Sakarya University of Applied Sciences AXSIS
Not a member yet
2251 research outputs found
Sort by
Evaluation of the opinions of civil aviation sector ground services employees towards foreign language needs: Istanbul case
Bir uçuşun yapılabilmesi için havaalanı içerisinde birbirine bağlı faaliyetlerin doğru ve eksiksiz olması gerekmektedir. Uçuşun emniyetli, güvenlikli ve zamanında olması amacı ile yapılan faaliyetleri yer hizmetleri olarak nitelendirilmektedir. Uçuşta oluşabilecek bir gecikme ya da farklı nedenlerden dolayı yaşanan müşteri memnuniyetsizliğinin sebebi yer hizmetleri faaliyetlerindeki aksaklıklardan meydana gelmektedir. Bu gibi durumlar havayolu işletmeleri için yolcu kaybına neden olmakla birlikte havacılık sektörü için olumsuz bir durumdur. Bu sebep ile yer hizmetleri işin niteliği, etkili iletişim sağlama ve müşteri memnuniyeti açısından oldukça önemlidir. Türkiye'de gelişimine hızla devam eden yer hizmetleri sektöründe; insan faktörünün yönetilmesi, eğitilmesi, dil eğitiminin verilmesi oldukça zordur. Yer hizmetleri sektöründe insan faktörünün iyi yönetilmesi ancak planlı ve düzenli bir çalışma ile gerçekleştirilmektedir. Havacılık yer hizmetleri faaliyetleri başladığından bugüne kadar geçen zamanda yer hizmetleri ve yabancı dil üzerine yapılmış olan akademik çalışmalara bakıldığında bu konuda çok az araştırma olduğu ve yabancı dil yeterlilikleri üzerinde pek durulmadığı görülmektedir. Havacılık sektörü hizmet işletmesi olarak bilinen yer hizmetleri işletmelerinde çalışanların işe yönelik dil gereklilikleri hizmet kalitesini etkileyen en önemli unsurlardan biridir. Havaalanında uçakların iniş ve kalkış süresi içerisinde uçağın hazır hale gelmesi ve kalkışına kadar yapılması gereken tüm hazırlıklar eş zamanlı ve bölümler arası işbirliği doğrultusunda olmalıdır. Bu işbirliği havacılık dili olan İngilizce ile sağlanmaktadır. Bu araştırmanın amacı, sivil havacılık yer hizmetleri işletmelerinde çalışanlarının yabancı dil konusundaki önemini vurgulamak ve farklı bakış açılarının değerlendirilmesidir. Araştırma kapsamında İstanbul havalimanlarında gerçekleştirilen saha araştırmasıyla 20 çalışan ile derinlemesine mülakatlar yapılmıştır. Elde edilen veriler MAXQDA programı ile analiz edilmiş ve kod, kategori ve temalara ulaşılarak yorumlanmıştır. Araştırmanın sonuçlarına göre; havacılık sektörünün bel kemiği denilecek yabancı dil kavramı yer hizmetleri çalışanları için oldukça önem taşımaktadır. Yabancı dilin uluslararası bir unsur olması, sektörde etkili iletişim için gerekli olması ve yönetici bazında zorunluluk olduğu sonucuna varılmıştır. Araştırmanın sonuçlarına özgü olarak sivil havacılık yer hizmetleri çalışanlarının yabancı dil ihtiyaçlarına ait öneriler geliştirilmiştir
Determining the attitudes of university and high school students towards sports by structural equation modelling
Sport is considered as an important service sector with its protective features for personal and public health, and developed countries regard sport as an indispensable part of their social life. The main purpose of this study is to assess factors affecting views of high school and university students towards sports. Within the scope of the study, the sample of the study is composed of 8546 students chosen with random method throughout Turkey. 5-point Likert scale consisting of 19 questions was used in order to determine views of the participants towards sports within the framework of the research. For analysing data, frequency analysis, reliability analysis and explanatory factor analysis were used in order to determine attitudes of students towards sports while structural equation model analyses were used in order to determine the relationship among the said factors regarding views towards sports. According to significance values of test statistics, all measured questions were statistically found significant for social- psychological attitude factor and physical mental attitude factor. According