Malatya Turgut Özal University Institutional Repository
Not a member yet
4072 research outputs found
Sort by
Karacadağ Koşullarında Konvansiyonel ve Organik Çeltik Yetiştiriciliğinin Araştırılması
Organic production is not only sustainable agriculture, but also an alternative production model that aims to produce quality and healthy products. The present work was conducted to define the potentialities as economic of organic rice cultivation. The Osmancık-97 and Karacadağ cultivars, were used in the research. The research was carried out in three replications according to the split parcel trial design in random blocks rice growing periods on the farmer field in Karahan village, in Diyarbakır. According to the results obtained from the research; fertility was 83.5-91.2%, harvest index was 35.7-36.5%, and number of weed varied between 1.94-3.28 number/m². The values of grain yield of the Karacadağ cultivar was 4816 kg ha-1 and 4179 kg ha-1 in conventional and organic conditions while the values of grain yield of the Osmancık-97 cultivar was 3784 kg ha-1 and 3234 kg ha-1 in conventional and organic conditions, respectively. The local variety Karacadağ gave the best results for all the traits tested. Economically, organic Karacadağ application was regarded to be the most profitable method with a net profit of 3761 TL ha-1. Karacadağ variety has proven its adaptability to Diyarbakır ecological conditions. It is concluded that organic production in the region can be increased by using Karacadağ paddy in organic cultivation.Organik tarım, sadece sürdürülebilir tarım değil, aynı zamanda kaliteli ve sağlıklı ürünler üretmeyi hedefleyen alternatif bir üretim modelidir. Ekonomik olarak organik çeltik yetiştirme olanağını belirlemek amacıyla yürütülen bu çalışmada, materyal olarak Osmancık-97 ve yerel Karacadağ çeşitleri kullanılmıştır. Araştırma; Diyarbakır ilindeki Karahan köyündeki, bir çiftçi tarlasında, tesadüf bloklarında bölünmüş parseller deneme desenine göre 3 tekrarlamalı yürütülmüştür. Çalışmadan alınan sonuçlara göre; fertilite %83.5-91.2, hasat indeksi %35.7-36.5, yabancı ot sayısı 1.94-3.28 adet/m² arasında değişim göstermiştir. Karacadağ çeşidinin birim alandaki ortalama tane verimi konvansiyonel ve organik koşullarda sırasıyla 481.6 kg/da ve 417.9 kg/da olarak bulunur iken, Osmancık-97 çeşidinin birim alandaki ortalama dane verimi konvansiyonel ve organik koşullarda sırasıyla 378.4 kg/da ve 323.4 kg/da olarak bulunmuştur. Yerel Karacadağ çeşidi incelenen bütün özellikler bakımından en iyi sonucu vermiştir. Ekonomik açıdan, organik yetiştiricilikte Karacadağ çeşidi 376.1 TL kg/da net karla Osmancık-97 çeşidine göre daha kazançlı bulunmuştur. Karacadağ çeşidi Diyarbakır çevre şartlarına uyum yeteneği olan çeşittir. Yerel Karacadağ çeltiğinin organik yetiştiricilikte kullanılmasıyla yörede organik üretimin artabileceği kanaatine varılmıştır.[TR] Tarımsal Araştırmalar ve Politikalar Genel Müdürlüğ
The Impact Of Cultural Herıtage Smugglıng On Türkiye’s Economy
Türkiye, coğrafi konumu ve tarih boyunca ev sahipliği yaptığı medeniyetler sayesinde zengin bir kültürel mirasa sahip olmuştur. Kültürel mirasın bir toplumun kimliğini, tarihini ve değerlerini yansıtan önemli bir unsur olması kültürel mirasın korunmasını, gelecek nesillere aktarılması zorunlu kılmıştır. Türkiye, tarihsel açıdan zengin bir mirasa sahip bir ülkedir; bu miras, antik çağlardan günümüze kadar uzanan farklı medeniyetlerin izlerini taşımaktadır. Bu nedenle kültürel mirasın korunması, yalnızca tarihi eserlerin muhafazası anlamına gelmemekle birlikte, aynı zamanda ait olduğu topraklardan kaçırılan kültürel mirasların geri getirilmesi ve bu eserlerin kaybolan bağlarının yeniden kurulması ülkemiz için oldukça önemlidir. Türkiye kültürel miras kaçakçılığı ile mücadele ederek bu mirasın korunması ve ekonomiye kazandırılması için önemli adımlar atmıştır. Bu kapsamda Türkiye’de, yurt dışına kaçırılan tarihi eserlerin ait oldukları yere iadesi ve kültürel mirasların korunması amacıyla uluslararası iş birlikleri yaparak hukuki düzenlemeler geliştirilmiştir. Türkiye’nin kültürel miras kaçakçılığıyla mücadele etmek ve bu mirası geleceğe taşımak için gösterdiği