Mimar Sinan Fine Arts University Institutional Repository
Not a member yet
9810 research outputs found
Sort by
Bergama Kızıl Avlu ve çevresinin kentsel arkeolojik miras bağlamında değerlendirilmesi
Bergama (Pergamon), sahip olduğu üstün evrensel değerleriyle 22.06.2014 yılı itibariyle UNESCO Dünya Miras Listesi'ne Çok Katmanlı Kültürel Peyzaj Alanı olarak dahil edilmiştir. Tarihsel süreç boyunca kentin odağında yer alan bir kutsal alan olup; Mısır tanrılarına adanmış bir tapınak, sinagog, kilise ve cami kullanım alanı olan Kızıl Avlu ve çevresi; kent dokusu içindeki özgün tarihi kimliği ve bütüncül miras değerleri çerçevesinde incelenmiş; çok katmanlı kent dokusu olan alanın, kentsel arkeolojik miras bağlamında korunması ve sürdürülebilir gelişimi için değerleri ortaya konmuştur. Tezin giriş bölümünde; Çalışmanın amacı, kapsamı ve sınırları, yöntem ve yapısı, literatür özeti başlıklarına yer verilmiştir. 2.Bölümde; Bergama'nın konumu ve fiziksel özellikleri tanımlanmıştır. 2011 yılında geçici, daha sonra 2014 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi'ne giren Bergama kent dokusu merkezinde yer alan Kızıl Avlu ve çevresinin gelişimi incelenmiş, kentsel arkeolojik miras bağlamında tanımlanmıştır. 1. Derece Arkeolojik Sit Alanı içinde yer alan çok katmanlı kültürel peyzaj alanının tarihsel dönemleri araştırılmıştır. Dünya Mirası bağlamında Kızıl Avlu'nun sahip olduğu değerler tanımlanmaya çalışılmıştır. 3.Bölümde; Kızıl Avlu'nun özgün mimari özellikleri ve tarihsel süreçteki değişimi incelenmiş, plan özellikleri, cephe özellikleri, yapım sistemi ve malzeme özelliklerimden kısaca bahsedilmiştir. Kızıl Avlu'da gerçekleşen koruma ve restorasyon uygulamaları incelenmiştir. 4.Bölümde; Çalışma alanının planlama ve koruma süreci araştırılmış, planlama ve koruma süreçleri kapsamlı bir şekilde ele alınmış; Koruma Kurulu kararları, sit sınırlarının zaman içerisindeki gelişimi ve Koruma Amaçlı İmar Planı kararlarının geleneksel kent dokusu üzerindeki etkileri detaylı olarak incelenmiştir. Bu kapsamda ayrıca Bergama'nın UNESCO Dünya Miras Listesi'ne girme sürecinde hazırlıklarına başlanıp, 2017 yılında onaylanan ve 2023 yılında revize edilen Alan Yönetim Planları da Kızıl Avlu ve çevresi bağlamında irdelenmiştir. Kızıl Avlu çevresinde mekânsal doku analizleri oluşturularak yapıların, mevcut doku ile uyumları, kat adetleri, işlevleri, yapım teknikleri, sağlamlık durumları, özgünlük durumları, tescil durumları tespit edilmiştir. Ulaşılan verilerle yapıların korunmuşluk durumları değerlendirilmiş, dokuyla uyumlu geleneksel yöntemlerle yapılan veya dokuya uyumlu olan yapılar envanter çalışmalarıyla tespit edilmiştir. 5.Bölümde; Bergama geleneksel kent mimarisi içerisinde, çalışma alanındaki yapıların mimari özellikleri kısaca ortaya konmuş, bozulma ve değişim tespitleri yapılmıştır. 6.Bölümde; Kızıl Avlu'nun sahip olduğu değerler, karşılaştığı koruma sorunları ile bozulma ve değişimlerinin belgelemesi yapılmıştır. Bu bağlamda, bütüncül ve sürdürülebilir bir koruma yaklaşımı çerçevesinde değerlendirilmesine yönelik sunulan veriler temel alınarak öneriler geliştirilmiştir
Creating a dance performance of the journey of the "Hamlet" character in William Shakespeare's play Hamlet with Lacan's "Object of Desire" concept
Bu tez-eser çalışmasında, William Shakespeare’in Hamlet karakterinin zihninin
Jacques Lacan’ın arzu nesnesi, imgesel düzlem, simgesel düzlem, Öteki, fallus
kavramlarından hareketle bir performansının oluşturulması hedeflenmiştir. Hamlet’in
zihnindeki karmaşık düzen ve trafiğe odaklanılmış, karakter Lacan perspektifiyle
analiz edilmiş, Lacan kavramları ve Hamlet karakteri baz alınarak metnin
bedenselleşmesi araştırılmıştır.
