Malatya Turgut Özal University Institutional Repository
Not a member yet
4072 research outputs found
Sort by
OSMANLI İMPARATORLUĞU’NUN XIX. YÜZYILDAKİ MODERNLEŞME ÇABALARI: SOSYAL HASTALIKLAR VE DÖNEMİN REÇETELERİ
Çağdaş sosyoloji literatüründe modern, modernleşmiş ya da modernleşen gibi terimler, çeşitli kriterler üzerinden bir durum tespiti yapmak için kullanılır. Günümüz paradigması Batı modernleşmesini çeşitli esaslar üzerinden açıklar. Bu esaslar coğrafi keşifler, aydınlanma, Rönesans, Reform, Kalvinizm ve Sanayi Devrimi gibi köklü hareketler toplumla birlikteliğin bir ürünü olarak imgelenir. Her bir yenilik hareketi ise modernliğe giden önemli bir yol olarak açıklanır. Burada dikkat edilmesi gereken ana konu modernleşmenin temel dayanağı olarak neyin görüleceğidir. Batı özelinde sekülerleşme, siyasi ve sosyal gelişme gibi konular modernleşmeyi sağlayan temel saikler olarak görülebilir. Türklerin modernleşme çabalarının ise askeri alanda geri kalmışlığın bir tezahürü olarak ortaya çıktığı söylenebilir. XVII. Yüzyıl Osmanlı’sında askeri yenilgilerin artması, batının ekonomik ve askeri devrimine yetişememe durumu gücü elinde bulunduran kesimi bir değişim düşüncesi içerisine bırakır. İlk olarak III. Selim ve daha sonra halefi II. Mahmud Osmanlı İmparatorluğunun ilk köklü dönüşüm süreçlerine imza atan padişahları olarak tarihteki yerlerini aldılar. Padişahların yanı sıra devrin aydınları da “Devleti nasıl kurtarırız?” sorusu üzerine çeşitli fikirler öne sürdüler. İmparatorlukta yaşanan bütün bu gelişmelere rağmen XVII. ve XVIII. Yüzyıldaki parçalı ve bütünlük göstermeyen modernleşme çabaları Batı kültürünün şekilsel yönüne öykünmeci bir tavrın ötesine geçemedi. Bu iki yüzyıl imparatorluğun dağılmaması adına çeşitli sosyal değişim modellerini de beraberinde getirdi. Bunlardan ilki Gülhane Hattı Hümayunu ya da diğer adıyla Tanzimat Fermanı iken Islahat Fermanı da sorunları çözmek ve imparatorluğun dağılmasını önlemek adına ortaya atılmış modellerdi. Bu çalışmanın amacı sosyolojinin temel araştırma konularından biri olan modernleşmey i Osmanlı İmparatorluğunun yapısal unsurları bağlamında ele almaktır. Çalışmanın temel varsayımı ise Osmanlı’nın tarihsel süreçte modernleşmeye duyduğu ilginin padişahların girişimleriyle, dönem dönem ve parçalı olduğu yönünd edir. Osmanlı modernleşmesinin tarih disiplininin yanı sıra sosyolojik bağlamda ele alınacak olması, bu çalışmay ı literatürdeki diğer çalışmalardan ayıran ve makaleyi özgün kılan en önemli unsurdur
Evaluation of brain ventricle volumes in Multiple sclerosis patients
Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Anatomi Ana Bilim DalıBu çalışmada, MS tanılı hastaların substantia alba ve substantia grisea, total ventriculus lateralis, sağ ve sol ventriculus lateralis, ventriculus tertius ve ventriculus quartus hacimlerinin değerlendirilmesi amaçlandı. Retrospektif olarak yapılan çalışmamız, 18-70 yaş aralığında toplam 100 bireyin kayıtları incelenerek yapıldı. MS tanılı 50 hasta ile kontrol grubu için aynı sayıda sağlıklı bireyin görüntüleri ölçüm kriterine alındı. t1 sekansına ait kranial radyolojik görüntülerden hacim analizleri; web tabanlı otamatik hacim hesaplama sistemi olan "volBrain Volumetry Report, version 1.0" programı kullanılarak gerçekleştirildi. İstatiksel analizler R 4.3.1 (www.r-project.org) programında yapıldı. Çalışmamızın MS grubunda, total ventriculus lateralis, sağ ve sol ventriculus lateralis hacimlerinin kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde azaldığı görüldü (p?0.001). Ventriculus tertius ve ventriculus quartus hacimlerinin de anlamlı bir şekilde azaldığı görüldü (sırasıyla; p?0.001, p=0.015). Substantia alba ve substantia grisea hacimleri