Bilgi Merkezi
Not a member yet
1196 research outputs found
Sort by
TÜRKİYE'DE ÖNLİSANS DÜZEYİNDE SAĞLIK EĞİTİMİ VE GELECEĞİ
Türkiye'de birçok alanda olduğu gibi sağlık sektöründe de insan kaynakları planlaması ve yönetiminde çeşitli sorunlar yaşanmaktadır. Sağlık Bakanlığı'nın stratejik ve kısa vadeli planlamalarla sıkı bir disiplinle uygulamaya çalıştığı insan kaynakları politikalarına karşın, eğitim kuruluşlarındaki planlama ve uygulama çalışmalarının sektörün ihtiyaçlarıyla yeterince uyumlu sürdürülemediği görülmektedir. Sağlık sektöründe bazı branşlarda yetersiz yetişmiş eleman durumu görülürken; bazı branşlarda ihtiyacın çok üzerinde eleman yetiştirildiği görülmektedir. Her iki durumda da genel olarak eğitim düzeyinin yeterliliğiyle ilgili tartışmalar da sürmektedir. Bu çerçevede, Türkiye'de önlisans düzeyindeki sağlık eğitimi de benzer sorunları bünyesinde barındırmaktadır. Birçok alanda fazla program ve aşırı kontenjan, az sayıda alanda da yetersiz program ve kontenjan verildiği görülmektedir. Türkiye'nin sağlık politikaları ve sağlıkta insan kaynaklarıyla ilgili politikaları bakımından, önlisans düzeyinde sağlık eğitiminin yeniden değerlendirilmesinde yarar bulunmaktadır
SEKRETERLERİN VE ASİSTANLARIN MÜZAKERE TARZLARI: ISPARTA İL MERKEZİNDEKİ ÖZEL HASTANELERİNDE BİR ARAŞTIRMA
Müzakere tarzları, bireylerin müzakere sürecinde sergiledikleri tutum ve davranışlarla ilgilidir. Demografik özellikleri de müzakere tarzına etki eden önemli değişkenlerden birisidir. Bu kapsamda çalışmada, demografik özelliklerin sekreter ve asistanların müzakere tarzlarına etkisini belirlemek amacıyla Türkiye’nin Isparta il merkezindeki özel hastanelerde sekreter ve asistan olarak çalışan 200 bireyle araştırma yapılmıştır. Bu amaçla ileri sürülen hipotezler doğrultusunda anket çalışması (Tu, 2007) ile elde edilen verilere istatistik olarak değerlendirilerek frekans ve ki-kare bağımsızlık testi uygulanmıştır. Bu çalışmada, Türkiye’ deki diğer müzakere tarzı çalışmalarından farklı olarak, Casse ve Deol’un modeli kullanılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre, cinsiyet değişkeninin normatif müzakere tarzı ve gerçekçi müzakere tarzı üzerinde anlamlı etkilediği tespit edilmiştir. Ayrıca, kadınların, her iki müzakere tarzları eğilimlerinin, erkeklerden daha fazla olduğunu içermektedir. Çalışma, eğitim düzeyleri değişkeninin analitik müzakere tarzı, gerçekçi müzakere tarzı ve sezgisel müzakere tarzı üzerinde anlamlı etkilediği sonucuna varmıştır. Eğitim düzeyi yüksek olanlarda gerçekçi ve sezgisel müzakere tarzlarına daha fazla eğilimli, analitik müzakere tarzı eğiliminin ise daha az olduğu görülmüştür. Yaş değişkeninin analitik müzakere tazı, normatif müzakere tarzı ve sezgisel müzakere tarzı üzerinde anlamlı etkilediği sonucuna varılmıştır. Yaş arttıkça analitik müzakere tarzı eğilimi azalırken, normatif ve sezgisel müzakere tarzı eğilimlerinin arttığı tespit edilmiştir
ÜCRETLERİN KAYNAKTA VERGİLENDİRİLMESİ: FARKLI VERGİ SİSTEMİ UYGULAYAN OECD ÜLKELERİNE İLİŞKİN BİR İNCELEME
