TED Ankara College Foundation Schools
Not a member yet
1415 research outputs found
Sort by
YANKILANAN SEVGİ OLSUN
Uluslararası Bakalorya Programı A1 Türk Edebiyatı Dersi kapsamında hazırlanan bu tez çalışmasında Adnan Binyazar’ın ‘’Kızıl Saçlı Kontes’’ adlı yapıtında yer alan öykülerde, sevgi olgusunun insanın kurduğu ilişkilerdeki etkisi ele alınmıştır. Tezin amacı, insanların hayatta kurduğu ilişkiler ve bu ilişkilerin onların hayatları üzerindeki izlerini, yapıttaki odak figürlerin iç dünyası ve öykülerde etkileşim içinde bulunduğu canlılarla kurduğu sevgi bağı üzerinden değerlendirmektir. Bu amaç doğrultusunda, bireylerin sevgi olgusu ile karşı karşıya kaldıkları durumlardaki hal ve tavırları çözümlenmiştir. Çalışma sırasında bireyin içinde bulunduğu ilişkiler ve bu ilişkiler içinde bireyin sevgiyi nasıl yansıttığı konu edilmiştir.
Yapıtta ele alınan öykülerde insanlar ve diğer canlılarla iletişim halinde olan odak figür ve gözlemlediği hayatlar çerçevesindeki sevgi olgusu ele alınırken sevginin insan yaşamının olmazsa olması olduğuna ve insanın sevgi değerleri üzerinde ayakta kaldığına değinilmiştir. Çalışmanın giriş bölümünde, insanın duygusal oluşumu, kurduğu ilişkiler ve bu ilişkilerdeki sevgi olgusunun etkisinden bahsedilmiştir. Gelişme bölümünde ise insanın insanla ve insanın diğer canlılarla ilişkilerindeki sevgi olgusuna değinilmiş ve bu sevginin odak figürler üzerindeki etkisi irdelenmiştir. Sonuç bölümünde ise; sevginin evrensel bir duygu olduğu ve bu duygunun insanın tüm ilişkilerini etkilediği sonucu ele alınmıştır
ERKEK EGEMEN SÖMÜRÜ DÜZENİ VE ONU BESLEYEN ÇIKAR İLİŞKİLERİ
Uluslararası Bakalorya Diploma Programı, Türkçe A dersi kapsamında hazırlanan bu tez çalışmasında Orhan Kemal’in Hanımın Çiftliği üçlemesinin ilk cildi olan Vukuat Var adlı ro-manındaki olay örgüsünü, hem tek tek karakterler açısından hem de söz konusu karakterlerin içerisinde bulundukları zaman ve çevre ile ilişkileri açısından inceledim. Bu doğrultuda, çalışmamın ana bölüm olarak değerlendirilebilecek ilk bölümünde, karakterleri, kadın-erkek, işçi-işveren, sömüren-sömürülen vb. ayrımları gözeterek değerlendirmeye gayret ettim. Karak-terlerin belirgin kişilik özellikleri ile olay örgüsündeki kırılma anları arasındaki bağlantıların izini sürmek niyeti ile, karakterlerin hem kendi içlerinde hem de birbirleri ile yaşamış oldukları çelişkileri anlamaya çalıştım. Çalışmamın ikinci bölümünde ise Orhan Kemal’ in yaratmış olduğu karakterlerin, içerisinde bulundukları zamanın koşullarından ne sekilde etkilendiklerini değerlendirirken bu karakterlerin birey olarak zamanı nasıl kodladıklarını,yaşamlarını nasıl geçirdiklerini inceledim.
