9909 research outputs found
Sort by
Grafi̇k tasarım alanının toplumsal ve teknoloji̇k geli̇şmeler bağlamında dönüşümü
Grafik tasarım; yaşamı boyunca insanın pek çok ihtiyacını karşılamasını sağlayan görsel bir iletişim biçimidir. Gündelik hayatta bizi yönlendiren, bilgilendiren, cesaretlendiren, bilinçlendiren, hatta aldatan ve yanıltan pek çok görsel imge, birer grafik tasarım ürünüdür. Bu ürünlerde yer alan imgeler, formlar, renkler ve tipografik yapılar, tasarım alanının var olduğu günden bu yana çeşitli sebeplerden dolayı değişmiş ve dönüşmüştür. Yazının icadından baskı tekniklerinin geliştirilmesine, Rusya'da gerçekleşen Ekim Devrimi ve II. Dünya Savaşı'ndan bilgisayarların icadı ve internetin yaygınlaşmasına kadar pek çok toplumsal ve teknolojik gelişme, grafik tasarımcıları -dolayısıyla tasarım alanını- etkilemiş, dönüştürmüştür. Yaşanan büyük çaplı her gelişme ve yenilik sonrasında tasarımcılar gerek tekniklerini, gerekse tasarım elemanlarını güncellemiş ve pek çok yeni tasarım çözümü geliştirmiştirler. Bütün bu düşünsel ve biçimsel yenilikler ise zaman içinde grafik tasarım alanını daha zengin bir hale getirmiştir. Yapılan bu araştırmada, tarihsel süreç içerisinde sürekli olarak dönüşen ve dönüşmeye devam eden grafik tasarım alanında görülen yenilikler, toplumsal ve teknolojik gelişmeler bağlamında incelenmiştir
Bilgi okuryazarlık öz yeterliği inancı, öğretmenlik mesleğine yönelik tutum ve üst biliş düşünme becerileri arasındaki ilişkiler
Bu araştırmanın amacı bilgi okuryazarlık öz-yeterliği, öğretmen mesleğine yönelik tutum ve üstbiliş düşünme becerileri arasındaki ilişkileri belirlemektir. Araştırma Fırat Üniversitesi pedagojik formasyon eğitimi sertifika programına kayıtlı 286 öğretmen adayı üzerinde yürütülmüştür. Veri toplama aracı olarak, bilgi okuryazarlığı öz yeterlik, üstbiliş düşünme becerileri ve öğretmenlik mesleği tutum ölçekleri kullanılmıştır. Ölçeklerin güvenirliği belirlemek amacıyla hesaplanan Cronbach’s Alpha katsayıları sırasıyla .935, .874, .928 olarak bulunmuş olup araştırmada kullanılması uygun görülmüştür. Ölçekler arasındaki ilişki korelasyon analiziyle, yordama düzeyi ise çoklu regresyon analiziyle tespit edilmiştir. Sonuç olarak, bireylerin bilgi okuryazarlığı öz yeterliği ile öğretmenlik mesleğine yönelik tutum ve üst biliş düşünme becerisi arasında yüksek ilişkiler olduğu görülmüştür. Bu bulgular araştırılan her üç değişkenin karşılıklı ilişkisi göz önüne alınarak eğitim-öğretim süreçlerinde birlikte işe koşulabileceğini göstermektedir.The aim of this research is to determine the relationship between the information literacy self-efficacy, the attitude towards the teacher occupation and the skills of thinking about metacognitive. The research was carried out on 286 prospective teachers registered to Fırat University pedagogical formation education certificate program. Information literacy self-efficacy scale, attitude scale toward teacher profession and metacognition thinking skills scale were used to collect data in the study. The Cronbach's Alpha coefficients calculated to determine the reliability of the scales were found to be .935, .874, .928, respectively, and it was seen appropriate to use it in the research. The relationship between the scales was analyzed by correlation test and the level of the prediction was determined by multiple regression analysis. As a result, it has been found that individuals have high relationships between information literacy self-efficacy and attitude towards teaching profession and cognitive thinking skills. These findings show that all three variables studied can be used together in the educational process, taking into account the mutual relationshi
Turgut Uyar’ın şiirlerinde “Ben ve “Öteki”nin özgürlük ve kaçış itkisi
İnsanın kendi “ben”i ve “öteki”ne, doğa, mekân ve zamana yabancı olması, ontolojik olarak yalnızlık ve özgür olma güçsüzlüğü yaratır. İnsan, bu durumda kendisi ve başkaları arasında bir seçim yapar. Bu seçim esnasında insan özgürlüğünü ekonomik, kültürel, dinî ve siyasî olarak sağlayamazsa kendini güvenlikten yoksun, sıkışmış ve kuşatılmış hisseder. İnsanın kendini tutunma noktalarından yoksun ve boşlukta hissetmesi, varoluşun ayrılmaz bir parçası olarak özgürlük ve özgür olma duygusunu çekilmez bir hale getirir. Bu durumda insan özgürlük duygusundan uzaklaşarak kendini özgürlükten yoksun bırakır.
