1983 research outputs found
Sort by
Lise öğrencileri ve ebeveynlerine verilen beslenme eğitiminin beslenme bilgi ve davranışları üzerine etkisinin belirlenmesi
Bu araştırma, lise öğrencileri ve ebeveynlerine verilen beslenme eğitiminin
öğrencilerin beslenme davranışları üzerindeki etkilerini belirlemek amacı ile
planlanmıştır. Araştırma, Özel Hürriyet Koleji'nde 2017-2018 eğitim öğretim yılı
ders dönemine kayıtlı 14-18 yaş arası lise 2. sınıf öğrencileri ve ebeveynleri üzerinde
yürütülmüştür. Çalışmaya katılmayı kabul eden öğrenci ve ebeveynlere Ekim ve
Kasım 2018 aylarında ayda iki kez olacak şekilde toplamda 4 kez sağlıklı beslenme
konusunda eğitim verilmiştir. Eğitim süresi her eğitim seansında 20 dadika beslenme
eğitimi, 40 dakika soru-cevap olacak şeklinde toplamda 60 dakikalık eğitimler
şeklinde planlanmıştır. Eğitim konuları sağlıklı beslenme, adölesan beslenmesi ve sık
konuşulan konular olarak belirlenmiştir. Çalışmaya katılmayı kabul eden öğrenci ve
ebeveynlerin, sosyo-demografik özellikleri, besin seçimi, beslenme alışkanlıkları, 3
günlük besin tüketim kayıtları, besin tüketim sıklıkları, fiziksel aktivite ve
antropometrik ölçümlerini (vücut ağırlığı, boy uzunluğu, bel çevresi, bel/boy oranı,
beden kütle indeksi) içeren anket formları eğitim öncesi, sonrası ve 2 ay bekleme
süresi sonrası uygulanmıştır. Kız ve erkek öğrencilerin bel çevresi, erkek
öğrencilerin BKİ değerleri, kız öğrencilerin bel/boy oranlarının 2 ay bekleme
sonrasında arttığı saptanmıştır (p<0.05). Eğitim sonrası şişman erkek öğrenciler ile
eğitim ve 2 ay bekleme sonrası kilolu ve şişman kız öğrencilerin oranının azaldığı
saptanmıştır. Toplam enerjinin protein ve yağdan gelen oranları 2 ay bekleme sonrası
artarken, karbonhidrattan gelen oranın azaldığı günlük kolesterol alımlarının eğitim
ve 2 ay bekleme sonrası arttığı belirlenmiştir (p<0.05). Türkiye Beslenme Rehberi'ne
göre günlük ortalama A, E, niasin, B12, C vitaminleri ile sodyum ve fosfor
minerallerinin önerilerin üzerinde; tiamin, folat, vitaminleri ile potasyum, kalsiyum,
magnezyum ve demir minerallerinin önerilerin altında alındığı saptanmıştır.
Öğrencilerin eğitim ve 2 ay bekleme sonrası beslenme bilgi puan ortalaması (p<0.05)
ile fiziksel aktivite düzeylerinin arttığı (p>0.05) saptanmıştır. Eğitime katılan ebeveynlerin çocuklarının ortalama karbonhidrat ve folat vitamin alımları 2 ay
bekleme sonrası düştüğü, A vitamini alımının arttığı tespit edilmiştir (p<0.05). Sonuç
olarak; öğrencilere verilen beslenme eğitimi sonrasında beslenme bilgi düzeyinde
anlamlı artış olduğu, ebeveynlere verilen beslenme eğitiminin çocukların besin
seçimlerinde istenen etkiyi göstermediği bunun ise adölesan dönemde çocukların
ailelerinden ziyade arkadaş ve sosyal çevrelerinden etkilendiği dolayısıyla beslenme
ve fiziksel aktivite programlarına ebeveynlerin yanı sıra okul çevresinin de dahil
olduğu sürekli programların uygulanmasının eğitimin etkili ve kalıcı olmasında
önemli olduğu düşünülmektedir.
This research was planned in order to determine the effect ofnutrition education
given to high school students and their parents on nutrition behavior of students. The
research was carried out on the high school students of 14-18 years old in 2017-2018
school year at Hurriyet College and their parents. Students and parents who have
agreed to participate in the study have been trained in healthy eating four times in
total, twice a month in October and November 2018. The training period is planned
as 60 minute trainings with 20 minutes of nutrition education and 40 minutes of
question and answer in each training session. Training topics were identified as
healthy nutrition, adolescent nutrition, and frequently asked questions. Survey forms
including socio-demographic characteristics, nutritional selection, nutritional habits,
3-day food consumption records, food consumption frequency, physical activity and
anthropometric measurements were applied to the students and their parents who
agreed to participate in the study before and after the training and 2 months after the
waiting period. It was determined that waist circumference of boys and girls, BMI
values of boys, waist-height ratios of girl students increased after two months
waiting.(p<0.05). It has been found that while the proportion of overweight male
students decreased after education, that of overweight and obese female students
decreased after education and 2 months of waiting.It was determined that while the
ratio of total energy from protein and fat increased after 2 months of waiting, the
ratio of carbohydrate decreased and daily cholesterol intake increased after training
and 2 months waiting (p <0.05). It was found out that daily A, E, niacin, B12, C
vitamins, sodium and phosphorus mineral intake went beyond the recommended
amount by Turkey Nutrition Guide, while thiamin and folate vitamins, potassium,
calcium, magnesium and iron intake was found to be below the recommendations .