Bu süreçte Lacan kavramlarından çıkarılan erteleme, tekrar, döngüsellik ve sınır
kelimeleri ve Hamlet karakterinin eylem-eylemsizlik anları üzerine doğaçlamalar
yapılmıştır. Ortaya çıkan harekete dair malzemeler karakterin zihninin hareket
haritasına evrilmiştir, ayrıca Hamlet’in repliklerinden doğan imajinasyonlardan
faydalanılmıştır.
Hamlet’in arzu nesnesi “taç” olarak belirlenmiş, arzu nesnesi ile kurduğu ilişkiye
odaklanarak eserin yapısı kurulmuştur. Bu ilişki Hamlet’in zihninde seçili
karakterlerle kurduğu ilişkiyi de belirlemiştir.
Araştırma boyunca felsefe, psikanaliz, tiyatro ve günümüz hareket araştırma metodları
ve dans disiplinleri bir araya getirilmiştir ve bir bütün oluşturulması gözetilmiştir.
Sanatsal, edebi ve düşünsel birçok disiplin tarafından benimsenen Hamlet kakterinin
zihin karmaşasının disiplinlerarası bir yaklaşımla koreografisi yapılmıştır
Classification of material properties in neutron stars
Kompakt yıldızlar yüksek yoğunluk değerlerine sahip astrofiziksel nesnelerdir. Bu yüksek yoğunluktaki ortamda maddenin nasıl davrandığı ancak altında yatan mikroskobik teorilerin anlaşılmasıyla mümkündür. Bu teoriler, örneğin kuantum renk dinamiği, çok yoğun ve sıcak ortamda mikroskobik serbestlik derecelerinin nasıl davranacağı ve bunların neler olabileceği hakkında kesin bilgiler vermemektedir. Taşınım özelliklerinin böyle yoğun maddesel bir ortamda nasıl gerçekleştiğinin anlaşılması, ardında yatan mikroskobik davranışlar veya bileşenler hakkında nitel bilgiler edinmemizi sağlayabilir. Bu tezde yoğun maddesel ortam için taşınım katsayılarını Fermi-akışkan teorisi çerçevesinde, fermiyonik parçacıklar için SU(N) ayar etkileşimlerini göz önünde bulunduran, ortam etkilerinin de hesaba katıldığı durumlar için inceledik. Kontrollü bir şekilde düşük sıcaklık açılımı yaparak elektriksel iletkenlik, ısıl iletkenlik ve kayma viskozitesi büyüklüklerini hesapladık. Elde ettiğimiz sonuçlar literatürde verilen spesifik durumlardan farklı olarak her türlü fermiyonik madde bileşeni için geçerlidir ve gerekli limit durumlarında literatürde verilen birinci mertebeden sonuçlarla örtüşmekte, ikinci ve üçüncü mertebeden düzeltme terimlerini de içermektedir. Bu sonuçlar aynı zamanda sıcaklığın görece yüksek olduğu nötron yıldızı çarpışma durumlarına da uygulanabilir
Richard Serra and the Genesis of “Site-Specific” Sculpture
Bu çalışmanın amacı 20. Yüzyılın ikinci yarısından itibaren heykel sanatının belirleyici unsurlarından biri haline gelen ve Richard Serra’nın heykelleri bağlamında temel bir mesele olarak düşünülen mekâna-özgülük kavramının kökenini araştırmaktır. Araştırmada, Picasso’nun Gitar heykelinin açtığı yoldan ilerleyen bazı konstrüktivist heykeller ile mekâna-özgü sanatın tarihsel gelişimi arasında bir ilişki olduğu ortaya konulmuştur. Bu bağlamda, sanat tarihi ve eleştirisinde yaygın olarak mekâna-özgü sanatın minimalizm akımı ile başladığı görüşünden farklı olarak Gitar heykeli ile sıklıkla ilişkilendirilen Konstrüktivist heykelin, özellikle de Vladimir Tatlin’in Köşe Karşı-Rölyefleri’nin mekâna özgü sanatın ortaya