Ücret gelirleri, OECD ülkelerinde gelir vergisi kapsamında ve genellikle kaynakta kesinti yöntemiyle vergilendirilmektedir. Bu çalışmanın amacı; farklı gelir vergisi sistemlerinde kaynakta vergilendirilen ücretlilerin gerçek usulün imkânlarından ne ölçüde yararlandırıldığını tespit etmek ve Türkiye için çözüm önerileri getirmektir. Bu kapsamda çalışmada OECD ülkelerinin ücretlerin vergilendirilmesinde kullandıkları yöntemler araştırılmıştır. Ayrıca ücretlerin kaynakta vergilendirilmesine etkisini tespit etmek amacıyla; kapsamlı, ikili, yarı ikili ve düz oranlı gelir vergisi sistemlerini uygulayan OECD ülke örnekleri incelenmiştir. Çalışma sonucunda, gelir vergisi sistemlerindeki farklılıkların kaynakta kesinti yöntemine doğrudan etkisinin olmadığı, incelenen ülkelerde vergiye şahsilik özelliği kazandıran vergi kolaylıkları ile sosyal içerikli transferlerin çalışanların net ücretlerini pozitif yönde etkilediği tespit edilmiştir. Türkiye’de ise ücretlerin çoğunlukla kaynakta vergilendirilmesi gelir vergisinin sübjektif niteliklerini kısmen kaybetmesine neden olmakta ve ücretliler için gerçek usulde vergilendirme şekli nitelik taşımaktadır. Bu nedenle diğer bazı ülkelerde olduğu gibi Türkiye'de de, ücretlerin vergilendirilmesinde beyanname yöntemi gibi gelir vergisini güçlendiren vergilendirme tekniklerinin kullanılması önerilmektedir
KRİZ DÖNEMLERİNDE SOSYAL MEDYA KULLANIMI:15 TEMMUZ DARBE (KALKIŞMA) GİRİŞİMİ SONRASINDA TÜRKİYE’DEKİ BAKANLAR KURULU ÜYELERİNİN TWİTTER KULLANIMI ÜZERİNE BİR İNCELEME
Günümüzde sosyal medya krizlerin başladığı ve krizlerin çözüldüğü bir mecra olarak karşımıza çıkmaktadır. Kullanıcı sayısı her geçen gün artan sosyal medyanın gücüne kayıtsız kalamayan devlet kurumları da sosyal medyadan faydalanmakta, Cumhurbaşkanlığı ve Bakanlar Kurulu üyeleri, kriz dönemlerinde, krizi etkili bir biçimde yönetebilmek amacıyla da sosyal medyadan istifade etmektedirler. Bu çalışma, Türkiye tarihi açısından önemli bir kriz dönemi olan 15 Temmuz darbe girişimi sonrası ilan edilen ilk OHAL sürecini kapsamaktadır. Çalışma kapsamında, örneklem olarak kriz dönemlerinde en yaygın olarak kullanılan sosyal medya ağlarından Twitter seçilmiştir. Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu üyelerinin, ilk OHAL dönemini kapsayan, 20 Temmuz-20 Ekim tarihleri arasında Twitter’ı, ne sıklıkla, hangi amaçlar doğrultusunda kullandıkları nitel ve nicel içerik analizi yöntemiyle incelenmiştir. Bu bağlamda kriz dönemlerinde Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu üyelerinin Twitter’ı aktif olarak kullandıkları gözlemlenmiştir. Yapılan paylaşımlarla takipçiler; yanıt, Retweet (yeniden tweetleme) ve favorilerle cevap vererek yüksek oranda Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu üyeleriyle etkileşime girmişlerdir. Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu üyelerinin paylaşımlarında kriz yönetimi başlığı öne çıktığı kadar, itibar yönetimine de önem verdikleri görülmüştür. Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu üyelerinin, Türkçe paylaşımlarına kıyasla daha düşük oranda yaptıkları yabancı dildeki paylaşımlarıyla da uluslararası alanda kriz ve itibar yönetimine katkı sağladığı düşünülmektedir