to the result of the model, there is a same-oriented and statistically significant relationship between social- psychological attitudes of students and their physical-mental attitudes. According to this result, when the views of students tend to be positive socially-psychologically towards sports, their physical-mental attitudes also become positive in parallel with this change. In line with the acquired result, it is necessary to demonstrate positive effects of sports on individuals socially, psychologically, physically and mentally in order to enable students to become more inclined to sports
Metarhizium anisopliae, Trichoderma hamatum ve Diatom Toprağının Callosobruchus maculatus F. (Coleoptera: Bruchidae)’a Karşı Yalnız ve Kombinasyon Halinde Etkinliğinin Belirlenmesi
Bu çalışmada, diatom toprağı (DT) ile Metarhizium anisopliae (Ma) ve Trichoderma hamatum (Th) izolatlarının bireysel olarak ve kombinasyonlar halinde Callasobruchus maculatus (Coleoptera: Bruchidae) erginlerine karşı laboratuvar koşullarında etkinlikleri araştırılmıştır. Ma ve Th izolatlarının bireysel olarak üç konsantrasyonu (1 × 104, 1 × 106 ve 1 × 108 spor/mL) kullanılırken, kombinasyonlarda da DT’nin üç farklı dozu (200, 400 ve 800 mg/kg) ile her bir fungusa ait en yüksek doz (1 × 108 spor/mL) kullanılarak uygulamalar yapılmıştır. Denemeler 25°C, %70 nispi nem ve 16: 8 aydınlık-karanlık periyodunda yürütülmüştür. Bireysel uygulamalarda Ma ve Th’nin en yüksek dozu (1 × 108 spor/mL) için uygulamadan sonra 8. günde sırasıyla %87.5 ve %52.5 oranında ölüm meydana gelirken, DT’nin en yüksek dozunda (800 mg/kg) uygulamadan 7 gün sonra %100 ölüm ortaya çıkmıştır. Dahası zamanın ve dozun artışına bağlı olarak ölüm oranlarının arttığı gözlemlenmiştir. Kombinasyon denemelerinde ise en yüksek etkinlik 5. günün sonunda %100 ölüm oranı ile DT (800 mg/kg) + Ma (1 × 108 spor/mL) uygulamasında gözlemlenmesinin yanı sıra bireysel uygulamada düşük bir etkinlik gösteren Th en yüksek dozda (1 × 108) DT (800 mg/kg) ile kombinasyonu sonucunda 6. günde %100 ölüme sebep olmuştur. DT’nin entomopatojenlerle çalışmadaki düşük dozlarda bile önemli bir etkinlik gösterdiği belirlenmiştir. Sonuç olarak, azalan uygulama oranlarına rağmen zararlıya karşı umut verici potansiyele sahip bu etmenler, ikili kombinasyonlarda kabul edilebilir sonuçlar ortaya koymuştur. Bu çalışma DT'nin uygulama oranlarının azaltılmasına yardımcı olabilecek bu umut verici bir yaklaşımı ortaya koymakla birlikte uzun süreli depolama koşullarında C. maculatus'a karşı pratik olarak kullanılabilecek bir yöntem için daha fazla araştırma yapılmasını teşvik edebilir
Investigation of the effect of coolant temperature on cutting performance and heat recovery in metal drilling process
Bu doktora çalışması, talaşlı imalatta soğutma suyu sıcaklığının kesme performansı üzerindeki etkisini araştırıyor ve yeni bir ısı geri kazanım sistemi sunuyor. Çalışma bu iki temel hedefe odaklanmaktadır. Bu amaçla yapılacak deneylerde kullanılmak üzere, yeni bir soğutma ve ısı geri kazanım sistemi geliştirildi ve üretildi. Deneyler için talaşlı imalatta oldukça yaygın bir yere sahip olan delme işlemi tercih edildi ve malzeme olarak AISI 1045 çeliği seçildi. Deneyler, çeşitli soğutma suyu sıcaklıkları (15°C, 20°C ve oda sıcaklığı) altında yüksek hızlı çelik (HSS) matkap uçları kullanılarak, farklı emülsiyon oranları, ilerleme hızları ve kesme hızları altında gerçekleştirildi. Her bir deney süresince, geliştirilen sistem sayesinde, soğutma suyunun sıcaklığı sabit tutulabildi. Taguchi yöntemini uygulayarak, takım aşınmasını azaltacak, takım ömrünü uzatacak ve yüzey kalitesini artıracak şekilde optimal sonuçların elde edilebilmesi için etkili bir deneysel tasarım oluşturuldu. Deneysel bulgular, daha düşük soğutma suyu sıcaklıklarında (15°C), takım aşınmasının önemli ölçüde azalarak kesici takımların ömrünün uzadığı, yüzey pürüzlülüğünün de iyileştiği görülmüştür. Böylece kontrollü soğutma suyu sıcaklıklarının, bir