Nutritional knowledge score (p 0.05) of
students were found to have increased. It was determined that average carbohydrate and folate intake of students decreased while vitamin A intake increased after 2
months waiting time (p <0.05). As a result; there occurred a meaningful increase in
the nutrition knowledge level of students after student training, However, nutrition
education given to parents did not show the desired effect on the food choice of
students and that is because the adolescent period is more affected by the friends
environment than families; therefore, it is thought that the application of continuous
nutrition and physical activity programs, including parents, as well as the school
environment, is important for effective and lasting education
Yetişkin bireylerin sindirim sistemi problemlerinde besin ve bitkisel ürün kullanım durumları
Bu çalışma yetişkin bireylerin sindirim sistemi problemlerinde kullandıkları besin ve bitkisel ürünleri saptamak amacıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırma örneklemi, Aralık 2017-Mart 2018 tarihleri arasında Mersin ilinde bulunan bir devlet hastanesine herhangi bir nedenle başvurmuş, aynı hastanede görevli hekimler tarafından ilaç reçeteleri düzenlenmiş ve ilaç reçetelerini temin etmek amacıyla bir eczaneye gelmiş olan 18-80 yaş arası 196 yetişkin bireyden oluşmaktadır. Çalışmada veri toplama aracı olarak araştırmacı tarafından hazırlanan anket formu kullanılmıştır. Çalışma verileri SPSS 17.0 paket programı ile uygun istatistiksel yöntemler kullanılarak değerlendirilmiştir. 196 yetişkin bireyin bulunduğu bu çalışmada 120 (% 61.2) birey sık karşılaştığı sindirim sistemi yakınması olduğunu bildirmektedir. Bu bireylerin 57‘si (%53.8) sindirim sistemi yakınmalarında besin ve bitkisel ürün kullamı olduğunu bildirmiştir. 63‘ü (%70) ise sindirim sistemi yakınmalarıında besin ve bitkisel ürün kullanmadığını bildirmiştir. 76 bireyin (%38.8) sık yaşadığı sindirim sistemi yakınması bulunmamaktadır. Ancak yakınması olmayan bireylerin 49‘u (%46.2) sindirim sistemi yakınmalarında besin ve bitkisel ürün kullamı olduğunu bildirmiştir. Sindirim sistemi şikayeti olanların kullandıkları besin ve bitkisel ürünler arasında mide yanması için 3 kişi (%2.5) maden suyu, 5 kişi (%4.2) elma, 1 kişi (%0.8) leblebi, 4 kişi (%3.3) süt , 3 kişi (%2.5) nane ve 2 kişi (%1.7) zencefil kullanımı olduğunu belirtmektedir. Şişkinlik için 15 kişi (%12.5) maden suyu, 2 kişi (%1.7) karbonat, 4 kişi (%3.3) yeşil çay, 5 kişi (%4.2) rezene ve 4 kişi (%3.3) kimyon kullanımı olduğunu belirtmektedir. Konstipasyon için 18 kişi (%15) kuru kayısı, 9 kişi (%7.5) zeytinyağı, 3 kişi (%2.5) kuru incir, 1 kişi (%0.8) kavun, 3 kişi (%2.5) kekik suyu, 2 kişi (%1.7) salatalık + su, 2 kişi (%1.7) keten tohumu kullanımını belirtmektedir. Diyare için 14 kişi (%11.7) haşlanmış patates, 7 kişi (%5.8) kuru Türk kahvesi-limon, 8 kişi (%6.7) muz, 4 kişi (%3.3) kola, 2 kişi (%1.7) leblebi kullandığını belirtmektedir. Sonuç olarak, sindirim sistemi rahatsızlıkları için, etraftan duyulan, medya veya diğer kitle iletişim araçları üzerinden etkinliği kanıtlanmamış, bitkisel ürünler veya bitkiler kullanmak yerine fiziksel aktiviteyi arttırmak, dengeli ve düzenli beslenmek, yeterli su tüketimini sağlamak, doğru pişirme tekniklerini kullanmak, beslenme alışkanlıklarını düzenlemek gibi basit yaşam tarzı değişikliklikleri ile üstesinden gelmek sağlıklı bir yaşam için temel oluşturacaktır.
