Başkent University

Baskent University Institutional Repository
Not a member yet
    1983 research outputs found

    Factors influencing hemoglobin variability and its association with mortality in hemodialysis patients

    No full text
    Purpose. We aimed to investigate the factors influencing hemoglobin variability with inflammatory and nutritional parameters and its associations with all-cause mortality among hemodialysis patients. Methods. One hundred and sixty-nine patients during the entire 12 months were enrolled into the study. Fasting plasma glucose, creatinine, calcium, phosphorus, alkaline phosphatase, parathyroid hormone (PTH), C-reactive protein (CRP), serum iron, serum iron-binding capacity, and transferrin saturation were analyzed. We defined six groups: low, target range, high, low-Amplitude fluctuation with low hemoglobin levels, low-Amplitude fluctuation with high hemoglobin levels, and high-Amplitude fluctuation. Body mass index (BMI), malnutrition-inflammation score (MIS), and Charlson Comorbidity Index were evaluated. Results. Hemoglobin variability was significantly correlated with age, platelet count, and number of hospitalization instances and inversely correlated with erythropoietin dose per body surface area. The coefficient of variation of hemoglobin showed a correlation with MIS and ferritin. The absolute level of hemoglobin showed a negative correlation between PTH, CRP, MIS, number of hospitalization instances and a positive correlation with albumin and BMI. High, low, and target-range groups showed survival advantage compared to the other three groups. In regression analysis, age, CRP levels, MIS, and BMI were the predictors of mortality. Conclusion. Inflammation and duration of anemia were the major predictors of hemoglobin variability. High-Amplitude fluctuation predicts high mortality; on the contrary low-Amplitude fluctuations is related to better survival. MIS was independently associated with mortality. This trial is registered with NCT03454906. © 2018 Zeynep Bal et al

    Majocchi's granuloma: current perspectives

    No full text
    Majocchi's granuloma (MG) is a rare fungal infection of the dermis that is mainly caused by dermatophytes (in >= 95% of cases); the most frequently identified cause is anthropophilic Trichophyton rubrum. In the rest of the cases, the causes are non-dermatophytic fungi such as Aspergillus species. This review aimed to provide information about the current perspectives on MG regarding its clinical characteristics, predisposing factors, laboratory diagnosis, and treatment strategies. Although the lower extremities were reported to be the most common site of infection, facial involvement has been predominant in the past 5 years. Our literature research showed that the most common predisposing factor (55%) is the use of topical steroid creams without potassium hydroxide examination during treatment of erythematous squamous dermatoses. A reliable diagnosis of MG is based on histopathological examination, including fungal culture and molecular analyses. MG should be treated not only with topical agents but also with systemic antifungal agents that are continued until the lesions are completely resolved. In systemic treatment, the most preferred drug is terbinafine, because of its efficacy, side effects, and safety

    Comparison of three adhesive systems in class II composite restorations in endodontically treated teeth: Influence of Er:YAG laser conditioning and gingival margin levels on microleakage

    No full text
    Background: Dental surface conditioning by Er:YAG laser is currently being investigated, as not all of the mechanisms and effects of this technique have been clearly studied. Thus, the aim of the present study was to assess the cervical microleakage of Class II resin composite restorations in endodontically treated teeth following either the respective conventional conditioning or additional Er:YAG laser conditioning, in association with varied adhesives. Material and Methods: Standardized mesial-occlusal-distal cavities (two gingival walls positioned in dentin and enamel, respectively) were created in 60 extracted human premolar teeth. Following the completion of the endodontic therapy, the teeth were grouped into six categories based on conditioning modality and adhesive strategy as follows: group 1-37% phosphoric acid/Adper Single Bond 2 (ASB2); group 2-Er:YAG laser/37% phosphoric acid/ ASB2; group 3-Clearfil SE Bond (CSE); group 4-Er:YAG laser/CSE; group 5-Adper Easy One (AEO); and group 6-Er:YAG laser/AEO. Specimens were submitted to thermocycling and dye penetration, followed by longitudinal sectioning. The dye penetration was evaluated using a stereomicroscope. One specimen from each group was assessed under a scanning electron microscope for adhesive interface analysis. Results: No significant differences were found between the conditioning modalities, nor between the adhesive systems at both margins. Groups 1 and 2 showed a lower degree of microleakage in the enamel vs. dentin (p = 0.002). Group 2 showed a significantly lower incidence of microleakage in enamel vs. dentin (p = 0.005). Conclusions: CSE and AEO were comparable with that of ASB2 regarding sealing ability. Additional Er:YAG laser conditioning may be beneficial before ASB2 application in enamel. © Medicina Oral S. L. C.I.F

