Bilgi Merkezi
Not a member yet
1196 research outputs found
Sort by
DOĞAL YAŞAM ÖRÜNTÜSÜ- TOPRAK DAM
Toprak, canlılığın, yani insan ve tüm diğer canlıların yaşam kaynağıdır. İnsanoğlu ihtiyaçlar hiyerarşisinin her basamağında ona muhtaçtır. Besin zincirindeki her canlı, yaşam süresini tamamladıktan sonra başka bir canlı için enerji kaynağıdır. Bu doğal dönüşüm aynı zamanda enerji dönüşümüdür ve durmaksızın sürer.
İnsan bedeni elektrik akımıyla çalışır. Sinir iletimi ile bilgi taşınması, kalbin çalışması, kan dolaşımı elektrik enerjisiyle mümkündür. Dolayısıyla insan bedeni güçlü bir manyetik alana sahiptir. Bedenin sınırları tam da bu sebepten cildin yüzeyiyle sınırlı değildir. Yapı çevre ilişkisi olgusunun var oluş nedeni, insanın doğasına en uygun koşullarda yaşamasını sağlamaktır. İnsan sağlığını hedefleyen yapılar inşa etmek, doğal yapı malzemeleriyle mümkündür. İnsan bedenin yüklendiği ağır metaller ve manyetik alanlardaki artış vücut direncini düşürerek ağır hastalıklara sebep olmaktadır. Bu da, enerjiyi tıpkı toprak gibi dönüştürerek sağlıklı evler üretmek suretiyle üstesinden gelinebilecek bir sorundur.
Bu çalışma, toprak damlı evlerin geleneksel ve günümüz mimarisindeki örnekleriyle, insan sağlığını olumsuz etkileyen elektriksel manyetik alanların bertarafının ne kadar önemli ve gerekli olduğu gerçeği üzerine bir yaklaşımdır
POMZA AGREGALI HAFİF BETONLARIN PANEL DUVAR ÜRETİMİNDE KULLANILABİLİRLİĞİNİN ARAŞTIRILMASI
Bu çalışmada pomza agregasının, yük taşıyıcılık özelliği olmayan bölme panel duvar elemanı üretiminde agrega olarak kullanılabilirliği araştırılmıştır. Harç örneklerinin üretilmesi için TS EN 196-1 u uygun olarak karışımlar hazırlanmış, kalıplanmış ve bakımları yapılmıştır. 7. ve 28. günlere kadar standarda uygun olarak kür edilen örnekler üzerinde yine TS EN 196-1 e göre eğilme ve kırılarak ikiye ayrılan prizmaların 40x40 mm lik yüzeyine basınç deneyi uygulanarak basınç dayanımı değerleri elde edilmiştir. Harç karışımlarının su ihtiyacı, standartlarca belirtilen esaslara göre, akma tablası kullanılarak %110 ± 5 akma olacak şekilde belirlenmiştir.
200- 300 -400 -500 kg/m3 çimento dozlu, su/çimento oranı 0.4 olan karışımlarda %0-1-2-3 oranlarında süper akışkanlaştırıcı katkı kullanılarak numuneler dökülmüştür. 28 günlük en yüksek basınç dayanımları 500 dozlu karışımlarda % 3 katkılı numunelerde elde edilmiştir. Bu numunelerin diğerlerine oranla belirgin bir artış sağladığı tespit edilmiştir. Burada katkısız ve %2 süper akışkanlaştırıcı kimyasal katkılı numunelerin basınç dayanımları arasında bir fark yoktur. 7. günde en yüksek eğilme dayanımları 500 kg/m3 çimento dozlu karışımlarda elde edilmiştir. Burada kimyasal katkı kullanım oranının artışına bağlı olarak bir artış izlenmektedir. Ancak süper akışkanlaştırıcı katkının %2 ve %3 oranlarının sağladığı eğilme dayanımı artışları arasında çok büyük fark görülmemiştir
Kinect Teknolojisi Kullanılarak Engelliler İçin Ev Otomasyonu