çabalar hem ulusal kimliğin korunması hem de ekonomik gelişim için kritik öneme sahiptir. Bu önem doğrultusunda Türkiye, ekonomik kalkınma planında kültürel mirasın korunması ve ekonomiye kazandırılması için hedefler belirleyerek gerekli adımları atmıştır. Atılan bu adımlar kapsamında eserlerin ait olduğu yerde sergilenmesi ve ülke ekonomisine kazandırılması ve sürdürülebilir kalkınmanın sağlanması amaçlanmıştır. Müzecilik faaliyetleri geliştirilmiş ve kaçırılan tarihi eserlerin ülkemizde sergilenmesi sağlanmıştır. Böylelikle müze ve ören yerlerinin ziyaretçi sayıları artmış ve Türkiye’nin kültürel zenginliğini tanıtılarak ekonomik getiri sağlanmıştır.Türkiye has a rich cultural heritage thanks to its geographical location and the civilizations it has hosted throughout history. The fact that cultural heritage is an important element reflecting the identity, history and values of a society has made it imperative to protect cultural heritage and pass it on to future generations. Türkiye is a country with a rich historical heritage; this heritage bears the traces of different civilizations from ancient times to the present day. For this reason, the protection of cultural heritage does not only mean the preservation of historical artifacts, but also the return of cultural heritage that has been smuggled from the lands where it belongs and the re-establishment of the lost ties of these artifacts is very important for our country. Türkiye has taken important steps to combat the smuggling of cultural heritage and to protect and economize this heritage. In this context, Türkiye has developed legal regulations by cooperating internationally for the return of historical artifacts smuggled abroad and the protection of cultural heritage. Türkiye’s efforts to combat trafficking in cultural heritage and to preserve it for the future are critical for both the preservation of national identity and economic development. In line with this importance, Türkiye has taken the necessary steps by setting targets in its economic development plan to protect cultural heritage and bring it into the economy. Within the scope of these steps, it is aimed to exhibit the artifacts where they belong and to bring them to the national economy and to ensure sustainable development. Museology activities were improved and smuggled historical artifacts were exhibited in Türkiye. Thus, the number of visitors to museums and archaeological sites has increased and Türkiye’s cultural richness has been promoted and economic income has been generated
Evaluation of biochemical and inflammatory profiles of obese patients undergoing bariatric surgery
Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Tıbbi Biyokimya Ana Bilim DalıObezite artık Türkiye'de ve tüm dünyada giderek artan bir morbidite ve mortalite kaynağı haline gelmiştir. Bu nedenle son yıllarda obezite ile mücadeleye dikkat çekmeye çalışılmaktadır. Obezite tedavisi uzun sürelidir ve multidisipliner bir tedavi protokolü gerektirir. Adipokinler, adipoz dokudan sentezlenen, proinflamatuar ve antiinflamatuvar etkiye sahip biyoaktif proteinlerdir. Obezitede, adipoz dokudan salınan yüksek seviyedeki adipokinlerin, oksidatif strese ve inflamasyona neden olduğu belirtilmiştir. Obezite, yağ dokusunda artan makrofajların ve T lenfositlerin etkileşimi ile ilişkilidir. Bu ilişki, adipoz dokudaki proinflamatuvar sitokinlerin aktivitesinin artmasına neden olur. Yapılan son araştırmalar obez bireylerde, TNF-?, IL-6, CRP gibi proinflamatuar sitokinlerin ve akut faz proteinlerinin yüksek olduğunu göstermektedir. Asprosin, yağ dokusundan salınan ve metabolizma üzerinde önemli etkileri olan bir adipokindir. Asprosin ile obezite arasındaki nedensel ilişki tam olarak anlaşılamamış olsa da asprosinin metabolik yollarda çok önemli rol oynayan yeni bir molekül olduğuna ve obezite için bir biyobelirteç ve hedef molekül olarak kullanılabileceğine dair artan kanıtlar bulunmaktadır. Tüm bu bilgiler ışığında planlanan bu tez çalışmasında bariatrik cerrahinin serum asprosin, C-Reaktif Protein (CRP) ve IL-6 (interlökin-6) değerlerine etkisini incelemek amaçlanmıştır. Çalışmaya Malatya Turgut Özal Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Genel