İŞİTME ENGELLİ TURİZMİ (SESSİZ TURİZM): DÜNYA VE TÜRKİYE POTANSİYELİNE YÖNELİK BİR DEĞERLENDİRME
Turizm sektörü, dünyanın en hızlı gelişen sektörlerden biridir. Artan rekabet ortamında yeni turizm çeşitleri geliştirmek ve yeni destinasyonlarla daha fazla turisti cezbetmek önemli bir avantaj halini almıştır. Turizm sektörünün en önemli çeşitlerinden biri engelli turizmi pazarıdır. Engelli bireylerin turistik aktiviteye katılması ile ortaya çıkan engelli turizmi, Türkiye açısından oldukça yeni ve altyapısı henüz oluşturulamamış bir sektördür. Dünya'da 1 milyarın üzerinde engelli birey bulunmakta ve sadece Avrupa'da engellilerin oluşturduğu turizm pazarı 2016 yılı itibariyle 150 milyon Euro'ya ulaşmış bulunmaktadır. Sessiz turizm ise, engelli bireyler içinde işitme engellilerin oluşturduğu grubu ifade etmek için kullanılmıştır. Seyahat ve konaklama konusunda herhangi bir ilave yatırıma ihtiyaç duymamaları sebebiyle işitme engelliler çalışma konusu yapılmıştır. Bu çalışma, engelliler arasında seyahat ve konaklama için ayrı bir yatırım gerektirmeyen işitme engelli grubun engelli turizm açısından talep ve arz olarak mevcut durumunu değerlendirmek üzere yapılmış ve hedef talep pazarı olarak Avrupa ve ABD'de yaşayan özellikle işitme engelliler seçilmiştir. Yapılan çalışma, Dünya ve Türkiye'de ciddi oranda işitme engelli birey olduğunu göstermektedir. Ayrıca Türkiye'de yapılan çalışmalar, konaklama tesislerinde engellilere yönelik altyapı yatırımlarının yetersizliğini tespit etmektedir. Sessiz turizm açısından ise bu durum herhangi bir engel teşkil etmediğinden Türkiye açısından en uygun engelli turizmi çeşidinin sessiz turizm olduğu tespit edilmiştir
BEBEK PATLAMASI, X VE Y KUŞAĞI YÖNETİCİLERİN ÖRGÜTSEL BAĞLILIK DÜZEYLERİNİN KAMU VE ÖZEL SEKTÖR FARKLILIKLARINA GÖRE İNCELENMESİ: BİR ARAŞTIRMA
Kuşaklararası farklılıkları kavramı, yaklaşık yirmi beş, otuz yıllık zaman aralıklarında doğmuş, büyümüş ve aynı dönemin sosyal, politik, tarihi ve ekonomik şartlarını birlikte yaşamış, benzer bakış açılarına sahip olmuş insan grupları arasında yaşanan farklı bakış açılarını ifade etmektedir. Günümüz dünyasında birbirlerinden farklı özelliklere sahip beş kuşağın varlığı kabul edilmekte ve bu kuşaklardan üç tanesi aktif olarak iş yaşamında görev yapmaktadır. Bu araştırmanın amacı, Bebek Patlaması, X ve Y kuşak yöneticilerinin örgütsel bağlılık düzeylerinde, kamu ve özel sektör farklılığının etkili olup olmadığının belirlenmesi ve kuşak yaklaşımının varlığına yönelik bilimsel bir bakış açısı kazandırmaktır. Bu bağlamda; Kasım 2016 ve Şubat 2017 ayları arasında, İzmir ilinde kamu ve özel sektörde faaliyet gösteren farklı büyüklük ve yapıdaki 35 kuruluşta çalışan 357 yöneticiye bir anket formu uygulanmıştır. Anket formu, söz konusu örneklem grubun demografik özellikleri ile kuşak farklılıklarına yönelik algılarını ölçmek amacıyla hazırlanan soruların yanında Allen ve Meyer (1990) tarafından geliştirilen üç boyutlu örgütsel bağlılık ölçeğinden yararlanılarak hazırlanmıştır. Elde edilen bulgular istatistiksel olarak değerlendirilmiş, kamu ve özel sektör kuruluşlarında çalışan yöneticilerin kuşak farklılıklarına bakış açıları ve örgütsel bağlılık düzeylerine yönelik güçlü ve anlamlı düzeyde bulgular elde edilmiştir
