Tasarım+Kuram (E-Journal)
Not a member yet
424 research outputs found
Sort by
Kanser Hastalığına Özgü Verilerin Onkoloji Servisleri İç Mekan Memnuniyeti Üzerindeki Etkilerinin İncelenmesi: Kanser Hastalığına Özgü Verilerin Onkoloji Servisleri İç Mekan Memnuniyeti Üzerindeki Etkilerinin İncelenmesi
Patient capacities, regular increase in cancer incidence, area covered by oncology in hospitals and developing cancer treatments are causing a change in architectural design processes of both health care structures including oncology and oncology centers. Hospital configuration and oncology units design is changing and user perceptions of accessibility and space satisfaction are affected. Oncology units need to be well structured in terms of spatial for cancer patient with different age/gender/ disease/stage. This descriptive/cross-sectional study was undertaken to investigate oncology unit interior standards and determine influence level of patients with interior components affecting the quality of life/treatment. On 1000 volunteer cancer patients in two oncology units were questioned space experience with interior satisfaction and subjective-objective data about interior components with accessibility were collected. Design Quality Indicator approach, new evaluation criterions to determine and improve post-use evaluation for healthcare buildings, has been used. The case study was shaped on basis of a questionnaire survey of patients’ indoor experiences. It has been determined that demographic data related to cancer affect patients’ access and indoor satisfaction. It is thought that improving space satisfaction and quality will increase quality of life. While designing oncology units, it is foresaw that quality of health services with user evaluations will contribute to increase of space quality and interior design process.Hasta kapasiteleri, kanser insidansındaki sürekli artış, onkoloji birimlerinin sağlık yapılarında kapladıkları alan ve gelişmekte olan kanser tedavileri; hem onkoloji birimlerinin hem de birimin bulunduğu sağlık yapılarının mimari tasarım süreçlerinin değişmesine neden olmaktadır. Bu durum onkoloji birimlerinin mekân kurgusunu ve hastane konfigürasyonunu değiştirmekte, kullanıcıların mekânsal erişebilirlik ve mekân memnuniyetlerini de etkilemektedir. Tedavi sürelerinin büyük çoğunluğunu hastanede geçiren, farklı yaş/cinsiyet/hastalık ve evreye sahip kanser hastaları için de; onkoloji servislerinin mekânsal veriler anlamında iyi kurgulanması gerekmektedir. Bu tanımlayıcı ve kesitsel çalışma; onkoloji servisleri iç mekân standartlarını araştırmak, hastaların yaşam ve tedavi kalitelerini etkileyen iç mekân parametreleri ile etkilenme düzeylerini saptamak amacıyla gerçekleştirilmiştir. İki onkoloji servisinde gönüllü 1000 kanser hastası üzerinde; mekân deneyimi ile memnuniyeti sorgulanarak, iç mekân özellikleri ve erişim verilerine ilişkin öznel/nesnel veriler toplanmıştır. Sağlık yapıları için kullanım sonrası değerlendirme sürecini belirlemeye ve iyileştirmeye yönelik yeni değerlendirme ölçütleri öneren “Tasarım Kalite Göstergesi” yaklaşımı tercih edilmiştir. Çalışmada hastaların iç mekân deneyimleri bir anket yoluyla değerlendirilmiştir. Kansere ilişkin demografik verilerin hastaların yol bulma eylemi ile mekân memnuniyetlerini etkilediği tespit edilmiştir. Mekân memnuniyetini ve kalitesini artırmanın hastaların yaşam kalitelerini de artıracağı düşünülmektedir. Onkoloji birimlerinin, sağlık hizmetlerinin yanısıra kullanıcı değerlendirmelerini de dikkate alarak kurgulanması, mekân kalitesinin artmasına ve iç mekân tasarım sürecine katkı sağlayacaktır
Eylemden Söyleme Mobilya: Çağdaş Dönem Örneği: Eylemden Söyleme Mobilya: Çağdaş Dönem Örneği