çıkışında önemli bir rol oynadığı ifade edilmeye çalışılmıştır. Konstrüktivizmin etkisini açıkça gözlemlediğimiz Richard Serra’nın sanatında ağırlık kazanan mekâna-özgülük meselesi ise Jacques Derrida’nın dekonstruksiyon kavramlarından olan ergon ve parergon bağlamında ele alınmıştır. Genel olarak bu çalışma, mekâna-özgü sanatın tarihsel gelişimine ve bu gelişimin Serra’nın heykellerindeki önemine ışık tutmaktadır. Bunu başarmak için heykel sanatında mekâna-özgülük kavramının kökenini köşe uzamı çerçevesinde temellendirerek mekâna özgü heykele yeni bir bakış açısı sunulmuştur.The aim of this study is to investigate the origin of the concept of site-specifity, which has become one of the determining elements of sculpture since the second half of the 20th century and is considered as a fundamental issue in the context of Richard Serra's sculptures. In the research, it is revealed that there is a relationship between some constructivist sculptures that follow the path opened by Picassos' Guitar sculpture and the historical development of site-specific art. In this context, it has been tried to express that Constructivist sculpture, which is often associated with the Guitar sculpture, especially Vladimir Tatlin's Corner Counter-Reliefs, played an important role in the emergence of site-specific art, unlike the widespread view in art history and criticism that site-specific art began with the minimalism movement. The issue of site-specificity, which gains weight in Richard Serra's art, where we clearly observe the influence of Constructivism, is discussed in the context of Jacques Derrida's concepts of deconstruction, ergon and parergon. In general, this study sheds light on the historical development of site-specific art and the importance of this development in Serra's sculptures. In order to achieve this, a new perspective on site-specific sculpture is presented by grounding the origin of the concept of site-specificity in the art of sculpture within the framework of the corner space
A periodic reading on the interaction of industry and urban macroform: case of Bursa
Kentler, geçmişten günümüze kadar fiziksel, toplumsal, ekonomik ve kültürel dinamiklerin etkisiyle meydana gelen bir gelişim süreci yaşamışlardır. Kentlerin gelişim seyrini anlamak ve geleceğine yönelik öngörülerde bulunabilmek adına bu dinamikleri ve birbirleri ile etkileşimini kavramak önemlidir. Kentlerin ekonomik dinamiğini oluşturan bir unsur olarak karşımıza çıkan üretim biçimlerinin farklılaşması, kentlerin mekânsal organizasyonunun biçimlenmesinde belirleyici bir rol üstlenmektedir. Bu kapsamda Bursa, tarihi boyunca üretimin ön planda olduğu bir kent olarak bu sürecin mekânsal değişimini okumak adına uygun bir çerçeve çizmektedir. Kentin günümüzdeki yapısına bakıldığında, sanayi sektörünün kent ve ülke bazında önemli bir konumda olduğu gözlemlenmektedir. Bursa'da sanayi fonksiyonlarının ön plana çıkması, kentin geçmişteki üretim faaliyetlerine dayanmaktadır. Kentin geçmişte sahip olduğu ipekçilik faaliyetleri, hammadde üretim ve dağıtım sürecini tetiklemiş ve