Bilgi Merkezi
Not a member yet
1196 research outputs found
Sort by
Melatonin reduces lens oxidative stress level in STZ-induced diabetic rats through supporting glutathione peroxidase and reduced glutathione values
Hyperglycemia plays a critical role in the development and progression of diabetic cataract oxidative injuries via the increased reactive oxygen species (ROS) production. Melatonin has been considered a potent strong antioxidant that detoxifies a variety of ROS in many metabolic diseases. The present study was conducted to explore whether melatonin administration protects against diabetic lens oxidative injuries through modulation of reduced glutathione (GSH) and glutathione peroxidase (GPx) systems in streptozotocin (STZ)-induced diabetic rats.
Thirty two rats were equally divided into four groups as control, STZ, melatonin and STZ and melatonin. The third and fourth groups received intraperitoneal 10 mg/kg melatonin for 2 weeks. For induction of diabetes in the second and fourth groups, intraperitoneal STZ (45 mg/kg) was given.
Lipid peroxidation (MDA), total oxidant status and intracellular ROS levels in the lens were increased in STZ group although they were decreased by melatonin treatment. GPx activity, GSH concentration and total antioxidant status (TAS) were lower in STZ group than in control. However, the GSH concentration, GPx activity and TAS levels were recovered by melatonin. TAS was also higher in melatonin group than in the STZ and melatonin groups.
In conclusion, the present study shows that melatonin induced protective effects against diabetes-induced lens oxidative injury through up-regulation of the GSH and GPx values but down-regulation of oxidative stress
Scarlet Spur Elma Çeşidinde Aminoethoksivinilglisin (AVG) Uygulamalarının Hasat Önü Dökümü ve Meyve Kalitesi Üzerine Etkileri
Bu çalışmada M26 anacı üzerine aşılı Scarlet Spur elma çeşidinde farklı dozlarda AVG (aminoethoksivinilglisin) uygulamalarının hasat önü meyve dökümü üzerine etkileri araştırılmıştır. Araştırmada AVG’nin 150, 300 ve 450 ppm‘lik dozları tahmini hasat tarihinden 1 ay önce ağaçlara uygulanmıştır. AVG uygulamalarının hasadı 10 gün geciktirdiği saptanmıştır. Tüm AVG uygulamaları kontrol uygulamasına göre kümülatif döküm yüzdesini önemli derecede azaltmıştır. Bununla birlikte 450 ppm AVG uygulaması (%3.76) hem kontrol (%59.94) hem de 150 ve 300 ppm AVG uygulamaları (sırasıyla %19.05 ve %5.53) ile karşılaştırıldığında kümülatif döküm oranını önemli düzeyde azalttığı saptanmıştır. Araştırmada toplam verim değerleri incelendiğinde en düşük verim kontrol uygulamasında belirlenmiş, en yüksek verim ise 450 ppm AVG uygulamasında elde edilmiştir. AVG uygulamaları arasında meyve eni, meyve boyu ve meyve ağırlığı bakımından istatistik olarak önemli bir fark saptanmamıştır. AVG uygulamalarının meyve eti sertliğini kontrole göre önemli derecede arttırdığı belirlenmiştir. Meyve eti sertliği en yüksek meyveler 450 ppm AVG uygulamasında (8.39 lb) elde edilirken, meyve eti sertliği en düşük meyveler ise kontrol uygulamasında (7.51 lb) elde edilmiştir. Tüm AVG uygulamalarının meyvelerde solunum hızı ve buna bağlı olarak etilen üretimini azalttığı saptanmıştır. Araştırmada meyve üst kabuk rengi bakımından AVG uygulamaları arasında istatistik olarak önemli bir fark saptanmamıştır
SOSYAL SERMAYE KAVRAMI VE TEMEL BAKIŞ AÇILARININ KARŞILAŞTIRILMASI
Sosyal ilişkilerin sosyal ve ekonomik hayattaki artan öneminin kavranmasıyla ilişkiler ve etkilerinin araştırılması gerekliliğini doğmuştur. Sosyal ve ekonomik işlemlerde ekonomik ve fiziki sermayenin yanı sıra parasal olmayan beşeri, kültürel ve sosyal sermaye türleri de neo-klasik sermaye kuramları olarak kabul edilmiştir. Özellikle ekonomik hayattaki ilişkilerde bilgi iletişim teknolojilerinin artması, bireylerin geçmiştekinden daha fazla bireyle ve doğal olarak daha zayıf bağlarla bağlantı kurması güven unsurunun aranmasına neden olmuştur. Belirtilen gelişmeler 1990’lardan itibaren sosyal sermayeye katkıda bulunmuştur. Sosyal sermaye zamanla kapsamını genişletmiş ve farklı disiplinlerle çalışılabilir hale gelmiştir. Bu sermaye türü aynı zamanda yeni mikro kuramların doğmasını da sağlamıştır. Bu durum sosyal sermayenin özellikleri ve türleri bakımından çeşitlenmesine neden olmuştur. Bu çalışmada sosyal sermayenin bireysel ve kolektif yönleri ve bu ayrımın özellikleri ele alınmaktadır. Sosyal sermayenin, diğer sermaye türlerinden farklılıklarına yer verilmektedir. Sosyal sermayenin tarihsel süreçteki gelişimi yine bireysel ve kolektif yönleriyle harmanlanarak eleştirilerle birlikte değerlendirilmektedir. Bireylerin ilişkilerdeki konumuna bağlı olarak değişen dayanışmacı ve aracı sosyal sermaye kavramları açıklanmaktadır. Aynı zamanda bu sermaye türünün birey ve toplum açısından olumsuz sonuçlarına değinilmektedir.