In this study, the effect of language, as an expression tool to inform thoughts and feelings, on the objects we qualify in our daily lives, to be more specific, the process of conversion of human actions is analyzed through contemporary period furniture. In the analysis, it is aimed in this interdisciplinary relationship to emphasize the power of language, a concept or an action in the perceptual change in the process of characterizing the furniture. More specifically, it is aimed to examine, that the usual words or phrases in the life routine do not actually name an equipment randomly and the fact that to be called by a name takes a certain period and in this period the discourse and phrases formed with language-equipment interaction, through contemporary period furniture. The relation between the concepts of language, discourse and action and discourse and action on furniture are revealed in this study. The furniture that constituted the sampling area is associated with the classification of the discourse; Semiotic expressions of contemporary period furniture have been determined.This furniture examined in detail in the sections of findings and explanations.Bu çalışmada düşünce ve duyguları bildirmeye yarayan bir anlatım aracı olan dilin günlük yaşamımızda nitelendirdiğimiz objeler üzerindeki etkisi; daha özele inilecek olursa insan eylemlerinin söyleme dönüşüm süreci çağdaş dönem mobilyaları üzerinden analiz edilmiştir. Yapılan analizde ise disiplinler arası kurulan bu ilişkide dilin, bir kavram veya bir eylemin, mobilyayı niteleme sürecindeki algısal değişimin gücünün vurgulanması amaçlanmaktadır. Daha açık bir ifadeyle, yaşam rutininde alışılagelmiş kelimelerin veya kelime gruplarının aslında bir mobilyayı rastgele isimlendirmediği, bir isimle anılmanın ise belli bir sürece yayıldığı gerçeğini ve bu süreçte dil-mobilya etkileşimiyle oluşan söylem ve deyimlerin çağdaş dönem mobilyaları üzerinden detaylı olarak incelenmesi hedeflenmektedir. Çalışmada dil, söylem ve eylem kavramları ve mobilya üzerinde söylem ve eylem kavramlarının ilişkisi ortaya konmuştur. Örneklem alanını oluşturan mobilyalar, söylem sınıflandırılmasıyla ilişkilendirilerek; çağdaş dönem mobilyalarının semiyotik ifadeleri belirlenmiştir. Bu mobilyalar, bulgular ve irdelemeler kısmında detaylı olarak incelenmiştir
Yaşa Bağlı Olarak Değişen Haptik Davranış Özelliklerinin Otomobil Araç-İçi Kontrolleri Üzerinden Tespit Edilmesi: Yaşa Bağlı Olarak Değişen Haptik Davranış Özelliklerinin Otomobil Araç-İçi Kontrolleri Üzerinden Tespit Edilmesi
Haptic is explained as the cognitive activities of both sense of touch enabling humans to interact with outer world and proprioceptive sense allowing joint movement and positioning in space. Increasing complication in product usage due to technological advancements and their reflection in today’s daily life, sets forth the requirement of research on haptic interaction between products and users. One of the important reasons of this is the sensory losses associated with aging. It could be said that haptic interaction has vital importance in environments where the attention is needed to be allocated to different units of focus; in particular, for sectors like automotive. The aim of this research is to disclose the effects of sensory losses with aging on haptic interaction and ascertain its associated behavioral changes. Due to the fact that haptic interaction is a complex process, the theory of “distributed cognition” was used and haptic perception is distributed into sub[1]factors. Based on these sub-factors; observations, verbal protocols and interview studies are carried out with 10 younger (aged between 18-55) and 10 older (65 and older) participants. The results of this research suggest that younger and older participants present different haptic behaviours when compared with each other. Under 55 years of age, users focused more on the sub-factors of haptic interactions, while they showed a discovery and learning-oriented approach. Over 65-year-olds were less likely to focus on the sub-factors of the haptic, but the impact of their previous experience and habits was prominent.Haptik, insanın dış dünya etkileşimini sağlayan dokunma duyusu ile, eklem hareket ve pozisyonlarının boşlukta algılanmasını sağlayan proprioseptif duyunun zihinsel aktiviteleri olarak ifade edilmektedir. Teknolojik