Cerrahi Kliniği'ne başvuran obezite cerrahisine karar verilmiş ve çalışmaya gönüllü olarak katılan 44 hasta dahil edildi. Obezite cerrahisi geçiren bireylerin serum örnekleri pre-op ve post-op 1, 3. ve 6. aylarda alınarak asprosin, CRP ve IL-6 düzeyleri ölçüldü. Obezite cerrahisi öncesi ve sonrası değerler karşılaştırılarak, cerrahi müdahalenin bu biyobelirteçler üzerindeki etkisi değerlendirildi. Çalışmamız sonucunda obezite cerrahisi geçirmiş bireylerde diğer çalışma sonuçlarıyla uyumlu olarak asprosin, CRP ve IL-6 düzeylerinin operasyon öncesi değerleri yüksek iken operasyon sonrası ağırlık kaybı ile birlikte bu değerlerde azalma tespit ettik. Bu sonuçlar eşliğinde obezite cerrahisi sonrası ağırlık kaybı ile beraber asprosin, CRP, IL-6 düzeylerini birlikte değerlendirmemizin litaratüre katkısının olduğunu düşünmekteyiz. ANAHTAR KELİMELER:Obezite, Bariatrik Cerrahi, Asprosin, C-Reaktif Protein, İnterlökin-6Obesity has become an increasing source of morbidity and mortality in Turkey and all over the world. For this reason, efforts have been made to draw attention to the fight against obesity in recent years. Obesity treatment is long-term and requires a multidisciplinary treatment protocol. Adipokines are bioactive proteins synthesized from adipose tissue and have proinflammatory and anti-inflammatory effects. In obesity, high levels of adipokines released from adipose tissue have been reported to cause oxidative stress and inflammation. In obesity, the increase in fat mass is associated with the interaction of T lymphocytes and macrophages in adipose tissue. This relationship leads to increased activity of proinflammatory cytokines in adipose tissue. Recent studies show that proinflammatory cytokines such as IL-6, TNF-?, CRP and acute phase proteins are high in obese individuals. Asprosin is an adipokine released from adipose tissue and has important effects on metabolism. Although the causal relationship between asprosin and obesity is not fully understood, there is increasing evidence that asprosin is a new molecule that plays a very important role in metabolic pathways and can be used as a biomarker and target molecule for obesity. In the light of all this information, this thesis study was planned to investigate the effects of bariatric surgery on serum Asprosin, C-Reactive Protein (CRP) and IL-6 (interleukin-6) values. The study included 44 patients who applied to the General Surgery Clinic of Malatya Turgut Ozal University Training and Research Hospital, who decided to undergo obesity surgery and agreed to participate in the study. Serum samples of individuals who underwent bariatric surgery were taken pre-operatively and at 1., 3. and 6. months post-operatively and asprosin, CRP and IL-6 levels were measured. The effect of surgical intervention on these biomarkers was evaluated by comparing the values before and after bariatric surgery. As a result of our study, in line with the results of other studies, we found that while the preoperative values of asprosin, CRP and IL-6 levels were high in individuals who had undergone obesity surgery, these values decreased with postoperative weight loss. We believe that evaluating asprosin, CRP, and IL-6 levels together with weight loss after obesity surgery will contribute to the literature in light of these results. KEYWORDS: Obesity, Bariatric Surgery, Asprosin, C-Reactive Protein, Interleukin-
A Method for n-Dimensional Reconstruction of Scalar Field Proposals
In the present study, we mainly implement a correspondence between two different concepts of dark energy via reverse engineering tecnique. We show that one can find exact expressions for a scalar field function and its self-interacting potential by making use of such correspondence
Yerel Ekonomik Kalkınmada Rekabetçilik ve Sürdürülebilirlik: Ürün Uzayı Yaklaşımı ile Stratejik Dönüşüm