incelendiğinde, gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmadı (sırasıyla; p=0.985, p=0.427). Ancak BOS hacminin MS grubunda azaldığı tespit edildi (p=0.031). Çalışmamızın verileri daha sonra yapılacak olan çalışmalara ön referans olacaktır. Ayrıca, MS'li hastaların ventrikül hacimlerinin boyutunun bilinmesinin, hastalığın klinik aşamalarına ve tedavi sürecine katkı sağlayacağını düşünmekteyiz.This study aimed to evaluate the substantia alba and substantia grisea, total ventriculus lateralis, right and left ventriculus lateralis, ventriculus tertius, and ventriculus quartus volumes of patients diagnosed with MS. Our retrospective study was conducted by examining the records of a total of 100 individuals between the ages of 18-70. Images of 50 patients diagnosed with MS and the same number of healthy individuals for the control group were included in the measurement criteria. Volume analyses from cranial radiological images of the T1 sequence were performed using the "volBrain Volumetry Report, version 1.0" program, which is a web-based automatic volume calculation system. Statistical analyses were performed in R 4.3.1 (www.r-project.org). In our study, it was observed that total ventriculus lateralis, right and left ventriculus lateralis volumes decreased statistically significantly in the MS group compared to the control group (p?0.001). Ventriculus tertius and ventriculus quartus volumes were also found to decrease significantly (p?0.001, p=0.015, respectively). There was no statistically significant difference between the groups when substantia grisea and substantia alba volumes were analyzed (p = 0.427 and 0.985, respectively). However, it was shown that the MS group's CSF volume had decreased (p = 0.031). The data of our study will be a preliminary reference for future studies. Moreover, we believe that the size of ventricular volumes in MS patients will help with the disease's clinical phases and the course of treatment
Yenilebilir Film ve Kaplamalarda Gıda Katkı Maddelerinin Kullanımı, Uygulama Yöntemleri ve Alanları
The growing awareness of healthy lifestyles among consumers has stimulated research into new techniques to extend the shelf life of food products without the need for preservatives. Edible films and coatings are being given particular consideration in food preservation due to their ability to improve global food quality. Edible films and coatings are thin protective, edible and biodegradable layers deposited on or wrapped around the surface of a food. Biopolymers are naturally occurring polymers that are most important for the creation of edible films and coatings, including proteins, polysaccharides and lipids. In the correct application, edible films and coatings make it possible to improve the physical properties of food products and enhance the distinctive tactile and visual qualities of their surface. In other words, edible films and coatings can assist in the active ingredient transport function for factors such as antioxidants, antimicrobials, colours and flavours. Protection of food products from oxidation, moisture absorption/desorption, microbial growth and other chemical reactions is of great importance. Thanks to all these properties, edible films and coatings prolong the quality of food products and improve food safety. In this review, detailed information is presented about the intended use of edible films and coatings, their properties, film materials, additives, production methods and food application techniques.Tüketiciler arasında sağlıklı yaşam tarzına ilişkin artan farkındalık, gıda ürünlerinin raf ömrünü koruyucu madde kullanmaya gerek kalmadan uzatmaya yönelik yeni teknikler üzerine araştırmalara teşvik etmiştir. Küresel