yeniliklerin günlük hayata yansımaları sonucu karmaşıklaşan kullanım ilişkileri, ürün - insan etkileşimlerinin haptik yönünün incelenmesi gerekliliğini ortaya koymuştur. Bunun en önemli sebeplerinden biri de, yaşlanma ile beraber ortaya çıkan algısal kayıplardır. Özellikle otomotiv sektörü gibi dikkatin farklı odaklara paylaştırılmasının gerektiği ortamlarda, haptik etkileşimin hayati bir önem taşıdığı söylenebilir. Bu çalışmanın amacı da, yaşlanma ile ortaya çıkan algı kayıplarının haptik etkileşimdeki etkilerini ortaya koymak ve buna bağlı gelişen davranışsal farklılıkları tespit etmektir. Haptik etkileşim karmaşık bir süreç olduğundan, “Dağıtık biliş teorisi” kullanılarak alt faktörlere dağıtılmıştır. Bu alt faktörler doğrultusunda; 65 yaş üstü ve 55 yaş altı 20 katılımcı ile sözel protokol ve mülakat teknikleri kullanılarak bir çalışma gerçekleştirilmiştir. Bu çalışma sonucunda 55 yaş altı kullanıcılar haptik etkileşimin alt faktörlerine daha fazla yoğunlaşırken, keşfetme ve öğrenme odaklı bir yaklaşım sergilemişlerdir. 65 yaş üstü kullanıcıların ise haptiğin alt faktörlerine daha az yoğunlaştığı görülürken, önceki deneyimlerinin ve kullanım alışkanlıkların etkisi ön plana çıkmıştır
Le Corbusier’s Museum as a Critical Attitude: Le Corbusier’s Museum as a Critical Attitude
The museum projects designed by Le Corbusier give the impression of being examples of a single template. Between 1930 and 1965 he countlessly proposed his typical museum for different locations and placed it into his urban plans, in addition to three realized museums. In this paper, the unusual number of the appearance of the museum template will be pointed out, and the importance of his museum for his architecture as a critical stance will be expressed. The main reason for this persistence can be found in his unique perspective on the museum. According to him, a museum should represent its own time by growing as time passes, so that new artifacts from the present can be added. The infinite growth brings forth the spiral shape as a reference to nature; the elasticity required for the growth paves the way for standardization; the preference of an anti-hierarchic arrangement leads to plan libre, and the open-plan introduces a fluent, total space with multiple vistas. His template redefined the museum conception through the features of expansion, standardization, spatial flow, and the existence of various perspectives for the observer, all of which in turn reflect his personal vision. It is an original definition of the function of the museum expressing his critical attitude as an architect. What lies behind the importance given to his museum idea is that he completely redefined the function of the building type by criticizing the traditional understanding of the museum.Le Corbusier’nin farklı dönemlerde tasarladığı müze yapıları aralarındaki şaşırtıcı benzerlikler nedeniyle aynı şablondan çıkmış oldukları izlenimini verir. 1930’dan 1965’e kadar bu şablona uygun tasarımların, gerçekleştirdiği üç müzeye ek olarak çeşitli vesilelerle yeniden tasarlandığı, kent planlarına yerleştirildiği ve yazışmalarda pek çok müşteriye sunulduğu gözlemlenebilir. Bu makalede müze şablonun LE Corbusier’nin çalışmaları arasında alışmadık sıklıkta belirdiği ortaya konacak ve müzesinin eleştirel bir tavır olarak mimarlığı açısından taşıdığı öneme dikkat çekilecektir Le Corbusier’nin kendi tasarımını dikkat çekici bir şekilde tekrar etmesinin ardında müzeye yönelik kendine özgü bakış açısı yatar. Müze kendi çağını temsil etmelidir. Böylesi bir müzenin içindeki eserler asla tamamlanmayacak, zaman geçtikçe yeni nesneleri içerme gerekecektir. Dolayısıyla Le Corbusier müzesinin şimdiki zamana verdiği önemin bir göstergesi olarak sürekli büyümesini öngörür. Büyüme fikrinin doğal göndermeleri yapının genel görünümünü bir spirale büründürür; büyümenin gerektirdiği esneklik standardizasyona yönlendirir; nesnelerin anti-hiyerarşik yerleşimi serbest bir planı gerekli kılar ve serbest planın olanakları çok bakış açılı serbest