Mimar Sinan Fine Arts University Institutional Repository
Not a member yet
    9810 research outputs found

    İstanbul'da eğlence mekânlarında sessel atmosferler: Kadıköy ve Beyoğlu'nda örnek mekân incelemeleri

    No full text
    Bilinçli bireylerin deneyimledikleri yaşamların somut uzamlarında soyut atmosferler bulunmaktadır. Atmosferler, içerdikleri farklı kodlardaki unsurlara göre değişiklik gösterebilmektedir. Bu unsurlar, mekânda genellikle tercih edilen müzikal tür, iç mekân tasarımında kullanılan nesneler, kişilerin telaffuzları, beden hareketleri, giyim tarzları, kolektif duygu durumları ve mekândaki kokulardır. Bireylerin çoklu duyusal deneyimleriyle anlam kazanan bu atmosferlerin yapıları, aynı zamanda, atmosfere dâhil olan veya atmosferin kesişimindeki farklı atmosfere ait seslerle etkileşime girerek, değişim gösterebilmektedir. Bu çalışmada odağa queer kodlu atmosferler alınmıştır. Bu atmosferler, içerisine dâhil olan öznelerin telaffuzları, bedensel eşlikleri, kolektif belleği ve toplumsal cinsiyete dayalı kimlikleri ile queer kodlu olarak tanımlanmaktadır. Queer kodlu atmosferlerin nasıl oluştuğu ve bu atmosferlerde yaşanan değişimler, çalışmanın temel inceleme konusudur. Queer kodlu atmosferlerin gözlemlendiği mekânlar, İstanbul'da Taksim ve Kadıköy semtlerinde bulunan bar ve gece kulüpleridir. Çalışma sırasında yüksek etkileşim sağlamak amacıyla mekânlarda ve mekânların konumlandığı sokaklarda Çarşamba, Cuma ve Cumartesi günleri gözlem yapılmış, gözlem saatleri 20.00 ile 03.00 arasında belirlenmiştir. 2023-2024 yılları arasında yürütülen saha çalışmalarında duyusal ve dijital etnografi teknikleri kullanılmıştır. Gözlem yapılan mekânlarda çalışan işletmeciler, güvenlik görevlileri, komiler, müşteriler ve performansçılar ile yarı-yapılandırılmış görüşmeler yapılmıştır. Yapılan bu gözlemler ve toplamda 17 görüşmeden elde edilen bulgular, queer kodlu atmosferlerin analizi için ampirik veri olarak kullanılmıştır. Yoğun betimleme tekniği ile atmosferlere ait kokular, renkler ve sesler detaylandırılmış, yazılı tasvirler yapılmıştır. Buna ek olarak, ses çalışmalarında kullanılan haritalandırma teknikleri çalışmaya dâhil edilmiştir. Ayrıca, incelenen atmosferlere dâhil bireylerin beden hareketleri yoğun betimlemeyi desteklemek için imgeleştirilmiştir. Bu sayede, queer kodlu atmosferlerde öne çıkan duyusal unsurların tanıtılması, atmosferleri oluşturan ve şekillendiren unsurların ve kodların analizi amaçlanmıştır. Çalışma sonucunda, incelenen atmosferlerde baskın duyusal unsurların atmosfere dâhil bireyler üzerindeki etkileri incelenmiştir. Bu bağlamda tınlayan seslerin neler olduğu, bu seslerin atmosferi şekillendirmedeki rolü, atmosferik akışın nasıl sağlandığı ve akışın sürdürülmesine ya da kesintiye uğramasına bağlı olarak atmosferlerin gösterdiği dönüşümler araştırılmıştır. Atmosferler, dinamik yapılar olduğundan, queer kodlu atmosferlerin belirli kodlara ait sessel ve müzikal unsurlar etrafında şekillenmesi, çalışmanın temel araştırma konusu olmuştur

    AN INVESTIGATION OF THE RELATIONSHIP BETWEEN COLOR AND EMOTION IN FICTIONAL SPACES THROUGH COLOR SCHEMES: BEETLEJUICE MOVIE