taraftan takımın çalışma ömrünü uzatırken diğer taraftan işlenmiş yüzeylerin kalitesini artırdığı açıkça ortaya çıkmıştır. Çalışmada, geliştirilen entegre soğutma ve ısı geri kazanım sistemi yalnızca soğutma suyu sıcaklıklarını yönetmekle kalmayıp aynı zamanda işleme sürecinden kaynaklanan atık ısıyı da etkili bir şekilde geri kazanmakta ve faydalı bir şekilde kullanabilmektedir. Isı geri kazanım sistemi, sadece soğutma suyundan ısı almamakta, aynı zamanda atölye ortamının ısısını da almaktadır. Böylece, düşük soğutma suyu sıcaklıklarında, tezgâh dahil tüm sistemin tükettiğinden daha fazla ısı enerjisi geri kazanılabilmektedir. Elde edilen bu ısı, kullanım suyunun ve atölyenin ısıtılması gibi amaçlarla kullanılabilecetir. Bu sebeple sistem, işletme maliyetlerini azalttığı gibi çevresel risklerinde azaltılmasında katkı sağlamaktadır. Taguchi yönteminin kullanılması, çeşitli parametrelerin verimli bir şekilde analiz edilmesini sağlayarak, yüksek işleme performansının en aza indirilmiş çevresel etkilerle elde edilebilmesinde yardımcı olmaktadır. Sonuç olarak, bu araştırma, CNC imalat tezgahına özel olarak geliştirilmiş soğutma ve ısı geri kazanım sistemini entegre ederek yenilikçi bir yaklaşım sunmaktadır. Bu çalışma, işleme performansında yüksek standartları korurken, operasyonel maliyetleri azaltarak sürdürülebilir üretime katkıda bulunacaktır
Yttria-doped geopolymers: Environmentally friendly and effective materials for shielding concrete in gamma radiation facilities
The use of geopolymer in place of ordinary Portland cement for concrete design and constructure is gaining attraction due to environmental and health considerations. Geopolymers must have high gamma radiation shielding competence in order for them to be useful for radiation shielding concrete. In an attempt to improve the gamma absorption capacity of a metakaolin-based geopolymer matrix, 10 % (GEO-10Y), and 20 % (G-20Y) yttria (Y2O3) was mixed with GEO through a solid-state reaction process. In this study, the influence of adding yttria on the physical and gamma shielding parameters of GEO was investigated. The densities of GEO, GEO-10Y and GEO-20Y were obtained as 2.28, 2.52 and 2.37 g/cm3, respectively. Through simulation using FLUKA code, the mass attenuation coefficients (MAC) and other relevant shielding quantities were estimated. The MACs of GEO, GEO-10Y, and GEO-20Y were within the range of 0.0213–6.6429 cm2/g, 0.0282–13.3923 cm2/g, and 0.0291–14.5136 cm2/g, respectively. The addition of yttria improved the gamma photon shielding competence of the metakaolin-based geopolymer by increasing the MAC and reducing photon buildup factors within 15 keV–15 MeV photon energy range. The shielding effectiveness of the yttria-doped GEO compares well with conventional shielding materials. Yttria-doped geopolymer can be used to produce effective and environmentally-friendly gamma shielding concrete. © 202
Effect of Salt Stress on Morphological Characteristics and Secondary Metabolites of Some Forage Pea Cultivars
Forage pea (Pisum sativum L.) is an annual legume forage crop grown in various regions of Türkiye. It is high in protein, carbohydrate, and digestible matter and contains minerals such as phosphorus, calcium, and vitamins A and D. Salinity stress is an important problem in the cultivation of forage peas. Salinity reduces the osmotic potential of soil solutes, making it difficult for the roots to absorb the water. This study aimed to determine some parameters of two registered forage pea cultivars at different concentrations of two salt types. The effects of these salts on the morphological characteristics and biochemical components of two different registered cultivars of pea, cv. Ateş and cv. Töre were investigated in the present study. The trials were conducted in pots and Na2SO4 and CaCl2 were applied at concentrations of 0, 50, 100 and 150 mM. As a result of the trials, the morphological characteristics like fresh