This study was conducted to determine nutritional and herbal products used by adult individuals in their digestive system problems. The study sample consisted of 196 adult patients between 18 and 80 years old who had applied to a state hospital in Mersin province for any reason between December 2017 and March 2018, who were prescribed medication by doctors in the same hospital and who came to a pharmacy to provide prescriptions for medication. A questionnaire form prepared by the researcher was used as data collection tool in the study. Study data were evaluated using SPSS 17.0 packet program using appropriate statistical methods. In this study, where 196 adults were present, 120 (61.2%) individuals reported frequent gastrointestinal complaints. Of these individuals, 57 (53.8%) reported using digestive system complaints of food and plant products. 63 (70%) reported that they did not use food and herbal products in their digestive system complaints. No gastrointestinal complaints were found in 76 individuals (38.8%). However, 49 (46.2%) of the uncomfortable individuals reported using food and herbal products in their digestive system complaints. Among the nutrients and herbal products used by the digestive system complainants, 3 (2.5%) mineral water, 5 (4.2%) apple, 1 person (0.8%) chickpea, 4 people (3.3% 2.5) mint and 2 people (1.7%) were using ginger. Fifteen people (12.5%) stated that they had used mineral water, 2 (1.7%) carbonates, 4 people (3.3%) green tea, 5 people (4.2%) fennel and 4 people (3.3%) cumin use. For the constipation, 18 (15%) dried apricots, 9 (7.5%) olive oil, 3 (2.5%) dried fig, 1 person (0.8%) melon, 3 people (2.5%) thyme, 2 people ) cucumber + water, 2 people (1.7%) indicate use of flaxseed. 14 people (11.7%) stated that they used boiled potatoes, 7 (5.8%) dry Turkish coffee-lemon, 8 people (6.7%) bananas, 4 people (3.3%) cola and 2 people (1.7%) chickpea. As a result, for digestive system disorders, there is no proven activity on the media or other mass communication media, instead of using plant products or plants, increasing physical activity, balanced and regular feeding, providing sufficient water consumption, using correct cooking techniques, regulating dietary habits coming from above with simple lifestyle changes will be the basis for a healthy life
Özel bir hastanede çalışan personelin obezite önyargılarının ve ortorektik davranışlarının değerlendirilmesi araştırması
Bu çalışma; özel bir hastanede hizmet veren personelin obezite önyargılarının ve
ortorektik davranışlarının belirlenmesi amacı ile yapılmıştır. Çalışmaya, 01.06.2017-
01.08.2017 tarihleri arasında Adana ilinde bulunan özel bir hastanede görev alan 18-
70 yaş aralığında 640 personel arasından gönüllü olarak katılmayı kabul eden,
%62,4’ü(319) kadın ve %37,6’ sı (192) erkek olmak üzere toplam 511 personel
katılmıştır. Çalışmada veriler katılımcıların sosyo-demografik özellikleri, beslenme
alışkanlıkları, sağlıklı yaşam biçimi davranışları, fiziksel aktivite düzeyleri, beden
kütle indeksleri (BKİ), sağlıklı beslenme takıntıları ve obeziteye bakış açılarına
ilişkin bilgilerin yer aldığı anket formu aracılığı ile elde edilmiştir. Katılımcıların
sağlıklı beslenme takıntılarının belirlenmesi için ORTO-11 ölçeği, obeziteye bakış
açılarına ilişkin bilgilerin belirlenmesi için de GAMS-27 Obezite Önyargı Ölçeği
kullanılmıştır. Katılımcıların yaş ortalaması 33,2±8,96 yıldır. Katılımcıların %48,5’i
sağlık personeli, %51,5’i sağlık personeli değildir. Kadınların BKİ ortalamaları 23,5
±3,97, erkeklerin BKİ ortalamaları 26,0±3,11kg/m2’dir. GAMS-27 Obezite Önyargı
Ölçeği (OÖÖ) ortalama puanları kadınlarda 73,1±10,73, erkeklerde 73,6±11,31’dir.
ORTO-11 ortalama puanları kadınlarda 25,7±4,84, erkeklerde ise 26,6±5,50
kg/m2’dir. Sağlık personeli olarak çalışan erkeklerin (%40,6) obezite önyargısı
puanlarının daha yüksek olduğu saptanmıştır (p<0,05). Sağlık personeli olarak
çalışan kadın katılımcıların obezite önyargıları ve ortorektik davranışları arasında
anlamlı bir ilişki saptanmamıştır(p>0,05). Çalışmaya katılan kadın katılımcılardan
sağlıklı beslendiğini düşünen (%44,5), son bir yıl içinde zayıflama girişiminde
bulunan (%44,5) ve obez bireylere karşı önyargılı olduğunu beyan eden
kadınların(%8,8) ortorektik eğilimlerinin daha yüksek olduğu bulunmuştur (p<0,05).
Bu çalışmada obez bireylere karşı önyargısız olduğunu beyan eden kadınların
(%70,5), önyargılı olduğunu beyan eden kadınlara (%8,8) göre daha önyargılı olduğu saptanmıştır (p<0,05). Sonuç olarak obezite önyargısı ile ortorektik davranışlar
arasında anlamlı bir ilişki saptanmamıştır (p>0,05). Obezite önyargısı ve ortorektik
davranışlar ile ilgili çalışmaların artması, obez bireylere karşı duyulan önyargının ve
bireylerin sağlıklı beslenme takıntısı ile ilgili farkındalığının artmasına katkı
sağlayacaktır.
