Malatya Turgut Özal University Institutional Repository
Not a member yet
4072 research outputs found
Sort by
Üniversite Döner Sermaye İşletmelerinde Proje, Danışmanlık ve Eğitim Hizmetleri Ek Ödemelerinin Hesaplanması ve Muhasebeleştirilmesi
Üniversite döner sermaye işletmeleri, gerçekleştirdikleri çeşitli faaliyetlerle kamu kaynaklarının etkin kullanılması amacına hizmet etmektedirler. Proje, danışmanlık ve eğitim hizmetleri ise üniversite döner sermaye işletmelerinin en önemli faaliyetleri arasında yer almaktadır. Bu bağlamda, elde edilen gelirlerden, gelirin elde edilmesine katkıda bulunan personele belirli oranlarda dağıtılan ek ödeme tutarlarının hesaplanması ve muhasebeleştirmesi konusunun önem arz ettiğini belirtmek gerekmektedir. Bu önemden hareketle kaleme alınan bu çalışmada, üniversite döner sermaye işletmelerinde proje, danışmanlık ve eğitim hizmetleri adı altında yapılan faaliyetlere ilişkin ek ödeme tutarlarının hesaplanması ve muhasebeleştirilmesi konusunun açıklanması amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda öncelikle üniversite döner sermaye işletmelerinin genel yapısı hakkında bilgiler verilmiş daha sonra tasarlanan örneklerle konu detaylıca ele alınmıştır. Çalışmada, ek ödemeler üzerinden yapılan kesintilerin döner sermaye faaliyetlerini olumsuz etkileyebileceği ve bu nedenle ek ödemelere ilişkin vergi ödemeleri ve yapılacak diğer kesintiler konusunda yeni yasal düzenlemelere ihtiyaç olduğu sonucuna varılmıştır. Çalışmada ayrıca ek ödemelerin muhasebeleştirilmesinde kullanılabilecek hesaplara ilişkin önerilerde bulunulmuştur. Çalışmanın, kamu idarelerinde tekdüzen muhasebe uygulamalarını ele alması yönüyle muhasebe yazınına katkı sağlayacağı ve döner sermaye işletmeleri üzerinden faaliyetlerde bulunan öğretim elemanları ile muhasebe birimi çalışanlarına rehberlik edeceği düşünülmektedir
Rozaseada yeni enflamatuvar belirteçler olan monosit/ yüksek yoğunluklu lipoprotein kolesterol, nötrofil/ yüksek yoğunluklu lipoprotein kolesterol, lenfosit/yüksek yoğunluklu lipoprotein kolesterol oranlarının araştırılması
Amaç: Rozasea kronik enflamatuvar bir deri hastalığıdır. Monosit/yüksek yoğunluklu lipoprotein (HDL) kolesterol oranı (MHR), nötrofil/HDL kolesterol oranı (NHR) ve lenfosit/HDL kolesterol oranı (LHR) enflamatuvar hastalıklar ile ilişkili bulunan yeni enflamatuvar parametrelerdir. Çalışmamızda rozasealı hastalarda ve sağlıklı kontrollerde MHR, NHR ve LHR parametrelerin araştırılması ve hastalık şiddeti ile ilişkisinin belirlenmesi amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Hastanemize başvuran rozasea tanısı almış 82 hasta ve 82 sağlıklı kontrol retrospektif olarak çalışmaya alındı. Hasta ve sağlıklı kontroller için MHR, NHR, LHR değerleri hesaplandı. Hastalık şiddetinin ölçümünde rozasea klinik şiddet skoru kullanıldı. Hastalar klinik alt tiplerine, hastalık şiddetine ve Demodeks varlığına göre gruplara ayrıldı. Bulgular: Çalışmaya alınan 82 hastanın 62’si (%75,6) kadın, 20’si (%24,4) erkek ve yaş ortalamaları 41,95±1,2 (22-65,43), kontrol grubunun 64’ü (%78) kadın,18’i (%22) erkek ve yaş ortalamaları 41,8±0,9 (27-55,42) idi (p>0,05). Ortalama MHR değeri rozasealı hastalarda 0,01±0,005 iken kontrol grubunda 0,009±0,003 idi (p=0,01). Ortalama NHR değeri rozasealı hastalarda 0,10±0,05; kontrol grubunda 0,08±0,02 idi (p=0,04). Ortalama LHR değeri hasta grubunda 0,05±0,02; kontrol grubunda 0,04±0,01 olarak bulundu (p>0,05). Rozasea klinik grupları, Demodeks grupları ve hastalık şiddeti ile MHR, NHR, LHR ortalama değerleri arasında anlamlı bir fark saptanmadı (p>0,05). Alıcı işletim karakteristiği analizinde MHR için kesme değeri 0,009 (%67 sensitivite ve %60 spesifite ile) ve NHR için kesme değeri 0,08 (%64 sensitivite ve %60 spesifite ile) olarak hesaplandı. Sonuç: Rozasealı hastalarda sistemik enflamasyonun göstergesi olarak MHR ve NHR parametrelerinin kullanılabileceğini düşünmekteyiz
