9909 research outputs found
Sort by
Genesis of late cretaceous intra-oceanic arc intrusions in the Pertek area of Tunceli province, eastern Turkey, and implications for the geodynamic evolution of the southern Neo-Tethys: Results of zircon U–Pb geochronology and geochemical and Sr–Nd isotopic analyses
The plutonic units of the Elazığ magmatic complex crop out in the Pertek area of Tunceli Province (eastern Turkey) in the Southeast Anatolian Orogenic Belt (SAOB). Three stages of plutonic activity can be recognised on the basis of order of formation and geochemistry: (1) a first stage of gabbro, diorite, tonalite and quartz diorite; (2) a second stage of granite, granodiorite and quartz monzodiorite; and (3) a third stage of quartz monzonite and monzodiorite. Geochemical analyses show that the intrusive rocks are metaluminous I-types that vary in composition from tholeiitic to shoshonitic. The first- and second-stage intrusive rocks formed in an intra-oceanic arc setting, and the third-stage shoshonitic intrusive rocks formed in a collision setting. In this paper, we present the results of zircon U–Pb dating and geochemical and Sr–Nd isotopic analyses. The zircon U–Pb dating indicates emplacement of these rocks between 80.6 ± 0.9 and 77.2 ± 1.1 Ma (Late Cretaceous). Primitive mantle-normalised trace element concentrations show enrichments in large ion lithophile elements (LILEs) and light rare earth elements (LREEs). The values of 87Sr/86Sr(i) range from 0.70575 to 0.70748, 143Nd/144Nd(i) from 0.512453 to 0.512876, and εNd(i) from −1.7 to +6.7. Our results shed new light on the possible sources and evolution of the magmas during the northward subduction of the oceanic plate of the southern branch of the Neo-Tethys during the Late Cretaceous
Çok amaçlı metasezgisel optimizasyon algoritmalarının performans karşılaştırması
Optimizasyon, karşılaşılan kısıtlı veya kısıtsız problemlerin amaçları doğrultusunda uygun çözümler üretme işlemidir. Optimizasyon işlemini gerçekleştirmek için çeşitli optimizasyon algoritmaları geliştirilmiştir. Tek amaçlı optimizasyon algoritmaları, günlük hayatta karşılaştığımız birden fazla amacı bulunan problemler için yetersiz kaldığından dolayı çok amaçlı optimizasyon algoritmaları geliştirilmiştir. Geliştirilen algoritmalarda, problemler üzerinden en uygun çözüm kümesini bulmak için çeşitli yöntemler kullanılmıştır. Bu yöntemlerden en etkilisi, yaygın olarak kullanılmakta olan pareto optimal yöntemidir. Pareto optimal yönteminde çok amaçlı optimizasyonun ulaştığı çözümlerden oluşan pareto optimal kümesi, problemlerin tek bir noktadaki çözümlerini değil belli aralıklardaki tüm en iyi çözümlerini içermektedir. Bu çalışmada, literatürde bulunan metasezgisel çok amaçlı optimizasyon algoritmalardan, Çok Amaçlı Karınca Aslanı Optimizasyon Algoritması ile Çok Amaçlı Yusufçuk Algoritması’ nın, güncel kıyaslama fonksiyonları ve mühendislik problemleri üzerindeki başarımını görmek için performans karşılaştırılması yapılmıştır
Investigation of material properties of masonry units used in brick walls
Walls are used as load-bearing wall and partition wall in structures systems. In masonry structures, the walls are carriers. Load-bearing walls carry loads such as beams, columns, foundations and slabs. In some structures systems, walls are used only to separate spaces without carriers. In masonry structures where the walls are carriers, the masonry unit and the mortar unit are very important. If the properties of these two units are known correctly, the properties of the load-bearing wall can be estimated approximately. In this study, the studies that determine the material properties of the brick unit (compressive strength, dimensions, water absorption percentage and unit volume mass) experimentally will be examined in detail. An evaluation will be made between the studies for the change of each material properties. The relationship of different material properties with each other will also be studied
İş güvenliği kültürünün hasta güvenliği kültürü üzerindeki belirleyiciliği: Elazığ örneği