    No full text
    The world is perceived through colors. The phenomenon of color is an essential part of life. Color is a component used for various purposes in design and cinema. One of these uses is to create affectivity. In this context, the relationship between color and emotion was investigated using the film Beetlejuice (1988) by auteur director Tim Burton. The hypothesis The color-emotion correlation that occurs within the scope of narrative in the fictional spaces of cinema can be associated with color schemes was tested. Content analysis and observation approaches from qualitative research methods were used in the study. The scene emotions were limited to the fundamental emotions in Plutchik's Wheel of Emotions, and these emotions were searched for in the scenes. The emotions of the main character were determined by the psycho-evolutionary theory of emotions, the narrative content and the character's facial expressions, and the dominant colors in the sequences were questioned through color schemes. Potential patterns between scene emotion and color schemes were investigated. As a result, while some patterns between color schemes and emotion were detected, no significant relationship was found. It is recommended that future researchers test the possibility of generalizing emotion to color schemes with different sampling and color detection tools. It is believed that the study will provide data on the emotion desired to be created in the space and present a different perspective on the designers' decisions about the use of color

    The relationship between craft, design and local production in textiles in the context of ethical design: A review and implementation recommendations

    No full text
    Bu eser metin çalışmasında, tekstil alanında yerel üretim ve zanaat ilişkisi etik tasarım bağlamında ele alınarak konuya ilişkin uygulama örnekleri sunulmaktadır. Çalışmanın ilk bölümünde, tekstil malzemelerinin kullanıldığı etnik ve yerel kültür ürünleri zanaat ve tasarım alanları açısından incelenmektedir. Bu ürünlerin günümüzde bağlamından koparılarak küresel pazar1 ağına yeni, çağdaş tasarım nesneleri olarak dahil olduğu ve seri üretimin birer metasına dönüştüğü görülmektedir. Bu süreç, yerel zanaat üretici sine başlangıçta cazip iş imkanları yaratırken, zamanla hem kültürel hem de ekonomik bir sömürü aracı haline gelmiştir. Gelişmekte olan toplumların kuşaklar boyu aktarıla rak bir kültür unsuru haline gelmiş olan yerel zanaat becerileri, moda endüstrisi tara fından çoğu zaman etnografik değeri göz ardı edilerek ve egzotik tasarım ürünleri ola rak sunularak küresel pazarın beklentilerine uygun biçimde kopyalandığı görülmekte dir. Zanaat, tasarım ve üretim süreçleri arasındaki ilişki bu kapsamda ele alınmaktadır. Çalışmanın ikinci bölümünde, tasarım alanına yeni bir perspektif getiren ve 1970'li yıllardan itibaren ekolojik sorunlara dair farkındalığın artmasıyla ortaya çıkan “sürdü rülebilirlik” ve “etik tasarım” kavramları ile beraber güncel sanat kapsamında yerel zanaatların yeri incelenmektedir. Etik tasarım, ekolojik duyarlılığın getirdiği sürdürü lebilirlik bilinci ekseninde çevresel kirlilik, tüketimi körükleyen üretim anlayışının yol açtığı iş gücü sömürüsü, adil olmayan ticaret gibi meselelere karşı geliştirilen uygula maların tümünü kapsamaktadır. Bu tasarım anlayışı, moda endüstrisinin diğer bütün endüstriyel sistemler gibi tüketim odaklı üretiminin yıkıcı etkilerini vurgulayarak, za manla iyileştirici, çözüm odaklı çeşitli akımlara düşünsel anlamda ilham vermiştir. Bu kapsamda bu çalışmaya da oldukça katkı sağlayan “yavaş moda hareketi” bu akımlar arasında yer almaktadır. Çalışmanın son bölümünde, yavaş moda hareketinin ilkelerinden yola çıkarak yapılan uygulamalar bulunmaktadır. Kültürel miras kapsamında değerlendirilen dantel ve oya geleneğinin üretim yöntemi olarak kullanıldığı, doğadan seçilmiş nesneler veya ilham alınmış formlarla yapılmış bu uygulamalarda, yerel zanaatların çağdaş tasarım anlayı şıyla bir araya getirilerek güncel ürünlere dönüştürülmesi amaçlanmaktadır. Bununla beraber, bu çalışma ile yerel zanaat ürünlerinin, küresel pazarın tasarım nesnelerine dönüşürken kültürel ve ekonomik değerini kaybetmeden, etik tasarım anlayışının öner diği alternatif tasarım ve üretim biçimleri ile medya ve satış kanalları vasıtasıyla nasıl var olabileceği açıklanarak bu konuda geliştirilmiş yaratıcı çözüm önerileri sunulmaktadır

