlandığı ortaya çıkmıştır. Bu araştırmalarda ise çoğunlukla yarı deneysel yöntem kullanılmıştır. Ayrıca, araştırmalarda daha çok ortaokul düzeyindeki öğrenci gruplarının tercih edildiği ve eğitim bilimleri ile temel eğitim alanlarında yürütüldüğü belirlenmiştir. Araştırmada varılan sonuçlar bağlamında etkinlik temelli öğrenme üzerine çalışmalar yapacak olan araştırmacılara gerekli öneriler sunulmuştur
İbrahim, Tahsin- Karaberzat, Mine (2022), KUZEY MAKEDONYA’DA TÜRKÇE EĞİTİMİN DURUMU VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ. 112 Gostivar: Branko Gapo, ISBN: 978-608-66368-2-1
İbrahim, Tahsin- Karaberzat, Mine (2022), KUZEY MAKEDONYA’DA TÜRKÇE EĞİTİMİN DURUMU VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ. 112 Gostivar: Branko Gapo, ISBN: 978-608-66368-2-
Various application of Riordan matrices
Bu çalışmada, Riordan grup tanımı yardımıyla bazı özel sayı dizilerinin Riordan gösterimleri bulunmuştur. Bulunan bu Riordan gösterimleri yardımıyla bazı eşitlikler elde edilmiştir. Bu sayı dizilerine Riordan Grubun Temel Teoremi uygulanarak bazı formüllere ulaşılmıştır. Son olarak bu sayı dizileri yardımıyla tanımlanan dizilerin klasik satır toplamı, alterne satır toplamı ve ağırlıklı satır toplamları bulunmuşturIn this study, Riordan representations of some special number sequences are acquired using the definition of Riordan group. By these representations, some identities have been obtained. New equations are handled by applying the Fundamental Theorem of the Riordan arrays to these number sequences. Finally, the total row sum, alternating row sum and weighted row sum of the sequences defined with the help of these number sequences were obtained
Determination of illness perception and social relationships of geriatric individuals with TYPE 2 diabetes mellitus
Bu çalışma, Tip 2 Diabetes Mellituslu geriatrik bireylerin hastalık algısı ve sosyal ağ ilişkilerini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Tanımlayıcı ve analitik tipteki bu araştırma, Mart-Aralık 2021 tarihleri arasında, bir hastanenin dahiliye polikliniğine ve evde bakım birimine başvuran, 107 Tip 2 Diabetes Mellituslu geriatrik bireyle yürütülmüştür. Araştırmada veriler, Hasta Tanıtım Formu, Hastalık Algısı Ölçeği ve Lubben Sosyal Ağ Ölçeği-6 kullanılarak toplanmıştır. Tip 2 Diabetes Mellituslu geriatrik bireylerin %66,4'ü kadın, %58,9'u evli, %39,3'ü ilkokul mezunu olup, yaş ortalaması 73,09±6,89 olarak belirlenmiştir. Çalışmaya katılan bireylerin %57,9'u yalnızca yılda bir kez kontrole gittiği, hastalık sürelerinin ortalama 15,07±8,56 yıl olduğu, %42,1'inin birinci derece akrabasında diyabet öyküsü olduğu, %62,6'sında diyabet komplikasyonu geliştiği belirlenmiştir. Tip 2 Diabetes Mellituslu bireylerin cinsiyet, medeni durum, yaş, öğrenim ve gelir durumu, ailede diyabet öyküsü varlığı, komplikasyon gelişme durumu, kullanılan tedavi ve ilaçların düzenli kullanımı gibi faktörleri hastalık algısında anlamlı fark oluşturmuştur (p<0,05). Sosyal ağ ilişkilerinde ise; medeni durum, yaş ve öğrenim durumunun anlamlı fark oluşturduğu belirlenmiştir (p<0,05). Lubben sosyal ağ ölçeği ile hastalık algısı ölçeği alt boyutları arasında negatif yönlü anlamlı bir ilişki saptanmıştır (p<0,05). Yaş, medeni durum ve öğrenim durumunun hem hastalık algısını hem de sosyal ağ ilişkilerini etkilediği saptanmıştır. Bireylerin uzun yıllar kronik hastalıkla yaşamlarını sürdürmeleri hastalık algılarında değişime neden olabileceğinden hastalık ve hastalık yönetimi için daha kolay ve anlaşılır yöntemlerin seçilmesi ve uygulanması, geriatrik değerlendirmelerin belirli süre aralıklarla tekrarlanması, sosyal ağ etkileşimlerini arttıracak girişimlerin yapılması önerilebilir.This study was conducted to determine the perception of illness and social network of geriatric individuals with Type 2 Diabetes Mellitus. This descriptive and analytical study was conducted with 107 geriatric individuals with Type 2 Diabetes Mellitus who applied to the internal medicine outpatient clinic and home care unit of a hospital between March and December 2021. In the study, data were collected using the Patient Description Form, the Illness Perception Scale and the Lubben Social Network Scale-6. 