Modern insanın özgür iradesiyle kendini kurma isteği, içinde yaşadığı dünyada varoluş olarak güvensiz, yalnız, terk edilmiş ve “öteki” hissetmesine neden olur. Uyar’a göre özgürlük, varoluşunun belirlenmemiş bilinci ve bilgisine varmaktır. İnsanın kendisini belirleyen varoluşunun bilincine varamaması, şairin de kendi “ben”i ve “öteki ben”ini bir varoluş olarak ortaya çıkarmasını sağlar.
Uyar’ın “ben” ve “öteki ben”in” içinde yaşadığı mekânın buradalığını şimdide yaşayamaması, onun ötelere, bilinçaltına ve düşlere yönelmesine neden olur. Şairin kaçış durumunu varoluşsal bir sorunsal olarak ele aldığı şiirlerinde “ben” kendini ve içtenlik değerlerini keşfetmek için bilinçaltına sığınır.The fact that man is alien to his own “I” and “the other”, to nature, to space and time creates ontologically the weakness of being alone and free in him. In this case, a person makes a choice between himself and others. In this election, if human freedom cannot be achieved economically, culturally, religiously and politically, it feels insecure, trapped and besieged. The feeling of self-restraint and emptiness makes the feeling of freedom and freedom intolerable as an integral part of existence. In this case, the human is deprived of freedom by moving away from the feeling of freedom. The desire of modern man to set himself up with free will causes him to feel insecure, lonely, abandoned and “the other” in the world he lives in. According to Uyar, freedom is to reach the unresolved consciousness and knowledge of its existence. The inability of man to reach the consciousness of his self-determining existence enables the poet to reveal his own “I”and “the other”as an existence. According to Uyar, “I” and “the other” the place where he lives in this place cannot live now, causes him to go beyond, subconsciously and dreams. In his poems, which the poet considers the escape situation as an existential problem, “I” seeks refuge in his subconscious to discover himself and his values of sincerity
Yeşil işletmelerde kurumsal iletişim
Yeşil düşüncenin nasıl oluştuğu, yeşil yönetim fonksiyonlarının neler olduğu, kurumsal iletişimde yeşil yaklaşımın önemi, yeşil yaklaşımla işletmelerde etik ve sosyal sorumluluk anlayışının ne yönde evrildiği, dünyada bir adım önde olmak isteyen ülkeler ve işletmelerin ele aldığı inovasyon kavramının ötesinde yeşil inovasyonla ne anlatılmak istendiği, teknolojik gelişmelerin ve bilgi toplumuna geçişle birlikte yeşil bilişim ve yeşil ekonomi, kitabımızın ana konularını oluşturmaktadır.