Çalışan sağlığı ve güvenliği, insan kaynakları yönetimi sürecinin en önemli unsurlarından birini oluşturmaktadır. Hasta güvenliği ise kaliteli sağlık hizmeti sunumunun temel göstergelerindendir. Hem hasta güvenliği hem de çalışan sağlığı ve güvenliği, hastanelerde verimliliği de artırmaktadır. Hastanelerin bu sonuçları elde edebilmeleri için hem yöneticilerin hem de çalışanların güvenliğe öncelik vermeleri gerekmektedir. Bu konuda, tüm paydaşların kararlı tutum göstermesi ve sorumluluk üstlenmesi beklenmektedir. Bu çalışma, iş güvenliği kültürünün hasta güvenliği kültürü üzerinde belirleyici olduğu iddiasına görgül destek sağlamak amacıyla yürütüldü. Bu amaçla, Elazığ il merkezinde yer alan kamuya ve özel sektöre ait tüm hastanelerin çalışanları ana kütle kabul edilerek veri toplandı. Veri toplamada anket tekniğinden yararlanıldı. Anket formunda Williamson’a ait ‚Güvenlik Kültürü Ölçeği (27 madde)‛, Sorra ve Nieva’ya ait ‚Hasta Güvenliği Kültürü Ölçeği (42 madde)‛ ve demografik özelliklerle ilgili sorular (6 soru) yer aldı. Ana kütlede Şubat 2018 itibarıyla toplam 3479 sağlık çalışanı yer almaktaydı. Hastanelere dağıtılan 540 anket formundan 330’u geri alınabildi ve 313 anket formu değerlendirilebildi. Araştırma sonucunda katılımcıların hem iş güvenliği kültürü algılarının (ao=3,38; ss=0,45) hem de hasta güvenliği kültürü algılarının (ao=3,09; ss=0,40) vasat düzeyde olduğu tespit edildi. İş güvenliği kültürü algısının hasta güvenliği kültürü üzerindeki belirleyici etkisinin ise pozitif yönde ve vasat olduğu belirlendi. İş güvenliği kültürünün hasta güvenliği kültürü üzerinde %25 oranında etkili olabildiği görüldü *r=0,503; r2=0,251; p<0,001].
Employee health and safety is one of the most important elements of the Human Resource Management Process. Patient safety is one of the main indicators of quality health service delivery. Both patient safety and employee health and safety also increase productivity in hospitals. In order for hospitals to achieve these results, both managers and employees need to prioritize safety. It is expected to show a committed attitude and take responsibility for all of its stakeholders. This study was conducted to provide empirical support for claiming that job safety culture is a determinant of patient safety culture. For this purpose, employees of all public and private sector hospitals in Elazığ province center were accepted as main mass and data were collected. Survey technique was used to collect data. In the questionnaire, Williamson's "Security Culture Scale" (27 items), Sorra and Nieva's "Patient Safety Culture Scale" (42 items) and demographic questions (14 questions) were included. As of February 2018, there were a total of 3,479 health workers in the mainstream. Of the 540 questionnaires distributed to the hospitals, 330 could be retrieved and 313 questionnaires could be evaluated. As a result of the research, participants were found to have a moderate level of both job safety culture perceptions (ao = 3,36; ss = 0,85) and patient safety culture perceptions (ao = 3,08; ss = 0,44). The determinative effect of occupational safety culture perception on patient safety culture was positive and mediocre. Work safety culture was found to be 25% effective on culture of patient safety [r = 0,503; r2 = 0.251; p <0.001]
Dinin ve bilimin anlam ve alanı
Din ve bilimin birlikte zikredilmesi, her iki olgu arasında bir biçimde inşa edilmiş bir ilişkinin olmasından değil; çağdaş bir olgu olarak dinsel bilginin doğrulanmasında bilimin aracı olarak kullanılması, dinsel metinlerin icat edilmiş veya belirlenmiş bilimsel verilerle açıklanması vs. amaçlarda ortaya çıkmaktadır. Felsefenin Müslüman topluluklarda yerleşmesinden sonraki dönemde ortaya çıkan temel sorun akıl-nakil ilişkisiydi. Kelamcılar akıl-nakil ilişkisini kelam ilminin bir konusu olarak kabul ettiler. Burada akıl gerçekte felsefi bilgiyi ifade etmekteydi ki günümüzde bilim olarak ifade edilen bilgiler o dönemde felsefenin içerisinde yer almaktaydı. Akıl ve nakil karşılamasında felsefe yani akıl nakle üstün geldi. Bunun sonucunda da nakilde yer alan kavramlar, felsefenin tanımlamasına göre anlaşıldı. Modern zamanlarda insana ait olanı bilim temsil etmektedir. Bu nedenle bu tartışma temelde Tanrı’ya ait olduğuna inanılan ile insana ait olanın karşılaşmasıdır. Bu iki olgu arasında ayrılık, bazı yönlerden ortaklık veya aynılık gibi üç anlayıştan söz edilebilir ki bu tebliğde bu üç anlayış tartışılacaktır