    Hellenistic period pottery typology of Eskisehir dorylaion (Sarhoyuk) in Phrygia Epictetos

    No full text
    Bu çalışmada Eskişehir, Dorylaion'un Hellenistik devir seramikleri ele alınmıştır. Dorylaion kazılarında bulunmuş olan özel ve kaba seramiklerin incelendiği çalışmada temel amaç genel bir tipoloji oluşturmaktadır. İlk olarak siyah firnisli seramikler, batı yamacı seramikler, kalıp yapımı kaseler ve unguentarium grupları ele alınmıştır. Bu seramik gruplarının başta Anadolu'da yer alan merkezlerle olmak üzere Akdeniz'de de bulunan diğer önemli merkezlerle olan benzerlikleri incelenerek belirli bir tarihlendirme oluşturulmuştur. Bununla birlikte bu seramiklerin hamur ve firnis özellikleri de incelenmiş ve üretim süreçleri ve yerleri hakkında sonuçlara ulaşılmaya çalışılmıştır. Çalışmanın esas yoğunluğunu oluşturan kaba seramik grupları için de başlangıçta bir form dağılımı oluşturulmuş, ardında da bu formların farklı tipleri gruplandırılmıştır. Bu tip grupları bulundukları konteksler yardımıyla tarihlendirilmiştir. Ayrıca kaba seramik gruplarının hamur renkleri, hamur katkıları, astar renkleri ve astar özellikleri ayrı ayrı incelenmiştir. Formlara ait tipler bir arada da hamur ve astar özellikleri yönünde değerlendirilerek, ilk olarak tipler için, ardından da tüm Dorylaion Hellenistik dönem kaba seramiklerinin sahip olduğu genel karakter ortaya konmuştur. Çalışmamız neticesinde özel seramik grupları açısından yoğunlukla Pergamon olmak üzere, Ephesos, Sardes gibi merkezlerle ilişkilerin varlığı anlaşılmıştır. Ayrıca bu seramik gruplarının taklitlerini yapan daha yerel ölçekli bir atölyenin varlığı da önerilmektedir. Dorylaion Hellenistik dönemi için karakteristik kaba seramiklerin, gri hamurlu, gri astarlı, çok büyük çoğunlukta kum, mika ve kireç katkılı olduğu açık bir şekilde anlaşılabilmiştir

    Yeniden işlevlendirilen endüstri mirasının incelenmesi: Bursa dokuma fabrikaları

    No full text
    Çevre; teknik ve teknolojik, sosyal ve toplumsal gelişmelere bağlı değişim halinde olan dinamik bir bütündür. 18. yüzyılda İngiltere'de pamuklu dokuma sanayi öncülüğünde gelişen Endüstri Devrimi, fabrika gibi yeni tipolojik mekânlar ile çevrenin silüetini değiştirirken endüstri mirası ve kültürünün de oluşmasına ortam hazırlamıştır. Teknolojinin hızlı gelişimi ile işlevsel ve ekonomik değerlerini yitiren fabrikalar atıl durumda bırakılma, yıkılma veya koruma alternatifleri bağlamında zorunlu bir dönüşüm sürecine dâhil olurlar. Endüstri mirası değeri taşıyan bu tip mekânların fiziksel anlamda sürdürülebilirliğinin sağlanması noktasında yeniden işlevlendirme etkin bir koruma yaklaşımı olarak dikkat çekmektedir. Yeniden işlevlendirme, tarihi yapıların yeni işlevlere uyarlanması sürecinde gördüğü müdahaleleri ifade eden mimari bir araştırma ve uygulama alanıdır. Endüstri mirası, Anadolu'da ticari ve endüstri faaliyetleri bakımından tarihsel süreci boyunca önem taşıyan Bursa bağlamında incelendiğinde, kentin 18. yüzyılda ipekçilik odağında endüstrileşme sürecine dâhil olarak Cumhuriyet'in ilk dönemlerine kadar endüstri mirası değeri taşıyan çok sayıda fabrika yapı ve yerleşkesi barındırdığı tespit edilmiştir. Bu yapılar sektörlerine göre sınıflandırıldığında ipekçilik ve dokuma iş koluna ait çoğu atıl durumda olan on altı tane eski dokuma fabrika yapı ve yerleşkesi olduğu görülmüştür. Saha incelemeleri kapsamında bu yapıların korunmuşluk durumları incelendiğinde altı yapının yeniden işlevlendirilerek korunduğu tespit edilmiştir. Çalışma kapsamında yeniden işlevlendirmenin farklı yaklaşımları ile korunan eski Ete Mensucat Boyahanesi, İpeker İpek Fabrikası ve Merinos Yünlü Sanayi Dokuma Fabrikası'na yapılan fiziksel ve işlevsel müdahaleler, karşılaştırmalı analitik analiz yöntem ve literatür araştırmaları doğrultusunda geliştirilen analiz formları ile fiziksel, çevresel, ekonomik, kimlik ve sosyal açıdan incelenerek dokuma endüstri mirasının korunmuşluk durumu değerlendirilmiştir. Bu çalışma, yeniden işlevlendirme yaklaşımının Bursa dokuma endüstri mirasına olan etkilerinin çok boyutlu olarak incelenmesi ve yapılacak yeni müdahalelerin analiz edilebilmesine yönelik bir yaklaşım geliştirerek literatür çalışmalarına katkı sunmayı hedeflemektedir