Yeşil bakış açısı ve ülkemizde bu yaklaşımı önemseyen işletme örneklerinin de yer aldığı bölümler ile farkındalığı yaygınlaştırmak hedeflenmektedir. Bu bağlamda kitabımızın Türkçe literatüre önemli bir katkı sağlayacağı düşünülmektedir
Bilgi okuyazarlık özyeterliği inancı, öğretmenlik mesleğine yönelik tutum ve üst biliş düşünme becerileri arasındaki ilişkiler
Bu araştırmanın amacı bilgi okuryazarlık öz-yeterliği, öğretmen mesleğine yönelik tutum ve üstbiliş düşünme becerileri arasındaki ilişkileri belirlemektir. Araştırma Fırat Üniversitesi pedagojik formasyon eğitimi sertifika programına kayıtlı 286 öğretmen adayı üzerinde yürütülmüştür. Veri toplama aracı olarak, bilgi okuryazarlığı öz yeterlik, üstbiliş düşünme becerileri ve öğretmenlik mesleği tutum ölçekleri kullanılmıştır. Ölçeklerin güvenirliği belirlemek amacıyla hesaplanan Cronbach’s Alpha katsayıları sırasıyla .935, .874, .928 olarak bulunmuş olup araştırmada kullanılması uygun görülmüştür. Ölçekler arasındaki ilişki korelasyon analiziyle, yordama düzeyi ise çoklu regresyon analiziyle tespit edilmiştir. Sonuç olarak, bireylerin bilgi okuryazarlığı öz yeterliği ile öğretmenlik mesleğine yönelik tutum ve üst biliş düşünme becerisi arasında yüksek ilişkiler olduğu görülmüştür. Bu bulgular araştırılan her üç değişkenin karşılıklı ilişkisi göz önüne alınarak eğitim-öğretim süreçlerinde birlikte işe koşulabileceğini göstermektedir.The aim of this research is to determine the relationship between the information literacy self-efficacy, the attitude towards the teacher occupation and the skills of thinking about metacognitive. The research was carried out on 286 prospective teachers registered to Fırat University pedagogical formation education certificate program. Information literacy self-efficacy scale, attitude scale toward teacher profession and metacognition thinking skills scale were used to collect data in the study. The Cronbach's Alpha coefficients calculated to determine the reliability of the scales were found to be .935, .874, .928, respectively, and it was seen appropriate to use it in the research. The relationship between the scales was analyzed by correlation test and the level of the prediction was determined by multiple regression analysis. As a result, it has been found that individuals have high relationships between information literacy self-efficacy and attitude towards teaching profession and cognitive thinking skills. These findings show that all three variables studied can be used together in the educational process, taking into account the mutual relationshi
Hız semptomları: Geç-modern zaman rejiminde belirsizlik, dolayımsızlık, eşzamansızlık
Hız, son dönem sosyal teorinin ve daha özelde sosyolojik yazının ana gündem maddelerinden birini oluşturmakta ve çağdaş toplumsal değişimi karakterize etmede paradigmal değer taşıyan bir nosyon olarak karşımıza çıkmaktadır. Hız üzerine gelişen söz konusu gündem, zamanın sosyolojik kavranışına ve toplumsal zaman inşasının geç-modern yordamlarına ilişkin teorik katkıları içermesinin yanı sıra geç-modernliğin sosyal ontolojisine, çağdaş neoliberalizmin ekonomi-politiğine, toplumsalın ve siyasetin imkânına ve yeni koşullarına ilişkin sosyolojik içgörülerin geliştirilmesine katkıda bulunan verimli bir tartışma zemini de sağlamaktadır. Bu makalede, söz konusu tartışmalarda hız nosyonunu farklı biçimlerde kodlayan ve her biri aynı zamanda geç-modern zamansallığın semptomları olarak okunabilecek üç ana izlek ayırt edilmektedir: belirsizlik, dolayımsızlık ve eşzamansızlık. Belirsizlik, genel bir anlatımla, toplumsal öngörülebilirliğin azaldığı ya da tamamen ortadan kalktığı, beklenti ufkunun eylemliliğe yön tayin etmeyi mümkün olmaktan çıkartacak denli sınırlandığı bir zamansallığa göndermede bulunur; burada vurgu, değişimin hızının vardığı noktada gelecek boyutundan yoksun kılınan ve kendi üzerine kapanan bir şimdi üzerinedir. Dolayımsızlık, zamansal ve mekânsal sınırlamaları önemli ölçüde elimine eden gerçek zamanlı iletişim ağlarının mümkün kıldığı, “şimdi ve burada” biçiminde özetlenebilecek bir tecrübenin zamansallığına göndermede bulunur; bu yakınlık ve dolayımsızlığın ürettiği zamansızlaşmış şimdi, geç-modern zamansallığın bir diğer semptomu olan belirsizliğin üretimine de katkıda bulunmaktadır. Eşzamansızlık ise, özgül bir anlamda, değişimin hızının toplumu oluşturan çeşitli kurumların eşzamanlı