Günümüzde, bireylerin yaşam tarzlarını doğrudan etkileyen ev otomasyon sistemleri tasarlanmaktadır. Akıllı ev alanında yapılan çalışmalar, bireyin ihtiyaçlarını kolay bir şekilde karşılamayı amaçlamaktadır. Yapılan akıllı ev modelleri sadece sağlıklı bir bireyin ihtiyaçlarına cevap vermektedir. Fakat engelli, hasta ve yaşlı bireyler için bu uygulamalar yetersizdir. Bu çalışmada, Kinect teknolojisi kullanılarak engelli bireylerin evde yalnız kaldıkları sürece, günlük hayatlarını daha güvenli ve pratik hale getirecek bir ev otomasyonu amaçlanmaktadır. Gerçekleştirilen çalışmadaki engelli bireyler yaşlı, hasta ve fiziksel engeli bulunan bireyler olarak belirlenmiştir. Bu çalışma, Kinect teknolojisi kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Sonuç olarak yapılan çalışma sayesinde, engelli birey günlük hayatında zorlanarak yaptığı temel işlemleri daha kolay yapması amaçlanmaktadır. Bununla beraber engelli bireyin yaşam kalitesini olumlu yönde etkileyeceği düşünülmektedir
Kireçli Bir Toprakta Yetistirilen Nohut ve Bugdayın Gelisimi ve Mineral Beslenmesi Üzerine Termik Santral Uçucu Külünün Etkisi
Bu çalışmada, Kütahya Seyit Ömer termik santralinden elde edilen uçucu külün, kireçli bir toprakta yetiştirilen buğday ve nohut bitkilerinin gelişimleriyle, besin elementi içeriklerine etkisi incelenmiştir. Araştırma sonunda, düşük dozlarda yapılan uçucu kül uygulaması bitkilerin gelişimlerini önemli derecede artırmış, uygulama dozlarının artmasıyla kuru ağırlık değerleri düşmüştür. Baca külü uygulamasıyla bitkilerin K, Fe, Cu, Zn ve Mn içerikleri artmıştı
Türkiye’de 1980 – 2009 Arasında Tescil Edilmiş Bazı Pamuk Çeşitlerinde Lif Kalite Özellikleri Yönünden Genetik İlerlemenin Belirlenmesi
Pamuk ıslah programlarında, lif kalitesinin arttırılması öncelikli konulardan biridir. Bu nedenle, lif kalite özelliklerinde meydana gelen genetik ilerlemenin yönü ve oranının tahmin edilmesi ve bu özellikler arasındaki ikili ilişkilerin belirlenmesi, ileride yapılacak ıslah çalışmalarının stratejilerinin planlanması yönünden büyük önem taşımaktadır. Bu çalışmada, 1980 ile 2009 yılları arasında Türkiye’de tescil edilmiş kırk dört pamuk (Gossypium hirsutum L.) çeşidi kullanılmıştır. Çalışma sonucunda, incelenen her bir lif kalite özelliği yönünden çeşitler arasında geniş bir genetik varyasyon olduğu saptanmıştır. Belirtilen 30 yıllık dönemde pamuk ıslah çalışmalarında, incelenen lif eğrilebilme yeteneği, lif uzunluğu, lif yeksenaklığı, kısa lif oranı, lif mukavemeti ve lif inceliği özellikleri yönünden sırasıyla toplam % 32.69, % 7.99, % 2.96, % -39.66, % 21.07 ve % -12.59 oranında ve olumlu yönde genetik ilerleme olduğunu belirlenmiştir. İncelenen özellikler arası ilişkiler değerlendirildiğinde, lif eğrilebilme yeteneği, lif uzunluğu, lif mukavemeti ve lif yeksenaklığı özelliklerinin birbirleri ile aralarında önemli oranda pozitif korelasyon olduğu belirlenmiştir. Bununla birlikte, lif inceliği ve kısa lif oranı özelliklerinin ise anılan bu özelliklerle aralarında negatif korelasyon olduğu saptanmıştır. Bu durum, anılan 6 lif kalite özelliğinin birlikte geliştirilebileceğini işaret etmektedir
Yağ Gülünde (Rosa damascena Mill.) Morfogenetik, Ontogenetik ve Diurnal Varyabiliteler
Bu araştırma, yağ gülü (Rosa damascena Mill.) çiçeklerinde uçucu yağ içeriği ve uçucu yağ bileşenleri üzerine morfogenetik, ontogenetik ve diurnal varyabiliteleri belirlemek amacıyla yürütülmüştür. Morfogenetik varyabiliteyi belirlemek için çiçekler taç yaprakları (petal) ve çanak yaprakları (sepal) olarak kısımlarına ayrılmış, ontogenetik varyabiliteyi belirlemek için çiçeklenme sezonu boyunca birer haftalık aralıklarla 4 farklı tarihte (25 Mayıs, 1 Haziran, 8 Haziran ve 15 Haziran) toplama yapılmış ve farklı çiçek gelişme dönemlerine göre 5 farklı gruplandırma yapılmış