Anahtar Kelimeler: Bireysel ve Kolektif Sosyal Sermaye, Dayanışmacı ve Aracı Sosyal Sermaye, Ağlar, Örgüt, Yönetim
ÖĞRENCİ BAKIŞI İLE KARACABEY MESLEK YÜKSEKOKULU’NUN SOSYO-KÜLTÜREL VE EKONOMİK KATKISININ DEĞERLENDİRİLMESİ
Bu araştırmanın amacı; Karacabey Meslek Yüksekokulu’nun Karacabey’e yaptığı sosyo-kültürel ve ekonomik katkılara ilişkin öğrenci algılarını incelemek, öğrencilerin tanımlayıcı özellikleri açısından meslek yüksekokulunun Karacabey’e yaptığı sosyo-kültürel ve ekonomik katkılara ilişkin algılarında farklılaşma olup olmadığını incelemektir. Araştırma 2015-2016 eğitim öğretim yılında Karacabey Meslek Yüksekokulu’nda eğitim gören 768 öğrenci üzerinde gerçekleştirilmiştir. Araştırmada veriler 15-30 Mayıs 2015 tarihleri arasında hazırlanan online anket formu ile toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesi bilgisayar ortamında SPSS 22.0 programı ile gerçekleştirilmiştir. Araştırma sonucunda; Karacabey Meslek Yüksekokulu’nun Karacabey ekonomisine sosyo-kültürel ve ekonomik açıdan orta düzeyde katkı sağladığı belirlenmiştir. Karacabey Meslek Yüksekokulu Karacabey’e sosyal ve kültürel açıdan bir canlılık getirmiş, toplumsal ve kültürel değerlerin gelişimine, modern yaşamının gelişmesine katkıda bulunmuştur, fakat meslek yüksekokulunun Karacabey’e yaptığı sosyo-kültürel ve ekonomik katkı yeterli düzeyde değildir, bu açıdan öğrenci beklentilerini karşılayamamıştır. Diğer taraftan öğrencilerin yaşlarına, eğitim gördükleri bölümlere, kaldıkları yerlere, aylık gelir düzeylerine, barınma, gıda ve sosyal harcama tutarlarına göre farklılık gösterdiği, aylık olarak harcama tutarları arttığında genel olarak meslek yüksekokulunun Karacabey’e yaptığı katkı düzeyine ilişkin algılarının da arttığı belirlenmiştir.
Anahtar Kelimeler: Meslek Yüksekokulu, Bölgesel Kalkınma, Kalkınma
AVRUPA'DASOSYAL BELEDİYECİLİK ANLAYIŞI VE TÜRKİYE
Dünyadaki küreselleşme süreciyle toplumların karşılanması gereken sosyal ihtiyaçları sadece merkezi yönetim tarafından karşılanması artık imkansız bir hale gelmiştir. Bundan dolayı günümüzde belediyelerin üstlenmiş oldukları bir de “sosyal belediyecilik” misyonu vardır. Sosyal belediyecilik, merkezi idarenin yapmış olduğu hizmetleri, belediyelerin, kendi mali güçleri doğrultusunda yerel halka hizmet sunması olarak ifade edilmektedir. Bu çalışmada sosyal belediyecilik anlayışı Avrupa'daki bazı ülke örnekleri bağlamında incelendiğinde Fransa’da, sosyal sorumluluklar daha çok aile temelli olarak çözümlenir. İngiltere’de sosyal yardımlar ya da hizmetler sadece en fazla ihtiyacı olan bireylere sunulmaktadır. Almanya’da yardım ya da faydalar sadece emek piyasasında bulunan ya da bulunmuş kişilere sunulur. İsveç’te ise, hizmetlerden herhangi bir şart aranmaksızın, istisnasız toplumdaki tüm bireyler faydalanır. Türkiye’de sosyal belediyecilik olarak nitelendirilebilecek uygulamalar, 1970’lerden sonra hayata geçirilmeye başlamış ve 1990’lardan sonra artışa geçmiştir. Sosyal belediyecilik olarak nitelendirilebilecek hizmet düzeyinin düşük olduğu, tüm dezavantajlı kesimleri içeren bir kapsayıcılıkta olmadığı görülmektedir. Çalışma, Avrupa'daki bazı ülkelerin ve Türkiye'nin sosyal belediyecilik anlayışının belirlenmesine yönelik diğer çalışmalara katkı sağlamayı hedeflemektedir.