Dilin kaynağına ilişkin kelamcıların yaklaşımlarına eleştirel bir bakış
Dillerin kaynağına ilişkin çeşitli alimlerin görüşlerini inceleyen araştırmalar olduğu gibi, belirli bir alandaki alimlerin veya ekollerin dillerin kaynağına ilişkin görüşlerini konu alan araştırmalar da mevcuttur. Bu araştırmalarda genel olarak kişi ya da ekollerin görüşlerine yer verilmesine rağmen, bu görüşlerinin eleştirisi yapılmamakta; dilin kaynağının ilişkili olduğu konular hakkındaki paradigmalara yer verilmemektedir. Bu nedenle de bu çalışmada çeşitli alimlerin ve ekollerin görüşlerin açıklanmasıyla birlikte çözümleme, karşılaştırma ve eleştiri yöntemi kullanılarak dilin kökenine ait yaklaşımlar incelenecektir
Kariyer kültür ilişkisi
Klişeleşmiş bir ifade olmakla birlikte her yerde ve her koşulda geçerliliğini koruyan, “değişmeyen tek şey değişimin kendisi” ifadesi kariyer ve kariyer yönetimi için de geçerlidir. Kariyer anlayışının da değişimden nasibini alması, çalışma yaşamında anlayışı, düşünceyi ve işletmelerin çalışanlarına bakış açısını eskisinden çok daha farklı bir yere getirmiştir. İşten ayrılmanın çok da hoş karşılanmadığı ve işten kovulma durumunun ilk akla geldiği geçmişteki anlayış, yerini kendi hedeflerini gerçekleştirme adına sürekli iş değiştirilebilir’e bırakmıştır. Bundan da öte sanal yaşam ile birlikte evde çalışma sisteminin insan hayatında yer alması ve küreselleşme olgusunun engellenemez bir şekilde artarak devam etmesi kariyer anlayışını öngörümlenemeyecek noktalara taşımıştır. Bu bağlamda adından son zamanlarda daha çok söz ettiren kariyer kavramı farklı boyutlarıyla ele alınmıştır
Mental analysis of "Teberri and Tevelli" concepts in the Qur'an in the context of the "Other"
An implementation of vision based deep reinforcement learning for humanoid robot locomotion
An implementation of vision based deep reinforcement learning for humanoid robot locomotionTÜBİTAK ve NVIDI
Türkçeyi yabancı dil olarak öğrenen bireylerin mobil Türkçe öğrenme uygulamalarına ilişkin görüşleri
Teknolojideki gelişmelerin neredeyse her disiplin üzerindeki kolaylaştırıcı etkisi yabancı dil öğrenimi üzerinde de açıkça görülmektedir. Günümüzde taşınabilir cihazlar üzerinden çeşitli mobil uygulamalar aracılığıyla yabancı dil öğrenimi gerçekleşmektedir. İngilizce gibi daha küreselleşmiş dillerin öğretilmesi amacıyla birçok farklı mobil uygulama ve bu uygulamalara ilişkin yapılmış akademik çalışmaların mevcut olmasına karşın, Türkçenin yabancı dil olarak öğretilmesine ilişkin tasarlanmış mobil uygulamalar ve bu uygulamaların kullanımına ilişkin akademik alanda yapılmış çalışmaların daha sınırlı sayıda olduğu görülmektedir. Bu çalışma, bu alana nispeten katkıda bulunmak amacıyla, Türkçeyi yabancı dil olarak öğrenen bireylerin mobil uygulamalara ilişkin görüşlerini belirlemeyi hedeflemektedir. Araştırma nitel bir çalışma olup araştırmanın verileri Fırat Üniversitesi ve Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi Türkçe Öğretim Merkezinde Türkçe eğitimi gören yabancı uyruklu bireylerden elde edilmiştir. Toplamda on sorudan oluşan yapılandırılmış görüşme formu aracılığıyla elde edilen veriler içerik analiziyle incelenmiştir. Bu sayede, bahsi geçen üniversitelerdeki Türkçe öğrenen bireylerin, hangi mobil uygulamaları kullandıkları, niçin bu uygulamayı tercih ettikleri, bu uygulamaların avantaj ve dezavantajlarının neler olduğu, en çok hangi dil becerisini geliştirmek için kullandıkları, sınıf içinde bu uygulamaların kullanımına ilişkin görüşleri, iyi bir mobil uygulamanın hangi özelliklere sahip olması gerektiğine dair düşünceleri ve mobil uygulamaların başarı ve güdülenmelerine bir katkısının olduğunu düşünüp düşünmedikleri belirlenmeye çalışılmıştır. Sonuç olarak ise, bahsi geçen üniversitelerdeki Türkçe öğrenen bireylerin, Türkçe mobil öğrenme uygulamalarına ilişkin yeterli bilgi sahibi olmadıkları ve dolayısıyla bu uygulamaları yaygın ve etkin kullanmadıkları ortaya çıkmıştır. Ayrıca, Türkçe öğrenen bu bireyler, Türkçenin yabancı dil olarak öğretilmesine ilişkin tasarlanmış mobil uygulamalara yönelik yeterli bilgi sahibi olmamalarına karşın bu uygulamaları kullanmak istediklerini, bu sayede Türkçeyi daha kolay ve daha hızlı öğrenebileceklerini ifade etmişlerdir