The aim of this study is to determine obesity prejudices and orthorectic behaviors of
employees serving in a private hospital. The datawere obtained from 511 of 640
employees of a private hospital in Adana province with participants whose age range
were 18-70, and who agreed to participate voluntarily in the study. The study was
conduct between the dates 01.06.2017 and 01.08.2017. 62.4%(319) of the
participants were women while 37.6% (192) were men. In the study, the data were
obtained via a questionnaire containing information about the socio-demographic
characteristics, eating habits, healthy lifestyle behaviors, physical activity levels,
body mass indexes (BMI), healthy diet obsession and obesity attitudes of the
employees. To identify participants' healthy diet obsession ORTO-11 scale, and to
identify their attitudes towards obesity the GAMS-27 Obesity Prejudice Scale were
used. The average age of participants is 33,2±8,96 years. While 48.5% of the
participants are health personnel, 51.5% are not. The average body mass index (BMI)
of women is 23,5 ±3,97 kg/m2, and men’s is 26,0±3,11kg/m2. The mean score of
obesity prejudice scale (PD) was 73.1 ± 10.73 for women and 73.6 ± 11.31 for men.
The ORTO-11 mean score was 25.7 ± 4.84 for women and 26.6 ± 5.50 for men.
Obesity prejudice scores of men (40,6%) working as health personnel were found to
be higher (p<0,05). There were no significant relationship between obesity prejudice
and orthorectic behaviors for women working as a health personnel (p>0,05).
Orthorectic tendincies of women who thought they were eating healthy (44.5%), who
attempted to lose weight in the last year (44.5%) and who declared prejudice towards
obese people (8.8%) were found higher (p<0,05). In this study, it was found that
women who stated that they were not prejudiced towards obese individuals (70.5%)
were more prejudiced than women who declared prejudice (8.8%) (p<0,05). As a
result, there was no significant relationship between obesity prejudice and orthorectic
behaviors (p>0,05). The increase in the studies on obesity prejudice and orthorectic behaviors will contribute to the increase in awareness about healthy eating obsession
and prejudice towards obese individuals
Elit atletlerde eksternal koruma kullanımının solunum kas kuvveti ve egzersiz kapasitesi üzeri etkisi
Uygun ve yeterli solunumun gerçekleşmesi için hem akciğerlerin hem de
göğüs duvarının az bir efor ile genişleyebilmesi gerekmektedir. Omuz koruyucuları
veya benzeri aparatlar kullanılarak yapılan ve pulmoner fonksiyondaki azalmaları
gösteren az sayıda çalışma bulunmaktadır. Ancak kullanılan koruyucuların solunum
kas kuvveti veya egzersiz kapasitesine etkilerini açıklayan çalışma bulunmamaktadır.
Çalışmamızda amacımız, elit atletlerde eksternal koruyucularının solunum
fonksiyonları, solunum kas kuvveti ve egzersiz kapasitesine olan etkisini
incelemekti. Çalışmamıza yaş ortalaması 21.4±2.01 yıl olan 30 elit erkek Amerikan
futbol oyuncusu dahil edildi. Bireyler randomize olarak bir hafta arayla eksternal
korumalı ve eksternal korumasız olarak değerlendirmelere alındı. Sporcuların
solunum fonksiyonları spirometrik ölçümler ile, solunum kas kuvvetleri ağız içi
basınç ölçümüyle, egzersiz kapasitesi bisiklet ergometresinde maksimal semptomla
limitli kardiyopulmoner egzersiz testi ile değerlendirildi. Çalışmamızda, eksternal
korumalı yapılan ölçümlerde FVC ve FEV1 değerlerinin, maksimum inspiratuar
basınç ve zirve inspiratuar akış değerlerinin, zirve oksijen tüketimi ve başlangıç
diyastolik kan basıncı değerlerinin eksternal koruma olmadan ölçülen değerlere göre
istatiksel olarak anlamlı bir şekilde daha düşük olduğu görüldü (p<0.05). Diğer
parametrelerde iki ölçüm arasında istatiksel olarak anlamlı bir fark saptanmadı
(p>0.05). Sonuç olarak, elit atletlerin kullandıkları eksternal koruyucuların
bireylerin, solunum fonksiyonlarını, solunum kas kuvvetini ve egzersiz kapasitelerini
azalttığı görüldü..