ipek hammaddesi üzerinden tekstil sanayiinin oluşmasına zemin hazırlamıştır. Sanayileşme sürecinde uygulanan politikaların etkisiyle kentteki sanayi çeşitlenmiş ve günümüzdeki formuna ulaşmıştır. Bu süreçler dahilinde ekonomik yapı ve mekansal organizasyon bağlamında meydana gelen değişimler; kentteki farklılaşmanın ve kent formunun ortaya çıkmasında etkin rol oynamıştır. Bu noktada, "Bursa'da sanayi faaliyetleri ve mekânsal dönüşümlerin birbirini karşılıklı olarak yönlendirdiği ve bu durumun kent makroformunun değişiminde belirleyici bir rol oynadığı" ve "ipek üretimi ile başlayan ticaret ve üretim faaliyetlerinden günümüzdeki sanayi dokusuna nasıl ulaşıldığı ve bu süreçte sanayi ve kent mekanının ilişkisel olarak birbirini nasıl şekillendirdiği" sorusu ile planlamanın ilişkisel süreç içindeki rolünün incelenmesi bu çalışmanın temel motivasyonunu oluşturmuştur. Çalışmanın yöntemi, çalışma alanına dair veri havuzunun oluşturmak üzere "literatür taraması", analiz için gerekli plan ve raporları edinmek üzere "veri toplama" ve elde edilen veriler dahilinde "harita üretimi" olarak belirlenmiştir. Bu kapsamda, Bursa'da sanayileşme ve üretim faaliyetleri, ekonomik ve mekansal etkenler dahilinde kronolojik olarak incelenmiştir. Elde edilen veriler ise dönemsel olarak kent dokusu ve şehir planları ile birlikte değerlendirilmiştir. Yapılan haritalama ve analiz çalışmaları üzerinden sanayi faaliyetlerinin ve kent planlarının birbirleri ile nasıl bağlantılar kurduğu ve sonuç olarak kent makroformunun nasıl şekillendiği ele alınmıştır
Seramik sanatında yapıbozumsal okumalar
20. yüzyıl sonrası ana akım sanat anlayışında seramik malzemenin yer alması başlı başına yapıbozumcu bir anlayışın sonucudur. Özellikle modernizm sonrası sanat anlayışının yaşadığı kırılmalar ile seramik eserler çağdaş sanat anlayışında yer almaktadır. 'Seramik Sanatında Yapıbozumsal Okumalar' isimli bu sanatta yeterlik tezi çalışmasında dil bilimi alanında ortaya çıkan 'yapıbozum pratiği' üzerinden seramik alanında sanat okumaları gerçekleştirilmiştir. Yapıbozum pratiği oluşum süreçleri sanat bağlamında irdelenerek seramik kavramının sanat alanında yer aldığı akım ve dönemler yapıbozum yaklaşımı ile yorumlanmıştır. Çağdaş sanat alanında yapıbozum gerçekleştirilerek üretilen eserler incelenmiştir. Yapıbozum pratiğinin 'iz', 'différance' ve 'erteleme' kavramları seramik eserler üzerinden biçimsel, kültürel ve işlevsel olacak şekilde üç ayrı başlık olarak ele alınmıştır. Bunun sebebi; sanatçıların ifade yöntemi olarak seramiğin gelişim süreçlerinde farklı konum ve özelliklerini kullanmaları kaynaklıdır. Bu çok yönlü ele alış yapıbozumcu bakış açısı ile değerlendirilmiştir. Bu tez çalışması seramik malzemenin çağdaş sanat alanında varlığının devamlılığı için seramik olgusuna gerçekleştirilen yapıbozumun gerekliliği düşüncesi üzerine hazırlanmıştır
Harran Geleneksel Dövme Motiflerinin Dijital Baskılı Yaygı Tasarımlarına Dönüşümü
Geleneksel dövmeler; tarih boyunca birbirine karışmış toplumların,
unutulmuş inançların, kültürlerin, değerlerin ve bireysel kimliğin sembolleridir.