bir gelişim süreci göstermesine imkân tanımıyor olmasına göndermede bulunur; burada hız, toplumun farklı düzeylerinde ve çeşitli şekillerde ortaya çıkan eşgüdümsüzlüklerde kendini ele verir. Hızın semptomları olarak okunabilecek bu üç izleğin genel bir betimlemesi yapıldıktan sonra, geç-modern zamansallığın daha yetkin bir okumasının onun eşzamansızlık olarak kavranışı temelinde mümkün olabileceği tezi işlenecektir. Eşzamansızlık hızın, hız paradigmasının sınırlılıklarının ötesinde bir kavranışına imkan veren bir nosyon olarak; geç-modern zamansallığın çoğul ve katmanlı yapısını anlamaya, eşitsizlik biçimleri ve güç ilişkilerinde cisimleşen toplumsal antagonizmaların temporal boyutunu değerlendirmeye ve karşı-zamansallıkların imkanını sorgulamaya alan açan bir bağlamı oluşturmaktadır.Speed constitutes one of the main topics in recent social theory and particularly in sociological writing, and emerges as a notion that has paradigmatic value in characterizing contemporary social change. The agenda on speed includes the theoretical contributions to the late-modern procedures of the construction of social time and sociological conception of time as well as provides also a ground for discussion contributing to the development of sociological insights into the social ontology of late-modernity, the economy-politics of contemporary neoliberalism, the possibilities and new conditions of sociality and politics. In this article, three main traces are distinguished that each one encodes the notion of speed in different ways and can be read at the same time as the symptoms of late-modern temporality: uncertainty, immediacy and desynchronization. Uncertainty refers to a temporality in which the social predictability is diminishing or completely out of the way and the horizon of the expectation is so limited as to make it impossible to direct the action; the emphasis here is on a present being deprived of the future dimension and closing on itself at the point where the speed of change have reached. Immediacy refers to the temporality of an experience that can be summarized as "now and here" enabled by real-time communication networks that considerably eliminates temporal and spatial limitations; this timeless present produced by proximity and immediacy contributes to the production of uncertainty, another symptom of late-modern temporality. Desynchronization, in a specific sense, refers to the fact that the speed of change do not allow for a simultaneous process of development of the various institutions that make up the society; speed here reveals itself in the incoordination that arises in various forms and at the different levels in society. After a general description of these three tracks that can be read as the symptoms of speed, the thesis will be processed that a more accurate reading of late-modern temporality may be possible on the basis of understanding it as desynchronization. As a notion that allows for an understanding of speed beyond the limitations of the speed paradigm, desynchronization constitutes a context for understanding the plural and stratified structure of latemodern temporality, evaluating the temporal dimension of social antagonisms embodied in the forms of inequality and power relations, and searching for the possibilities of counter-temporalities
Kırım Savaşı’nda (1853 – 1856) Rus – İran yakınlaşmasına karşılık Osmanlı’nın İngiltere ile izlediği politikanın esasları
Kırım Savaşı; ortaya çıkış sebepleri, savaşın seyri ve sonuçları açısından pek çok özelliği içinde barındırmaktadır. Savaş görünürde Osmanlı ile Rusya arasında yaşanan siyasi anlaşmazlıkların sonucu gibidir. Ancak savaşın çıkış sürecindeki gelişmeler, Kırım Savaşı’nın devrin büyük güçleri olan İngiltere, Fransa ve Rusya arasındaki rekabetin bir yansıması olduğunu da göstermektedir. Bu dönemde yoğun bir şekilde yürütülen diplomatik görüşmeler ve çok cepheli müzakereler, her devletin kendi çıkarları bağlamında meseleyi değerlendirdiğini ortaya koymaktadır. Böylesine siyasi hesapların ve menfaatlerin ön planda olduğu bir vaziyette başlayan Kırım Savaşı’nda, Rusya karşısında Osmanlı’ya destek veren İngiltere ve Fransa, kendi siyasi çıkarları özelinde hareket etmişlerdir. Rusya, bu durumu fark edince en azından savaşın cephesini genişletmek, Osmanlı’yı daha da hırpalamak ve Asya topraklarından Hindistan ile ilgili İngiltere’ye gözdağı