Malatya Turgut Özal University Institutional Repository
Not a member yet
    4072 research outputs found

    Yapay Zeka: Olanaklar ve Riskler

    No full text
    Bu araştırmanın amacı; “Z kuşağı gençlerin” ‘Yapay Zeka’ kavramına ilişkin geliştirdikleri zihinsel imgeleri tespit ederek “Z kuşağı” gençlerin yapay zeka algılarını sosyolojik açıdan ortaya çıkarmaktır. Araştırmaya 374 Z kuşağı öğrenci katılmıştır. Araştırmada karma araştırma yöntemi kullanılmıştır. Araştırma verileri iki aşamalı bir soru formu aracılığıyla toplanmıştır. Soru formu katılımcı öğrencilerin bazı demografik bilgilerine yönelik soruların yer aldığı kişisel bilgi formu ve “Yapay Zeka” kavramına dair zihinsel imgelerini ortaya çıkarmak amacıyla “Yapay Zeka......benzer/gibidir, çünkü..........” ifadesinin yer aldığı soru ile oluşturulmuştur. Nitel verilerin içerik analizinde MAXQDA 20 ve nicel verilerin analizinde SPSS 25 paket programı kullanılmıştır. Araştırmada Z kuşağı katılımcıların “Yapay Zeka” kavramına dair birbirinden farklı toplam 149 metafor ürettikleri görülmüştür. Katılımcılar tarafından en fazla dile getirilen metaforlar; insan, robot beyin, bilgisayar, zekâ, hizmetçi, akıl, gelecek, teknoloji, çocuk, kolaylık, telefon, zihin, yazılım gibi metaforlardır. Z kuşağı öğrencilerin “Yapay Zekâ” kavramına dair zihinsel çağrışımları, taşıdıkları anlam özelliklerine göre 3 ana ve 6 alt temaya ayrılmıştır. Bu temalar ise; Ana tema I. İmkân/olumlu algılar ana teması başlığında İnsana Dair Özellikler Alt Teması, Fayda Alt Teması, Gelişim ve Dönüşüm Alt Teması başlıklarında 3 alt tema şeklinde sınıflandırılmıştır. Ana tema II. Korku/olumsuz algılar ana teması ise, Risk Alt Teması başlığında değerlendirilmiştir. Ana tema III. Taraf içermeyen algılar ana teması başlığında ise, Teknik ve Bilimsel Alt Teması ve Doğa Alt Teması yer almaktadır. Ayrıca bazı demografik değişkenlerin alt temalarda istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık oluşturduğu görülmüştür

    Deprem Sonrası Korku ve Kaygıların Bazı Değişkenler Açısından İncelenmesi

    No full text
    Depremlerin neden olduğu olumsuz etkilerden birisi de insanlarda yoğun kaygı ve korku duygularının ortaya çıkmasıdır. Bu durum, afetle mücadeleyi ve başa çıkmayı zorlaştıran bir etki yaratır. Bu çalışmada, 6 Şubat 2023 depremlerine Malatya’da hazırlıksız yakalanan insanların, afet sonrasında korku ve kaygı düzeyleri ve genel anlamda psikolojik açıdan yaşadıkları travmalar; bu travmaların temel bazı değişkenlerle olan ilişkisi araştırılmıştır. Araştırma, nicel yöntemde anket tekniğiyle gerçekleştirilmiş ve Temmuz 2024’te 400 kişiye 29 soruluk anket uygulanmıştır. SPSS 21 programı ile analiz edilen verilere Frekans, Çapraz tablo, T-testi ve Anova ölçümleri yapılmıştır. Araştırma sonucunda depremzede katılımcıların kaygı ve korku düzeylerinin yüksek olduğu; bu kaygı ve korku düzeylerinin cinsiyet, yaş, eğitim, gelir ve medeni durum gibi değişkenlere göre farklılaştığı görülmüştür. Kadınların erkeklere, eğitim ve gelir seviyesi düşük olanların yüksek olanlara göre kaygı ve korku düzeylerinin yüksek olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca eşi vefat edenlerin ve boşananların bekârlara ve evlilere göre daha çok kaygılı ve tedirgin oldukları tespit edilmiştir

    An evaluation on the security of small businesses after earthquake from the perspective of disaster management