gıda kalitesini iyileştirme yetenekleri sayesinde yenilebilir filmler ve kaplamalar, gıdaların korunmasında özellikle dikkate alınmaktadır. Yenilebilir filmler ve kaplamalar, bir gıdanın yüzeyinde biriken veya etrafına ince koruyucu bir tabaka oluşturan, yenilebilir ve biyolojik olarak parçalanabilir katmanlardır. Biyopolimerler, proteinler, polisakkaritler ve lipitler, yenilebilir film ve kaplamaların oluşturulması için önemli olan ve doğal olarak oluşan polimerlerdir. Doğru uygulamada, yenilebilir filmler ve kaplamalar gıda ürünlerinin fiziksel özelliklerini iyileştirmeyi ve yüzeylerinin ayırt edici dokunsal ve görsel niteliklerini geliştirmeyi mümkün kılar. Başka bir deyişle, yenilebilir filmler ve kaplamalar antioksidanlar, antimikrobiyaller, renkler ve aromalar gibi faktörler için aktif madde taşıma işlevine yardımcı olabilmektedir. Gıda ürünlerinin oksidasyondan, nem emiliminden/desorpsiyonundan, mikrobiyal büyümeden ve diğer kimyasal reaksiyonlardan korunması büyük önem taşımaktadır. Tüm bu özellikler sayesinde yenilebilir filmler ve kaplamalar gıda ürünlerinin kalitesini uzatır ve gıda güvenliğini artırır. Bu derlemede, yenilebilir filmler ve kaplamaların kullanım amaçları, özellikleri, film malzemeleri, katkı maddeleri, üretim yöntemleri ve gıdaya uygulanma teknikleri hakkında detaylı bilgiler sunulmaktadır
Surface textures classification with tactile sensor signals
Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Enformatik Ana Bilim DalıDokunsal algılama, robotik ve protez teknolojilerinde çevresel etkileşimleri hassas bir şekilde yönetmek için kritik bir rol oynar. Bu alandaki önemli araştırma konularından biri yüzey tanımlamadır. Yüzeylerin doku özelliklerini anlamak amacıyla insan doku tanıma sistemleri yapay parmak yapıları kullanılarak modellenir. Bu modellemede, yüzeylere içsel ölçüm birimleri yerleştirilir ve bu birimler yüzeyde titreşim oluşturarak çeşitli elektriksel sinyaller toplar. Toplanan sinyaller, örüntü tanıma teknikleri ile analiz edilip sınıflandırılır. Bu tezde, yüzey tanımlama için iki farklı veri seti kullanılmıştır. İlk veri setinde, Eğimden Arındırılmış Dalgalılık Analizi (EADA) ve Destek Vektör Makineleri (DVM) yöntemleri uygulanmıştır. EADA, verileri belirli bir eğimden arındırarak yüzeylerin daha doğru analiz edilmesini sağlar. DVM ise bu verilerin yüksek doğrulukla sınıflandırılmasını sağlar ve %99.16 oranında bir sınıflama doğruluğu elde edilmiştir. İkinci veri setinde, yapay parmak yapısına entegre edilen Alan Programlanabilir Kapı Dizileri (APKD) kullanılarak öznitelik çıkarımı yapılmış ve bu öznitelikler Uzun Kısa Zamanlı Bellek (UKZB) algoritması ile sınıflandırılmıştır. UKZB, zaman serisi verilerini etkili bir şekilde işleyerek dokunsal verilerin dinamik özelliklerini öğrenir ve %96.87 doğruluk oranı sağlar. Bu çalışmalar, dokunsal algılamanın robotik ve protez teknolojilerindeki potansiyelini artırırken, yüzey tanımlama ve analiz yöntemlerinin geliştirilmesine önemli katkılarda bulunmaktadır. Yapay parmak yapıları ve APKD tabanlı öznitelik çıkarımı gibi yenilikçi yöntemler, bu alandaki araştırmaların doğruluk ve verimlilik seviyelerini yükseltmeye yönelik önemli adımlar sunmaktadır.Tactile sensing plays a critical role in managing environmental interactions precisely in robotics and prosthetics technologies. One important research topic in this field is surface characterization. To understand the texture properties of surfaces, human tissue recognition systems are modeled using artificial finger structures. In this modeling, internal measurement units are placed on surfaces, creating vibrations that generate various electrical signals. These signals are then analyzed and classified using pattern recognition