Herodot, James Cook, Marko Polo, Prof. Kindler Spindler ve Sergei I. Rudenko övmelerle ilgili bilgileri ilk aktaran kişilerdir. Dövmenin ilk izlerine Asya’da,
Afrika kıtaları ve Okyanusya Adaları’nda (Markiz, Samoa) rastlanmaktadır.
İlkel dövmeler; Mısır, Mezopotamya, Cezayir, Ural-Altay Dağları, Anadolu,
Yunanistan, Avusturya, İtalya, Japonya, Yeni Zelanda, Amerika ve kutuplarda
köklü bir geçmişe sahiptir (Yenipınar ve Tunç, 2013: 12). Ülkemizde ise tarihi
dövmelerin örneklerine özellikle Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde yer alan bazı
illerimizde rastlanmaktadır. Şanlıurfa ilinin Harran ilçesinde dövme taşıyıcıları
nicelik olarak diğer illere oranla daha fazladır (Fırat, 2019: 16).
Geleneksel sanat ürünlerinin tümünde olduğu gibi herhangi bir duygu ve
düşünceyi simgelemek veya belirli bir fikri anlatmak amacı taşıyan, kökenleri
inançlara dayanan sembolik motiflerin kendilerine özgü anlamları ve hikâyeleri
bulunur (Koyuncu Okca, 2015: 1660). Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde
görülen geleneksel dövme motifleri de estetik görünümlerinin yanı sıra sembolik
anlamları da bünyesinde barındırır. Dövmelerin sembolik anlamları kulaktan
kulağa, dilden dile ve nesilden nesile aktarılmıştır. Günümüzde ise geleneksel
dövmelere geçmişte olduğu kadar ilgi gösterilmemesi, dövme taşıyıcılarının çok
ileri yaşlarda ve geleneğin son temsilcileri konumunda olmaları gibi etkenler
geleneksel dövmeciliğin yok olma sürecini hızlandırmaktadır. Kaybolmaya
yüz tutmuş inanışlarla yakından ilintili olan bu geleneğin gelecek kuşaklara
tanıtılması kültürel mirasımızın devamlılığı açısından büyük önem taşımaktadır.
Geleneksel dövme motiflerinden faydalanarak, günümüz ihtiyacına
yönelik, ekonomiye katma değer sağlayabilecek yaygı tasarımlarının dijital
baskı sistemleri kullanılarak üretilebileceğini göstermek bu çalışmanın başlıca
amaçlarındandır. Unutulmaya yüz tutmuş geleneksel dövme motiflerinin
belgelenmesi ve bu geleneğin yaşatılmasının önemine dikkat çekmek de
çalışmanın amaçları dahilindedir. Çalışmanın gerçekleşebilmesi için öncelikle
geleneksel dövmecilik ile ilgili literatür taranmıştır. Harran’ın geleneksel
dövme motifleri araştırılmış, yöre ziyaret edilerek alan araştırması yapılmıştır.