and dry weights and lengths of roots and shoots were investigated along with the biochemical properties like total antioxidant activity and total phenolic content. The study was performed in 2 replicates to determine the effect of different salt types and concentrations. The critical salt concentration values for the change in shoot and root fresh weight among morphological traits were determined as 100 and 150 mM for secondary metabolites. While the cv. Töre forage pea showed the highest salt resistance in shoot and root fresh weights in the presence of Na2SO4 the cv. Ateş forage pea showed the lowest salt resistance in the presence of CaCl2. In terms of shoot and root dry weights, the cv. Töre forage pea showed the least resistance at 50 mM Na2SO4 concentration. As for plant length, the cv. Ateş forage pea cultivar showed the least resistance in shoot length at 150 mM CaCl2 concentration, while it showed the highest resistance in root length at this value. The highest total antioxidant activity for the cv. Ateş forage pea and the highest total phenolic content for the cv. Töre forage pea were determined at 150 mM CaCl2 concentration. The lowest total phenolic content value was estimated in the cv. Töre forage pea cultivar at 150 mM Na2SO4 salt concentration
Investigation of the effect of Nb content and pre-annealing on mechanical properties in 52CrMoV4 steel alloy used in leaf springs
Bu çalışmada otomotiv sektöründe, en önemli parçalardan biri olan yaprak yaylarda kullanılan 52CrMoV4 malzeme özelliklerine alaşım elementi olarak niyobyum (Nb) ilavesinin ve ön tavlamanın etkisini araştırmak amacıyla hem lama malzemelerin hem de sıcak haddeleme ve ısıl işlem kullanılarak üretimi yapılan yaprak yayların mikroyapısı, mekanik özellikleri ve yorulma dayanımı incelenmiştir. Bu kapsamda ağ. %0,0042 ve %0,0376 Nb içeriğine sahip 52CrMoV4 çelik hammadde tedarik edilmiştir. Bu iki farklı Nb içeriğine sahip malzeme ön tavlı ve ön tavsız olarak üretilmiştir. İki farklı Nb oranına sahip malzeme ön tavlama işlemi için fırında 900°C'de 90 dakika bekletilmiştir. İki farklı Nb oranına sahip ön tavlı ve ön tavsız malzemelere parabolik yaprak yay üretimi için sıcak haddeleme, tavlama ve temperleme ısıl işlemleri yapılmıştır. Yüzey temizleme ve kumlama işlemleri sonrası boya ve ön yükleme işlemleri de yapılarak yaprak yay üretimi tamamlanmıştır. Dört farklı lama malzeme ve yaprak yay numunelere tane boyutu analizi, yüzey, dekarbürizasyon derinliği ölçümleri, çekme testleri, mikro ve makro sertlik testleri ve Charpy V-çentikli darbe testleri yapılmıştır. Lama malzemelere mikro temizlik ölçümü, yaprak yaylara ise yüzey üst üste binme incelemesi yapılmıştır. Yaprak yay malzemelere ayrıca parabolik kalınlık form ölçümü yapılarak CAD datası hazırlanmış sonlu elemanlar analiziyle bilgisayarda gerilme analizi yapılmıştır. Daha sonra fiziki şartlarda yorulma testine tabi tutulan numunelerden test sırasında alınan verilerle yorulma eğrisi çıkarılmış ve yorulma hasar analizi yapılmıştır. Çekme ve darbe testi sonrası kırılma yüzeyleri taramalı elektron mikroskobu (SEM) yardımıyla incelenmiştir. Lama malzemelerde; %0,0042 Nb içeriğine sahip ön tavlı numune ile %0,0376 Nb içeriğine sahip ön tavlı numune kıyaslandığında %0,0376 Nb içeriğine sahip ön tavlı numunenin akma ve çekme mukavemeti değerlerinin yaklaşık %4, tane boyutlarının yaklaşık %10, mikro ve makro sertlik değerlerinin yaklaşık %4 ve Charpy V-çentikli darbe testi sonuçlarının yaklaşık %20 daha yüksek olduğu görülmüştür. Yaprak yaylarda; %0,0042 Nb içeriğine sahip ön tavlı numune ile %0,0376 Nb içeriğine sahip ön tavlı numune kıyaslandığında %0,0376 Nb içeriğine sahip ön tavlı numunenin akma ve çekme mukavemeti değerlerinin yaklaşık %4, ASTM tane boyutlarının yaklaşık %13 mikro ve makro sertlik değerlerinin yaklaşık %4, Charpy V-çentikli darbe testi sonuçlarının yaklaşık %15 ve yorulma ömrünün yaklaşık %27 daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. Tüm sonuçlar değerlendirildiğinde Nb alaşım elementi içeriğinin artması ve ön tavlama yapılması sonucunda mekanik özelliklerin ve yorulma dayanımının arttığı sonucuna varılmıştır