    Yetişkin bireylerde psikobiyotik özellik gösteren probiyotik besinlerin tüketimi ve mental sağlık arasındaki ilişkinin incelenmesi

    No full text
    Bu çalışma; yetişkin bireylerde psikobiyotik özellik gösteren probiyotik besinlerin tüketimi ve mental sağlık arasındaki ilişkinin incelenmesi amacıyla planlanmıştır. Araştırma Konya il merkezinde yaşayan yaşları 21-59 arasında değişen 75‟i kadın 46‟sı erkek olmak üzere 121 yetişkin birey ile tamamlanmıştır. Araştırma kapsamında çalışmaya katılan bireylere 25 sorudan oluşan anket formu uygulanmıştır. Uygulanmış olan anket formu; sosyodemografik özellikler (yaş, cinsiyet vb.), yaşam biçimi ve sağlık durumu, probiyotik besinleri tüketim durumu, antropometrik ölçümler (boy, ağırlık, bel çevresi ), besin tüketim sıklığı, 24 saatlik besin tüketim kaydı ve bireylerin mental iyi oluş düzeylerini ölçmek amacıyla geliştirilen Warwick- Edinburgh Mental İyi Oluş Ölçeği ve Yaşam Doyumu Ölçeği ile ilgili bilgiler olmak üzere 8 bölümden oluşmuştur. Çalışmaya katılan kadınların yaş ortalaması 34,84±10,15, erkeklerin ise 34,47±11,64 yıldır. Kadınların %68,4‟ü probiyotik içeren besinleri tüketirken, %21,1‟i tüketmediği ve %10,5‟inin bu besinlerin neler olduğunu bilmediği, erkeklerin ise %71,4‟ü probiyotik içeren besinleri tüketirken, %21,4‟ünün tüketmediği ve %7,2‟sinin bu besinlerin neler olduğunu bilmediği saptanmıştır. Araştırmaya katılan bireylerin cinsiyete göre gıda takviyesi olarak probiyotik kullanım durumları değerlendirildiğinde; kadınların %26,7‟sinin erkeklerin ise %15,2‟sinin gıda takviyesi olarak probiyotik kullandıkları, kadınların % 73,3‟ünün erkeklerin ise %84,8‟inin gıda takviyesi olarak probiyotik kullanmadıkları saptanmıştır. Araştırmaya katılan bireylerin cinsiyeti ile gıda takviyesi olarak probiyotik kullanım durumları arasında anlamlı bir ilişki bulunmamıştır (p>0,05). Araştırmaya katılan bireylerin Warwick- Edinburgh Mental İyi Oluş Ölçeğine vermiş oldukları cevaplara göre almış oldukları puanlar; kadınlarda ortalama 50,92±9,45 puan, erkeklerde ise ortalama 51,52±9,36 puandır. Bireylerin Yaşam Doyum Ölçeğine göre aldıkları ortalama puanlar kadın ve erkeklerde sırası ile 16,02±4,61 ve 14,65±4,99‟dir. Gıda takviyesi kullanan katılımcıların Warvick- Edinburgh Ölçek ortalaması 56,19±8,68 olup cinsiyetle ölçek ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki yoktur(p>0,05). Yaşam Doyum Ölçeğiortalaması ise 18,70±3,73‟dür ve cinsiyetle ölçek ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki yoktur (p>0,05). Gıda takviyesi kullanmayan katılımcıların Warvick- Edinburgh Ölçek ortalaması 49,70 ±9,12 olup Yaşam Doyum Ölçeğiortalaması 14,59±4,68 olarak saptanmıştır ve cinsiyet ile her iki ölçek ortalaması arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki yoktur (p>0,05). Probiyotik besinleri tüketen bireylerin Warvick- Edinburgh Ölçek ortalaması 55,61±8,67 olup cinsiyetle ölçek ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki yoktur (p>0,05). Yaşam Doyum Ölçeğiortalaması ise 18,11±4,12‟dir ve cinsiyetle ölçek ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki yoktur (p>0,05). Probiyotik besinleri tüketmeyen bireylerin Warvick- Edinburgh Ölçek ortalaması 49,26±9,08 olup Yaşam Doyum Ölçeğiortalaması ise 14,40±4,64‟dır ve cinsiyet ile her iki ölçek ortalaması arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki yoktur (p>0,05). Erkeklerde, Warwick- Edinburgh Mental İyi Oluş Ölçeği ile enerji, emilebilen oligosakkarit, polisakkarit, selüloz, lignin, suda çözünen posa, suda çözünmeyen posa tüketimi arasında anlamlı ilişki bulunmuştur (p<0,05). Kadınlarda, Yaşam Doyum Ölçeğiile posa, emilebilen oligosakkarit ve emilemeyen olisakkarit tüketimleri arasında pozitif yönde anlamlı bir korelasyon bulunmuştur (p<0,05). Erkeklerde, Yaşam Doyum Ölçeğiile enerjinin proteinden gelen % si, yağdan gelen % si, emilebilen oligosakkarit ve lignin tüketimi arasında pozitif yönde anlamlı bir korelasyon bulunmuştur (p<0,05). Warwick – Edinburgh Mental İyi Oluş Ölçeği toplam puan ve Yaşam Doyum Ölçeğitoplam puan ile toplam probiyotik tüketimi arasındaki ilişki her iki cinsiyette de anlamlı bulunmuştur (p<0,05). Sonuç olarak, probiyotik- prebiyotik özellik gösteren besinleri tüketenlerin veya gıda takviyesi olarak probiyotik kullanan bireylerin Warwick- Edinburgh Mental İyi Oluş Ölçeği ve Yaşam Doyumu Ölçeklerinden bu besinleri/takviyeleri tüketmeyenlere daha yüksek puan elde ettikleri saptanmıştır. Toplum genelinde bireylerin prebiyotik ve probiyotik besinler konusundaki bilgi düzeylerinin arttırılmasına yönelik farkındalık