66.4% of geriatric individuals with Type 2 Diabetes Mellitus were women, 58.9% were married, 39.3% were primary school graduates, and the mean age was 73.09±6.89 years. 57.9% of the individuals participating in the study went to check-ups only once a year, their disease duration was 15.07±8.56 years on average, 42.1% had a history of diabetes in their first-degree relative, 62.6% had diabetes complications. developed has been determined. Factors such as gender, marital status, age, education and income status, family history of diabetes, complication development status, treatment used and regular use of drugs created a significant difference in the perception of the disease (p<0.05). In social network relations; it was determined that marital status, age and education status made a significant difference (p<0.05). A significant negative correlation was found between the Lubben social network scale and the sub-dimensions of the disease perception scale (p<0.05). Age, marital status and educational status were found to affect both the perception of illness and social network relations. Since living with chronic illness for many years may cause changes in the perception of the disease, it may be recommended to choose and implement easier and more understandable methods for disease and disease management, to repeat geriatric evaluations at regular intervals, and to take initiatives to increase social network interactions
Türkiye’de Kültürel Mirası Koruma Sürecinde Kutsal Mekân
Sacred spaces have been effective in shaping life, places and even cities throughout history of humanity with their cultural and sacred values. Sacred spaces were considered important as sacred heritage in the frameworks prepared by ICOMOS in 2004 in order to define and analyze cultural heritage. The principles of equilibrium and equality have been adopted in the representation of cultural heritage and attention has been drawn to the diversity and richness of the heritage. In this study, with this approach, the process of protecting cultural heritage in Turkey has been scrutinized via sacred spaces based on international developments. National conservation approaches were evaluated mutually with the tools and policies predicted by globally conservation approaches. In consequence of the evaluation, the sacred spaces that are defined by their cultural qualities are denied in the national protection legislation, the criteria for the definition and determination of the sacred space are incomplete and the protection process is uncertain. The aim of the article with this content is to create awareness about how sacred spaces can be included in the protection system in Turkey and to discuss the approach to the sacred space in Turkey in the literature with its legal-administrative dimension.Kutsal mekânlar, kültürel ve kutsal değerleri ile insanlık tarihi boyunca yaşamı, mekânları ve hatta kentleri şekillendirmede etkin olmuşlardır. 