Üçüncü bölümde, romanda yer alan karakterlerin içinde bulundukları mekanlardan nasıl ve ne kadar etkilendikleri sorusunun yanı sıra söz konusu mekanları ne derece etkileyebilmiş oldu-kları sorusunun cevabını aradım. Çalışmamın sonuç bölümünde ise karakterlerin ve onların içerisinde bulundukları zaman-mekan koşulları ile romanın ana yapısı ve olay örgüsü arasında-ki ilişkileri pekiştirerek, Orhan Kemal’ in yapıtını oluştururken değinmek istediği bireysel, toplumsal ve evrensel değerleri toplu olarak bir çerçeve içine yerleştirmeye çalıştım. Çalışma metnini yapılandırırken yapılan alıntılarda, yöresel konuşma tarzını ve noktalama işaretlerini -Orhan Kemal’ in yapmış olduğu gibi- eserdeki şekli ile korudum. Alıntılar dışındaki metinl-erde ise Türk Dil Kurumu Sözlüğü’ ne bağlı kaldım
İSTANBUL’A FRANSIZCA GÜLÜMSEYİŞ
Uluslararası Bakalorya Programı A1 Türk Dili ve Yazını dersi kapsamında hazırlanan bu tezde, Sanayi Devrimi sonrası toplumsal değişimi kaleme alan Honore De Balzac’ın Eugenie Grandet adlı yapıtı ile birlikte, Orhan Pamuk’un 1950 sonrasında sanayileşmekte olan Türkiye’de yaşanan göç olgusunu ve değerler değişimi içinde barındıran Kafamda Bir Tuhaflık adlı eseri ele alınmıştır.
Giriş bölümünde, endüstrileşme kavramı açıklanmış, toplum yapısına etkileri genel çerçevede özetlenmiştir. Batı toplumları için Sanayi Devrimi ve Türk toplumu için “sanayileşme” olgusu, toplumsal yansımaları açısından her iki roman üzerinden kısaca değerlendirilmiştir.
“Sanayileşme ve Toplum Yapısına Etkileri” adı verilen gelişme bölümü, iki ana başlıktan oluşmaktadır. “18. yüzyılda Sanayi Devrimi” odağında endüstrileşmenin Batı toplumlarına etkilerinin anlatıldığı birinci alt bölümde; Fransız Devrimi’nin ardından değişen Batı toplum yapısı ve Sanayi Devrimi’nin ardından tüm dünyayı etkileyen yeni fırsatlar ve bürokrasi konuları ayrı başlıklar altında ele alınmış; “Türk Modernleşmesi” adı verilen ikinci alt bölümde ise Osmanlı ve Cumhuriyet Dönemi Türkiye’sinin hızla gelişen sanayileşme süreci ile sanayileşmenin zorunlu sonucu olarak köyden kente göç durumu, iki ayrı başlık altında irdelenmiştir.
Gelişme Bölümü’nün ikinci başlığına “Toplumsal İlişki ve Değerlerdeki Değişim” adı verilmiş ve bu bölüm, “bireyselleşme”, “maddî güç olarak para” ve “manevî güç olarak aşk” olgularının ayrı başlıklar hâlinde ele alınmasıyla yoğunlaştırılmıştır.
Genel olarak Fransa ve Türkiye’de sanayileşme olgusuyla değişen toplumsal yapının ele alındığı gelişme bölümünde; özel bir değişim değeri olarak fazlasıyla değer kazanan paranın, insan ilişkilerinin niteliğindeki etkilerine değinilmiş, çıkar ilişkileri dolayısıyla bencilleşen insan ilişkilerinin özellikleri üzerinde durulmuştur. Ayrıca, odak figürler bazında, değişime uğrayan en büyük paylaşım duygusu olan aşkın, bireyin aldığı kararlara ve eylemlere etkisi incelenmiştir.
Sonuç bölümünde ise çalışmanın genel bir değerlendirmesi yapılmış; her iki yazarın ortak olarak vurguladığı değişen toplumsal yapı içinde, bu yapının olumsuz koşullarına nasıl karşı konulacağı, yapıtlardan çıkarılacak iletilerle örtüştürülerek değerlendirilmiştir
DÜŞÜNCE YALNIZSA DUYGULAR DA YALNIZDIR
Uluslararası Bakalorya Diploma Programı Türkçe A1 dersi kapsamında hazırlanan bu tez çalışmasında Vedat Türkali’nin “ Bir Gün Tek Başına” adlı yapıtında "yalnızlık" olgusunun hangi yönleriyle ele alındığı incelenmiştir. Araştırma konusu olarak " yalnızlığın odak figür Kenan üzerindeki etkisi" tez çalışmasının ana konusu olarak belirlenmiş, odak figür Kenan’ın düşünce ve duygu dünyası irdelenerek Kenan’ın yalnızlığı incelenmiştir. Tezin giriş bölümünde "yalnızlık" kavramı ve bu kavramın odak figür Kenan üzerindeki etkisine değinilirken odak figür Kenan’ın yalnızlığını irdeleyecek ana başlıklar belirlenmiştir. Gelişme bölümünde ise yalnızlığın odak figür Kenan üzerindeki etkisi onun düşünce ve duygu dünyası olarak ayrı başlıklar altında anlatılmış bu başlıklar da kendi içinde alt başlıklara ayrılmıştır. Sonuç bölümünde ise bireyin düşünce ve duygu dünyası eşitlenmediği sürece yalnız kalacağı sonucuna varılmıştır.