techniques. This thesis utilizes two different datasets for surface characterization. In the first dataset, the Fractal Detrended Fluctuation Analysis (F-DFA) and Support Vector Machines (SVM) methods are applied. F-DFA removes specific slopes from the data to enable more accurate surface analysis. SVM provides high accuracy in classifying these data, achieving a classification accuracy of %96.16. In the second dataset, features are extracted using Field-Programmable Gate Arrays (FPGA) integrated into the artificial finger structure, and these features are classified using Long Short-Term Memory (LSTM) algorithms. LSTM effectively processes time series data, learning the dynamic properties of tactile data, and achieves a classification accuracy of %96.87. These studies contribute significantly to enhancing the potential of tactile sensing in robotics and prosthetics, advancing the development of surface characterization and analysis methods. Innovative techniques like artificial finger structures and FPGA-based feature extraction offer important steps towards improving accuracy and efficiency in this research area
The effects of dietary poppy seed on growth performance and some biochemical parameters in quails (Coturnix coturnix japonica) reared at different stocking density
Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Zootekni Ana Bilim DalıAmaç: Farklı yerleşim sıklığında yetiştirilen bıldırcınlarda rasyona ilave edilen haşhaş tohumu katkısının büyüme performansı ve bazı biyokimyasal parametreler üzerine etkisi incelenmiştir. Materyal ve Metot: Çalışmada 1 günlük yaşta alınan karışık cinsiyetteki 162 adet bıldırcın (Coturnix coturnix japonica) kullanılmıştır. Bıldırcınlar rastgele 6 gruba (her birinde 18 adet bıldırcın ve 100 cm² taban alanı olan 3 grup ve her birinde 36 adet bıldırcın ve 50 cm² taban alanı olan 3 grup) ayrılmıştır. Kümes sıcaklığı ilk gün 32-35°C'ye ayarlanmış daha sonra her 2-3 günde bir 1°C düşürülerek 21. günde 25-26°C'ye getirilmiştir. Çalışma süresi boyunca 24 saat aydınlatma uygulanmış su ve yem ad libitum olarak verilmiştir. Bıldırcınlar, temel rasyon (%24 HP ve 2900 Kcal/kg ME) ve temel rasyona %1 ve 2 düzeyinde öğütülmüş haşhaş tohumu ilave edilen yemlerle beslenmiştir. Çalışma 21 gün sürmüştür. Çalışmada canlı ağırlık (CA), canlı ağırlık artışı (CAA), yem tüketimi (YT), yemden yararlanma oranı (YYO) haftalık olarak belirlenmiştir. Çalışma sonunda bütün hayvanlar tartılarak bitiş ağırlığı belirlenmiş, her gruptan 6'şar adet bıldırcın dekapite edilerek karkas ağırlığı ve karkas verimleri belirlenmiştir. EDTA'lı tüplere alınan kan örneklerinde kan parametreleri ölçülmüş, yine kandan elde edilen plazmada ELİSA ile kortizol, SOD, CAT ve MDA gibi oksidatif stres parametreleri ölçülmüştür. Bulgular: Yüksek yerleşim sıklığı olan gruplarda normal yerleşim sıklığı olan gruplara göre kesim ağırlığı ve canlı ağırlık artışı değerleri daha yüksek olarak elde edilmesine rağmen istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık görülmemiştir (P ? 0.001). Aynı şekilde karkas ağırlığı ve karkas verimi değerleri de gruplar arasında anlamsız bulunmuştur(P?0.001). Diğer taraftan yüksek yerleşim sıklığı olan gruplarda haşhaş tohumu ilavesi ile yem tüketimi ve yemden yararlanma oranı değerleri incelendiğinde gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark görülmemiştir (P?0.001). Kan parametreleri incelendiğinde sadece % LYM, MID ve GRAN düzeylerinin yerleşim sıklığının ve haşhaş tohumu dozunun etkisiyle anlamlı bir şekilde fark oluşturduğu görülmüştür (P ? 0.001). Yerleşim sıklığı yüksek olan gruplarda normal gruplara göre MDA düzeyinin anlamlı bir şekilde yükseldiği ve haşhaş tohumu ilavesiyle bu değerin istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde düştüğü görülmüştür (P ? 