TÜRKİYE’DEKİ SOSYAL HİZMET KURUMLARININ TARİHSEL GELİŞİMİ
İnsanlık tarihi boyunca yardımlaşma ve dayanışma her dönemin ekonomik, sosyal, kültürel ve siyasi yapısına göre değişim göstermiş olsa da hep varolmuştur. Ancak özellikle Sanayi Devrimi sonrasında başta işçiler olmak üzere kentlerde yoğunlaşan nüfusun karşı karşıya kaldığı sorunların çözümü için geleneksel yardımlar yetersiz kalmıştır. Bunun sonucunda dezavantajlı durumda olan nüfus gruplarına yönelik profesyonel yardım ve hizmetlere ihtiyaç duyulmuştur. 19. yüzyılın sonlarında, sosyal hizmet eğitimine yönelik programlar şekillenmeye başlamıştır. Anadolu’da sosyal hizmet batının geçirmiş olduğu sosyal ve ekonomik değişimlerden değil daha çok dini ve geleneksel bir anlayıştan hareketle gelişmiş ve dönüşmüştür. Anadolu’da sosyal hizmet başta dini ve geleneksel kökleri olmak üzere birçok sosyal referansla gelişmiş ve dönüşmüştür. Osmanlı İmparatorluğu döneminde özellikle öksüz ve yetim çocuklar sosyal hizmetin öncelikli alanını oluşturmuşlardır. Cumhuriyet Dönemi, sosyal hizmetlerin gelişimi noktasına bir dönüm noktası olmuştur. Özellikle 1963 yılında SHÇEK’in kurulmasının ardından sosyal hizmetlerin sunumunda kurumsallaşma başlamıştır. 2011 yılında farklı birimlere bağlı sosyal hizmet kurumları Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı adıyla tek bir çatı altında toplanmıştır. Süreç içerisinde isim değişiklikleri olsa da güncel ismiyle Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı çocuk, genç, yaşlı, engelli, kadın, sığınmacı ve göçmenler başta olmak üzere birey, grup ve yerel toplulukların durumunu geliştirmek ve değiştirmek amacıyla sosyal hizmetlerin sunulduğu kurum haline gelmiştir. Bu makalede Osmanlı döneminden günümüze sosyal hizmet kurumlarınun tarihsel gelişimine ve sunduğu hizmetlere yer verilmiştir
Kamu Spotlarındaki Ünlülerin Covid-19 Aşısı Olma Kararı Üzerindeki Etkisinin İncelenmesi
Covid-19 pandemisi bütün dünyayı hemen her alanda derinden etkilemiştir. Bu süreçte aşılama, toplumsal bağışıklığın gelişmesinde ve pandeminin kontrol altına alınmasında en önemli araç olarak kabul edilmiştir. Ancak aşılamaya yönelik geçmişten günümüze gelen endişe ve tereddütler, bu süreci olumsuz etkilemiştir. Devlet yönetimleri ve diğer sağlık otoriteleri, pandemiyle mücadelede en etkili araç olarak kabul edilen aşılamayı teşvik etmek için farklı yöntemleri devreye sokmuştur. T.C. Sağlık Bakanlığı bu çerçevede, kamu spotları ve bu spotlarda yer alan ünlülerle, bireylerin aşı olmalarını teşvik etmeye çalışmıştır. Bu çalışma ile T.C Sağlık Bakanlığı’nın yayınladığı kamu spotlarında yer alan ünlülerin, bireylerin aşı olma kararları üzerindeki etkisi belirlenmeye çalışılmıştır. Mevcut çalışma anket yöntemine göre tasarlanmıştır. Bu kapsamda, mevcut çalışmanın verilerinin toplandığı ankete 875 kişi katılmıştır. Analiz sonuçları katılımcıların, sadece tıp doktorlarının yer aldığı kamu spotlarından etkilendiklerini ortaya koymuştur. Analiz sonuçları ayrıca Covid-19 aşısı olan katılımcıların, tıp doktorlarına ilişkin görüşlerinin, aşı olmayanlara göre daha yüksek ortalama değere sahip olduğunu ortaya koymaktadır. Mevcut çalışmada değişkenler arasındaki farklılıklar, verilerin dağılımlarının normal dağılım göstermesi nedeniyle t-testi ve tek yönlü Anova testi ile analiz edilmiş ve sonuçlar yorumlanmıştır. Bu çalışma sonunda elde edilen sonuçlar, mevcut ve gelecekte karşılaşılabilecek pandemilerde yürütülecek pazarlama iletişimi faaliyetlerine yönelik olarak akademisyenlere, sektör profesyonellerine ve kamu otoritelerine teorik ve pratik çıkarımlar sunmaktadır