Bu tez çalışması yapıttan alıntılar ve ikincil kaynaklar ile desteklenmiş yapılan çalışmada yalnızlığın bireyin düşünce ve duygu dünyasına göre şekilleneceği sonucu odak figür Kenan üzerinden ortaya konulmuştur
The effect of the refugee scholars, who escaped from Hitler’s Regime, on Turkish University Reform, which was used as a tool for the foundation of the modern Turkish Nation-State
This essay focuses on the effect of the refugee scholars on Turkish University Reform, which directly contributed to the foundation process of the modern Turkish State. Although, Turkey succeeded to form a sovereign country after the Independence War (1919-1924) under the leadership of Mustafa Kemal, still the country’s education system had been deeply contradicting with the worldview of Mustafa Kemal in 1920s. The primary aim of Mustafa Kemal and his ideology (Kemalism) was to establish a nationalist, secular nation. However, the reactionary basis of the Ottoman education system had been preventing emergence of nationalist and secular Turkish society. Therefore, Kemalist Regime employed radical educational reforms to turn the education system inherited from the Ottoman Empire into a system that supports the ideological basis of Kemalism in 1930s. University Reform, which was initiated in 1933, was a milestone for the reformation of Turkish education system.
Furthermore, for establishing a new university that provides European based education, Turkish State needed specialists and experts because there were not enough Turkish specialists to determine the pathway of the reform. Hence, the refugee scholars acted as the skilled labour force to support the University Reform and also other reforms. Mustafa Kemal initiated breath-taking series of reforms to form a modern nation-state, as he seized power in 1920s. The increasing oppression in Hitler’s regime and Mustafa Kemal’s reforms were co-existing in the 1930s. Therefore, the suitable working conditions provided by Turkish State and the search of scholar’s living under Hitler’s regime for a better living place resulted as the immigration of approximately 100 profound scholars from Hitler’s regime to Turkey. With this process Turkey obtained the skilled labour, which was needed for the reformation of Ottoman culture based university, Darülfünun to a European-standard university, Istanbul University. Refugee scholars’ existence accelerated Kemalist reform’s efficiency, because the scholars assisted the Turkish government in many other topics such as reforming judicial institutions, or founding an arts conservatory with western standards (e.g. Ankara State Conservatory).
In this essay, the effect of the refugee scholars on Turkish University Reform, which was used as a tool for the foundation of the modern Turkish Nation-State is explored. The contributions of refugee scholars to University Reform are presented under subtopics of Law, Medicine and Arts. Ultimate conclusion reached in this essay is; refugee scholars accelerated the University Reform and transformed the status of Turkish society in many aspects. The combination of the refugee scholars’ intellectual assistance and the radical reforms of Kemalism, sustained Turkey’s progress from a reactionary country towards a modern, 20th century country
KADIN OLMANIN FARKLILIĞI