0.001). Plazma kortizol, SOD ve CAT düzeylerinde ise gruplar arasında herhangi bir fark görülmemiştir. Sonuç: Yüksek yerleşim sıklığının büyüme performansı, kan parametreleri ve bazı oksidatif stres parametreleri üzerine olumsuz etkilerinin olduğu, ayrıca oksidatif stres parametrelerinden MDA düzeyini düşürdüğü görülmüş, diğer parametreler üzerine herhangi bir etkisinin olmadığı görülmüştür. Anahtar kelimeler: Haşhaş Tohumu, Bıldırcın, Yerleşim SıklığıObjective: The effect of poppy seed supplementation added to the diet on growth performance and some biochemical parameters in quails reared at different stocking densities was investigated. Material and Method: 162 mixed-sex quail (Coturnix coturnix japonica) chicks taken at 1 day of age were used in the study. Quails were randomly divided into 6 groups (3 groups with 18 quails and 100 cm² floor area each and 3 groups with 36 quails and 50 cm² floor area each). The house temperatures were initially started at 35-37 °C and then reduced by 1 °C every 2-3 days to the normal house temperature of 22-24 °C. 24-hour lighting, ad libitum water and feed were provided throughout the study. Quails were fed with basic ration (24% HP and 2900 Kcal/Kg ME) and chick starter feeds with 1% and 2% poppy seeds added to the basic ration. The study lasted for 21 days. Live weight (WW), live weight gain (WW), feed consumption (YT), feed conversion ratio (FCR) were determined weekly in the study. At the end of the study, all animals were weighed and final weight was determined, 6 quails from each group were decapitated and carcass weight and carcass yield were determined. Blood parameters were measured with a fully automatic hematology analyzer in blood samples taken into EDTA tubes, and oxidative stress parameters such as plasma cortisol, SOD, CAT and MDA were measured in plasma obtained from the blood with an Elisa device. Findings: Although slaughter weight and live weight gain values were obtained higher in groups with high stocking density compared to groups with normal stocking density, no statistically significant difference was observed. Similarly, carcass weight and carcass yield values were found to be insignificant between the groups. On the other hand, when the feed consumption and feed conversion ratio values were examined with the addition of poppy seeds in groups with high settlement density, no statistically significant difference was seen between the groups. When blood parameters were examined, it was seen that only % LYM, MID and GRAN levels created a significant difference due to the effect of stocking density and poppy seed dose. It was seen that MDA level increased significantly in groups with high stocking density compared to normal groups and this value decreased statistically significantly with the addition of poppy seeds. No difference was observed between the groups in plasma cortisol, SOD and CAT levels. Conclusion: It was observed that high stocking density had negative effects on growth performance, blood parameters and some oxidative stress parameters, poppy seeds added to the ration showed partial effects at 1% and 2% levels and improved feed utilization despite reducing feed consumption, and also reduced MDA level, one of the oxidative stress parameters, and it was observed that it had no effect on other parameters. Keywords: Poppy seed, Quail, Stocking densit
Prevalence and determinants of probable posttraumatic stress disorder among university students eight months after the 2023 Kahramanmaras earthquake doublet