This study examines the Product Space approach, which constitutes one of the fundamental components of sustainable local development, and explores its relationship with regional competitiveness. Sustainable development aims to ensure the well-being of current generations without jeopardizing the needs of future generations by addressing economic, social, and environmental dimensions in an integrated manner. In this context, local development strategies play a critical role in promoting regional economic growth, reducing social inequalities, and supporting the sustainable use of natural resources. The Product Space approach provides an analytical framework that analyzes a country’ s existing production structure and identifies potential product groups that could be developed in the future. This method facilitates progress toward sustainable development goals by contributing to economic diversification. In the study, data from Harvard University’ s Growth Lab, the Turkish Statistical Institute (TUIK), and the Turkish Exporters Assembly (TIM) are utilized to analyze Turkey’ s production and export structure, and to identify the sectors in which industrial policies should be concentrated. The findings indicate that, in order to enhance its international competitiveness, Turkey must shift toward high-tech production and align its regional development strategies accordingly.Bu çalışma, sürdürülebilir yerel kalkınmanın temel unsurlarından biri olan Ürün Uzayı (Product Space) yaklaşımını ve bu yaklaşımın bölgesel rekabetçilikle ilişkisini incelemektedir. Sürdürülebilir kalkınma; ekonomik, sosyal ve çevresel boyutları bütüncül bir şekilde ele alarak, mevcut kuşakların refahını sağlarken gelecek kuşakların ihtiyaçlarını riske atmamayı hedeflemektedir. Bu çerçevede yerel kalkınma stratejileri; bölgesel ekonomik büyümeyi teşvik etmek, toplumsal eşitsizlikleri azaltmak ve doğal kaynakların sürdürülebilir kullanımını desteklemek açısından kritik bir öneme sahiptir. Ürün Uzayı yaklaşımı, bir ekonominin mevcut üretim yapısını analiz ederek, gelecekte hangi ürün gruplarına yönelmesinin mümkün olduğunu ortaya koyan analitik bir çerçeve sunmaktadır. Bu yöntem, ekonomik çeşitliliğin artırılmasına katkı sağlayarak sürdürülebilir kalkınma hedeflerine ulaşmayı kolaylaştırmaktadır. Çalışmada Harvard Üniversitesi Growth Lab, Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) ve Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) verilerinden yararlanılarak Türkiye’ nin üretim ve ihracat yapısı incelenmekte; sanayi politikalarının hangi sektörlerde yoğunlaştırılması gerektiği tartışılmaktadır. Elde edilen bulgular, Türkiye’ nin uluslararası rekabet gücünü artırabilmesi için yüksek teknolojili üretime yönelmesi ve bölgesel kalkınma politikalarının bu doğrultuda şekillendirilmesi gerektiğine işaret etmektedir
Termal Kamera Görüntülerinin Çoklu Sınıflandırılması için Derin Öğrenme Tabanlı Tekniklerin Performans Karşılaştırılması
Termal kameralar, cisimlerin sıcaklık farklılıklarını kızılötesi ışın değerlerine bağlı olarak renklendirdiği görüntüleme sistemleridir. Günümüzde başta savunma sanayi olmak üzere sağlık, ziraat, inşaat gibi birçok farklı alanda termal kameralar kullanılmaktadır. Özellikle savunma sanayi alanında kullanılan bu kameralardan elde edilen görüntüler, çeşitli nesnelerin ve canlıların tespiti için büyük önem arz etmektedir. Bu çalışmada termal kamera görüntülerinin sınıflandırması için derin öğrenme tabanlı tekniklerin kapsamlı bir karşılaştırması sunulmaktadır. Çalışmada 7 farklı Evrişimli Sinir Ağları mimarisi ile görüntülerin özellikleri çıkarılmış, 5 farklı sınıflandırma yöntemi ile sınıflandırılması sağlanmıştır. Performans değerlendirmesi için dengesiz çok sınıflı veri kümelerinin sınıflandırılmasına uygun metrikler olan dengeli doğruluk, makro ve mikro ortalama duyarlılık, makro ve mikro ortalama kesinlik, makro ve mikro ortalama F ölçütü metrik değerleri kullanılmıştır. Ayrıca tüm yapıların ayrı ayrı eğitim ve test süreleri karşılaştırılmıştır. Çalışmada en yüksek doğruluk değeri %95.24 ile Resnet101+Softmax ve Resnet50+DVM mimarilerinde elde edilmiştir. Sınıfların eşit ağırlıklı alındığı dengeli doğruluk değerinde ise en yüksek %95,17 ile Resnet101+Softmax mimarisinden elde edilmiştir. Resnet101+Softmax mimarisinde makro ortalamalı kesinlik 0.9579, makro ortalamalı F ölçütü 0.9543 ve mikro ortalamalı F ölçütü 0.9524 değerleri elde edilmiştir. Bu çalışma, küçük ve dengesiz termal görüntüler üzerinde, önceden eğitilmiş ESA ağlarının özellik çıkarımı ile makine öğrenimi sınıflandırıcılarının kullanımının, tamamen eğitilmiş ağlarla elde edilen performansa benzer sonuçlar sağlanabileceğini göstermişti