    No full text
    Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, İşletme Ana Bilim DalıTürkiye, tarih boyunca doğal afetlerin sıkça etkilediği bir coğrafyada yer almaktadır. Ülkenin jeolojik yapısı, üç büyük aktif fay hattı üzerine kurulu olması nedeniyle depremler başta olmak üzere sel, toprak kayması ve çığ gibi afetlere yatkınlığını artırmaktadır. Bu afetler, yalnızca fiziksel yıkım yaratmakla kalmayıp, ekonomik, toplumsal dayanışma ve bireylerin yaşam kalitesi üzerinde derin etkiler bırakmaktadır. Çalışma, özellikle yerel ekonomilerin sürdürülebilirliği açısından kritik öneme sahip olan küçük işletmelerin bu süreçteki zorluklarını kapsamlı bir şekilde ele almayı hedeflemektedir. Bu çalışmanın ana amacı, Türkiye'de küçük işletmelerin afet sonrası güvenliğine yönelik mevcut durumu değerlendirmek, karşılaşılan sorunları belirlemek ve sürdürülebilir çözüm önerileri geliştirmektir. Afet sonrası küçük işletmelerin güvenliğini sağlamaya yönelik yenilikçi stratejiler geliştirilirken, kamu, özel sektör ve sivil toplum kuruluşlarının işbirliğiyle ortak modellerin nasıl oluşturulabileceği detaylı bir şekilde tartışılmıştır. Çalışma, özellikle deprem gibi yıkıcı doğal afetlerin ardından işletmelerin iş sürekliliğini sağlama adına uygulanabilecek sigorta, dijitalleşme, yasal düzenlemeler ve ekonomik hazırlık gibi çok yönlü stratejiler önermektedir.Yönetim bilimleri çerçevesinde ele alınan çalışma, afetlere karşı dayanıklı toplumların oluşturulmasında kamu-özel sektör işbirliği ve sivil toplum katılımının önemine dikkat çekmektedir. Bu bağlamda, kalkınma planları ve risk yönetimi politikalarının afet yönetimiyle nasıl entegre edilebileceği analiz edilmiştir. Ayrıca, dijital dönüşüm, bulut hizmetleri ve toplum temelli işbirliği modellerinin küçük işletmelerin afete karşı direncini artırmadaki rolü üzerinde durulmuştur.Sonuç olarak, küçük işletmelerin afet sonrası süreçlerde karşılaştıkları güvenlik ve sürdürülebilirlik sorunları, işletmelerin ekonomik kalkınmadaki rollerinin zayıflamasına ve yerel ekonomilerin olumsuz etkilenmesine yol açmaktadır. Çalışmada ortaya konulan yenilikçi politikalar ve çözüm önerileri, küçük işletmelerin afete karşı dirençlerini artırmak amacıyla kamu-özel sektör işbirliği, eğitim ve yönetişim odaklı yaklaşımların önemli bir rol oynayacağını göstermektedir. Çalışma, Türkiye'nin afet yönetim sistemindeki mevcut eksiklikleri tespit ederek daha kapsayıcı ve etkin modeller geliştirilmesi için yol haritası sunmaktadır. Böylece afetlerin yerel ekonomilere olan yıkıcı etkileri minimize edilerek toplumların ve işletmelerin daha dirençli hale gelmesi sağlanabilir.Turkey is located in a region that has been frequently affected by natural disasters throughout history. The geological structure of the country, being built on three major active fault lines, increases its susceptibility to disasters such as earthquakes, floods, landslides and avalanches. These disasters not only cause physical destruction, but also have deep effects on economic, social solidarity and the quality of life of individuals. The study aims to comprehensively address the difficulties of small businesses, which are of critical importance especially for the sustainability of local economies, in this process. The main purpose of this study is to evaluate the current situation regarding the post-disaster security of small businesses in Türkiye, to identify the problems encountered and to develop sustainable solution proposals. While developing innovative strategies to ensure the security of small businesses after a disaster, it has been discussed in detail how common models can be created with the cooperation of the public, private sector and civil society organizations. The study suggests multifaceted strategies such as insurance, digitalization, legal regulations and economic preparation that can be implemented to ensure the business continuity of businesses, especially after devastating natural disasters such as earthquakes. The study, which is addressed within the framework of management sciences, draws attention to the importance of public-private sector cooperation and civil society participation in creating disaster-resilient societies. In this context, how development plans and risk management policies can be integrated with disaster management is analyzed. In addition, the role of digital transformation, cloud services and community-based cooperation models in increasing the resilience of small businesses against disasters is emphasized. As a result, the security and sustainability problems that small businesses face in post-disaster processes lead to a weakening of the role of businesses in economic development and to the negative impact of local economies. The innovative policies and solution proposals presented in the study show that public-private sector cooperation, education and governance-oriented approaches will play an important role in increasing the resilience of small businesses against disasters. The study identifies the current deficiencies in Türkiye's disaster management system and provides a roadmap for the development of more inclusive and effective models. Thus, the devastating effects of disasters on local economies can be minimized and societies and businesses can be made more resilient. Turkey is located in a region that has been frequently affected by natural disasters throughout history. The geological structure of the country, being built on three major active fault lines, increases its susceptibility to disasters such as earthquakes, floods, landslides and avalanches. These disasters not only cause physical destruction, but also have deep effects on economic, social solidarity and the quality of life of individuals. The study aims to comprehensively address the difficulties of small businesses, which are of critical importance especially for the sustainability of local economies, in this process. The main purpose of this study is to evaluate the current situation regarding the post-disaster security of small businesses in Türkiye, to identify the problems encountered and to develop sustainable solution proposals. While developing innovative strategies to ensure the security of small businesses after a disaster, it has been discussed in detail how common models can be created with the cooperation of the public, private sector and civil society organizations. The study suggests multifaceted strategies such as insurance, digitalization, legal regulations and economic preparation that can be implemented to ensure the business continuity of businesses, especially after devastating natural disasters such as earthquakes. The study, which is addressed within the framework of management sciences, draws attention to the importance of public-private sector cooperation and civil society participation in creating disaster-resilient societies. In this context, how development plans and risk management policies can be integrated with disaster management is analyzed. In addition, the role of digital transformation, cloud services and community-based cooperation models in increasing the resilience of small businesses against disasters is emphasized. As a result, the security and sustainability problems that small businesses face in post-disaster processes lead to a weakening of the role of businesses in economic development and to the negative impact of local economies. The innovative policies and solution proposals presented in the study show that public-private sector cooperation, education and governance-oriented approaches will play an important role in increasing the resilience of small businesses against disasters. The study identifies the current deficiencies in Türkiye's disaster management system and provides a roadmap for the development of more inclusive and effective models. Thus, the devastating effects of disasters on local economies can be minimized and societies and businesses can be made more resilient