ENFORMEL BİR İŞ VE İSTİHDAM ALANI OLARAK YAŞLI BAKICILIĞI: YAŞLI YAKINLARI İLE BAKICI İLİŞKİLERİNDE YAŞANAN SORUNLAR
Bu çalışma, Türkiye’de gittikçe görünürlüğü artan bir sorun haline gelen yaşlılık olgusunun genellikle ihmal edilen yaşlı bakımı ve bakıcılığına dikkat çekmeyi amaçlamaktadır. Yaşlı bakımıyla ilgili hizmetler, gittikçe artan bir şekilde enformel bir istihdam alanı haline gelmektedir. Yaşlı bakımına yönelik hizmet alımı ya da bakıcı istihdamına yönelik talep yoğunlaşması arttıkça işveren konumundaki yaşlı yakınları ile iş gören konumundaki bakıcılar arasındaki ilişkilerde, çeşitli sorunlar/mağduriyetler ortaya çıkmaktadır. Çalışma; nitel teknikle bir grup denek üzerinden elde edilen verilere dayandırılmış ve yaşlı bakıcıları ve aile üyeleri arasında yaşanan bu sorunlar ve yaşanan mağduriyetler saptamaya çalışılmıştır. Araştırma grubunu oluşturan ve enformel yaşlı bakıcılığı hizmetinden yararlanan 15 yaşlı yakını ile yaşlı bakıcılığı yapan 15 bireyle görüşmeler yapılmıştır. Görüşmeler ses kayıt cihazıyla kaydedilmiş ve veriler metne dönüştürülmüştür. Araştırma sonucunda belli başlı bulgular olarak; yaşlı yakınları ve bakıcıları arasında bakıcıya ulaşma, sosyal haklar, iş tanımının belirsizliği, bakım yükü ve eğitim düzeyinin yetersizliğine bağlı sorunlar saptanmıştır
TOPLUMUN RASYONEL İLAÇ KULLANIMLARI İLE FARMASÖTİKALİZASYON DÜZEYLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ
Bu çalışmada, toplumun ne düzeyde ilaçlarla içli dışlı olduğu tespit edilmeye çalışılmıştır. Bu amaca yönelik olarak araştırmada nicel ve nitel araştırma desenlerinin birlikte kullanıldığı karma yöntem kullanılmıştır. Literatür taraması yapılarak ve sağlık yönetimi alanında çalışan öğretim üyeleri ve lisansüstü öğrencilerle tartışılarak 18 anket sorusu ve nitel görüşmeler için 4 temel görüşme sorusu oluşturulmuştur. Anket soruları Isparta ilinde 18-80 yaş arasında seçilen 300 kişiye uygulanmış, görüşme soruları da yine Isparta merkezinde amaçlı örnekleme yöntemiyle seçilen 12 kişiyle gerçekleştirilmiştir. Anketlerden elde edilen verilerin değerlendirilmesinde, frekans, yüzde, ortalama, standart sapma istatistiklerinin yanında Kruskall Wallis testi ve Mann Whitney U testi analizleri kullanılmıştır. Görüşmelerden elde edilen verilerin değerlendirilmesinde ise tematik analiz yöntemi uygulanmıştır. Araştırma sonuçlarına göre, her ne kadar ankete katılan katılımcılar önlem (hastalıklardan önce) amaçlı ilaç kullanmadıklarını ve sırf ilaç yazdırmak için hekime başvurmadıklarını belirtseler de, görüşmeden elde edilen sonuçlara göre toplumun ilaç kullanmayı sevdiği, ilaç yazdırmak için hekime olan başvuruların çok olduğu ve önlem amaçlı da ilacın kullanıldığı sonucuna ulaşılmıştır. Hem anket hem de görüşme verilerinin aynı noktada birleştiği sorunlar ise; ilaçların toplumun geleceği açısından tehdit oluşturduğu ve toplumun ilaçlarla içli dışlı hale gelmeye başladığıdır