çalışmalarının yapılmasının gerekli olduğu düşünülmektedir. Buna ek olarak probiyotiklerin mental sağlık üzerine etkilerini araştıran daha büyük örneklemli araştırmaların yapılması önemlidir. The aim of this study is to investigate the relationship between between adults‟ mental health and the consumption of probiotic nutrients which shows psychobiological characteristics. The study was completed with 121 adults living in the city center of Konya, whose ages ranged from 21 to 59, with 75 female and 46 male. A questionnare form with consisting of 25 questions was applied to the individuals who participated in the study. The questionnare form consisted of 8 sections which are the socio-demographic characteristics (age, sex, etc.), probiotic nutrient consumption status, anthropometric measurements (height, weight, waist circumference), food frequency questionnaire form, 24-hour food consumption record, The Warwick-Edinburgh Mental Well-being Scale and Satisfaction With Life Scale that developed for the aim of measuring the level of individuals‟ mental well-being. The average age of women participating in the study was 34,84 ± 10,15 years, while the age of men was 34,47 ± 11,64 years. 68.4% of women consumed probiotic-containing foods, 21.1% did not consume and 10.5% did not know what these foods were, 71.4% of males consumed food containing probiotics, 21.4% did not consume and 7.2% did not know what these foods were. 26,7% of women and 15,2% of men use probiotics as a food supplement, 73,3% of women and 84,8% of men did not use probiotics as a food supplement. There was no significant relationship between the gender of the participants and probiotic use as a food supplement (p> 0.05). According to Warwick-Edinburgh Mental Well-being Scale; the mean score of the women were 50.92 ± 9.45 points and the mean score of men were 51.52 ± 9.36 points. The average scores of the individuals according to the Life Satisfaction Scale were 16.02 ± 4.61 and 14.65 ± 4.99 in males and females, respectively. The mean Warvick-Edinburgh scale point of the participant who used probiotics supplements was 56.19 ± 8.68 and there was no statistically significant relationship between gender and the mean scores (p> 0.05). The mean of Life Satisfaction Scale point of the participant who used probiotics supplements were 18,70 ± 3,73 and there was no statistically significant relationship between gender and mean scores (p>0,05). The mean Warvick-Edinburgh Scale of Life Satisfaction Scale were respectively 49,70 ± 9,12 and 14,59 ± 4,68. The mean Warvick-Edinburgh scale of the individuals consuming probiotic foods were 55,61 ± 8,67 and there was no statistically significant relationship between the gender and the mean scores (p> 0,05). The mean of Life Satisfaction Scale of the individuals consuming probiotic foods were 18,11 ± 4,12 and there was no statistically significant relationship between gender and mean scores (p> 0,05). The mean point Warvick-Edinburgh and Life Satisfaction Scale of the individuals who did not consume probiotic nutrients respectively were 49.26 ± 9.08 and 14.40 ± 4.64, and there was no statistically significant relationship between the gender and two scale means (p>0,05 ). In males, a significant relationship was found between the Warwick-Edinburgh Mental Well-Being Scale and energy, oligosaccharide absorbable, polysaccharide, cellulose, lignin, water-soluble pulp, water-insoluble pulp consumption (p<0,05). In women, there was a significant relationship between Life Satisfaction Scale and fiber, oligosaccharide absorbable and polysaccharide non absorbable consumption (p<0,05). In males, the protein %, fat %, oligosaccharide absorbable and lignin consumption were positively significantly correlated with the Life Satisfaction Scale (p<0,05). The relationship between the total score of the Edinburgh - Edinburgh Mental Well - being Scale and the total score of the Life Satisfaction Scale and total probiotic consumption was found to be significant in both genders (p<0,05). As a result, it was determined that those who consumed probioticprebiotic foods or used probiotics as a food supplement achieved higher scores from the Warwick- Edinburgh Mental Well-being Scale and Life Satisfaction Scale than the participants who not consumed. It is believed that create awareness studies should be conducted to increase the knowledge level of individuals about prebiotic and probiotic foods. In addition, it is important to carry out larger sample studies investigating the effects of probiotics on mental health