THE EFFECT OF ANATOMY KNOWLEDGE LEVEL OF INTERN PHYSIOTHERAPY STUDENTS ON THE TREATMENT OF PATIENTS WITH SHOULDER PROBLEMS
AMAÇ: Çalışmanın amacı, fizyoterapi stajyer öğrencilerinin omuz kısıtlılığı hastalarının tedavisindeki başarısını ve bu yeterliliğin üst ekstremite anatomisi bilgisi ile ilişkisini belirlemektir. GEREÇ VE YÖNTEM: Üst ekstremite anatomi sınavına 48 stajyer öğrenci alındı. 1. Grupta 45 puanın altında puan alan 20 öğrenci, 2. Grupta ise 45 puanın üzerinde puan alan 28 öğrenci yer aldı. 48 hastaya 4 hafta boyunca, haftalık 5 seans, standart parmak merdiveni ve sopa egzersizleri uygulandı. Hastalara ayrıca kontrol ölçümlerine kadar ev egzersizleri öğretildi. VAS (dinlenme, aktivite, uyku), omuz hareket açıklığı (EHA), SF-36 (sağlık anketi anketi), kol, omuz ve el sakatlığı anketi (DASH) ve hasta memnuniyet anketi (PSQ-18) tedavi öncesi, tedavi sonrası (PostT) ve tedaviden 4 hafta sonra (C) gerçekleştirildi. BULGULAR: Grup 2'deki hastalarda kısa periyotta (PostT) VAS, ROM ve DASH'de istatistiksel olarak anlamlı iyileşme belirlendi. Uzun dönemde (C) her iki gruptaki hastalarda istatistiksel olarak anlamlı iyileşme olduğu ve gruplar arası bir üstünlük olmadığı belirlendi. Grup 2'deki hastalarda kısa periyotta (PostT ) ve uzun periyotta (C), SF-36 değerlendirmesinde istatistiksel olarak anlamlı artış gözlenirken, Grup 1'de bu artış yoktur. PSQ-18'de her iki gruptaki hastalarda istatistiksel anlamlı fark gözlenirken, gruplar arasında anlamlı farklılık yoktur. SONUÇ: Fizyoterapi stajyer öğrencilerinin üst ekstremite anatomisine ilişkin yeterli bilgi sahibi olmaları kısa periyotta etkili olmaktadır. Hastaların uzun periyotta ev egzersizlerine düzenli olarak devam etmesi, anatomi bilgisi eksikliğinden kaynaklanan tedavi kalitesinin düşüklüğünü azaltmaktadır.OBJECTIVE: The study aims to determine the success of physiotherapy intern students in treating patients with shoulder disabilities and to investigate the relationship between this competence and their knowledge of upper extremity anatomy. MATERIAL AND METHODS: 48 intern students were taken to the upper extremity anatomy exam. 20 students scored below 45 points formed Group 1, 28 students scored above 45 points formed Group 2. Standard finger ladder and wand exercises were applied to 48 patients 5 weekly sessions for 4 weeks. Patients were also taught home exercises to continue until the follow-up sessions. VAS (rest, activity, sleep), shoulder range of motion (ROM), SF-36 (health survey questionnaire), the disability of the arm, shoulder, and hand (DASH), and patient satisfaction questionnaire (PSQ-18) were performed pre-treatment, post-treatment (PostT), and 4 weeks after the treatment (C). RESULTS: In the short term, statistically significant improvement has been determined in VAS, ROM, and DASH in patients in group 2. In the long term, there was a statistically significant improvement in patients in both groups and no intergroup superiority. There was a statistically significant increase in SF-36 in the short and long periods in patients in Group 2, while no such increase was observed in Group 1. In PSQ-18, patients in both groups showed statistically significant satisfaction, with no significant differences between the groups. CONCLUSIONS: Adequate knowledge of upper extremity anatomy of physiotherapy intern students is effective in achieving short-term treatment success. In the long term, patients' regular continuation of home exercises reduces the lack of treatment quality due to lack of anatomy knowledge
Examination of the correlation between emotional intelligence and prosocial behavior of physical education and sports school students doing individual and team sports