Alan araştırmasında, günümüzün son örnekleri olarak kabul edebileceğimiz
ileri yaşlardaki dövme taşıyıcılarıyla ve kaynak olabilecek kişiler ile röportajlar
yapılmış, fotoğrafları çekilerek belgelenmiştir. Çalışma süresince edinilen
bilgilerin ışığında, geleneksel dövme motiflerinden ilham alınarak kullanımı
kolay, ucuz ve güncel trendlere uygun, dijital baskı sektörüne katma değer
sağlayabilecek yaygı tasarımları yapılmış; dijital süblime transfer baskı
sistemlerinde üretimleri gerçekleştirilmiştir
Kaçarlar Devrinde Kızılbaş Kavramı
Kaçar Devleti Şiilik ve Türklük aidiyetlerini taşıyan Kaçar boyunun öncülüğünde, çoğu aynı aidiyetlere sahip başka boyların desteği alınarak kuruldu. Devletin kuruluş sürecinde Kaçarların başlıca rakipleri bu mezhep ve soy aidiyetlerini müştereken taşımıyorlardı. Erken dönem Kaçar tarih yazımında Kaçar ordularının zaferleri Kızılbaşların galibiyetleri olarak betimlenmekteydi. Kaçar Devleti kuruluşunun akabinde Rusya’yla ve doğusundaki Sünnilerle karşı karşıya geldi. Kaçar tarihinin akışı içinde kaleme alınan vekayinamelerde Rus ordularıyla çarpışan Kaçar ordularına Kızılbaş denmeye devam edildi. İran’ın doğusundaki Sünni rakiplerle karşı karşıya gelişlerde Kızılbaş kavramı Şiilik vurgusu öne çıkarılarak kullanıldı. Kızılbaş kavramının Kaçarlar devrindeki içeriği Safeviler devrindeki içeriği kadar geniş değildi. Bu farklılığın temelinde Safevi Devleti’nin Kızılbaşları kendisine bağlayan Safevi tarikatından, Kaçar Devleti’nin ise bir Kızılbaş boyundan neşet etmesi yatıyordu. Kaçar şahları Safevi şahlarının aksine Kızılbaş boylarının mürşitliği iddiasını taşımıyorlardı. Safeviler devrinde devleti, ülkeyi ve hükümdarları da niteleyen Kızılbaş kavramının Kaçarlar devrindeki içeriği daha sınırlıydı. Kızılbaşlığın Safevilerden Kaçarlara, orduyu ve ordunun esasını teşkil eden Şii mezhebinden Türk boylarını tarif eden anlamı miras kaldı
Denim giysi tasarımında çevre dostu yaklaşımlar ve bir kapsül koleksiyon önerisi
Son yıllarda yaşanan çevresel sorunlara olan farkındalığın arttırılması ve çevreye olan zararın azaltılabilmesi için daha az kaynakla, çok fonksiyonlu, uzun ömürlü, geri dönüştürülebilen ürünler tasarlanması kaçınılmaz olmuştur. Araştırma ve geliştirmeye daha fazla kaynak ayrılması, teknolojik ve bilimsel gelişmelerin takip edilmesi, tasarım ve üretimde yeni modellerin geliştirilmesi, tasarımcı, marka ve üreticilerin eski doğrusal sistemlerden uzaklaşıp, döngüsel sistemlere, iş modellerine geçmesi, etik, sürdürülebilir, ekolojik verimliliği olan bir ekosistem oluşturmada kilit bir rol oynamaktadır. Bu çalışmada, denim giysi tasarımında ön plana çıkan yeni nesil malzemeler, çevre dostu tasarım yaklaşımları, üretim teknolojileri ve dijital uygulamalar incelenerek, bir kapsül koleksiyon önerisi ile yeni bir bakış açısı oluşturulmaya çalışılmıştır. Kapsül koleksiyonun ilham anından giysiye dönüştüğü ana kadar olan tüm adımların, döngüsel bir bakış açısı ile araştırılması, geliştirilmesi, çözümü ve uygulanmasının tasarımcının sorumluluğunda olduğu, üreticinin kapalı döngü üretim sistemlerine entegre olması, tedarik zincirleri optimizasyonunu sağlaması, hesap verilebilirlik ve şeffaflık felsefesini süreçlere dahil