    Belediye madde bağımlılığı merkezlerinin çalışmalarının değerlendirilmesi

    No full text
    Madde bağımlılığı ve sonuçları, insan sağlığını olumsuz etkileyen birçok durumun aksine, sadece madde bağımlısı kişiyi etkilemez. Madde bağımlılığı, bir halk sağlığı sorunu ve sonuçları toplumun her tabakasına etki eden, toplumsal bir olgudur. Bu sebeple madde kullanan kişilerin yalnızca bireysel tedavi görmesi sorunun çözümü için yeterli değildir. Madde kullanımını azaltacak hizmetler kadar koruyucu önleyici çalışmalar da en az tedavi kadar önem arz etmektedir. Son yıllarda Ülkemizde ve dünya genelinde madde kullanım oranlarında gözle görülür artış olduğu yapılan araştırmalarda açıkça görülmektedir. Bu artış ile doğru orantılı olarak, tedavi ve rehabilitasyon hizmetlerinde de artış olması gereklilik haline gelmiştir. Ülkemizde madde bağımlılığının tedavisinin yalnızca kamu hastaneleri tarafından yapılması birçok farklı nedene bağlı olarak, olanaklı değildir. Sağlık Bakanlığı’na bağlı çalışan hastanelerin AMATEM kliniklerinin yatak kapasiteleri, tedavi ihtiyacını karşılayamamaktadır. Alanda çalışacak nitelikli profesyonel elemanların sayıları yetersizdir. Özel madde bağımlılığı klinikleri ise maliyetli tedaviler uygulamaları sebebiyle, toplumun her kesimi tarafından tercih edilememektedir.Belediyeler, yerel düzeyde hizmet veren kurumlar olması sebebiyle, vatandaşların en kolay ulaştığı kamu kurumu durumundadır. Belediyelerin görevleri yalnızca imar, alt yapı, ulaşım gibi fiziksel düzenlemeler ve lojistik işlerle sınırlı değildir. Özellikle son dönemde öne çıkan sosyal belediyecilik kavramı belediyelerin sosyal sorun alanlarında koruyucu önleyici, tedavi ve rehabilite edici hizmetleri de yürütmekle yükümlü olduklarını ifade etmektedir. Belediyelerin, madde bağımlılığı sorunda da tedavi ve rehabilitasyon hizmetlerinin desteklenmesi açısından özellikle gelecek yıllarda kilit rol oynaması muhtemeldir. Yatılı ve tıbbi tedavi uygulayan bir klinik kurmak, maliyeti olması sebebiyle, özellikle küçük ölçekli belediyeler açısından mümkün değildir. Fakat madde bağımlılığı tedavisi süreci, tıbbi tedavinin yanında önleyici çalışmaları ve psikososyal destek programlarını da içermektedir.Bu çalışmanın amacı, ülkemizde son yıllarda gelişen, belediyeler düzeyinde yürütülmekte olan madde bağımlılığı rehabilitasyon hizmetlerinin, merkez çalışanları gözünden değerlendirilmesidir. Çalışmanın amacına uygun olarak araştırmada nitel araştırma yöntemi kullanılmıştır. Araştırmanın yürütüldüğü sırada, Türkiye’de belediyelere bağlı olarak gündüzlü hizmet veren toplam 11 merkez araştırmanın