Uluslararası Bakalorya programına yönelik bitirme tezi olan ve Türkçe A dersi kapsamında yazılan bu inceleme, Ayşe Kulin’in “Sevdalinka” adlı eserinde, odak figür olarak incelenen Nimeta’yı ve Nimeta’nın gözleri aracılığıyla ele alınan ailesini, arkadaşlarını ve içinde bulunduğu toplumu oluşturan çevresini konu edinir. Bu inceleme, geçmişte durağan ve sıradan bir yaşam sürdüren Nimeta figürünün savaş gerçeğiyle yüzleştikten sonra karşılaştığı zorlukları, değişim ve sonrasında zorunlu olarak gelen uyum ve kabullenme sürecini ele alır. Savaşın getirdiği değişim ile ortaya çıkan eski ve yeni yaşam koşulları arasındaki zıtlık ise Nimeta’nın önceliklerini yeniden belirleme çalışmasının, gözleri önünde yıkılan uzam ve topluma rağmen hayatta kalma çabasının, kurgudaki çoğu figürün aksine bir miktar umuda tutunma uğraşının oluşturduğu iç monologlar ve betimlemeler merkezinde yorumlanmıştır. Kadının savaş içerisindeki duruşuna ağırlık veren bu çalışma, Sırplar ve Hırvatlar tarafından soykırıma uğramış, acı çektirilmiş Bosna Halkının geçirdiği zorlu ve hem fiziksel hem de ruhsal açıdan harap edici süreci, bu zorluklardan geçmekte olan bir figür aracılığıyla savaşın toplumdaki yansımalarını tayin etmek açısından önemli görülmüştür. Bu çalışma, “Savaş ve Savaşla Gelen Değişim”, “Savaşın Acı Yüzü”, “Savaşla Değişen İnsan Psikolojisi” ve “Savaşla Birlikte Figürlerin Yaşam Algılarının Değişmesi” olmak üzere dört bölümden oluşturulmuştur. Bu ayrımın nedeni ise, toplumun savaş öncesindeki ve sonrasındaki yaşam süreçleri arasındaki tezatlığı vurgulamak, savaşın uzam ve figürlere zarar vermesiyle birlikte insan psikolojisinin ve yaşam anlayışının değişimini incelemek, bu değişim karşısında ise farklı insan duruşlarını belirlemektir. Varılan sonuç ise savaş gerçeğinin figürler üzerinde derin yaralar bıraktığı, masumiyet ve umudu kirlettiği ve sonuçta mutlu olan bir taraf bırakmadığı yönündedir
Kadının Sessiz Çığlığı
Bu çalışmada, Tezer Özlü’ nün iç dünyasını tüm saflığı ve duruluğuyla okura sunduğu “Yaşamın Ucuna Yolculuk” yapıtı üzerinden kadının toplumsal düzenin dayatmasına gizli başkaldırısı ve kendini var etme çabası incelenmiştir. Bu inceleme esnasında Tezer Özlü’ nün “Çocukluğun Soğuk Geceleri” ve “Kalanlar” adlı yapıtlarına da göndermelerde bulunulmuştur. Alışılmış değerlere, yaptırımlara karşı aldığı tavrın göz ardı edilemeyecek bir ölçüde görüldüğü Tezer Özlü’ nün yapıtlarında, birbirine karşıt yaşam ve ölüm izlekleri yaşamın önemli bir boyutu olarak da gördüğü aşk izleği ile birbirlerini tamamlayacak biçimde kendini göstermektedir. Bu çalışmada, “çocukluğunun soğuk geceleri”nden yaşamının ucuna kadar olan yolculuğunda bir kadın olarak varoluş mücadelesini en salt biçimde okurla paylaşan Tezer Özlü’ nün kadının topluma karşı verdiği özgür bir birey olma mücadelesi yapıtlarından yola çıkılarak incelenmiştir. Seçilen yapıtlar Toplumsal Yapı İçinde Kadının Varoluş Çabası başlığı altında “sınırlar” ve “yalnızlık” alt başlıklarıyla incelenmiş, toplumdaki kadın algısının ve Tezer Özlü’ nün bu algıyı nasıl yorumladığı, sonuç olarak da bu algının bir kadının hayatı üzerinde ne gibi etkileri olabileceği değerlendirilmiştir. Bir başka çalışmada Tezer Özlü’ nün yapıtlarında, farklı kadın kimliklerinin nasıl ele aldığı üzerine inceleme yapılabilir
SINIFLAR MI TOPLUMDAN TOPLUM MU SINIFLARDAN?