edebilmesi, tüketicinin sürdürülebilir davranış biçimlerini benimsemesi ile küresel anlamda bir değişimin başlayacağı ortaya konmaktadır. Eko kapsül koleksiyonda, ürün hasadından nihai ürünün teslimine kadar olan süreçte kaynakların verimli şekilde kullanılması hedeflenmiş, malzeme seçiminde biyolojik olarak parçalanabilir, yerel, organik pamuk ve kenevir liflerinin karışımından elde edilmiş ekru denim kumaşı kullanılmıştır. Solmuş denim görünümünde realistik dijital baskılar ve bitkisel boyama yöntemleri ile döngüsellik desteklenmektedir. Koleksiyon, ürün yaşam döngüsünü ön plana çıkaran ileri dönüşüm kodları; modüler tasarım, sıfır atık ve dijital tasarım yaklaşımlarının kullanıldığı bir metodoloji ile yapılandırılmaya çalışılmıştır
Karadeniz'de Osmanlı-Rus rekabeti: Azak filosundan Karadeniz filosuna (1700-1792)
XVIII. yüzyılda Osmanlı-Rus ilişkileri, bölgesel çatışmalar ve Karadeniz'e hakim olma mücadelesi çerçevesinde şekillendi. Bu döneme kadar Doğu Avrupa'da karasal bir güç olarak varlık gösteren Ruslar, denizlere erişim sağlamak amacıyla Osmanlılara karşı uzun bir mücadele başlattı. Bu amaçla, sadece siyasî değil; coğrafî engellerle de mücadele eden ve küresel bir güç olma yolunda ilerleyen Rusya için Karadeniz hakimiyeti önemli bir mesele haline geldi. Denizlere erişimin ülkenin hızlı ve dengeli gelişimi için kritik öneme sahip olduğunu kavrayan Rusya, 1700-1792 yılları arasında Karadeniz'de Osmanlı Devleti ile deniz gücü kapsamında rekabet etti. Bu doğrultuda Rusya, Osmanlı Devleti'nin hâkim olduğu Karadeniz'de deniz gücü oluşturma çabalarına girişerek Don Nehri'nde Azak filosunu oluşturdu. Bu hamlenin ardından gemilerini Karadeniz'e çıkarmayı hedefleyerek Osmanlı Devleti'nin deniz egemenliğini tehdit etmeye başladı. Karadeniz'i iç deniz olarak kullanan Osmanlı Devleti ise bu bölgede Rusların bir deniz gücü olarak varlık göstermesine engel olmaya başladı. Ancak Rusya, Karadeniz hedefinden vazgeçmeyerek mücadelesini sürdürdü. Osmanlı Devleti, Karadeniz'deki deniz egemenliğini korumak için yoğun çaba sarf etse de yüzyılın sonlarına doğru bu kontrolünü büyük ölçüde kaybetti. 1768-1792 yılları arasındaki savaşlar, Karadeniz'in statüsünde köklü değişiklikler meydana getirdi ve Rusya'nın bu denizde, Karadeniz filosunu oluşturarak bir deniz gücü olarak yer edinmesine yol açtı. 1700-1792 yıllarında Osmanlı-Rusya arasındaki deniz gücü rekabeti, Karadeniz'in siyasî ve askerî tarihini şekillendirdi ve Karadeniz'i bir güç mücadelesi alanı haline getirdi. Rusya'nın Karadeniz'e hakim olma çabası ve Osmanlı Devleti'nin bu girişimleri durdurma gayreti, her iki devletin deniz gücü oluşturma ve geliştirme süreçlerine doğrudan yansıdı. Bu çalışma ile XVIII. yüzyıl Karadeniz'inde, Osmanlı ve Rus donanmalarının altyapı, teşkilâtlanma ve modernleşme süreçleri karşılaştırmalı olarak incelendi. Karadeniz'deki güç dengesinin değişimi kapsamında Osmanlı donanmasının karşılaştığı askerî ve stratejik zorluklar aydınlatıldı. Ayrıca Osmanlı ve Rus donanmalarının gemi yapısı, ateş gücü ve kullanılan stratejiler gibi niteliksel ve niceliksel farklar sayısal verilerle analiz edilerek Karadeniz'de bu iki güç arasındaki deniz gücü rekabetine olan etkileri değerlendirildi