The purpose of this study was to examine the association between emotional intelligence and prosocial behavior levels among university students enrolled in Schools of Physical Education and Sports who participate in individual and team sports. The relational screening model, a quantitative research tool, was employed in the study. The study group comprises of students enrolled in the 2021-2022 academic year. The research was carried out with the voluntary participation of 542 university students, and the Revised Schutte Scale developed by Schutte et al. (1998) and adapted to Turkish by Tatar, Tok, Saltukoglu (2011), the Positive Social Behavior Scale developed by Carol and Randall (2002) and adapted by Kumru et al. (2004), and the personal information form consisting of seven questions were used in the data collection phase. In the analysis of the research data, the t-test analysis method was used to determine whether there was a difference between the groups, and the correlation test was used to determine the relationship. In the research findings, it was determined that there was a significant difference in the sub-dimensions of using emotions and optimism/mood according to gender. The gender variable revealed a significant difference in public positive social conduct, anonymous positive social behavior, immediate positive social behavior, emotional positive social behavior, obedient positive social behavior, and the total scale. There was a substantial difference in the obedient good social conduct subdimension among the sports types studied. As a consequence, positive moderately significant associations were found between emotional intelligence and positive social behavior traits. This finding indicates that improving university students' emotional intelligence has a modestly beneficial impact on pleasant social behaviors
Effect of liquid vermicompost mixture on yield and plant development in pepper and eggplant
Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Bahçe Bitkileri Ana Bilim DalıBiber ve Patlıcan dünyada en fazla yetiştiriciliği yapılan, çeşitli tüketim alanları bulunan ve zengin besin değeri olan sebze türleri arasındadır. Son yıllarda dünyada kimyasal gübre kullanımında bilinçsiz hareket edilmesi doğal ve beşeri çevreye ciddi oranda zarar vermektedir. Bu durumu iyileştirmeye yönelik organik gübrelerin kullanımına yönelimler olmuştur. Bundan dolayı uygun organik gübre kaynağını belirlemek ve uygulama alanına aktarmak önemli unsurdur. Bu çalışmada da önemli organik gübre kaynaklarından olan sıvı solucan gübresinin biber ve patlıcan yetiştirmede bitkisel gelişim, bazı kalite özellikleri ve besin elementi içeriği üzerine olan etkilerinin belirlenmesi esas alınmıştır. Çalışma, 2022 yılı Nisan-Ağustos tarihleri arasında Malatya Turgut Özal Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bahçe Bitkileri bölümüne ait serada yürütülmüş ve kandil F1 biber çeşidi ile kemer F1 patlıcan çeşidi kullanılmıştır. Sera denemesi şeklinde yürütülmüş olan bu araştırmada, kontrol dahil 6 uygulamalı (kimyasal gübre (Hümik Asit), kontrol, 500 cc/da sıvı solucan gübresi,1000 cc/da sıvı solucan gübresi,1500 cc/da sıvı solucan gübresi, katı solucan gübresi ) 3 tekerrür ve her tekerrür 12 bitkiden oluşmuştur. Denemede her çeşit için 180 fide, toplamda 360 fide dikimi yapılmıştır. Denemede yapılan uygulamaların etkilerinin incelenmesi amacıyla biber ve patlıcan bitkilerinde gelişim parametreleri ve kalite özellikleri analiz edilmiştir. Sonuçlar incelendiğinde biber bitkisinde toplam verim, yaprak kuru ağırlığı, gövde çapı, klorofil miktarı, meyve eti sertliği ve meyve eninde. Patlıcanda ise verim, meyve ağırlığı, meyve eti sertliği, meyve boyu, meyve eni ve klorofil miktarında sıvı solucan gübresi karışımı olan Durak uygulamalarında daha etkili olduğu görülmüştür.Pepper and Eggplant are among the most cultivated vegetables in the world, have various consumption areas and have rich nutritional value. In recent years, unconscious use of chemical fertilizers in the world has caused serious damage to the natural and human environment. There have been trends towards the use of organic fertilizers to improve this situation. Therefore, it is important to identify suitable organic fertilizer sources and apply them. In this study, it was aimed to determine the effects of liquid worm castings, one of the important organic fertilizer sources, on plant development, some quality characteristics and nutrient content in pepper and eggplant cultivation. The study was carried out between April and August 2022 in the greenhouse belonging to the Department of Horticulture, Faculty of Agriculture, Malatya Turgut Özal University, and Kandil F1 pepper variety and Kemer F1 eggplant variety were used. This research, which was carried out as a greenhouse trial, included 6 applications (chemical fertilizer, control, 500 cc/da liquid worm manure, 1000 cc/da liquid worm manure, 1500 cc/da liquid worm manure, 2000 cc/da liquid worm manure). There were 3 replications and each replication consisted of 12 plants. 