bir mekan akışına kapı aralar. Corbusier’nin tasarımı, büyüme, standardizasyon, mekânsal akış ve çeşitli bakış açılarının mümkün olması şeklinde sıralanabilecek özelliklerle müze kavramını yeniden yorumlamıştır ve bir şablon olarak tüm müze projelerinde belirleyici olmuştur. Dolayısıyla sonsuza kadar büyüyen müze, kendi özelliklerini somut örneklere yansıtan ve tüm tekil projelerin kaynağını oluşturan bir fikirdir. Bu şablonun altında yeniden tanımladığı müze işlevi yatar ve Le Corbusier’nin müzesi mimarın eleştirel tavrının bir ifadesine dönüşür. Müzenin Le Corbusier için büyük önem taşımasının ardında geleneksel müze kavrayışını eleştirerek yapı tipinin işlevinin yeniden tanımlanması yatar
İstanbul Konaklarında Harem ve Selamlık: ‘İstanbul’un Bir Yüzü’ Romanında Fikri Paşa Konağı: İstanbul Konaklarında Harem ve Selamlık: ‘İstanbul’un Bir Yüzü’ Romanında Fikri Paşa Konağı
Osmanlı Dönemi İstanbul Konaklarında görülen, cinsiyet örüntülerine ilişkin bir mahremiyet biçimlenişi olarak kabul edilen harem ve selamlık mekânları, 1920 yılında Refik Halid Karay’ın yazmış olduğu “İstanbul’un Bir Yüzü” adlı romanından yola çıkılarak incelenmiştir. Geleneksel Türk Evi’nin ve Türk toplumunun geçirdiği değişimler düşünüldüğünde, mahremiyet çerçevesinde oluşturulmuş sınırlamalar mekânsal farklılaşmayı beraberinde getirmiştir. Söz konusu mekânlara ilişkin var olan ayrışmanın ne anlama geldiği, mekânların içinde yaşayan bireyler tarafından nasıl kullanıldığı ve toplumsal gelişmelere bağlı olarak nasıl dönüşümler geçirdiğinin izlerini İstanbul’un Bir Yüzü romanından okumak mümkündür. Ele alınan roman, toplumsal ve sosyal yaşamı, belirli bir olay örgüsünde anlatırken, aynı zamanda konak hayatını da ele almıştır. Bu noktadan hareketle, Fikri Paşa Konağı’nın harem ve selamlık bölümlerine dair mekânsal organizasyonların yanında bu mekânların kullanım şekilleri göz önüne alınarak söz konusu mekânlar araştırılmıştır.The harem and selamlik parts, which were seen in Istanbul mansions and accepted as a form of privacy relating to gender patterns, have been analyzed on the basis of the novel “One Face of Istanbul” written by Refik Halid Karay in 1920. Considering the changes of traditional Turkish houses and Turkish society, the limitations created within the frame of privacy have caused to spatial differentiation. It is possible to read the traces of what the existing separation relating to the places in question means, how it is used by the individuals living in the spaces, and how it transforms based on social developments from the novel “One Face of Istanbul.” The novel in hand not only narrates the public and social life within a certain story arc, but also deals with the mansion life at the same time. From this point forth, along with the spatial organizations relating to the harem-selamlik partsof Fikri Pasha Mansion, the spaces in question have been investigated by taking the forms of utilization of these places into consideration
Çocuk Poliklinikleri Bekleme Mekanlarında Çocuk Psikolojisine Uygun Renk ve Işık Kullanımının Örnekler Üzerinde Analizi: Çocuk Poliklinikleri Bekleme Mekanları
Pediatrics departments that will be used frequently by children and parents until an adult are among the most used part of the hospital. However, it is seen that the interior design of the most of the hospitals has not changed although user group is quite different from the user groups in the other sections. Children created a bias against this structure because fear of doctors and hospitals that occur in children by their families and the environment. Therefore, it is important to design places that providing visual comfort conditions and a sense of security, starting from the clinic’s entrance. In light of this information, it has been focused on use of color and light appropriate on child psychology and analyzed on the examples in the waiting area which children spend the most time of hospitals. In the study, literature search has been made about child, child psychology, child and space and the field