For proper and adequate respiration to
occur, both lungs and chest wall should be able to expand with little effort. In the
literature, there are very few studies, which are conducted using appliances such as
shoulder pads etc. and show the decreases in pulmonary function. However there are
no studies, which explain the effects of protection usage on respiratory muscle
strength or exercise capacity. The main objective of this study is to evaluate the
effect of external protection usage on pulmonary function, respiratory muscle
strength and exercise capacity in elite athletes. Thirty male elite American football
players, with an age average 21.4 ± 2.01 years, were included in the study. Every
other week, the individuals were randomly evaluated with and without external
protection. With spirometric measurements respiratory functions, with mouth
pressure measurement respiratory muscle strength and with cardiopulmonary
exercise testing with maximal symptom on bicycle ergometer exercise capacity were
evaluated. Compared to the values observed without external protection, it is found
that FVC and FEV1 values, maximum inspiratory pressure and peak inspiratory flow
values, peak oxygen consumption and initial diastolic blood pressure values were
found to be significantly lower with external protection (p<0.05). There were no
statistically significant differences between two measurements for other parameters
(p>0.05). In conclusion, it was observed that the external protections used by elite
athletes may affect the pulmonary function, respiratory muscle strength and exercise
capacity of individuals
Toplu beslenme sistemlerinde mutfak personeline verilen hijyen eğitiminin mutfağın hijyen durumuna etkisi
Bu araştırma, mutfak personeline verilen hijyen eğitiminin mutfak personelinin
hijyen bilgisi düzeyine olan etkisini ölçmek ve bilginin davranışa yansımasını
gözlemlemek amacıyla yürütülmüştür. Mutfak yüzeylerinin ve mutfakta kullanılan
araç-gereçlerin temizlik durumları ölçülerek, personel hijyen bilgisi düzeyinin
mutfak hijyen durumu üzerine olan etkisi araştırılmıştır. Bu çalışma Kasım 2017 –
Şubat 2018 tarihleri arasında Ankara’daki bir vakıf üniversitesi kampüslerinde
bulunan 12 farklı kafeterya mutfağı alanında çalışan 147 mutfak personeli (aşçı, aşçı
yardımcısı, bulaşıkçı, lobici, servis elemanı) ve proje sorumlusu üzerinde
yürütülmüştür. Araştırmaya çalışanların tümü (147) dahil edilmiştir. Araştırma dört
aşamalı olarak yürütülmüştür. İlk aşamada personelin sosyo-demografik
özelliklerinin, iş tecrübesinin ve hijyen eğitimi alma durumlarının sorgulandığı anket
formu uygulanmıştır. İkinci aşamada hijyen eğitimi verilerek personel bilgi
düzeyinde artış olması hedeflenmiştir. Eğitim öncesi ve sonrasında Bilgi Ölçme Testi
uygulanmıştır. Üçüncü aşamada, mutfağın hijyen durumunun tespiti için eğitim
öncesi ve sonrası dönemde 8 farklı mutfak gözlemlenerek 5 bölümden oluşan (Besin
Hijyeni, Personel Hijyeni, Mutfak ve Araç- gereç Hijyeni, Servis Hijyeni, Depo
Hijyeni) Kafeterya Hijyen Kontrol Formu (KHKF) doldurulmuştur. Dördüncü
aşamada, kafeteryalardaki hijyen uygulamalarının yeterliliğini saptamak için eğitim
öncesi ve sonrası dönemlerde mutfak yüzeylerinden, mutfaklardaki araç-gereçlerden
ve personel el yüzeylerinden swap çubukları yardımıyla örnekler alınmış, Adenozin
Trifosfat Biyolumenans Testi (ATPBT) yapılmıştır. Hijyen eğitimi verilmeden önce,
daha önceden eğitim alan katılmcıların bilgi düzeyi daha yüksek bulunmuştur
(p<0.05). Eğitim sonucunda, eğitimden önce kadınların bilgi puanı ortalaması 52.6 ±
2.9, erkeklerin 62.5 ± 1.9 iken, eğitimden sonra kadınların ve erkeklerin hijyen
bilgisi puanı ortalaması 81 ± 2’ye, ve 80.2 ± 1.5’e yükselmiştir (p<0.001). KHKF
puanlarının ortancası hijyen eğitimi öncesi 83.5 (34.5) iken eğitim sonrası 89 (25)’a yükselmiştir (p<0.001). Hijyen eğitimi verildikten sonra, çalışma tezgahları, yemek
masası ve alet-ekipman yüzeylerinin ATPBT puanlarının ortanca değerlerinde
azalma görülmüştür (p>0.05, p>0.05, p<0.05). Gıda kaynaklı hastalıkların (GKH)
önlenmesi için personel bilgi düzeyinin yeterli olması elzemdir. Bunun yanında
bilginin davranışa dönüşmesi kritik noktadır. Personel hijyeni, mutfak alet-ekipman
yüzeylerinin temizliği, pişirilme ve servis sıcaklıklarının sağlanması GKH
oluşumunun engellenmesinde ilk ve temel adımdır. Hijyen eğitiminin ve
uygulamalarının etkinliği arttırılmalıdır.
This study conducted with the aim of observing influence of hygiene education on
hygiene status and behaviours. The cleaning conditions of the kitchen surfaces and
the utensils used in the kitchen were measured and the effect of the personnel
hygiene information level on the kitchen hygiene status was investigated. The study
was conducted on 147 food handlers working in 12 different cafeteria kitchen areas
of private university campuses in Ankara between November 2017 and February
2018. The research progressed in four stages. In the first stage, a questionnaire form
was applied to question the socio-demographic characteristics and the experiences of
work. In second stage, hygiene trained with aimed to increase the level of
foodhandler’s hygiene information. In the third step, 8 different kitchens were
observed in the pre and post-training period for the determination of hygiene status
of the kitchen. The cafeteria hygiene control form (CHCF) consisting of 5 sections
(Food Hygiene, Personnel Hygiene, Kitchen Hygiene, Utensils Hygiene, Storage
Hygiene) was filled. In the fourth stage, for determine the adequacy of hygiene
practices in the cafeteria, samples were taken from the kitchen surfaces, kitchen tools
and staff's hand surfaces by means of swap rods before and after the training and
Adenosine Triphosphate Bioluminescence Test (ATPBT) was performed.