çalışma evrenini oluşturmuştur. Bu merkezlerden ikisi araştırmaya katılmayı kabul etmediği için araştırma, 9 merkezde ve bu 9 merkezde çalışan toplam 16 personelle yürütülmüştür. Araştırmanın verileri 20 Aralık 2016-15 Ocak 2017 tarihleri arasında, yarı yapılandırılmış derinlemesine görüşmeler aracılığıyla toplanmıştır. Görüşmelerden önce her katılımcıdan sözlü onam alınmıştır. Katılımcıların tamamı ses kaydı alınmasına onay vermiştir. Ses kayıtları bilgisayar ortamına aktarıldıktan sonra biri sosyal hizmet uzmanı olmak üzere üç farklı kişi tarafından döne döne okuma yöntemi ile okunmuş ve veriler içerik çözümlemesine tabi tutularak temalar oluşturulmuştur. Araştırmanın bulguları iki temel başlık altında verilmiştir. İlk bölümde belediyelerin madde bağımlılığı alanındaki hizmetlerinin neler olduğuna ilişkin veriler bulunmaktadır. İkinci bölümde ise merkez çalışanlarının merkezde verilen hizmetlere ilişkin değerlendirmeleri yer almıştır. Temaların da işaret ettiği üzere, görüşülen çalışanların, alana ilişkin kişisel algıları, verilen hizmete ilişkin değerlendirmeleri ve yerel yönetim düzeyinde yürütülen çalışmalara ilişkin değerlendirmeleri tema olarak karşımıza çıkmıştır. Madde bağımlılığı gibi tedavi ve rehabilitasyonun zor olduğu bir alanda yerel yönetimlere bağlı olarak açılan merkezlerin, belli bir fiziksel ve hizmet standardının olmadığı, merkezlerin yerel yönetimlere bağlı olması nedeniyle çalışanların hizmet sunumu sırasında kimi zaman siyasi baskı ile karşılaştıkları belirlenmiştir. Ancak katılımcılar, ülkemizdeki madde bağımlılığı hizmetlerinin, sınırlı sayıda olması nedeniyle yerel yönetimlerde bu hizmetlerin verilmesinin, hizmetlerin ulaşılabilirliğini arttırması sebebiyle önemli olduğunu ifade etmişlerdir. Bu açıdan, yerel yönetim hizmetlerinin avantajlarının, dezavantajlarından fazla olduğu yönünde görüş bildirmişlerdir. Madde bağımlılığının tedavisi sürecinin uzun ve kapsamlı olduğunu bu nedenle, tıbbi tedavi ve sosyal rehabilitasyonun mutlaka birlikte yürütülmesinin gerekli olduğunu belirtmişlerdir. Katılımcılar yüksek iş doyumu yaşadıklarını da belirtmelerine karşın, yerel yönetimlerin alana ilişkin uyguladığı düşük ücret politikalarından memnun olmadıklarını ifade etmişlerdir.Merkezlerin hiçbirinde sosyal hizmet uzmanı istihdam edilmediği görülmüştür. Oysa gerek nedenleri gerekse sonuçları açısından madde bağımlılığı alanı sosyal hizmetin işlevlerinin önemli olduğu bir alandır. Bu araştırmanın, yerel yönetimler düzeyinde oluşturulacak, madde bağımlılığı rehabilitasyon hizmet modeli geliştirme çalışmalarına ışık tutması beklenmektedir