    21. yüzyıl sahne tasarımında hareket olgusu üzerine bir inceleme

    Get PDF
    Bu çalışmada, 21. yüzyılda izleyiciyi gösterinin içine çeken ve tasarımın temel ilkelerinden biri olan hareket olgusu sahne tasarımı bağlamında ele alınmaktadır. Öncelikle hareket kavramı ve hareketin tarihsel süreci ile insanın evreni anlama noktasındaki başlıca rolüne değinilmiştir. Evrende gözlemlenen hareketin tanımlanmasıyla gelişen anlam arayışı sonucunda; mitlerin, sanatın ve felsefenin ortaya çıkma süreçleri kaynaklara dayandırılarak açıklanmıştır. Evrendeki hareket sistemi ve sonuçları irdelenirken, hareketin insan bedenindeki önemine değinilmiştir. Bedeni gelişen ve iki ayağı üzerinde yürümeye başlayan insan artık keşfetmeye hatta çevresindeki her oluşumu taklit etmeye yönelir. Yaratıcı eylemlerde görülen dinamizm hareketin gelişim süreciyle şekillenir. Sanatın üretim biçimleri kendi tarihi içinde farklılıklar göstermiştir. Bu değişimin en önemli etkenlerinden biri, Sanayi Devrimi olmuştur. Sanayi Devrimi sonrası modern sanat akımlarıyla birlikte özgürleşen sanat ortamının, yeni gelişmelere açık hale gelmesi, sanat üretimlerinin birbirlerinden beslenmesine imkân sağlamıştır. Bu durum tiyatro ve plastik sanatlar arasındaki bağı kuvvetlendirerek Performans Sanatı gibi melez yaratım alanlarının oluşmasına zemin hazırlamıştır. Bu bağlamda sanat dinamiklerini değiştiren ve hareketi odağına alan gösterileriyle dönemin öncü akımı Fütürizm başta olmak üzere, Kinetik Sanat ve Optik Sanat'ın konuyla ilgili belli başlı çalışmalarına yer verilmiştir. Bunların yanında sahne tasarımına yön veren, Bauhaus ve Konstrüktivizm gibi modern sanat hareketleri; izleyiciyi yapıtın içinde hareket etmeye çağıran Performans Sanatı ve Yerleştirme Sanatı ele alınmıştır. Bu anlamda günümüz sahne tasarımında kullanılan ve harekete kaynaklık eden unsurlar araştırılmıştır. Fütürizm ve sonrasında değişen izleyici yapıt ilişkisinde, harekete geçen izleyicinin yeni konumu zamanla daha önemli hale gelmiştir. Gelişen teknolojiyle şekillenen sahne tasarımı uygulamaları artık izleyiciyi odağına alan bir bakış açısıyla oluşturulmaktadır. Bu bağlamda Gropius'un hareketli sahne önerisi olan Total Tiyatro projesinden, Piscator'un ve Brecht'in sahne tasarımlarına dahil ettiği projeksiyon kullanımından, savaş sonrası sahne tasarımında indirgemeye giden, seyirciyle yakınlaşan Deneysel Tiyatro toplulukları ile 20. yüzyılın ikinci yarısından günümüze hala geçerli olan teknolojilerden bahsedilmiştir. 21. yüzyılda gösterimde olan, günümüzün seçilen örnek oyunlarının sahne tasarımları; hareket, yenilik ve işlevsellik çerçevesinde incelenmiştir. Bununla birlikte sahne sanatları alanında çalışan tasarımcı ve yönetmenlerin konu ile ilgili görüşleri alınmış ve hareket olgusu, sahne tasarımını meydana getiren temel bir unsur olarak izleyici odağında incelenmiştir