Foodhandlers have already been trained have higher level of knowledge of hygiene
(p<0.05). After training, the average hygiene score of women and males was 52.6 ±
2.9 and 62.5 ± 1.9 increased to 81 ± 2, 80.2 ± 1.5 (p<0.001). As well, the median of
KHKF scores was 83.5 (34.5) increased to 89 (25) (p<0.001). Additionally, the
median values of ATPBT scores of benches, dining tables and utensils surfaces
decreased (p>0.05, p>0.05, p<0.05). The level of staff knowledge is sufficient to prevent food poisoning, and the
conversion of information into behavior and exercise is essential. The effectiveness
of hygiene training and practices should be increased
Üstün yetenekli ortaokul öğrencilerinin proje tabanlı temel robotik eğitim süreçlerindeki yaratıcı, yansıtıcı düşünme ve problem çözme becerilerine ilişkin davranışlarının ve görüşlerinin incelenmesi
ÖZ: Bu çalışmanın amacı, üstün yetenekli öğrencilerin proje tabanlı temel robotik eğitim süreçlerindeki yaratıcı düşünme, yansıtıcı düşünme ve problem çözme becerileri ile robot geliştirme süreçlerindeki görüşlerinin ve davranışlarının incelenmesidir. Nitel ve nicel yöntemlerin birlikte kullanıldığı bir durum çalışması olan bu araştırma 2015-2016 eğitim öğretim yılının yaz tatilinde Ankara ilindeki bir Bilim ve Sanat Merkezi’ndeki (BİLSEM) 12-13 yaş arası 7 öğrenci ile yürütülmüştür. Araştırmacı tarafından geliştirilen Ürün Geliştirme Performansı Rubriği, uygulama sonu ve boylamsal Görüşme Formları, Öğrenci Günlükleri ve Araştırmacı Günlük Notları ile elde edilen veriler nitel veri çözümleme teknikleri ile çözümlenmiştir. Ayrıca üstün yetenekli öğrencilerin karakteristiklerine ilişkin tespit yapabilmek amacıyla Çocuklarda Problem Çözme Envanteri (ÇPÇE) ile Yansıtıcı Düşünme Düzeyini Belirleme Ölçeği (YDDBÖ) kullanılmıştır. Elde edilen verilerin analizine göre proje tabanlı temel robotik eğitiminin, üstün yetenekli öğrencilerin yaratıcı düşünme, yansıtıcı düşünme ve problem çözme becerilerine katkı sağladığı, öğrencilerin proje tabanlı temel robotik eğitimi ardından, aradan geçen sekiz aylık bir süre sonrasında halen robotik tabanlı ürün geliştirme süreçlerine devam ettikleri ve olumlu tutum geliştirdikleri sonucuna varılmıştır.
ABSTRACT: The purpose of this study is to investigate the behaviors of gifted students related to their creative, reflective thinking and problem solving skills in their project based basic robotics summer course in 2015-2016 Science and Art Center in Ankara. Participants of this study were seven secondary school gifted studens between the age of 12-13. This study was a qualitative case study. Data were collected trough Project Performance Rubric that was developed by the researcher, interviews during course, longtitutional interviews, researchers diary, and students’ diaries. Those data were analysed through qualitative analysis methods. On the other hand, quantitative analysis was conducted on the data where characteristics of students were collected through childrens’ Problem Solving Scale and Reflective Thinking Scale. Results indicated that the project based basic robotics course seems to be attributed students’ creative and reflective thinking skills as well as their problem skills. Students also presented positive attitudes towards robotics after eight months and it was found that they were still continuing robotics projects
Öğretim yönetim sistemi ile desteklenmiş dersin çeşitli değişkenler açısından incelenmesi
Web 2.0 teknolojilerini içinde barındıran ve öğretim yönetim sistemi (ÖYS) olarak tasarlanmış olan Edmodo, sosyal ağ sitelerinden eğitim alanında kullanılan önemli bir araç olarak profesyonel bir öğrenme ortamı sağlamaktadır. Bu özelliği ile Edmodo, bir ders içeriğinde ÖYS olarak kullanılmış, öğrencilerin ÖYS kullanılan derslere karşı tutumları ve öğretmenlik öz-yeterlik düzeylerine etkileri incelenmiştir. Ayrıca bu araştırmada, anket ve açık uçlu soru yöntemleriyle, öğrencilerin ÖYS hakkındaki görüşlerine de yer verilmiştir. Araştırmaya özel bir üniversitenin Eğitim Fakültesinde farklı bölümlerde öğrenim gören ve Öğretim Teknolojileri ve Materyal Tasarımı (ÖTMT) dersini alan 44 öğretmen adayı katılmıştır. ÖYS üzerinden açılan ders alanında, derslerin içerikleri, ders içi sunum dosyaları ve ödevler bu platformdan paylaşılmıştır. Öğrencilerin ödev yüklemeleri ve öğretmenin geri-dönütleri de benzer şekilde ÖYS üzerinden sağlanmıştır. Araştırmanın sonuçları incelendiğinde, Edmodo’nun ÖYS olarak başarılı bir platform olduğu söylenebilir. Ayrıca öğrencilerin ÖTMT dersine yönelik tutumlarında öntest ve sontest puanları incelendiğinde, son-test puanlarında bir artış olduğu görülmektedir. Buna göre Edmodo’nun öğrencilerin derse yönelik tutumlarını arttırdığı görülmektedir. Öğrencilerin, ÖYS’leri sevdikleri ve uygulamayı kullanmaktan keyif aldıkları gözlemlenmiştir. Fakat Edmodo’nun öğrencilerin hazır bulunuşluk düzeylerine bağlı olarak öğretmen öz yeterlik düzeylerinde benzer oranda bir düşüşe neden olduğu görülmektedir. Öğrencilerin daha verimli bir eğitim süreci geçirilebilmesi için, sürecin başlangıcından önce sosyal medya eğitimi verilmesi önerilebilir ve bu şekilde eğitim programı desteklenebilir.