Uluslararası Bakalorya Programı bitirme tezi olarak hazırlanan bu çalışmanın amacı Haldun Taner’in Eczane’nin Akşam Müşterileri, Ayak, Artırma, Bayanlar 00 ve Ayışığında Çalışkur adlı öykülerinde sosyal sınıf farkının nasıl işlendiğinin incelenmesidir. Öykülerde aynı ortamda bulunan farklı sınıfların nasıl çatıştığı, farklı özelliklerin nasıl belli sınıflara atfedildiği ve alt sınıftaki insanların sınıf atlama umutları gösterilmiştir. Özellikle Ayışığında Çalışkur adlı öyküde olayların asıl hali ile toplumun tepkisine göre düzeltilmiş hali arasındaki fark toplumun sınıflara bakışının açıkça eleştirilmesidir. Öykülerde üst sınıfların altındakilere karşı küçümser bir tavır sergilediği ve alt sınıfların buna karşılık veremediği ve hikayelerde belli klişe özellik ve görünümlerin belli sınıfları gösterdiği çıkarılmıştır. Bu durumun alt sınıftakileri “daha iyi olmak” için yüksek sınıflara geçmek istemeye ittiği ve insanların en küçük bir yükselmeden büyük bir mutluluk duyduğu görülmektedir. İnsanların karşısındakine sırf belli bir sınıfta olduğundan dolayı saygı duyabildiği ve kendi sınıfından düşüklere de saygısız olduğu bellidir. Sonuç kısmında ise bu çıkarımlar ana hatları ile özetlenmiş ve Haldun Taner’in toplumdaki sınıf olgusuna eleştirel bir şekilde yaklaştığı sonucuna varılmıştır
The Effect of Feeding Laying Hens with 0.25%, 0.50% and 1.00% Horse Chestnut Seed Supplement on the Total Cholesterol Level of Chicken Egg Yolk
Egg yolk is considered to be one of the main sources of cholesterol for humans. The purpose of this study was to investigate the effect of feeding laying hens with dried horse chestnut (Aesculus hippocastanum) seed grains as 0.25%, 0.50% and 1.00% supplements to their basal diet on egg yolk cholesterol levels.
Although there is a vast amount of researches about the medical and pharmaceutical effects of extracts of horse chestnut bark, leaves and seeds, to my knowledge, there is no academic research on the effect of feeding poultry with horse chestnut seeds without processing them chemically on egg yolk cholesterol level.
My hypothesis predicted that dried horse chestnut seed supplement in non-toxic small amounts of 0.25%, 0.50% and 1.00% in the basal diet of laying hens is going to lower the egg yolk cholesterol level.
Sixty Brown Nick breed laying hens were used in the experiment by dividing in 4 groups of 15 hens and each group in 5 trial groups of 3 hens. The first group was the control group and other three groups were fed with basal diet and water ad libitum for four weeks with dried grains of horse chestnut seed core grains. A total of 160 eggs were collected (10 from each test group at the end of each week) to analyze the egg yolk cholesterol level by using the enzymatic colorimetric test for cholesterol with lipid clearing factor method as described in Boehringer Manheim Gmbh Biochemica, 1989.
At the end of the experiment, no health issues or deaths of hens were observed. The feed efficiency of laying hens were increased by 3.5% when fed with 1.00% dried horse chestnut seed grain supplement. The results showed that 0.25%, 0.50% and 1.00% horse chestnut seed supplement in the basal diet of laying hens does not affect egg yolk cholesterol levels significantly
İNTİKAM VE KORKUNUN BİTMEYEN SAVAŞI: KAN DAVASI
Uluslararası Bakalorya programı A1 Türk Dili ve Edebiyatı dersi kapsamında hazırlanan bu uzun tez çalışmasında, Yaşar Kemal’in “Demirciler Çarşısı Cinayeti” adlı yapıtında toplumsal bir gerçek olarak konu edilen kan davası olgusunun, bu davayı sürdüren bireyler üzerindeki etkileri incelenmiştir. Çalışmanın giriş bölümünde yapıtın konusu tespit edilerek kan davasının yaşandığı dönemin koşulları, davayı sürdüren topluluk ve uzam tanımlanmış ve çalışmanın ana hatları çizilmiştir. Gelişme bölümünde kan davasının etkileri, etkilenen bireyler aşiret ağaları, aşiret kadınları ve aşiret fedaileri şeklinde ayrıştırılarak, kan davasının sürdürülmesinde esas amaç olan intikam ve yarattığı korku yönleriyle ele alınmıştır. Çalışmanın sonuç bölümünde ise, kan davasının ailenin şerefini kurtarma adına intikam alma temelinde yürütüldüğü, davanın sürdürülmesinden asıl sorumlu olan aşiret beylerinin ve onlara yardım eden fedailerin bu intikam eyleminde birbirinden farklı görev ve zorunluluklar bağlamında hareket ettikleri, aşiret kadınlarının ise davaya alışkın olarak yetiştirildiği kaydedilmiştir. Kan davasının aşiret beylerine şiddetli ölüm korkusu yaşatması, aşiret anneleri başta olmak üzere diğer bireylerde de esas olarak intikam görevinin yerine getirilemeyeceği korkusu yaşatması nedeniyle bu davanın aslında intikam ve korkunun bir savaşı olduğu ve intikamdan vazgeçilmediği ya da korkuya yenik düşülmediği sürece son bulmayacağı sonucuna varılmıştır