Analysis of the relationship between pain, anxiety, depression, and self-care agency in patients who underwent major orthopedic surgeries
Major orthopedic surgery is an invasive procedure applied in a wide area to correct degeneration caused by different factors. There are many symptoms that negatively affect the individual, especially in the acute period after surgery. In order to increase the comfort level of the individual and to make the person independent as early as possible, the detection of post-surgical symptoms is gaining more and more importance day by day. This study was carried out to examine the relationship between pain, anxiety, depression and self-care power in individuals who have underwent major orthopedic surgery. The population of the study consisted of all adult patients who had orthopedic surgery. In data collection, “Patient Description Form”, “Visual Analog Scale”, “Hospital Anxiety and Depression Scale” and “Self Care Power Scale” were used. As a result of the research, it was determined that the risk of anxiety and depression is high in patients who have underwent major orthopedic surgery and there is a significant relationship between them. It is possible to talk about a positive relationship between pain and anxiety, but a negative relationship between self-care power
CAM ELYAF TAKVİYELİ POLİMER KOMPOZİTLERİN DELMESİNDE TAKIM ÇAPININ İTME KUVVETİ VE TİTREŞİM ÜZERİNDEKİ ETKİSİNİN ARAŞTIRILMASI
Bu çalışmada, CETP (Cam Elyaf Takviyeli Polimer) kompozit malzemenin delinmesinde takım çapının oluşan itme kuvveti ve titreşim üzerine etkileri incelenmiştir. Bu amaçla CETP plaka diğer delme parametreleri sabit tutularak 5, 7,5 ve 10 mm çapında takımlarla delinmiştir. Delme süresince itme kuvveti ve titreşim ölçümü yapılmıştır. Elde edilen verilerin istatistiksel analizi sonucunda takım çapının artışı ile itme kuvvetinin arttığı ve titreşimin azaldığı görülmüştür. Ayrıca daha yüksek çaplarda takımın daha düşük salınım gösterdiği ve kararlı bir delme işlemi yaptığı tespit edilmiştir. Çalışmanın, CETP kompozit malzemelerde uygun delik kalitesini sağlayacak takım çapı seçimi için yol gösterici olması beklenmektedir. Bununla birlikte itme kuvveti ve titreşimin olumsuz etkilerini tespit noktasında araştırmacılara destek sunacaktır
Akademisyenlerin Dijital Veri Güvenliği Farkındalıkları Üzerine Bir Araştırma: Malatya Örneği
Son yıllarda artan internet kullanımı ile birlikte dijitale taşınan verilerin güvenliği oldukça önemli bir hale gelmiştir. Bu verilerin güvenliğinin sağlanamaması maddi ve manevi kayıplara neden olmaktadır. Bu nedenle dijital veri güvenliği farkındalığının arttırılmasına yönelik çalışmaların yapılması oldukça önemlidir. Bu araştırmada üniversitelerde görev yapan akademisyenlerin dijital veri güvenliği farkındalıkları belirlenmeye çalışılmıştır. Katılımcılar Malatya’daki iki devlet üniversitesinde görev yapan akademisyenlerden oluşmaktadır. Verilerin toplanmasında Yılmaz (2015) tarafından hazırlanan “Dijital Veri Güvenliği Farkındalık Ölçeği” kullanılmıştır. Ölçek katılımcılara çevrimiçi