vermek için İran ile ittifak kurmaya çalışmıştır. O sıralar Rus baskısı ve etkisi altında olduğu anlaşılan İran Şahı, 1853 yılı sonbaharında Rusya ile ittifak antlaşması yapmıştır. Bu bağlamda Kırım Savaşı’nda (1853-1856) Rusya’nın İran ile kurduğu ittifakın aşamaları ve bunun Osmanlı üzerindeki yansımaları temel inceleme konumuz olacaktır. Aynı zamanda savaşın önemli taraflarından biri olan İngiltere’nin, Rusya’nın esas niyetini fark edip bu ittifakı bozmak için yaptığı girişimler incelenecektir. Bu çerçevede 1853 yılından 1854 senesi sonlarına kadar yoğun bir seyir izleyen diplomatik temaslar, Osmanlı’nın, İngiltere ile birlikte hareketi ve İngiltere’nin etki noktasında hem Osmanlı hem de İran üzerindeki tesirleri izah edilmeye çalışılacaktır.Crimean War has several characteristics concerning the reasons for its outbreak, course and consequences. The war seems to be the result of political disputes between the Ottoman Empire and Russia. However, the developments experienced during the outbreak of the conflict were a reflection of the competition between the great powers of the era; Britain, France and Russia. Because, the intense diplomatic negotiations and multi-faceted negotiations that were conducted at the time demonstrated that each party assessed the issue based on its own interests. In the Crimean War, that started in an environment where such political calculations and interests were in the focus, Britain and France that supported the Ottoman Empire against Russia, acted in their own political interests. When Russia realized this fact, it tried to form an alliance with Iran in order to expand the battlefield, to further crush the Ottoman Empire and to intimidate Britain in India in Asia. Iran Shah, who was understood to be under the Russian influence during the time, signed an alliance agreement with Russia in the autumn of 1853. In this context, the stages of the alliance that Russia established with Iran during the Crimean War (1853- 1856) and its repercussions on the Ottoman Empire will be the main topic of the present study. Furthermore, the attempts of Britain, which was one of the most significant sides of the war, to disrupt the alliance after recognizing the real objective of Russia will be examined. In this framework, the intense diplomatic contacts that lasted during 1853 and 1854, Ottoman actions along with the British intentions and the British influence on the Ottoman Empire and Iran will be discussed
Cinsiyetin tekno-pedagojik alan bilgisi üzerindeki etkisinin meta analiz yöntemiyle araştırılması
Bu çalışmanın amacı, cinsiyetin tekno-pedagojik alan bilgisi üzerindeki etkisini meta analiz yöntemiyle incelemektir. Meta-analiz, benzer konularda yapılmış birbirinden bağımsız ve çok sayıda çalışmadan elde edilmiş sayısal verileri istatistiksel olarak analiz etme ve bu çalışmaların sonuçları hakkında genel bir yargıya varma yöntemidir. Hangi araştırmaların meta-analize dâhil edileceğine yönelik seçimlerin yapılmasında belirli ölçütler kullanılmıştır. Bu ölçütlere dayalı olarak 6 adet tez çalışmasının meta-analize dâhil edilmesine karar verilmiştir. Sonuç olarak; altı çalışma için %95 güven aralığında etki büyükleri belirlenmiştir. Meta analiz diyagramına göre cinsiyetin teknolojik pedagojik alan bilgisi üzerindeki etkisi sabit etki modelinde (.058), rastgele etkiler modelinde (.064)’dir. Sonuç olarak TPAB yeterlikleri açısından cinsiyetin baskın bir bağımsız değişken olmadığı tespit edilmiştir.The purpose of this study is to examine the effect on techno-pedagogical content knowledge of gender by meta-analysis. Meta-analysis is the method employed in order to statistically analyze the quantitative data collected in independent and multiple studies carried out on similar topics, and to reach a general judgment regarding the results of these studies. Certain criteria were used in order to decide which researches would be included in the meta-analysis. Based on these criteria, it was decided to include of 6 thesis studies in the meta-analysis process. As a result; The effects sizes for the six studies were determined at 95% confidence interval. According to the meta-analysis diagram, the effect of gender on technological pedagogical content knowledge is fixed effects model (.058) and random effects model (.064). In conclusion, gender is not a dominant independent variable in terms of TPACK competencies