    Anti-infective effect of Aquilaria malaccensis L. essential oil against Candida strains, the leading cause of yeast infectious

    No full text
    Aquilaria malaccensis L., known as Agarwood, is widely found in India, Malaysia, Bhutan, and Indonesia. It is a pleasantly scented plant used in the production of resin. It is an interesting material in the field of health due to its resin and essential oil, which exhibit antimicrobial properties. This study aimed to evaluate the antifungal properties of A. malaccensis L. essential oil and determine its minimum inhibitory concentrations (MIC) against the Candida species tested. The inhibitory effect of A. malaccensis L. essential oil was tested on five Candida species. The broth microdilution method was used to determine the MIC values against the tested microorganisms, and the viability of microorganisms exposed to the plant essential oil was assessed using resazurin sodium salt. According to the results, the MIC of the plant essential oil against Candida tropicalis, Candida krusei and Candida albicans is 62.50 µL/mL. While the MIC against Candida glabrata is 31.25 µL/mL, the MIC against Candida parapsilosis is 7.81 µL/mL. These results show the potential of A. malaccensis L. as an anti-candidal agent. The continuation of this study revealed the need for optimizing and implementing more comprehensive antimicrobial tests

    RECEPTION ANALYSIS OF CHP'S #İŞİMİZGÜCÜMÜZTÜRKİYE THEMED ADVERTISEMENT FILMS IN THE CONTEXT OF THE 2024 LOCAL ELECTIONS

    No full text
    Çalışmada 2024 Türkiye yerel seçimleri bağlamında Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) #İşimizGücümüzTürkiye temalı siyasal reklam filmlerinden toplumsal sorunları konu alan dört reklam filminin izleyiciler tarafından nasıl alımlandığının tespit edilmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla Stuart Hall’ün kodlama ve kod açımlama teorisine dayanarak, reklamların egemen-hegemonik, müzakereli ve muhalif okuma biçimlerine göre izleyiciler tarafından nasıl değerlendirildiği analiz edilmiştir. Malatya ilinde yaşayan, farklı yaş, cinsiyet, eğitim düzeyi, meslek ve siyasal yaklaşımlara sahip reklam filmi izletilen 10 katılımcıyla birebir derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Araştırmada, katılımcıların reklam filmlerine ilişkin akılda kalıcılık, görsel hatırlama, gerçekçilik, temel mesaj, propaganda unsurları, parti kimliği ve hizmetlerine yönelik izlenimler, duygusal etkiler ve CHP’ye oy verme davranışları ele alınmıştır. Bulgular, katılımcıların siyasal reklamlara yönelik farklı okumalar gerçekleştirdiğini göstermektedir. Özellikle genç ve kadın katılımcıların, egemen okuma biçimini yansıttığı ve duygusal etkilenmelerinin fazla olduğu belirlenmiştir. Bu durumun da seçmen davranışlarının şekillenmesine katkı sağladığı söylenebilir.In the context of the 2024 local elections in Turkey, the study aimed to determine how the audience perceived four commercials of Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) themed #İşimizGücümuzTürkiye political commercials, which were about social problems. For this purpose, based on Stuart Hall's coding and decoding theory, it was analyzed how the commercials were evaluated by the audience according to dominant-hegemonic, negotiated and oppositional reading styles.One-on-one in-depth interviews were conducted with 10 