research have been identified. In this study used survey method, 200 children were asked questions may determine the psychological impact of the environment in pediatric clinics of hospital of two different types. The answers were analyzed with SPSS by applying Pearson’s chi-square test. In accordance with the obtained data, it was concluded that lighting and color psychologically affect the child positively or negatively at pediatric clinic waiting areas.Bir yetişkin olana dek çocuklar ve ebeveynleri tarafından sık sık kullanılacak olan pediatri bölümleri, hastanelerin en çok kullanılan bölümleri arasında yer almaktadır. Ancak, kullanıcı grubunun çocuk olmasına rağmen çoğu hastanede mekan tasarımının yetişkin kullanıcı grubu ile aynı olduğu görülmektedir. Aileleri ve çevreleri tarafından oluşturulan doktor ve hastane korkusu çocuklarda bu yapılara karşı bir önyargı oluşturmuştur. Bu sebeple polikliniğin girişinden başlayan görsel konfor koşullarını sağlayan, güven duygusu veren mekanlar tasarlamak önemlidir. Bu bilgilerin ışığında çocukların hastane ortamında en çok zaman geçirdikleri bölümler olan bekleme alanlarında çocuk psikolojisine uygun renk ve ışık kullanımı üzerinde durulmuş ve örnekler üzerinde analizi yapılmıştır. Çalışma kapsamında, konu ile ilgili olarak çocuk, çocuk psikolojisi, çocuk ve mekan hakkında literatür çalışması yapılmış, araştırma alanı tanımlanmıştır. Anket yöntemi kullanılan bu çalışmada iki farklı türdeki hastanenin çocuk polikliniklerinde 200 çocuğa ortamın psikolojik etkilerinin saptanabileceği sorular yöneltilmiştir. Verilen cevaplar SPSS programında pearson ki-kare testi uygulanarak analiz edilmiştir. Elde edilen veriler doğrultusunda aydınlatma ve rengin psikolojik açıdan çocuk polikliniklerin bekleme mekanlarında kendilerini olumlu ya da olumsuz yönde etkiledikleri sonucuna ulaşılmıştır
Ülkelerin Deprem Sonrası Yeniden Yapılaşma Süreçlerinin Karşılaştırılması: Çin, Şili ve Türkiye Örnekleri: Deprem Sonrası Yeniden Yapılaşma Stratejileri
Earthquake, which is a natural disaster, causes damage and destruction in cities and people to remain without shelter. In this context, it becomes necessary to solve the shelter problems of people after the earthquake and to ensure reconstruction by removing the wrecks in the collapsed areas. During the reconstruction process, the housing needs of the earthquake survivors are met with temporary residences, and then more durable structures are being used to replace the collapsed ones. In these processes, the strategies implemented by each country differ. The relationship between community contribution and government support are important in the success of these strategies. In this context, in this study, China, Chile and Turkey experienced in the recent past, after the most devastating earthquake, strategies implemented are investigated. Temporary and permanent housing and urban design processes are analyzed comparatively by selecting a city that will set an example for each country’s restructuring strategies. As a result of the analyzes, suggestions for temporary and permanent housing strategies are presented in the post-earthquake reconstruction process. This study aims to present the design decisions to be made within the framework of reconstruction in terms of content, scope and approach, from a possible earthquake to permanent housing. The study is important in terms of examining the issues that need to be implemented before and after possible earthquakes.Doğal bir afet olan deprem, kentlerde hasar ve yıkımlara, insanların ise barınaksız kalmalarına neden olmaktadır. Bu bağlamda, deprem sonrasında hem insanların barınak sorunlarının çözülmesi, hem de yıkılan bölgelerde enkazların kaldırılarak, yeniden yapılaşmanın sağlanması zorunlu hale gelmektedir. Yeniden yapılaşma sürecinde, öncelikle depremzedelerin barınma gereksinimleri, geçici konutlarla karşılanırken; ardından yıkılan yapıların yerine kullanılacak daha dayanıklı yapılar inşa edilmektedir. Bu süreçlerde, her ülkenin uyguladığı stratejiler