    Kanslı gen delesyonunun saptanmasında ACGH ve MLPA yönetiminin karşılaştırılması

    No full text
    Kromozomlarda belirlenen mikrodelesyon ve mikroduplikasyonlar, DNA’ daki kopya sayısı değişikliklerinin (CNV) patolojik bir alt grubudur. Bir kilobazdan birkaç megabaza kadar büyüklükleri değişebilmektedir. Dizin karşılaştırmalı genomik hibridizasyon (aCGH) teknolojisinin kullanılmaya başlamasından sonra bu tür kromozom dengesizliklerinin belirlenmesi kolaylaşmıştır. Bunlardan biri de 17q21.31 mikrodelesyon ve mikroduplikasyon sendromudur. 17q21.31 bölgesinde bulunan 500-650 kb büyüklüğündeki kopya kayıpları, Koolen-de Vries Sendromu (KdVS) olarak tanımlanır, zihinsel kısıtlılık, hipotoni ve belirgin yüz özellikleriyle birliktedir. Daha sonraki çalışmalar, bu bölgede yerleşik KANSL1 geninin haplo-yetersizliğinin, 17q21.31 mikrodelesyon sendromu bulgularının oluşması için yeterli olduğunu göstermiştir. Bu çalışma ile aCGH sonucunda 17q21.31 mikrodelesyon bölgesinde KANSL1 genini içeren kopya sayısı kaybı saptanan 30 hasta, MLPA yöntemi ile yeniden incelenmiştir. Bu karşılaştırma sonucunda 30 hastadan sadece 3’ ünde KANSL1 geninin delesyonu bulunurken, 1 hastada duplikasyon saptanmıştır. Bir hastanın sonucu ise yönteme bağlı nedenlerden dolayı değerlendirilememiştir. Yapılan bu çalışma ile aCGH ile KANSL1 genini içeren kopya kaybı saptanması durumunda, klinik değerlendirme ve başka bir yöntemle doğrulama yapılmadan rapor verilmesinin yanlış olacağı görülmüştür. Microdeletion and microduplications are detected on chromosomes as a pathological subgroup of copy number variants (CNV) of DNA. Sizes can change from one kilobase to several megabases. It has become easier to identify such chromosomal syndromes after use of array-based comparative genomic hybridization (aCGH) technology. One of them is 17q21.31 microdeletion and microduplication syndrome. Copy loss in size of 500-650 kb in the regions 17q21.31 which is describe as Koolen-de Vries Syndrome (KdVS) includes mental retardation, epilepsia, hypotonia and characteristic facial features. Novodays, we know that haplo-insufficiency of KANSL1 gene in this region is sufficient for occure of theses 17q21.31 microdeletion syndrome findings. In this study, 30 patients with a loss of copy number including the KANSL1 gene in 17q21.31 microdeletion region as a result of aCGH were examined by MLPA method again. As a result of this comparison, only three of the 30 patients had a deletion of the KANSL1 gene and duplication was found in one patient. The outcome of a patient can not be assessed due to procedural reasons. This study was show that if KANSL1 gene loss were detected by aCGH, it would be wrong to report it without being validated by clinical evaluation and another method