Objective: The devastating Kahramanmaras earthquake doublet struck with a magnitude of Mw 7.8 and Mw 7.7, occurring 9 hours apart on February 6, 2023. Earthquakes can cause significant psychological impacts. This study aimed to investigate the prevalence and determinants of probable post-traumatic stress disorder (PTSD) among university students eight months following the 2023 earthquake doublet in Kahramanmaras, Turkiye. Method: Convenience sampling was used to recruit participants. The study included 445 university students who completed a detailed questionnaire about the 2023 Turkiye-Syria earthquakes, along with the PTSD checklist for the Diagnostic and Statistical Manual of Mental Disorders, Fifth Edition (DSM-5, PCL-5). Researchers prepared the questionnaire to evaluate pre-earthquake psychiatric history, behavioral reactions during and after the earthquake, experiences of being trapped under rubble, physical injury status, extent of property damage, and loss of loved ones through face-to-face interviews. Results: According to the PCL-5 scores, 61.6% of the participants exhibited probable earthquake-related PTSD. Factors associated with a higher prevalence of probable earthquake-related PTSD included being female, having severe house damage, pre-existing psychiatric conditions, and a history of traumatic events. Only 26.5% of the participants were in a safer location outside buildings during the second earthquake. Conclusion: A total of 274 subjects (61.6%) were diagnosed with probable earthquake-related PTSD eight months after the 2023 Kahramanmaras earthquake. The determinants linked to a probable PTSD diagnosis were severe house damage, preexisting psychiatric conditions, a history of traumatic events, and being female. These findings enhance our understanding of probable earthquake-related PTSD, its associated risk factors, and underscore the importance of taking preventive measures to mitigate the psychological impacts of earthquakes
Murat Nehrinin Bingöl Bölgesinde Yakalanan Bazı Balıkların Bakteriyel Analizleri
The present study investigated the bacteria present in the gills and intestines of three fish species (Chondrostoma regium, Capoeta trutta and Cyprinion macrostomum) obtained live from fishermen fishing in the Bingöl region of the Murat River. A total of 52 fish were sampled for analysis, with gill and intestinal tissues collected from each fish. Samples were diluted with Ringer's solution and cultured on Nutrient agar, Tryptic soy agar, Salmonella-Shigella agar, Baird-Parker agar, McConcey agar, GSP (Aeromonas and Pseudomonas selective) agar and Cytophaga agar. Bacterial identification was carried out using the application of straightforward and widely-utilised morphological analysis and biochemical tests within the field of microbiology. A total of 285 bacteria (117 from the gills and 168 from the intestines) belonging to 10 genera were isolated and identified. The most common bacterial species identified were Aeromonas hydrophila (12.63%), Corynebacterium sp. (1.05%), Enterobacter aerogenes (16.49%), Escherichia coli (35.40%), Cytophaga/Flexibacter. (4.21%), Proteus vulgaris (2.10%), Salmonella sp. (2.10%), Streptococcus sp. (8.77%), Staphylococcus sp. (14.22%) and Vibrio sp. (1.05%). It is very importance to carry out bacteriological examinations of fish living in all inland waters, as this provides valuable information on fish and human health, as well as offering information on water pollution through the bioindicator properties of bacteria.Bu çalışmada, Murat Nehrinin Bingöl bölgesinden avlanan balıkçılardan canlı olarak temin edilen 3 balık türünün (Chondrostoma regium, Capoeta trutta ve Cyprinion macrostomum) solungaç ve bağırsaklarında bulunan bakteriyeler incelendi. Elli iki balıktan solungaç ve bağırsak örneği alındı. Bu örnekler ringer çözeltisi