farklılık göstermektedir. Bu stratejilerin başarısında, toplum katkısı ve hükümet desteği ilişkisi önemli olmaktadır. Bu bağlamda, çalışmada, yaşanan yakın geçmişteki, en yıkıcı depremlerden sonra, Çin, Şili ve Türkiye’ de uygulanan stratejiler araştırılmaktadır. Her ülkenin, yeniden yapılaşma stratejilerine örnek teşkil edecek bir kenti seçilerek, geçici - kalıcı konut bağlamında, kentsel tasarım süreçleri, karşılaştırmalı olarak analiz edilmektedir. Analizler sonucunda, deprem sonrası yeniden yapılaşma sürecinde, geçici ve kalıcı konutlaşma stratejilerine yönelik öneriler sunulmaktadır. Bu çalışma, olası bir deprem sonrasından kalıcı konutlaşma sürecine kadar, yeniden yapılaşma çerçevesinde verilecek olan tasarım kararlarını içerik, kapsam ve yaklaşım olarak sunmayı amaçlamaktadır. Çalışma, deprem tehlikesi ile karşı karşıya olan ülkelerde; olası deprem öncesi ve sonrası, uygulanması gereken hususların incelenmesi bağlamında önem taşımaktadır
Birey-Doğa İlişkisinin Yeniden Kurgulanması Bağlamında Ekoterapötik Mekânlar: Birey Doğa İlişkisi ve Ekoterapötik Mekânlar
The effects of intensive and unplanned urbanization on environmental resources, urban space, and humans have been discussed in many disciplines. In this context, the interaction between human and the environment makes the physical and psychological health of the human one of the inevitable issues to be addressed in urban design. Especially in the field of environmental psychology, the relationship between human psychology and the environment finds a response in the eco[1]psychology approach in the context of urban problems (Rozsak, 1992). This study aims to investigate the functions and features of the urban space that provide eco-therapy service, which is indicated by the eco[1]psychology approach that seeks the solution of environmental problems to reconnect with nature. In this direction, a systematic literature review was carried out within the 37 articles on the topics of eco-psychology and eco-therapy, the types, features, benefits of therapeutic areas and activities that can be carried out in these places were examined and subjected to discourse analysis. The contributions of the determined benefits, types, features, and activities to the urban design practices and the stages they can be involved in are discussed.Günümüz kentlerinde sanayileşme, nüfus artışı, göç, gelişmişlik düzeyi, ulusal politikalar gibi çeşitli faktörler doğrultusunda gerçekleşen yoğun, planlanmamış ve çarpık kentleşmeye bağlı pek çok sorun görülmektedir. Bu sorunların çevresel kaynaklar, kent mekanı ve kentin yaratıcı ve yürütücü unsuru insan üzerinde neden olduğu etkiler on yıllardır pek çok disiplinde tartışılmaktadır. Dolayısıyla insan ve çevre arasındaki karşılıklı ve kuvvetli etkileşim, insanın bedensel ve psikolojik sağlığını, kentsel tasarımda ele alınması kaçınılmaz konulardan biri yapmaktadır. Özellikle çevre psikolojisi alanında yer bulan insan psikolojisi ve çevre arasındaki ilişki, kentsel sorunlar konusuyla ilgili olarak ekopsikoloji yaklaşımında karşılık bulmaktadır (Rozsak, 1992). İnsan ve doğa arasında yeniden kurulacak bağın çevresel sorunların çözümündeki rolüne dikkat çeken yaklaşım, bu bağın kurulabilmesi için ise bireylerin doğal alanlarda vakit geçirmesi ile elde ettikleri ekoterapi hizmetinin gerekliliğinden bahsetmektedir. Bu gereklilik doğrultusunda bu çalışma, kentin ekoterapi hizmeti sağlayan fonksiyonları ve özelliklerinin araştırılmasını amaçlamaktadır. Bu amaçla ekopsikoloji ve ekoterapi konu başlıklarında sistematik literatür taraması gerçekleştirilmiş, ulaşılan 37 makale içerisinde terapötik mekânların türleri, özellikleri, faydaları ve terapötik aktiviteler incelenmiştir. İncelenen 4 eksen dâhilinde anahtar kelimeler halinde çekilerek gruplanan tanımlar söylem analizine tabi tutulmuştur. Belirlenen fayda, tür, özellik ve aktivitelerin mekânının niteliklerini belirleme konusundaki en önemli araçlardan olan kentsel tasarım süreçlerine sunabileceği katkılar ve dâhil olabileceği aşamalar tartışılmıştır