2004 yılında kültürel mirası tanımlamak ve analiz etmek amacıyla ICOMOS tarafından hazırlanan çerçevelerde kutsal miras olarak kutsal mekânlar önemsenmiştir. Kültürel mirasın temsil edilmesinde denge ve eşitlik ilkeleri benimsenmiş, mirasın çeşitliliğine ve zenginliğine dikkat çekilmiştir. Bu çalışmada bu yaklaşımla; uluslararası gelişmelere dayalı olarak Türkiye’de kültürel mirası koruma süreci kutsal mekânlar üzerinden irdelenmiştir. Küresel düzeyde koruma yaklaşımlarının öngördüğü araç ve politikalar ile ulusal koruma yaklaşımları karşılıklı değerlendirilmiştir. Değerlendirme sonucunda günümüzde kültürel nitelikleri ile tanımlanan kutsal mekânların ulusal koruma mevzuatında yadsındığı, kutsal mekânın tanımlanması ve tespit edilmesine dair kriterlerin eksik ve koruma sürecinin ise belirsiz olduğu tespit edilmiştir. Bu içerik ile makalenin amacı Türkiye’de koruma sistemi içerisinde kutsal mekânların nasıl yer alabileceğine dair farkındalık yaratmak ve alan yazında Türkiye’de kutsal mekâna yaklaşım konusunu yasal-yönetsel boyutu ile ele almaktır
Social Structure in Amasya Sanjak according to Sharia Registry Books Number 52 and 53
-Amasya Sancağı, on sekizinci asrın ikinci yarısına gelindiğinde artık şehzadeler tarafından idare edilmemiş, idareci olarak mutasarrıflar tayin edilmişse de bunlar da çoğu kez görev yerlerine gitmemiş, yerlerine mütesellim göndermişlerdir. İdari olarak görülen yetersizlikler halka yansımış, geçici olarak alınan, ancak daha sonra sürekli hale gelen vergiler, taşradaki halkı huzursuz etmiştir. Bundan istifade eden eşkıya taifesi, yanlarına adam bulmada zorlanmamıştır. Amasya Sancağı’nda önce geçici, daha sonra sürekli toplanan avarız ve nüzûl vergileri için belirlenen haneler üzerinden sancağın nüfusu yaklaşık olarak tespit edilmeye çalışılacaktır. Ayrıca sicillerde sıkça geçen Müslim ve gayr-ı Müslim insanların esnaf ve ticaretteki ortaklıkları, içtimai hayatları ve sosyal ilişkileri üzerinde durulacaktır. Farklı dinlere mensup insanların Müslümanlar ile aynı mahallelerde yaşamaları ve dinden dolayı hiç kimsenin kendisini farklı tutmadığı ve karşılıklı hoşgörü içerisinde bütünleştikleri görülecektir. Bu yüzden Amasya Sancağı’nda sosyal tabakalaşmanın olmadığı, şehzadeler tarafından çok sayıda medresenin açılması ve şehrin bir ilim merkezi olması sebebiyle alimler şehri olarak anıldığı, bu kesimin de halk ile iç içe yaşayarak kendilerini ayrı tutmadıkları üzerinde durulacaktır. Sicillere yansıdığı kadarıyla halk arasında bazı ailelerin meslek, görev, fiziki özellik ve alışkanlıklarına göre aldıkları lakaplar verilmeye çalışılacaktır.In the second half of the eighteenth century, Amasya Sanjak was no longer governed by princes, and although mutasarrifs were appointed as administrators, they often did not go to their places of duty and sent consuls instead. Administrative inadequacies were reflected to the public, the taxes that were taken temporarily but became permanent afterward, made the people in the provinces uneasy. The bandit group who took advantage of this had no difficulty in finding a man for them. In Amasya Sanjak, it will be tried to determine the approximate population of the sanjak based on the households determined for the avarız and üzül taxes, which are first collected temporarily and then continuously. In addition, the partnerships of Muslim and non-Muslim people in trades and trade, their social lives and social relations, which are frequently mentioned in the registers, will be emphasized. It will be seen that people belonging to different religions live in the same neighborhoods as Muslims, and that no one considers himself different because of religion and that they are integrated in mutual tolerance. For this reason, it will be emphasized that there was no social stratification in Amasya Sanjak, that many madrasahs were opened by the princes and that the city was called the city of scholars because it was a center of science, and that this group did not keep themselves apart by living together with the people. As far as it is reflected in the registers, it will be tried to give nicknames among the people according to the profession, duty, physical characteristics and habits of some families