Anahtar Kelimeler: Sosyal Belediyecilik, Türkiye, Avrupa Ülkeleri
Kaempferol’ün Başak Yanıklığı Etmeni Fusarium culmorum’un Üremesi ve Toksin Üretimi Üzerine Olan Etkileri
Fusarium türleri buğday ve arpada, kök çürüklüğü ve başak yanıklığı hastalıklarına neden olmaktadır. Bu çalışmada kaempferol uygulaması sonucunda başak yanıklığı etmeni F. culmorum F24 izolatında niceliksel olarak spor üretimi, DON üretiminde sorumlu genlerden tri4 geninin anlatımı ve kalitatif olarak DON üretimi incelenmiştir. Spor üretiminin artan kaempferol konsantrasyonlarında (0, 10 ve 20 µg mL-1 kaempferol) düştüğü ve bu farkın anlamlı olduğu (
Diyapoz Öncesi Beslemenin Bombus terrestris Ana Arılarının Diyapoz Sonrası Koloni Oluşturma Başarısı Üzerine Etkisi
Bu çalışma Bombus terrestris ana arılarının diyapoza konulmadan önce beslenmelerinin diyapoz sonrası koloni oluşturma başarısı üzerine etkisinin belirlenmesi amacıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırmada çiftleştirildikten hemen sonra beslenmeden diyapoza konulan ana arı grubu (Grup 1), çiftleştirildikten sonra 3 gün beslenerek diyapoza konulan ana arı grubu (Grup 2) ve çiftleştirildikten sonra 7 gün beslenerek diyapoza konulan ana arı grubu (Grup 3) olmak üzere 3 farklı grup oluşturulmuştur. İkinci ve üçüncü gruptaki ana arılar diyapoza konulmadan önce bireysel beslenme kutularına yerleştirilmiş ve şeker şurubu ile ad-libitum olarak beslenmişlerdir. Sonuçlar B. terrestris arısının kitlesel üretiminde ana arıların diyapoz öncesi beslenmesinin bu ana arıların koloni oluşturma performansı ve kolonilere ait bazı gelişim özelliklerini etkilediğini göstermiştir. En yüksek yumurtlama oranı (%90,0) diyapoz öncesinde beslenmeyen ana arı grubunda gözlenirken, en yüksek tozlaşmaya uygun koloni oluşturma oranı (%70,0) diyapoz öncesinde 7 gün beslenen ana arı grubunda gerçekleşmiştir
ÇALIŞMA AHLAKINI ETKİLEYEN FAKTÖRLER: SÜLEYMAN DEMİREL ÜNİVERSİTESİ ÖĞRENCİLERİ ÜZERİNE BİR ARAŞTIRMA
Bu çalışma, Süleyman Demirel Üniversitesi öğrencilerinin çalışma ahlakı ile ilgili duyarlılıklarının demografik değişkenlere ve siyasi kimliklerine göre farklılık gösterip göstermediğini tespit etmeyi amaçlamaktadır. Çalışmada; çalışma ve çalışma ahlakı başlıklarının kavramsal incelemesi, tanımı ile çalışma ve çalışma ahlakı başlıklarının tarihi yönü açıklanarak konunun içeriğine ilişkin bilgilere yer verilmiştir. Çalışma ahlakı ile ilgili yaklaşımlar literatürde yaygın olarak ele alınan yönleriyle araştırılmıştır. Ayrıca çalışma ahlakı ile demografik değişkenler arasındaki ilişki araştırılıp, öğrencilerin çalışma ahlakı ile ilgili duyarlılıklarının siyasi kimliklerine göre farklılık gösterip göstermediği incelenmiştir. Bu araştırmada katılımcıların demografik özellikleri ile çalışma ahlakı faktörleri arasında farklılıklar olduğu, fakat siyasi kimlikleri ile herhangi bir farklılık olmadığı tespit edilmiştir. Çalışmanın evreni, Süleyman Demirel Üniversitesi bünyesindeki dokuz fakülte ve üç meslek yüksekokulundan alınan toplam 930 öğrenciden oluşmaktadır. Çalışmada Singer’in (2000) “Çalışma Ahlakı Ölçeği” kullanılarak SPSS 16.0 ve Lisrel 8.80 programlarından yararlanılmıştır. Analizlerde ise doğrulayıcı faktör analizi, bağımsız t testi ve tek yönlü varyans analizi yöntemleri kullanılmıştır.