participants of different ages, genders, educational levels, professions and political attitudes living in Malatya province. The study examined the participants' perceptions regarding commercials, including memorability, visual recall, realism, core message, propaganda elements, impressions of party identity and services, emotional effects and voting behavior towards CHP. The findings show that the participants realized different readings of political commercials. It was determined that especially young and female participants reflected the dominant reading style and were more emotionally affected. It can be said that this situation contributes to the shaping of voter behavior

    Bilanço Dışı Kalemlerin Bankaların Firma Değerine Etkisi: Türk Mevduat Bankaları Üzerine Bir Uygulama

    No full text
    Bilanço dışı işlemler, bankaların bilançolarında yer almayan ancak kâr/zarar hesaplarını etkileyen işlemlerdir. Bu çalışmada, 2010-2023 yılları arasında BIST Bankacılık Endeksi’nde işlem gören 10 mevduat bankasının bilanço dışı kalemlerinin firma değerleri üzerindeki etkileri incelenmiştir. Bağımsız değişkenler olarak bankaların bilanço dışı kalemleri olan türev ürünler, taahhütler, garanti ve kefaletler ele alınırken, bağımlı değişken olarak PD/DD oranı kullanılmıştır. Çalışmada uzun dönem ilişkilerin varlığı Westerlund Eşbütünleşme Testi ile analiz edilmiş, katsayı tahminleri için AMG ve CCE yöntemleriyle kullanılmıştır. Analiz sonucunda bankaların türev ürünlerinin PD/DD üzerinde genel olarak ters yönlü bir etkiye sahip olduğunu, kefalet tutarlarının ise çoğunlukla PD/DD üzerinde pozitif bir etki yarattığı, taahhüt tutarlarının etkisinin ise bankadan bankaya farklılık gösterdiği ve genel anlamda PD/DD üzerinde belirgin bir etkisinin olmadığı anlaşılmıştır

    Sokrates'in Sinekleri: Siyaset, Adalet ve Devlet

    No full text
    Yusuf Çifci bu kitabında Sokrates’in, yaşadığı dönemin felsefe anlayışını derinden sarstığını ortaya koymaktadır. Kitap tümüyle incelendiğinde Sokrates’in, o dönemin madde temelli felsefe anlayışını dönüştürdüğü ve ruh temelli bir felsefe anlayışı geliştirdiği görülmektedir. Yaşadığı dönemde tüm filozoflar, varlığı; ateş, hava, su ve toprak gibi maddelerle açıklarken, Sokrates varlığın ilk kaynağı olarak Tanrısal ruhu işaret etmiş ve bir ruh devrimi gerçekleştirmiştir. Sokrates’e göre felsefenin merkezinde insan olmalı ve bilgi, sofistlerin yaptığı gibi para kazanma aracı olarak kullanılmamalıdır. Sokrates için bilgi insana, iyilik, özgürlük, adalet ve erdem kazandırırken bilgisizlik insanı bu özelliklerden mahrum bırakmaktadır. Erdemli insan için önemli olan maddi zenginlik değil, varlığın özünün bilgisiyle yani bilgelikle elde edilen manevi zenginliktir. Sokrates’in felsefesinde aşk ile bireysel, dostluk ile toplumsal ve adalet ile siyasal anlamda iyiye ulaşılabileceği kitapta vurgulanan önemli hususlardandır. Bu kitap, Sokrates’e atıfla, devletin dininin adalet olduğunu, bu nedenle uzun ömürlü bir devlet için adalete önem verilmesi gerektiğini aktarmaktadır. Erdemli bir toplumsal düzende ise liyakat esas alınmalı ve bir düşünce, salt kalabalıklar tarafından savunulduğu için değil, erdemli ve iyi olana insanı götürdüğü ölçüde doğru kabul edilmelidir. Sokrates’in tüm bu düşünceleri, at sineklerinin atları ürküttüğü gibi çağdaşlarını ürkütmüş ve baldıran zehriyle öldürülmesine yol açmıştır