    Özel sağlık sigortası Türkiye ve dünya uygulamaları

    No full text
    Toplumun sağlıklı bireylere sahip olması, toplumların gelişmesinde en önemli konudur. Bu sebeple sosyal güvenlik kavramı içerisinde sunulan sağlık hizmetleri önemli yer tutmaktadır. Sağlık hizmetleri ciddi bir finans kaynağı da gerektirdiği için birçok yönü ile ele alınması gereken konular arasındadır. Çalışmamızda sosyal güvenlik kapsamında ülkemizde sunulan sağlık hizmetlerine detaylı yer verilmiş ve Dünya’daki örnekler ile uygulama farklılıkları aktarılmıştır. Sağlık sigortasında kamu uygulamaları ve özel sağlık sigortacılığı ele alınarak, her iki sigortanın ayrı ya da birlikte kullanım durumları incelenmiştir. Özel sağlık sigortacılığında uygulamalar; risk kabul durumları, teminat tanım ve içerikleri ile iletilmiştir. Türkiye’deki sigorta şirketlerinden prim üretim sıralamasında ilk dörtte olan sigorta şirketlerinin özel şartları ile sektör uygulamaları da aktarılarak genel ve özel sağlık sigortası kullanıcılarına ve meslek olarak sigortacılığı seçmiş olup sağlık sigortası satışı yapan kişilere genel hatlarıyla ürün, sistem ve içerik hakkında bilgi verilmektedir. Çalışmamızın sonucu olarak; genel sağlık sisteminin, özel tamamlayıcı sağlık sigortaları ile kapsamının genişletilebileceği, ülkelerin sağlık modellerini, sağlık finansmanlarına ve sağlık bütçelerine göre belirlemelerinin gerekliliği belirtilmiştir. Sağlık sigortaları bir bütün olduğu için bu konuda çalışmalar yapılırken sosyal sağlık sistemi, özel sağlık sigortacılığı ve dünya örnekleri detaylı incelenmeli ve sağlık reformlarına açık olmaları ifade edilmektedir. The most important issue in the development of societies is having healthy people. For this reason, health services provided within the concept of social security have an important place. Due to health services requires many financial sources need to be searched in many ways. In our study, we gave details the health services offered in our country in scope of social security and the differences between the examples in the world’s applications, In addition we have studied the public applications in health insurance and private health insurance which used for both insurance companies separately or in combination. Practices in private health insurance; risk acceptance status, coverage and contents. The special conditions of the insurance companies, which are the first four in the premium production line in Turkey, are also transferred to the general and private health insurance users and insurance companies by transferring the sector applications and information about the products, systems and contents are given to the persons who sell health insurance. As a result of our study; the scope of general health system should be expanded with the specific supplement health insurance model and to determine countries’ health models according to health finances and health budgets. Since health insurance is the monolith, the social health system, private health insurance, and World examples should be examined in detail and stated in open to health reforms

    Psikolojik sermayenin iky uygulamalarının ve hat yöneticileri iky etkililiğinin çalışanların iş performansına etkileri üzerine bir araştırma