    Okul öncesi eğitim kurumlarında vitriye ürünlerin ergonomi ve ürün kullanıcı açısından incelenmesi

    No full text
    Milli Eğitim Bakanlığı tarafından açıklanan "2023 Eğitim Vizyonu" ile okul öncesi eğitimin zorunlu eğitim kapsamına alınması hedeflenmektedir. Eğitime başlama yaşının öne çekilmesi ile bu kurumlara gelen öğrenciler kamusal tuvaletler ile daha erken buluşmaktadır. Bu yeni öğrenciler ile oluşan alanların standartları öğrencilerin günlük yaşam kalitelerini büyük ölçüde etkilemektedir. Bu çalışmada çocuk psikolojisi ve gelişiminde önemli bir etkisi bulunan tuvalet eğitimi sürecinin okullarda bulunan tuvalet alanlarına uygunluğu ve bu süreçte çocuklar için tasarlanan vitrifiye ürün tasarımlarının tuvalet kullanımına etkisi incelenmiştir. Çocuklar için tasarlanmış vitrifiye ürünleri, yaygınlaşan okul öncesi eğitim kurumlarında yerleşimi, çocuklar için tasarlanmış vitrifiye ürünlerin gelişim süreçleri ve ürün katalogları araştırılmıştır. Çocuk vitrifiye ürünlerin boyutları incelenerek, bu ürünlerin sadece boyutları küçültülerek çocuklar için ergonomik uyumluluğa sahip olup olamayacakları sorusundan hareketle, ürün-kullanıcı ilişkisi antropometrik kaynaklarla yeniden ele alınmıştır. Okul öncesi eğitim veren kurumların ortak tuvalet alanlarında bulunan vitrifiye ürünlerin standartları incelenerek, ilgili ürünlerin ergonomi ve çocukların antropometrik bakımından uygunluğu örnek okullar üzerinden araştırılmıştır. Veri toplama yöntemi olarak okul öncesi eğitim kurumları ziyaret edilerek, bu kurumlardaki mevcut kamusal tuvalet alanları incelenmiştir. Ardından bu kurumlarda görev yapan yardımcı öğretmenler ve personeller ile yarı yapılandırılmış görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Bu görüşmeler sonucunda yaşanan problemler ve ihtiyaçlar belirlenmiştir. Tuvalet alanlarının incelendiği, Ürün-kullanıcı ilişkisinin araştırıldığı ve tasarım kriterlerinin belirlendiği bu tez çalışması, elde edilen veriler doğrultusunda gerçekleştirilen sınıf içi ortak lavabo tasarımları ve çocuk klozeti tasarımı ile sonuçlandırılmıştır