olarak gönderilmiş ve veriler dijital ortamda toplanmıştır. Toplanan veriler bir paket programa aktarılarak analiz edilmiştir. Araştırma sonuçları katılımcıların dijital veri güvenliği farkındalıklarının yeterli olduğunu ve erkek katılımcıların kadın katılımcılara göre farkındalık düzeylerinin daha yüksek olduğunu göstermektedir. Ayrıca mesleki deneyimi 1-5 yıl arasında olan katılımcıların daha yüksek farkındalığa sahip oldukları görülmüştür. Bu sonuçlara ek olarak ortalama internet kullanım süresi daha fazla olan katılımcıların daha yüksek farkındalığa sahip olduğu görülmüştür. Ayrıca katılımcıların giriş işlemlerinde cep telefonlarına gönderilen şifrelerin kullanılmasının güvenliği arttırdığı konusunda farkındalıkları yüksek bulunurken, güvenlik duvarı yazılımları hakkında yeterli bilgiye sahip olmadıkları görülmüştür. Anahtar Kelimeler
Green Economy in Sustainable Development: An Analysis for OECD Countries
The understanding of the green economy, which is seen as the main strategy of sustainable development, is considered a remedy to eliminate the concerns between environmental concerns and economic goals. Therefore, measuring and considering the performance of countries in the context of the green economy is important in terms of policies to be implemented. The aim of the study is to measure and evaluate the green economy performance of the 20 founding OECD countries. In this context, a green economy index covering the years 2014-2018 was calculated based on the numerical data of 23 variables, which are thought to represent three different dimensions of the green economy. The contributions of these criteria to the green economy were weighted with the SWARA Method, one of the multi-criteria decision techniques. Using the obtained criteria weights, the green economy performance scores of the countries were determined through the TOPSIS Method. According to the scores obtained, it can be stated that the green economy performances of the 20 founding OECD countries increased in the examined period. In this performance increase, positive developments in economic and social indicators have a large share
Sürdürülebilir Kamu Hizmeti Sunumunda Etik Değerlerin Rolü
Günümüzde toplumsal değişmeye bağlı olarak kamu hizmetlerinin sunulmasında önemli paradigma değişimi yaşanmıştır. Özellikle son yüzyılda yaşanan sosyo ekonomik ve siyasal gelişmelere bağlı olarak kamu yönetimi anlayışındaki değişmelerin etkisiyle vatandaşın beklenti ve talepleri farklılaşmış ve bu nedenle geleneksel kamuda yer alan hizmet sunum araçları yerine kamu hizmetlerinin vatandaşa etik değerler bağlamında tarafsız şeffaf, hesap verebilir ve katılımcı ilkeler doğrultusunda sunulması yönünde yeni bir süreç ortaya çıkmıştır. Ancak dünyanın birçok ülkesinde olduğu gibi Türkiye’de de kamu hizmeti sunumunda etik ilkeler esas alınarak gerekli yasal düzenlemeler ve kurumsal yapılar hayata geçirilmesine rağmen kamu çalışanlarının zaman zaman etik dışı davranışlarda bulunduğu ortaya çıkmıştır. Genellikle etiğe ilişkin mevzuattaki boşluklar, etik ilkelerin bağlayıcı olmaması, mevzuata tabi olmayan kurum ve kuruluşların bulunması ve etik ilkeler konusunda kamu personelinin bilinçli olmaması etik dışı davranışların ortaya çıkmasında etkilli olmuştur. Bu durum, Yeni Kamu Yönetimi (YKY) anlayışı çerçevesinde sürdürülen kamu hizmeti anlayışını sürdürülebilir olmaktan uzaklaştırmıştır. Buradan hareketle bu makale, Türkiye’de, özellikle 2003 yılından itibaren YKY anlayışının etkisiyle etik ilkeler doğrultusunda yürütülen kamu hizmetlerinin sürdürülebilir olup olmadığını tartışmaktadır. Makale bu anlamda Türkiye’de kamu görevlilerinin sundukları hizmetleri dünyadaki gelişmeler üzerinden irdelemekte ve sürdürülebilir bir kamu hizmeti için etik ilkelerin tüm kamu çalışanlarında uygulamasının önemini vurgulamayı amaçlamaktadır