ve nihayet diurnal varyabiliteyi belirlemek için çiçeklenmenin en yoğun açtığı bir tarihte günün 4 farklı saatinde (06:00, 10:00, 14:00 ve 18:00) toplama yapılmıştır. Clevenger tipi su distilasyonu tekniği ile uçucu yağ oranları ve GC-MS cihazında uçucu yağ bileşenleri tespit edilmiştir. Bir yağ gülü çiçeğinin tümünde %0.035 oranında, petal yapraklarında %0.050 oranında ve sepal yapraklarında %0.013 oranında uçucu yağ bulunduğu tespit edilmiştir. Petal yapraklardan elde edilen uçucu yağda geraniol (%36.9), sitronellol (%26.7) ve nerol (%14.9) gibi monoterpen alkoller daha yüksek, metil öjenol (%0.4) daha düşük bulunmuştur. Yağ gülünde taç yaprakları kupa şeklinde açılmış, stamenleri açık sarı olan çiçeklerin en yüksek uçucu yağ içerdiği (%0.045) tespit edilmiştir. 4 haftalık hasat sezonunun ilk üç haftasında uçucu yağ oranı %0.030’dan %0.045’e yükselmiş, son haftada %0.020’ye düşmüştür. Sitronellol oranı en fazla sezon sonunda (%37.7), gearinol oranı en fazla sezon başında (%42.4) toplanan çiçeklerden elde edilmiştir. Sabah saatlarinden akşam saatlerine doğru gidildikçe uçucu yağ oranı %0.055’ten %0.017’e düşmüş, sitronellol ve metil öjenol oranları artarken, geraniol ve nerol oranları ise azalmıştır
Farklı Hatlardaki Japon Bıldırcınlarında (Coturnix Coturnix Japonica) Farklı Kesim Yaşı ve Cinsiyetin Karkas Özelliklerine Etkisi
Bu çalışmanın amacı Japon bıldırcınlarında cinsiyet ve kesim yaşının (Coturnix coturnix japonica) canlı ağırlık ve bazı karkas özelliklerine etkilerini belirlemektir. Araştırmada materyal olarak 5. hafta canlı ağırlığına göre 11 generasyon yüksek canlı ağırlık yönünde seleksiyon uygulanmış Japon bıldırcın hattı kullanılmıştır. Yaşın, canlı ağırlık, karkas ağırlığı ve karkas randımanı üzerine etkisi önemli bulunmuştur. 5 haftalık yaştaki canlı ağırlıklar diğer haftalara göre daha düşük bulunmuştur (PK0.01). Ayrıca cinsiyetin canlı ağırlık ve karkas ağırlığına etkisi önemli bulunmuş olup dişilerin erkeklerden daha yüksek canlı ağırlık ve karkas ağırlığına, buna karşılık erkeklerin ise daha yüksek karkas randımanına sahip oldukları saptanmıştır. (PK0.01). Kanat yüzdesi dışında, but, boyun ve sırt yüzdesi bakımından cinsiyetler arasında önemli farklılıklar saptanmamıştır. Bunun yanında cinsiyetin ciğer ve taşlık yüzdelerine etkisi önemli bulunmuştur (PK0.01). Sonuçlar, kesim yaşının but ve kanat yüzdeleri hariç, karkas parçaları ile iç organların yüzdelerini önemli derecede etkilediğini göstermiştir
Ekolojik yaklaşımlar doğrultusunda çevresel tercih modeli
Bazı kentsel mekanlar çok sayıda kullanıcının yer aldığı, çok çeşitlilikte etkinliklerin sergilendiği ve tercih edilen yerler haline gelirken bazılarının boş kaldığı, sakınılan yerlere dönüştüğü ve tercih edilmediği görülmektedir. Bu çalışmada kentsel açık mekanlara ilişkin bu tür soruların yanıtlanmasında kullanılabilecek kavramsal bir çatkı ortaya koyulmaya çalışılmıştır. İnsan ve çevre bütününü ayrı varlıklar olarak ele alan yaklaşımlar yerine, bu iki kavramı ayrılmaz bir bütün olarak kabul eden ekolojik yaklaşımlar benimsenmiştir. Bu yaklaşımların ortaya koyduğu kavramlar kullanılarak insanın çevresel tercihinin daha iyi anlaşılabilmesi amaçlanmıştır. Ekolojik yaklaşımla ortaya koyulan Davranış Konumu Teorisi ve Olanaklılık Teorileri ele alınmış, çevresel tercih ile bu teorilerin kavramları ilişkilendirilmiş, bir modele oturtulmuş