ile dilue edilerek Nutrient agar, Triptik soy agar, Salmonella-Shigella agar, Baird-Parker agar, McConcey agar, GSP (Aeromonas ve Pseudomonas selektif) agar ve Cytophaga agar’a ekimler yapıldı. Bakteriyel identifikasyonunda basit ve yaygın olarak mikrobiyolojide kullanılan morfolojik analizler ve biyokimyasal testler ile gerçekleştirildi. Toplamda 10 cinse ait 285 bakteri (117 adet solungaç ve 168 adet bağırsak) izole ve identifiye edildi. Balıkların solungaç ve bağırsaklarında Aeromonas hydrophila (%12,63), Corynebacterium sp. (%1,05), Enterobacter aerogenes (%16,49), Escherichia coli (%35,40), Cytophaga/Flexibacter (%4,21), Proteus vulgaris (%2,10), Salmonella sp. (% 2,10), Streptococcus sp. (%8,77), Staphylococcus sp. (%14,22) ve Vibrio sp. (%1,05) türlerine rastlandı. Tüm iç sularımızda yaşayan balıklarda bakteriyolojik incelemelerin yapılması hem balık ve insan sağlığı ve hem de bakterilerin biyoindikatör özelliklerinden dolayı suyun kirliliği hakkında bilgi vermesi nedeniyle oldukça önemlidir
Composite Modifiers to Improve the Rheological Properties of Asphalt Binders
For the last 20 years, researchers have been looking for ways to modify asphalt binders to improve their rheological and thermophysical properties. The application of composite modifiers to enhance the rheological properties of asphalt binders offers a potential remedy for this significant issue. Because of this, this study looked at how composite modifiers affected the plain binder's rheological characteristics. This study examined the rheological properties of unmodified and modified binders using a variety of formulations to blend modifiers including linear styrene-butadiene-styrene (SBS), radial SBS, Elvaloy, and polyphosphoric acid (PPA). The effect of PPA on the properties of polymer-added binders at low temperatures was investigated. Additionally, modifications using PPA aim to reduce the polymer content. Based on traditional performance classification (PG) and multiple stress creep recovery (MSCR) systems, original, rolling thin film oven-aged, and pressure aging vessel-aged binders were divided into three groups using a dynamic shear rheometer (DSR). The performance of binders at low temperatures was also assessed using the bending beam rheometer (BBR). All of the study's additions were discovered to have enhanced the neat binder's high-temperature capabilities. The elastic property of the neat binder was increased by the addition of Elvaloy and PPA. Results showed that, although the PPA modifier reduced the hardness of neat asphalt binder at low temperatures, other additives did not show significant effects on the hardness of the binder. The MSCR procedure was successfully utilized to grade all of the binders, but it appears that some binders and conditions do not fit the MSCR protocol's percent difference criterion. According to the study's findings, SBS can be replaced by 611 elastomer to enhance the performance of binders at high and moderate temperatures
Yeni kinolin peptit konjugatlarının sitotoksik ve antimikrobiyal özelliklerinin araştırılması
2623Background: Cancer is one of the most important health problems causing deaths in Turkey and the world. Nowadays, many treatment methods such as radiotherapy and chemotherapy are applied in cancer patients. Quinoline and its derivatives, which belong to heterocyclic compounds, have many biological activities for drug development. Quinoline compounds play a crucial role in the development of antitumor drugs due to their anticancer activity. Materials and Methods: In this study, the cytotoxic effects of synthesized seven different quinoline derivatives on lung cancer (A549) and healthy lung epithelial cell (BEAS2B), liver cancer (Hep 3B), and endothelial cell (HUVEC) were determined. Different concentrations were applied and IC50 values were calculated at different time courses. The antimicrobial activites of the compounds were also determined. Results: The IC50 values of compound 2 on the A549 cell line were determined to be 10.48 ?g/mL, 9.738 ?g/mL, and 10.14 ?g/mL. IC50 values of compound 6 on the same cell line were determined to be 7.307 µg/mL, 9.888 µg/mL, 10.63 µg/mL. Conclusions: Compounds 2 and 6 had a cytotoxic effect on the BEAS2B cell line. The antimicrobial activity of the compounds was determined by the minimum inhibition concentration method on different strains of bacteria and yeast. The compounds showed no antimicrobial activity on bacteria and yeast.Amaç: Kanser, Türkiye’de ve dünyada ölüme neden olan önemli sağlık sorunlarından biridir. Günümüzde radyoterapi ve kemoterapi gibi birçok tedavi yöntemi kanser hastalarında uygulanmaktadır. Heterosiklik bileşikler arasında olan kinolin ve türevleri ilaçların geliştirilmesi açısından birçok biyolojik aktivite bulundurmaktadır. Kinolin bileşikleri, antikanser aktivite gösterdikleri için antikanser ilaç gelişiminde önemli bir rolü vardır. Materyal ve Metot: Bu çalışmada, sentezlenmiş yedi farklı kinolin türevinin akciğer kanseri (A549) ve sağlıklı akciğer epitel (BEAS2B), karaciğer kanseri (Hep 3B) ve endotelial hücreler (HUVEC) üzerine sitotoksik etkileri belirlenmiştir. Farklı konsantrasyonlar uygulanmış ve farklı zaman aralıklarında IC50 değerleri hesaplanmıştır. Aynı zamanda bileşiklerin antimikrobiyal aktiviteleri de belirlenmiştir. Bulgular: A549 hücre hattı üzerine bileşik 2’nin IC50 değerleri 10.48 ?g/mL, 9.738 ?g/mL, 10.14 ?g/mL olarak tespit edilmiştir. Bileşik 6’nın aynı hücre hattı üzerine IC50 değerleri 7.307 ?g/mL, 9.888 ?g/mL, 10.63 ?g/mL olarak belirlenmiştir. Sonuç: Bileşik 2 ve 6’nın BEAS2B hücre hattı üzerine sitotoksik etkisi görülmüştür. Bileşiklerin antimikrobiyal etkileri çeşitli bakteri ve maya suşları üzerine minimum inhibisyon konsantrasyonu yöntemi ile belirlenmiştir. Bileşikler bakteriler ve maya üzerine antimikrobiyal etki göstermemiştir.[TR] İnönü Üniversites
Akdeniz ekolojik koşullarında plastik serada geç sonbahar dikim yöntemiyle yetiştirilen yeni çilek çeşitlerinin verim ve kalite özelliklerinin belirlenmesi
Ülkemizde çilek yetiştiriciliği üretimi yapılan önemli meyve türlerinden biridir. Bu çalışma Mustafa Kemal Üniversitesi Ziraat Fakültesine ait Üzümsü Meyveler Araştırma alanında yürütülmüştür. Çalışmada Ülkemiz için yeni 4 gün-nötr (“San Andreas”, “Monterey”, “Albion”, “Cristal”), 3 kısa gün çeşidi (“Camino Real”, “Sabrosa”, “Sabrina”) ve 1 standart çeşit (“Camarosa”) olmak üzere 8 çilek çeşidi plastik serada yetiştirilerek verim, erkencilik ve meyve kalite özellikleri incelenmiştir. Denemede taze fide yöntemi kullanılmış ve dikimler kasım ayının ilk haftası plastik serada gerçekleştirilmiştir. Elde edilen bulgulardan verim “Albion” ve “San Andreas” çeşitlerinde düşük, diğer çeşitlerde yüksek ve benzer değerler vermiştir. Erkencilik yönünden çeşitlerden “Cristal” ön plana çıkmıştır. Meyve irilikleri çeşitler arasında benzer bulunmuştur. Ekstra ve 1.kalite meyve oranı “Sabrosa” çeşidinden (%69.3) alınmıştır. Meyve kalite sınıfları bakımından “Sabrina” ve “Camarosa” ön plana çıkan çeşitler olmuştur. “Monterey” en sert etli meyveleri verirken, SÇKM içerikleri bakımından en yüksek değerler “Camarosa”, “Sabrosa” ve “Cristal” çeşitlerinden elde edilmiştir. Tartılı derecelendirme sonucuna göre “Sabrina”, “Camarosa” ve “Sabrosa”çeşitleri Antakya koşulları için en iyi uyum gösteren çeşitler olurken, taze fideler ile geç sonbahar dikimlerinde bitki başına verim değerleri oldukça düşük bulunmuştur