Development of sugar industry and Amasya Sugar Factory in Turkey
Birinci Dünya Savaşı'nın uluslararası ticareti olumsuz etkilemesi sonucu Osmanlı Devleti'nde şeker kıtlığı meydana gelmiştir. Şeker kıtlığı Millî Mücadele döneminde de devam etmiş, halk şekere ulaşmada zorluk çekmiş ve şeker lüks tüketim maddesi olarak görülmüştür. Yeni Türk Devleti'nin kurulması ve onu takip eden süreçte ekonomik yatırımlara önem verilmiş, özellikle Cumhuriyet'in ilanından sonra ülkede şeker sanayi kurmak için yasalar hazırlanmıştır. Yapılan kanun çalışmaları sonuç vermiş, 1923-1939 yılları arasında 4 şeker fabrikası faaliyete başlamış, halkın bir nebze de olsa şeker ihtiyacı kurulan bu fabrikalar aracılığı ile karşılanmıştır. Türkiye'de şeker sanayinin genişlemesi 1950 yılında Demokrat Parti'nin iktidara gelmesi ile mümkün olmuştur. 1950-1960 yılları arasında on bir adet şeker fabrikası açılmış, iki şeker fabrikasının ise temeli atılmıştır. 2000 senesine gelindiğinde ise ülkede aktif halde çalışan şeker fabrikalarının sayısı 29'a yükselmiştir. Şeker fabrikalarının sayısının artması sadece şeker üretim miktarını arttırmakla kalmamış aynı zamanda tarım ve hayvancılıkta gelişmelere, Türk halkının yaşam biçiminde yeniliklere neden olmuştur. Çalışmamızın asıl konusu olan Amasya Şeker Fabrikası, DP'nin Şeker Sanayii'nin Tevsi Programı kapsamında kurulması planlanan ve 1954 yılında işletmeye açılan Türkiye'nin sekizinci şeker fabrikasıdır. Yoğun araştırmalar sonucu kaleme aldığımız çalışmamızın amacı, Amasya'nın Suluova ilçesinde kurulan şeker fabrikasının ilçeye ve bölgeye olan sosyo-ekonomik katkılarını ortaya çıkarmaktır. Çalışmamızda T.C. Devlet Arşivleri Başkanlığı Cumhuriyet Arşivi (BCA), T.C. Devlet Arşivleri Başkanlığı Osmanlı Arşivi (BOA), Amasya Şeker Fabrikası Özel Arşivi, Süreli Yayınlar ve akademik çalışmalardan yararlanılmıştır.As a result of the negative impact of World War First on international trade, sugar shortage occurred in the Ottoman Empire. The shortage of sugar continued during the National Struggle, the people had difficulty in reaching sugar and sugar was seen as a luxury consumer item. Economic investments were given importance in the establishment of the new Turkish State and in the following period, laws were prepared to establish a sugar industry in the country, especially after the proclamation of the Republic. The work of the law yielded results, 4 sugar factories started to operate between 1923-1939, and the sugar needs of the people were met through these established factories. The expansion of the sugar industry in Turkey became possible with the coming to power of the Democrat Party in 1950. Eleven sugar factories were opened between 1950-1960, and the foundations of two sugar factories were laid. By the year 2000, the number of sugar factories working actively in the country increased to 29. The increase in the number of sugar factories not only increased the amount of sugar production, but also led to developments in agriculture and animal husbandry, and innovations in the lifestyle of the Turkish people. Amasya Sugar Factory, which is the main subject of our study, is Turkey's eighth sugar factory, which was planned to be established within the scope of DP's Expansion Program of Sugar Industry and put into operation in 1954. The aim of our study, which we wrote as a result of intensive research, is to reveal the socio-economic contributions of the sugar factory established in the Suluova district of Amasya to the district and the region. In our study, T.C. Presidency of State Archives Republic Archive (BCA), T.C. Presidency of State Archives Ottoman Archive (BOA), Amasya Sugar Factory Special Archive, Periodicals and academic studies were used