Comparison of the protective effect of the upper zone of the growth plate and unique cartilage matrix-associated protein with hyaluronic acid and corticosteroids on an experimental rat osteoarthritis model
Objectives: This study sought to compare the protective effect of the upper zone of the growth plate and unique cartilage matrix-associated protein (UCMA) with hyaluronic acid (HA) and corticosteroids (CS) in a rat model of osteoarthritis (OA). Materials and methods: In the experimental animal study, 40 adult male rats were randomly assigned into five groups: control, monosodium iodoacetate (MIA) + vehicle (MIA+V), MIA+HA, MIA+CS, and MIA+UCMA. The OA model was induced by an intra-articular MIA injection to the right knee, and intra-articular injections into the right knee were performed on the treatment groups seven times every three days for 21 days. The knee joints were taken for histopathology and immunohistochemistry (IHC) analyses after the rats were sacrificed. All sections were stained with hematoxylin-eosin, safranin O and fast green FCF, and toluidine blue, and bone morphogenetic protein 2 (BMP-2) and nuclear factor-kappa B (NF-kB) expressions were analyzed with IHC. The Mankin scoring was utilized to determine the histopathological changes in the joint tissues. Results: Mankin score was significantly higher in the MIA group compared to the control group. Histopathologically, in the UCMA-, HA-, and CS-treated groups, degenerations in the articular cartilage were milder than in the MIA+V group. Mankin score was found to be decreased significantly in the UCMA-, HA-, and CS-treated groups compared to the MIA group. Furthermore, IHC analyses revealed that NF-kB and BMP-2 expressions elevated in the MIA-induced OA model, while they were downregulated after UCMA, HA, and CS treatments. Conclusion: Our data revealed that UCMA could be used as a potential protective molecule in the prevention and treatment of OA. Furthermore, the protective effect of UCMA was similar to HA and CS, and its possible beneficial roles against OA may be linked to the reduced BMP-2 and NF-kB levels. Further experimental research would make significant contributions to a better understanding of the therapeutic effect of UCMA on degenerative cartilage tissues. © 2024, Turkish League Against Rheumatism (TLAR). All rights reserved
RESPIRATORY ANALYSIS WITH ELECTROCARDIOGRAM DATA: EVALUATION OF PAN-TOMPKINS ALGORITHM AND CUBIC CURVE INTERPOLATION METHOD
Advancements in bioinstrumentation have facilitated the easier monitoring of biometric signals such as electrocardiogram (ECG) and respiration. This development is particularly crucial for the diagnosis and management of various conditions like stress and sleep disorders. Two commonly used features in heart rate variability (HRV) analysis derived from ECG data are standard deviation and serial correlation coefficients of R-R intervals (the time durations between heartbeats). The former utilizes the fundamental components of QRS complexes, while the latter is designed to extract relationships between respiration and heart rate. In the proposed methodology, R-R wave detection is performed on processed ECG data using the Pan-Tompkins algorithm, and the respiration duration for each R-R interval from respiration data is selected. Additionally, missing respiration data for selected R-R intervals is interpolated based on the interpolation method. The results of this study are compared with the standard interpolation and cubic spline interpolation models to assess the effectiveness of the proposed method and its ability to capture temporal fluctuations. Since standard interpolation fails to accurately detect respiration data from R-R intervals and cannot precisely handle missing R-R intervals in