    Tasarım İmgesinde Teknoloji Etkisinin Eskiz Olgusu Üzerinden Okunması

    No full text
    İmge, tasarlama edimi şemsiye kavramı altında toplanan tüm disiplinlerde yer edinmiş bir kavramdır. Tasarım imgesi ise genellikle tasarlayıcının erken evre üretimlerinde önce zihninde beliriveren ve tasarlanan, seçilen aktarım yöntemiyle fiziksel dünyada ifade bulan bir olgudur. Bu aktarım yöntemlerinden biri de eskizdir. Eskiz tasarlayıcının iç dünyasıyla bağlantı kurduğu öznel bir deneyim, yaratıcı bir ifade biçimi ve görsel düşünme aracıdır. Başlıca sanat, resim ve mimarlık dallarıyla ilişkilendirilebilecek farklı katmanlara haiz bir yaratım biçimidir. Tasarlayıcı öznenin algı, birikim ve deneyimlerinin aktarımında tasarlama ediminin ve tasarım süreçlerinin bir parçası olan zihinsel araçtır. Teknoloji etkisinde geliştirilen temsil araçları dolayısıyla eskiz yeni açılımlar göstermekte, tasarım imgesinin düşünsel süreçleri de bu durumdan etkilenmektedir. Gelişmelerin eskiz olgusunda yarattığı etki, imkân, kısıtlılık ve olanakları anlamaya yönelik çalışma, farklılaşan temsil yöntemlerine bağlı tasarım imgesinin temsille diyaloğunu ve tasarlama edimindeki konumunu irdeler. Araştırma, tasarımda temsil, imge ve eskiz bağıntısına genel bir bakışla başlar. Bu bağıntıyı geleneksel ve güncel yaklaşım aracılığıyla üretilen çıktılar bağlamında özelleştirerek devam ettirir. Temsilin üretim biçimlerini çizgi yoluyla üretilen eskiz ve kelime istemcilerin ürettiği piksel tabanlı çıktılar çerçevesinde nitel araştırma yöntemlerinden içerik analizi yaklaşımıyla değerlendirir. Çalışma sonucunda görülmüştür ki; gerçekleşen gelişmeler tasarlayıcıya hız, varyasyon üretimi gibi faydalı sonuçlar sağlamanın yanı sıra imgenin üretim biçimine müdahale etmekte ve tasarımın örtük bileşenlerini yadsımaktadır. Realite idealize edilirken yaratıcılık ve anlam üretimini tetikleyen muğlaklık geri planda kalmakta, elin ussal yönlendirmeleri ve zihin-göz koordinasyonu bu etki dolayısıyla değişmektedir. Çalışmanın sanat ve tasarımda temsil olgusunun dijitalleşme ile dönüşümünü irdeleyen araştırmalara katkı sağlayacağı düşünülmektedir

    Hat sanatında kul hakkı teması

    No full text
    Allah Hz. Âdem'den beri insanlığa birçok vahiy indirmiş ve bunların büyük bir kısmı insanları güzel ahlaka yönlendirmekle ilgili olmuştur. İslamiyet'ten önce indirilen ilahi dinlerin kitapları Tevrat, Zebur ve İncil'de Allah'ın güzel ahlaka yönlendirmesi konusunda aynı görüşleri savunmuşlardır. İslam inancına göre, orijinal metinleri günümüze ulaşamadan tahribe uğrayan ve değiştirilen bu kitapların mevcut nüshalarında kul hakkı ve adaletin sıklıkla vurgulanması dikkat çekicidir. Son din olan İslam' da hak iki türlüdür. Birinci hak Allah hakkı olup Allah'la kul arasındaki haktır. Bu konudaki hak ihlali Allah'a şirk koşulmadığı takdirde affedilmesi Allah'ın takdirindedir. İkinci hak ise kulların birbirleri arasındaki haklardır ki; ihlali durumunda kulların kendi aralarındaki ilişkileri etkilediği için, affedilmesi de kula bağlıdır. Allah adaleti gereği kul hakkı ihlali söz konusu ise, hak sahibinin hakkını, ihlal eden kişiden alır. İslam dini kişilerin karşılıklı münasebetlerinde birbirlerine karşı haklarına çokça önem vermiştir. Kul hakkının ihlali ise İslam dininde büyük günahlar arasında yer almış, men edilmiştir. Başta Kur'ân-ı Kerîm olmak üzere pek çok hâdis-i şerîflerde sıkça bahsedilmiş ve önemi vurgulanmıştır. İslam âlimlerinin çeşitli âyet ve hadîslere dayanarak tespit ettikleri büyük günahların (kebair) çoğu kul haklarıyla ilgilidir. Bunların başında cana kıymak ve zarar vererek yaralamaktır. Malına zarar vermek de kul hakkı ihlallerinden olup meşru olmayan yollarla başkalarının malını yemek, faiz, borç, zekât vermemek, ticarette sahtekarlık gibi kişiyi ilgilendiren kul haklarının yanında kamu malında yolsuzluk (gulûl), rüşvet, zimmet gibi toplumu yakından ilgilendiren hak ihlalleri de söz konusu olabilmektedir. Ayrıca kişinin onur ve itibarını zedeleyecek, insanların ayıplarını araştırmak, iftira, gıybet, sövmek, hakaret etmek, lanet etmek ve alay etmek gibi hak ihlalleri sıralanabilir. Karşılıklı görüşme halinin elzem olduğu anne ve baba, karı ve koca, çocuk, akraba, yetim, işçi ve işveren, yöneten ve yönetilen, Müslüman kardeş ve gayri müslimler de hak sahipleridir. Her Müslümanın her bir muhatabına karşı görev ve sorumlulukları vardır. Birinin dahi hakkını yemek İslam dininde kesinlikle men edilmiştir. Hak ihlalinin sonucunda maddi zarar yoksa meydana gelen hak için helalleşilmesi gerekmektedir. Hak sahibi hakkından feragat ederse hak ihlali ödeşilmiş olur. Suç işleyenlere ise ceza ve kısasın uygulanması veya maddi zararın ödenmesi ile telafi edilme yoluna gidilmesi, ödeşmenin başka bir yoludur. Hadîs-i şerîflerden idrak ettiğimiz üzere Hz. Muhammed'in tavrının ve tarzının son derece net olduğunu, adaleti ciddiyetle uyguladığını hak sahibinin hakkını korumaya ve hakkını teslim etmeye azamî özen gösterdiği anlaşılmaktadır. Kur'ân-ı Kerîm' de kul hakkı konulu âyetler başta olmak üzere, Hz. Muhammed' in hadîslerinde bir çok kez izah edilen, kul hakkı ve hak sahipleri, kul hakkı ihlallerinde cezalandırma ile ilgili yaptırımlar, hat sanatkârlarının dikkatini cezbetmesiyle birçok eserde konu olmuştur. Bu çalışmada, kul hakkı teması ile ilgili seçilen metinler, hat sanatında var olan yazı çeşitlerinden divânî-celî divânî, muhakkak-nesih ve celî talik ile hazırlanan üç farklı özgün tasarım, hat sanatının temel kuralları esas alınarak, levha boyutlarında uygulanmıştır