Edmodo, which includes Web 2.0 technologies and is designed as a learning management system (LMS), provides social networking sites with a professional learning environment as an important tool in the field of education. Thanks to this feature, Edmodo has been used as a LMS in a course content and the attitude of the students towards the courses in which LMS has been used and their impact on the self-efficacy levels of the teachers have been analysed. This research further involves the opinions of the students on LMS with a questionnaire and open-ended questions. 44 pre-service teachers, who receive Instructional Technology and Material Design (ITMD) course and studying in the different departments in the Faculty of Education of a private university. The course content, in-class presentation files, and assignments are shared on this platform in the course area opened via the LMS. Student homework assignments and teacher feedback were similarly provided through the LMS. Research results demonstrate that Edmodo is a successful platform as the LMS. In addition, when the pre-test and post-test scores of the students' attitudes towards ITMD course are examined, it is clear that there is an increase in the post-test scores. This shows that Edmodo increases the attitudes of the students towards the course. It has been observed that the students like the LMS and enjoy using it. However, Edmodo leads to a similar decline in teacher self-efficacy levels, depending on the level of readiness of the students. It may be suggested that social media education should be given before the beginning of the process so that students can get a more efficient education process and the education program can be supported in this way
İnverted papillom ve scc olgularında gen ifadelenme profili
Bu çalışma sinonazal inverted papillom (IP) ile IP’un sinonazal skuamoz hücreli
karsinoma (SCC) dönüşümünde, ribonükleik asit (RNA) düzeyinde ifadelenmesi
değişen genleri belirlemeyi hedeflediğimiz deneysel bir çalışmadır. Başkent
Üniversitesi Tıbbi Biyoloji, Tıbbi Genetik, Kulak Burun Boğaz, Patoloji Anabilim
Dalları ve Dr. Abdurrahman Yurtaslan Ankara Onkoloji Eğitim ve Araştırma
Hastanesi Patoloji ve Kulak Burun Boğaz Anabilim Dalları katkısı ile yapıldı. Son
beş yıl içerisinde IP, sinonazal SCC ve konka hipertrofisi tanısı konulmuş, 18 yaş
üzeri 16 hastanın (6 IP, 5 sinonazal SCC, 5 konka hipertrofisi) parafine gömülmüş
dokusundan (FFPE) ticari kit ile RNA izolasyonu yapıldı. Uygun ve yeterli miktarda
RNA kullanılarak mikroarray yöntemi ile her üç dokunun gen ekspresyon
profillerine yönelik tüm genoma ait bir bilgi elde edildi. Bu bilgi analiz programları
kullanılarak üç doku arasında karşılaştırıldı. IP ve sinonazal SCC dokuları
kıyaslandığında ekspresyonu anlamlı değişim gösteren şu genler tespit edildi:
CYP3A7, KRT4, FA2H, BNIP3, MMP11, COL1A1, CCND2, IGF2BP3, SH3BGR,
SERPINB3. Sonuç olarak, ifadelenmesi değişen CYP3A7, KRT4, FA2H, BNIP3,
MMP11, COL1A1, CCND2, IGF2BP3, SH3BGR, SERPINB3, THBS2 genleri ile
ilgili hem gen hem protein ifadelenmesi birlikte çalışılarak, sonuçların teyit edilmesi
IP etyoloji ve karsinogenezi ile ilgili ileriki çalışmalara ufuk açacaktır.