180 seedlings were planted for each variety, 360 seedlings in total. In order to examine the effects of the applications made in the trial, development parameters and quality traits were analyzed in pepper and eggplant plants. When the results were examined, it was seen that Durak applications, which are liquid worm manure mixture, were more effective in total yield, leaf dry weight, stem diameter, chlorophyll amount, fruit flesh firmness and fruit width in pepper plants. In eggplant, it was seen that Durak applications were more effective in yield, fruit weight, fruit flesh firmness, fruit length, fruit width and chlorophyll amount
Detection of malware using machine learning methods
Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Enformatik Ana Bilim DalıZararlı yazılımlar, bilgisayar sistemlerine zarar vermek, veri çalmak veya sistemleri kullanılamaz hale getirmek amacıyla tasarlanmış yazılımlardır. Günümüzde zararlı yazılımların tespiti ve önlenmesi, siber güvenlik alanında büyük bir önem taşımaktadır. Bu tez çalışmasında, makine öğrenmesi tabanlı algoritmalar ile zararlı yazılımların tespiti ve analizi gerçekleştirilmiştir. Tez çalışmasında, orijinal KDD99 veri setinin %10'luk bir alt kümesi olan KDD-cup-99 veri seti kullanıldı. Veri kümesi 42 özellik ve 494.020 kayıt içerir. Hedef özellik, normal ve anormal bağlantı türleri olarak sınıflandırılabilen bağlantı türünü belirtir. Ancak anormal bağlantılar ayrıca Probe, Hizmet Reddi (DOS), R2L (Kök 2 Yerel) ve U2R (Kullanıcı 2 Kök) olmak üzere dört tür siber saldırıya ayrılabilir. Saldırı tespitinde lojistik regresyon algoritması, ensemble algoritması, yapay sinir ağları, destek vektör makineleri ve k-en yakın komşu algoritmaları olmak üzere beş farklı makine öğrenme algoritması çalıştırılmış ve sonuçları karşılaştırılmıştır. Yapay Sinir Ağları (ANN) modeli % 97,61 doğruluk oranı ile en iyi performansı sergilemiştir. Elde edilen sonuçlar, makine öğrenmesi yöntemlerinin zararlı yazılım tespitinde yüksek doğruluk oranlarına sahip olduğunu göstermektedir. Bu bulgular, siber güvenlik alanında daha etkili tespit ve önleme stratejilerinin geliştirilmesine katkı sağlayacaktır. ANAHTAR KELİMELER: Makine Öğrenmesi, Zararlı Yazılımlar, SınıflandırmaMalware is software designed to damage computer systems, steal data or render systems unusable. Today, detecting and preventing malware is of great importance in the field of cyber security. In this thesis study, malware detection and analysis was carried out with machine learning-based algorithms. In the thesis study, the KDD-cup-99 dataset, which is a 10% subset of the original KDD99 dataset, was used. The dataset contains 42 features and 494,020 records. The target feature specifies the connection type, which can be classified into normal and abnormal connection types. But abnormal connections can also be divided into four types of cyberattacks namely Probe, Denial of Service (DOS), R2L (Root 2 Local) and U2R (User 2 Root). Five different machine learning algorithms, including logistic regression algorithm, ensemble algorithm, artificial neural networks, support vector machines and k-nearest neighbor algorithms, were run in attack detection and their results were compared. Artificial Neural Networks (ANN) model showed the best performance with an accuracy rate of 97.61%. The results obtained show that machine learning methods have high accuracy rates in malware detection. These findings will contribute to the development of more effective detection and prevention strategies in the field of cybersecurity. KEYWORDS: Machine Learning, Malware, Classificatio