Ayaktan başvuran hastaların idrar kültürlerinde üretilen Escherichia coli izolatlarında antimikrobiyal direnç oranları: beş yıllık analiz
ÖZET Amaç: Escherichia coli (E. coli), dünya çapında bakteriyel enfeksiyonların en yaygın patojenidir ve üriner sistem enfeksiyonlarının (ÜSE) %80 kadarından sorumludur. Son yıllarda E. coli’nin neden olduğu enfeksiyonların tedavisinde kullanılan antimikrobiyallere karşı direnç tüm dünyada artmakta olup tedavi başarısızlığını ve tedavi maliyetlerindeki artışı önlemek için direnç oranlarının sürekli olarak izlenmesi ve ampirik tedavi önerilerinin güncellenmesi gerekmektedir. Yöntem: Bu çalışmada, 2015-2019 yılları arasında Malatya Eğitim ve Araştırma Hastanesi Mikrobiyoloji laboratuvarına tüm polikliniklerden gönderilen idrar kültürü örneklerinde üreyen E. coli suşlarının antimikrobiyal direnç oranları retrospektif olarak incelenmiştir. Anlamlı sayıda üremesi olan plaklardaki bakterilerin identifikasyonu ve antimikrobiyal duyarlılık testleri (ADT) için konvansiyonel yöntemler ve Vitek 2 Compact otomatize sistemi (BioMérieux, Fransa) kullanılmıştır. ADT sonuçları Antibiyotik duyarlılık testleri üzerinde Avrupa Komitesi (EUCAST) kılavuzlarına göre duyarlı ve dirençli olarak belirlenmiştir. Bulgular: Beş yıllık sürede poliklinik hastalarının idrar kültürlerinin %14,8 (22636/153006)’inde anlamlı üreme tespit edilerek tanımlama ve ADT’leri çalışılmıştır. Tanımlanan etkenlerin %68,3 (15475/22636)’ünü E. coli oluşturmuştur. Direnç oranlarının en yüksek olduğu antimikrobiyal ilaçlar sırasıyla ampisilin (%65,2), amoksisilin/klavulanat (%38,5), trimetoprim/sulfametoksazol (%36,3), sefaleksin (%35) ve sefuroksim (%31,3) olarak tespit edilmiştir. En az direnç oranları sırasıyla; karbapenemlere (%0,6-2,1), fosfomisine (%3,6), nitrofurantoine (%5,8) ve amikasine (%7,5) karşı bulunmuştur. Kinolon direnç oranları levofloksasine %16,7 ve siprofloksasine %19,1 ve norfloksasine %21,9 olarak bulunmuştur. Sonuç: Amerikan Enfeksiyon Hastalıkları Derneği [Infectious Diseases Society of America (IDSA)] rehberinde ÜSE tedavisinde ilk seçenek olarak trimetoprim/sulfametoksazol, alternatif olarak da kinolonlar tavsiye edilmektedir. Ayrıca uluslararası tedavi rehberleri, komplikasyonsuz alt ÜSE’lerin ampirik tedavisinde direnç oranları %20’den yüksek antimikrobiyallerin kullanımını önermemektedir. Çalışmamızda; levofloksasin, siprofloksasin ve norfloksasin direnç oranları birbirine yakın olup ampirik tedavi için uygun görünmektedir, ancak trimetoprim/sulfametoksazol direnç oranı yüksek göörülmüştür (%36,3). Toplum kökenli hasta idrar örneklerinden beş yıllık sürede izole edilen E. coli izolatlarında saptadığımız %26,1’lik GSBL (genişlemiş spektrumlu ß-laktamaz) oranıyla birlikte, direnç oranları yüksek ampisilin, amoksisilin, amoksisilin/klavulanat, trimetoprim/sulfametoksazol ve sefalosporinlerin ampirik tedavi için uygun olmadığını düşünmekteyiz. Çalışmamızdaki sonuçlara dayanarak fosfomisinin tek doz oral kullanım avantajı, yüksek hasta uyumu ve düşük yan etki profili ile ayaktan hastalarda ampirik tedavi için ilk seçilecek ilaç olduğunu ve özellikle nonkomplike ÜSE’lerin ampirik tedavisinde nitrofurantoinin alternatif olduğunu düşünmekteyiz