    Rönesans'tan günümüz sanatına eşik kavramıyla ilişki kuran örnekler üzerine bir inceleme

    Get PDF
    Eşik başta sanat olmak üzere yaşamın soyut ve somut anlamda her anında, her alanında yer edinen bir kavramdır. İnsanların duygu ve durum eşikleri, olumlu ya da olumsuz geçişlerinin her biri, öncesi ya da sonrası olan; diyaloglar bütünü ile bir şeyden dolayı ortaya çıkan soyut anlamda yani görünmeyenin eşikleriyle var olur. Bunun yanı sıra maddi olan bir evin kapı ve pencereleri de içeri ile dışarıyı birbirine bağlayan, ayıran ya da bir arada tutan geçişle yani somut olanın eşiği; görünenin eşiğiyle var olur. Dolayısıyla bu eser metin çalışması, soyut ve somut; görünen ve görünmeyen kavramları ele alarak sürekli bir biçimde hareketler bütününün buluşma ve ayrılma noktalarının, açılma ve kapanma anlarının mutlak bir izlekte olduğunu irdelemeyi hedeflemektedir. İlişki kurulan sanatçı ve eserlerde "eşik" kavramının resim, enstalasyon, kolaj gibi farklı janrlarda nasıl ele alındığı incelenmiştir. Bu eser metin çalışması eşik kavramının perspektif, mekân, ışık ve malzeme aracılığıyla birçok farklı yorumlama yöntemini gözlemledikten sonra bu çalışmaların kendi çalışmalarımla nasıl bir diyalog kurduğunu ve hangi yöntemlerle sürdürdüğünü ele almaktadır. Bunun için, araştırma sürecine paralel hazırladığım çalışmalarda, eşik kavramının çizim ve üç boyutlu eserlerin enstalasyon şekliyle izleyiciyi nasıl başka bir deneyim alanına davet ettiğini gözlemleyeceğiz

    918

    full texts

    9,810

    metadata records
    Updated in last 30 days.
    Mimar Sinan Fine Arts University Institutional Repository
    Access Repository Dashboard
    Do you manage Open Research Online? Become a CORE Member to access insider analytics, issue reports and manage access to outputs from your repository in the CORE Repository Dashboard! 👇