short samples, cubic spline interpolation is recommended as a replacement and its results are presented. The obtained results provide insights into the effectiveness and application of the Pan-Tompkins algorithm, FFT (Fast fourier transform) implementation, and cubic spline interpolation in the selection of respiration and R-wave features. According to the findings of the study, in the analysis conducted on 2-second samples with a 1000 Hz sampling frequency created from each participant's respiratory data set, missing respiratory data were successfully reconstructed from the R-R intervals of the ECG data using standard and cubic curve interpolation methods. Upon examination of RMSE (Root mean square error) values, it was observed that for 30% of the participants, as RMSE values increased, completion counts for standard interpolation increased, while completion counts for cubic curve interpolation decreased. Conversely, when RMSE values decreased, 60% of the participants showed a decrease in completion counts for standard interpolation and an increase in completion counts for cubic curve interpolation. A 10% participant group was identified where there was no apparent relationship between RMSE values and interpolation method. This indicates that in 90% of the participants, there is a linear relationship between the study's interpolation method, RMSE values, and completion counts for missing R-R intervals
The effect of adolescents' perceived social support and general self-efficacy on their physical activity levels
Sosyal destek ve öz yeterlik, birlikte çalışarak bireylerin fiziksel aktiviteye katılımını olumlu etkileyebilir. Sosyal destek, bireyin öz yeterlik algısını güçlendirebilir, ortaya çıkan bu durumda fiziksel aktiviteyi daha sürdürülebilir hale getirir. Bu iki faktör, fiziksel ve zihinsel sağlık üzerinde de dolaylı olarak olumlu etkiler yaratabilir. Fiziksel aktivite, sağlıklı bir yaşam tarzının temel bileşenlerinden biri olup, adölesanların sağlığı üzerinde önemli bir rol oynamaktadır. Verilen bilgilerden yola çıkılarak bu araştırmada, adölesanlarda algılanan sosyal destek ve genel öz yeterliğin fiziksel aktivite düzeyi üzerindeki etkisinin ortaya konulması amaçlanmıştır. Araştırmada, "ilişkisel tarama modeli" kullanılmıştır. Araştırmanın evrenini Sakarya ili Hendek ilçesinde öğrenim gören öğrenciler oluştururken, örneklemini farklı ortaokul ve lisede öğrenim gören öğrenciler (400 öğrenci; 244 kız ve 166 erkek) oluşturmaktadır. Veriler, Kişisel Bilgi Formu, Fiziksel Aktivite Soru Formu, Algılanan Sosyal Destek Ölçeği ve Çocuklar İçin Özyeterlik Ölçeği ile toplanmıştır. Verilerin analizinde bağımsız gruplar t-testi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA), pearson korelasyon ve regresyon analizleri kullanılmıştır. Araştırma sonucunda öğrencilerin fiziksel aktivite düzeyi, algılanan sosyal destek ve genel öz yeterliklerinde cinsiyete ve sınıf düzeyine göre anlamlı farklılık bulunurken (p.05). Araştırma sonuçları, fiziksel aktivite ile algılanan sosyal destek arasında anlamlı ilişkiler (arkadaş ve babadan alınan sosyal destek arasında pozitif yönde orta düzeyde, anneden alınan sostal destek ile pozitif yönde düşük düzeyde) olduğunu göstermiştir (p<.05). Fiziksel aktivite düzeyi ile genel öz yeterlik arasında anlamlı ilişkiler (genel öz yeterlik, sosyal öz yeterlik ve duygusal öz yeterlik alt boyutlarında pozitif yönde düşük düzeyde) saptanmıştır (p<.05). Ayrıca fiziksel aktivitenin algılanan sosyal destek tarafından, öz yeterliğin ise fiziksel aktivite tarafından anlamlı şekilde yordandığı tespit edilmiştir (p<.05). Fiziksel aktiviteye ait toplam varyansın %19'unun algılanan sosyal destek ve %4'ünün öz yeterlik ile açıklandığı belirlenmiştir. Araştırmanın sonuçları, adölesanların fiziksel aktivite düzeylerinin sosyal destek ve öz yeterlik ile ilişkili olduğunu ve bu faktörlerin fiziksel aktivite alışkanlıklarının geliştirilmesinde önemli bir rol oynayabileceğini göstermektedir