ÜLKELERİN KAMU YÖNETİMİ ÖRGÜTLENMELERİNİN BÖLGESEL KALKINMA AJANSLARI ÜZERİNE YANSIMASI: TÜRKİYE VE İSPANYA KARŞILAŞTIRMASI
Devletler, vatandaşlarına refah içerisinde bir yaşam sağlamakla yükümlüdürler. Devletin bu yükümlülüğü yerine getirebilmesi ancak ülke kaynaklarının etkin, verimli kullanılması ve kalkınmanın sağlanması ile mümkündür. Devletler kalkınmayı sağlamak adına uzun süreli, genel kapsamlı ve ulusal ölçekte kalkınma planları ile yıllık programlar hazırlamış olsa da ülke içinde bölgeler arasındaki ekonomik, sosyal, kültürel farklılıklar, önemli siyasi ve idari zorluklara sebep olmakta ve siyasi bütünleşme sorunlarına yol açmaktadır. Bu sorunların çözümünde bölgesel politikalara ve bu politikaları uygulayacak kurumlara da ihtiyaç duyulmaktadır. Klasik dönemde bölgeler arası dengesizliklere çözüm arayışları merkezden yönetim odaklı olmuştur. Dünyada yeni kamu yönetimi anlayışının gündeme gelmesi ve yerinden yönetimin önem kazanmasıyla “bölgesel kalkınma ajansları” uygulamaya konmuştur. AB üyelik sürecinde Türkiye’de “bölgesel kalkınma ajansları” kurulmuştur. Ancak bölgesel kalkınma ajansları, ülkeden ülkeye ve hatta bölgelere göre farklılıklar arz etmektedir. Bu açıdan bölgesel kalkınma ajanslarının karşılaştırmalı olarak incelenmesi literatüre önemli katkı sağlayacaktır. Yerli ve yabancı literatür taraması ve karşılaştırılmalı yöntem kullanılarak ortaya konan derleme çalışmamızda, İspanya ve Türkiye’deki bölgesel kalkınma ajansları karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Bu inceleme sonucunda İspanya Bölgesel Kalkınma Ajanslarının, Türkiye’deki bölgesel kalkınma ajanslarına göre daha çok idari, mali ve işlevsel özerkliklere sahip oldukları ve bölgesel kalkınmada önemli rol oynadıkları sonucuna ulaşılmıştır
ÖRGÜTSEL KÜLTÜRÜN ÜRÜN İNOVASYONU ÜZERİNDE ETKİSİNE YÖNELİK BİR ARAŞTIRMA
Küresel ve yerel pazarlarda yaşanan yoğun rekabet ortamında örgütler, karlılıklarını korumak ve artırmak amacıyla yeni ürünleri, yol ve yöntemleri kullanmak zorunda kalmaktadır. Bu durum örgütlerin inovasyon ve ürün inovasyonu faaliyetlerini teşvik etmektedir. Örgütlerde inovasyon ve ürün inovasyonu çalışmalarını etkileyen iç ve dış çevre faktörleri bulunmaktadır. Bu iç çevre faktörlerinden birisinin de örgütsel kültür olduğu düşünülmektedir. Bu çalışma, örgütsel kültürün ürün inovasyonu üzerinde bir etkisinin olup/olmadığını bulabilmek amacıyla yapılmıştır. Bu bağlamda örgütsel kültürün boyutları olan vizyonun, işe katılımın, uyumun ve tutarlılığının ürün inovasyonu üzerindeki etkisi değerlendirilmiştir. Araştırma verisi, Gaziantep 1., 3., ve 4. organize sanayi bölgelerinde faaliyette bulunan işletme yöneticilerinden toplanmıştır. Verinin toplanmasında anket yöntemi kullanılmıştır. Toplam 245 anket değerlendirilmiş olup, verinin değerlendirilmesinde frekans dağılımları ve çoklu doğrusal regresyon analizlerinden yararlanılmıştır. Sonuç olarak vizyon ve işe katılım boyutlarının ürün inovasyonu üzerinde anlamlı bir etkiye sahip olduğu bulunmuştur. Ancak uyum ve tutarlılık boyutlarının ürün inovasyonu üzerinde anlamlı bir etkisinin bulunmadığı saptanmıştır