ve açıklanmıştır. Bu doğrultuda kentsel açık mekanlar bir davranış konumu olarak irdelenmiş, teorinin ortaya koyduğu konumun ortam, davranış kalıbı (örüntüsü), eşgüdüm (sinomorfi) gibi bileşenleri kentsel açık mekanlara uyarlanmıştır. Kentsel açık mekanlarda oluşan etkinlikler “davranış kalıbı”, mekanın ortaya koyduğu fiziksel özellikler ve kullanım zamanları “ortam” kullanıcıların bireysel özellikleri ile mekanın fiziksel özellikleri arasındaki uyum ise “sinomorfi” olarak tanımlamıştır. Başarılı kentsel açık mekanlar daha çok kullanıcı tarafından tercih edildiklerinden buralarda daha zengin çeşitlilikte davranış kalıpları gözlemlenir. Bu durumun kentsel mekanların ortamlarının kullanıcılara sunduğu imkanların çeşitliliğinin sonucu olduğu, bu imkanların Olanaklılık Teorisi ile tanımlanabileceği düşünülmüştür. Böylece olanaklılık kavramı ve davranış konumu kavramları bir modelde bir araya getirtilmiş ve çevresel tercih açıklanmıştır. Çalışmanın son kısmında bu kavramlar kentsel bir açık mekan seçilerek örneklendirilmiştir. Bu kentsel açık mekanda oluşan etkinlikler, ele alınan kavramlar ile şematize edilmiş; davranış kalıbı, ortam, olanaklılık, sinomorfi gibi kavramlar böylece somutlaştırılmıştır.
Anahtar kelimeler: Davranış konumu, Olanaklılık, Çevresel tercih, Kentsel açık mekan, İnsan-çevre ilişkisi, Ekolojik yaklaşı
Acamprosate Modulates Alcohol-Induced Oxidative Stress In Alcoholic Patients
Some authors have suggested possible loss of antioxidant levels in alcoholic subjects. Acamprosate may have
2+
modulator effect on antioxidant levels in the alcoholic subject due to its effects on Ca regulation. We inves-
tigated effects of acamprosate on serum lipid peroxidation and antioxidant vitamin concentrations in alcoholic
patients.
Twelve male health control and twelve alcoholic patients were used in the study. After taken blood samples the
patients received orally acamprosate for 3 weeks and blood samples were taken the patients again.
Lipid peroxidation (LP) levels were higher in the alcohol group than in control although vitamin A, vitamin E
and b-carotene values were lower in the alcohol group than in control. LP levels were decreased in treatment
group compared with the alcohol group. Vitamin A and b-carotene in the treatment group were increased
compared with the alcohol group. Serum vitamin C concentrations were not found to be statistically different
in any of the groups.
Oxidative stress has been proposed to explain the biological side effects of alcohol intake. Acamprosate
modulated alcohol-induced oxidative stress and antioxidant vitamin levels in the alcoholic patients
Activation of membrane TRPM2 channel currents in primary Kv1.3-deficient mice megakaryocyte by agonist ADP-Ribose
Since the mechanisms that lead to melastatin-like transient receptor potential 2 (TRPM2) channel activation in response to ADP-Ribose (ADPR) are not understood, I tested the effects of ADP-Ribose on TRPM2 cation channel currents in native bone marrow megakaryocyte of mice.
Kv1.3-deficient mice megakaryocyte cells were freshly isolated from bone marrow and the cells studied with the conventional whole-cell patch clamp technique. ADPR (1mM) was applied intracellularly through the pipette. Non-selective cation currents in the mice were consistently induced by ADPR. Current density of ADPR in the cells were significantly (