This is an experimental study aiming to determine the genes whose expression
changes at the ribonucleic acid (RNA) level, in the sinonasal squamous cell
carcinoma (SCC) transformation of sinonasal inverted papilloma (IP). This study was
carried out with Başkent University Medical Biology, Medical Genetics,
Otorhinolaryngology, Pathology Departments and Dr. Abdurrahman Yurtaslan
Ankara Oncology Training and Research Hospital Pathology and
Otorhinolaryngology Departments contribution. RNA was isolated wtih
commercially available kit from the paraffin embedded tissues (FFPEs) of 16
patients, over 18 years, diagnosed as IP, sinonasal SCC, and concha hypertrophy (6
IP, 5 sinonasal SCC, 5 concha hypertrophy) in the past five years. Using appropriate
and sufficient amounts of RNA, a microarray method was used to obtain information
of the gene expression profiles of all three tissues’s entire genome. This information
was compared using analysis programs among the three tissues. When comparing IP
and sinonasal SCC tissues, the following genes with significant expression changes
were identified: CYP3A7, KRT4, FA2H, BNIP3, MMP11, COL1A1, CCND2,
IGF2BP3, SH3BGR, SERPINB3. As a result, both gene and protein expression
related to the altered expression of CYP3A7, KRT4, FA2H, BNIP3, MMP11,
COL1A1, CCND2, IGF2BP3, SH3BGR, SERPINB3 and THBS2 can be studied
together to confirm the results of future studies on IP etiology and carcinogenesis
Sürdürülebilir çimento sektörü eğilimlerine dayalı performans kriterlerinin belirlenmesi ve karşılaştırılması
Bu çalışmada; uluslararası alanda “Cement Sustainability Initiative (CSI)” girişimine üye olan, ayrıca “Global Reporting Initiative (GRI)” bünyesindeki “Sustainability Disclosure Database” veri tabanında yer alan çimento firmaları başta olmak üzere, çimento sektöründe uygulanan üretim yaklaşımları analiz edilmiştir. Analiz 1990 ve 2013 yılları için yapılmıştır. Kyoto protokolünün etkilerini, hedeflere ulaşmak için belirlenmiş olan kriterlerin, uygulamaların sonuçlarının ve farklı yaklaşımların karşılaştırmalı olarak analiz etmek amacıyla, çok kriterli endeksler geliştirilmiştir. Endeks iki ayrı değerlendirmeye göre oluşturulmuş olup, birinci endeks Enerji ve çevresel performans ayrımlarına göre yapılmıştır. İkinci endeks klinker fırın tiplerine göre yapılmış olup. Çıkan sonuçlar soğutma havasının geri kazanımının önemine işaret etmiş ve Akılcı Ekserji Yönetimi Modelinin uyarlanması ile en faydalı uygulamalara yön vereceği anlaşılmıştır.
In this study, the production approaches applied by the cement producing companies which are members of the "Cement Sustainability Initiative" in the international scale and in the "Sustainability Disclosure Database" within the "Global Reporting Initiative" have been analyzed.
The analysis has been carried out for the years between 1990 and 2013. Multi-criteria indices were developed in order to competitively analyze the impacts of the Kyoto protocol, in terms of the criteria, that were set for achieving the objectives, the results of the applications and the different approaches. Two different indices were developed according to two separate evaluation headings. The first index is based energy and environmental performance. The second index was made according to clinker kiln types. The results have shown the importance of the heat recovery of cooling air and it has been understood that the adaptation of the Rational Exergy Management Model (REMM) will guide us to the most beneficial applications
Örgütsel iletişim doyumunun iş tatmini ve örgütsel bağlılık ile ilişkisi: Görgül bir araştırma
Günümüz zorlu rekabet ortamında işletmelerin rakipleriyle mücadele edebilmeleri ve varlıklarını devam ettirebilmeleri için insan gücü en önemli faktör konumundadır. Bu bağlamda örgütsel bağlılık, iş tatmini gibi unsurlar ön plana çıkmaktadır. İşletmelerde örgütsel bağlılığı ve iş tatminini sağlamanın en önemli yollarından birisi örgütsel iletişimdir. Bu çalışmada örgütsel iletişim, iş tatmini ve örgütsel bağlılık arasındaki ilişki incelenmiştir. Bu amaç doğrultusunda 250 kişiden veriler elde edilmiştir. Elde edilen verilerin istatistiksel analizi neticesinde örgütsel bağlılık ile üstle iletişim, çalışma arkadaşlarıyla iletişim, iletişim iklimi ve kanal kalitesi arasında pozitif yönlü, orta kuvvette, kurum bilgisi, örgütsel bütünleşme ve bireysel geri bildirim ile yüksek kuvvette ve anlamlı bir ilişki olduğu görülmüştür. Bununla birlikte iş tatmini ile üstle iletişim, çalışma arkadaşlarıyla iletişim, iletişim iklimi ve kanal kalitesi arasında pozitif yönlü, orta kuvvette ve anlamlı bir ilişki saptanmıştır.
Çalışmadan elde edilen sonuçlar göz önünde bulundurulduğunda iletişim doyumunun örgütsel bağlılığı ve iş tatminini pozitif yönde etkilediği söylenebilir.
In today's challenging competitive environment, human power is the most important factor for enterprises to fight against their competitors and to sustain their assets. In this context, elements such as organizational commitment and job satisfaction are at the forefront. Organizational communication is one of the most important ways of achieving organizational commitment and job satisfaction in businesses. In this study, the relationship between organizational communication, job satisfaction and organizational commitment was examined. For this purpose, 250 individuals were obtained. As a result of the statistical analysis of the obtained data, it was found that there was a high correlation between the organizational commitment and the communication with the top, communication between the workers, communication climate and channel quality with positive direction, medium strength, organizational knowledge, organizational integration and individual feedback. On the other hand, there was a positive, moderate and meaningful relationship between job satisfaction and communication with top, communication with colleagues, communication climate and channel quality.
Considering the results obtained without working, it can be said that communication satisfaction affects organizational loyalty and job satisfaction positively