    No full text
    Bu çalışmanın temel amacı, İKY uygulamalarının etkililiğinin çalışanların iş performansı üzerindeki etkilerinin yanı sıra hat yöneticilerinin İKY uygulamalarının etkililiği ve psikolojik sermayenin bu ilişkide biçimlendirici etkileri oluşturan bir model çerçevesinde araştırılmasıdır. Ankara’da faaliyet gösteren çeşitli sektörlere ait 207 çalışandan elde edilen veriler ile oluşturulan örneklem üzerinden bir araştırma yapılmıştır. Araştırmada elde edilen veriler SPSS (20.0) ve AMOS programları kullanılarak değerlendirilmiştir. Elde edilen bulgular incelendiğinde, araştırma modelinde bağımsız değişken olarak yer alan İKY uygulamaları etkililiğinin, hat yöneticilerinin İKY etkililiğinin ve psikolojik sermayenin, bağımlı değişken olan algılanan iş performansı üzerinde anlamlı etkisi olduğu görülmüştür. İş performansı üzerinde en güçlü etkiye sahip olan değişkenin hat yöneticilerinin İKY etkililiği olduğu sonucuna varılmıştır. The main aim of this study is, beside the influences of HRM practices and line managers effectiveness on the job performance of employees, researching the formative effects of psychological capital on this relation. Through the sampling that is obtained from 207 employees in various and active sectors in Ankara, a research was made. The obtained data in the research was evaluated by means of using SPSS (20.0) and AMOS programs. When the obtained findings were examined, it was observed that HRM practices effectiveness, line managers effectiveness and psychological capital, which are taking place in the research model as independent variables, have significant effect on the dependent variable, that is, the perceived job performance. It was concluded that line managers HRM effectiveness is the most influential variable on the job performance

    Imaging Characteristics of Stafne Bone Cavity: Pictorial Essay

    Get PDF
    Background: Stafne bone cavities (SBCs) are typically seen on panoramic radiographs as unilocular, rounded or ovoid shaped, welldefined corticated radiolucencies that are located between the mandibular first molar and the angle of the mandible below the inferior alveolar canal, but they may rarely have different radiographic appearances and locations. Objectives: The purpose of this study was to evaluate the imaging features of SBC presenting various typical and atypical features and to show the contribution of different imaging techniques to diagnosis. Patients and Methods: Seventeen patients who had a panoramic radiograph that revealed an image compatible with SBC were investigated in this study. In addition to panoramic radiography, lateral oblique mandible projection for three patients, cone beam computed tomography (CBCT) for nine patients, magnetic resonance imaging (MRI) for two patients were performed to determine the exact location of the cavity and to confirm the diagnosis. Results: Seventeen patients were diagnosed with SBC. Two patients had bilobed SBC, one patient had a SBC on the buccal surface of the posterior mandible, one patient had a SBC located in the ramus mandible, one patient had a SBC located in the canine-premolar region namely anterior lingual variant as rare conditions. Conclusion: Imaging techniques such as CBCT and MRI have provided detailed information about definitive diagnosis of SBC in addition to panoramic radiographs. These techniques show the size, location and content of the SBC. If the SBC is atypical, complementary imaging techniques gain more importance

    Can Computerized Adaptive Testing Work in Students' Admission to Higher Education Programs in Turkey?

    Get PDF
    Admission into university in Turkey is very competitive and features a number of practical problems regarding not only the test administration process itself, but also concerning the psychometric properties of test scores. Computerized adaptive testing (CAT) is seen as a possible alternative approach to solve these problems. In the first phase of the study, a series of CAT simulations based on real students' responses to science items were conducted in order to determine which test termination rule produced more comparable results with scores made on the paper and pencil version of the test. An average of 17 items was used to terminate the CAT administration for a reasonable reliability level as opposed to the normal 45 items. Moreover, CAT based science scores not only produced similar correlations when using mathematics subtest scores as an external criterion, but also ranked the students similarly to the paper and pencil test version. In the second phase, a live CAT administration was implemented using an item bank composed of 242 items with a group of students who had previously taken the exam the paper and pencil version of the test. A correlation of.76 was found between the CAT and paper and pencil scores for this group. The results seem to support the CAT version of the subtests as a feasible alternative approach in Turkey's university admission system

    605

    full texts

    1,983

    metadata records
    Updated in last 30 days.
    Baskent University Institutional Repository
    Access Repository Dashboard
    Do you manage Open Research Online? Become a CORE Member to access insider analytics, issue reports and manage access to outputs from your repository in the CORE Repository Dashboard! 👇