Anahtar Kelimeler: Çalışma Ahlakı, Ahlak, Değerler, Öğrencilerin Ahlaki Değerleri
VERİ MADENCİLİĞİ SÜRECİ KULLANILARAK ALTINAPA BARAJI’NIN REZERVUAR İŞLETME MODELİ
Rezervuarlardaki su hacminin kontrolü, suyun biriktirilmesinin ve dağıtılmasının doğru zamanda yapılmasıyla olur. Gerekli önlemlerin alınmaması durumunda can ve mal kayıpları da olabilmektedir. Rezervuar işletme çalışmasının yapılması hem su temini hem de olası zararları önlemek açısından önemlidir. Rezervuarların etkili bir şekilde işletilmesi için su hacmini doğru bir şekilde saptamak gereklidir. Çalışmada, Konya il sınırları içerisinde bulunan Meram Çayı üzerindeki Altınapa Baraj Gölü’nün rezervuar işletme çalışması için veri madenciliği süreci kullanılmıştır. Veri madenciliği süreci ile modeller geliştirilirken iki farklı veri seti kullanılmıştır. Bu veri setlerinin ilkinde, göle gelen su miktarı, toplam sarfiyat ve yağış, ikincisinde ise göle gelen su miktarı, buharlaşma ve yağış parametreleri mevcuttur. Bu parametrelerle farklı girdi kombinasyonları kullanılarak hazne hacmini tahmin etmek için çeşitli modeller geliştirilmiştir. Geliştirilen model sonuçları incelendiğinde, rezervuar işletme çalışmalarında veri madenciliği sürecinin kullanılabilir olduğu görülmüştür.
Anahtar Kelimeler: Altınapa Barajı, veri madenciliği, rezervuar işletme modeli, Meram Çayı, Kony
Sarı Un Kurdu (Tenebrio molitor L.) Larvalarının Yağ Asitleri İçeriği ve Rasyonda Farklı Seviyelerde Kullanılan Yağın Yağ Asit içeriğinde Meydana Getirdiği Değişmeler
Böcekler yüksek oranda protein ve yağ içerirler ve birçok ülkede besin maddesi olarak kullanılmaktadır. Böcekler aynı zamanda balık ve kanatlılar için potansiyel bir yem maddesidir. Tenebrio molitor L. larvaları yüksek yağ içeriğine sahip olmasının yanı sıra yağ asitlerince de zengindir. Bu çalışmada T. molitor larvalarının beslenmesinde kullanılan %70 irmik, %20 kepek ve %10 maya içerikli rasyona, sırasıyla %3, %5 ve %10 oranlarında yağ ilavesi yapılmıştır. Çalışmada, rasyona yağ ilavesinin, larvaların gelişim hızı ve vücut yağ asit kompozisyonunda meydana getirdiği değişiklikler kontrol rasyonu ile beslenen larvalara ait değerler ile karşılaştırılmıştır. Buna göre; rasyondaki yağ içeriğinin artışı larva vücut yağında da bir artışa sebep olmuştur. Ancak rasyonun yağ içeriğinin artması, özellikle ilk dönem larvaların hareketliliğini azaltarakbesin alımlarının kısıtlanmasına yol açmıştır. Buna bağlı olarak rasyona %10 yağ ilavesi toplu larva ölümleri ile sonuçlanmıştır. Kontrol grubu larvalar ile karşılaştırıldığında rasyondaki yağ içeriğinin artışı; laurik asit (C12:0), miristik asit (C14:0), palmitoleik asit (C16:1), oleik asit (C18:1) ve linolenik asit (C18:3) oranlarında bir azalışa yol açmıştır. Diğer taraftan, pentadekanoik asit (C15:0), heptadekanoik asit (C17:0), heptadekenoik asit (C17:1) ve Araşidik asit (C20:0) içerikleri kontrol gruplarından farksız bulunmuş, linoleik asit (C18:2) oranında ise bir artış belirlenmiştir. T. molitor larvalarının vücut yağ içeriğinin arttırılması amacı ile rasyona yağ ilavesinin, 3 haftalık yaştan sonra düşük dozlarda