    Detection of knee osteoarthritis with artificial intelligence-based methods

    No full text
    Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Enformatik Ana Bilim Dalı, Yapay Zeka ve Veri Bilimi Bilim DalıOsteoartriti eklem bölgelerinde kemik üzerinde bulunan ve eklem bölgelerinin hareketini kolaylaştıran, kaygan özellikli kıkırdak dokunun işlevini kaybederek aşınması yıpranması anlamına gelmektedir. Diz Osteoartriti ise diz eklem bölgesindeki kıkırdak kaygan dokunun aşınması anlamına gelmektedir. Diz Osteoartriti yaş ilerledikçe görülme riski oranı yükselmekte olan bir hastalıktır. Bu çalışmada, Yönlü Gradyanlar Histogramı (YGH), Darknet53, Yerel İkili Örüntü (YİÖ), Komşuluk Bileşen Analizi (KBA) özellik seçimi yöntemleri kullanılarak hibrit model geliştirilmiştir. Deneylerde kullanılan veri setimiz; toplam 1650 adet diz eklemi görüntüsünü içermekte, Normal, Şüpheli, Hafif, Orta ve Ağır olmak üzere 5 sınıftan oluşmaktadır. Gerçekleştirilen deneysel çalışmalarda önerilen yöntemin performansı Evrişimsel Sinir Ağları (ESA) Modelleri ile karşılaştırılmıştır. Alexnet, VGG16, ResNet50, Xception, NasNetMobile, EfficientNet-b0, Darknet53, MobileNetV2 ESA modellerinin doğruluk değerleri sırasıyla %55.35, %61.41, %50.51, %33.13, %34.75, %36.97, %65.45, %44.65, %54.75 çıkarken, önerilen yöntem ile %83.6 doğruluk elde edilmiştir.Osteoarthritis means that the slippery cartilage tissue, which is located on the bones in the joint areas and facilitates the movement of the joint areas, loses its function and wears out. Knee Osteoarthritis means the erosion of the cartilage slippery tissue in the knee joint area. Knee osteoarthritis is a disease whose risk increases with age. In this study, a hybrid model was developed using Histogram of Oriented Gradients (HOG), Darknet53, Local Binary Pattern (LBP), Neighborhood Component Analysis (NCA) feature selection methods. Our dataset used in the experiments includes a total of 1650 knee joint images and consists of 5 classes: Normal, Doubtful, Mild, Moderate and Severe. In the experimental studies, the performance of the proposed method is compared with Convolutional Neural Network (CNN) models. While the accuracy values of Alexnet, VGG16, ResNet50, ResNet50, Xception, NasNetMobile, EfficientNet-b0, Darknet53, MobileNetV2 ESA models are 55.35%, 61.41%, 50.51%, 33.13%, 34.75%, 36.97%, 65.45%, 44.65%, 54.75% respectively, 83.6% accuracy is obtained with the proposed method

    Okul Yöneticilerinin Zihinsel İş Yüküne İlişkin Görüşleri

    No full text
    Bu araştırmada okul müdürlerinin zihinsel iş yükü algılamaları ile bu zihinsel iş yükünün yaşantılarına etkileri belirlenmeye çalışılmıştır. Araştırmada nitel araştırma desenlerinden olgubilim(fenomonoloji) deseni kullanılmıştır. Bu nitel çalışmaya Elazığ ilinde farklı okul türlerinde görev yapan 16 okul müdürü katılmıştır. Elde edilen veriler içerik analizi tekniği kullanılarak analiz edilmiştir. Bulgular analiz edildiğinde; okul müdürleri üzerinde büro işlerinden, personelden, veli ve öğrenci davranışlarından, yürütülmekte olan eğitim ve öğretim faaliyetleri ile sosyal faaliyetlerden, okul bakım onarım işleri ile iş sağlığı ve güvenliği faaliyetlerinden ve ani gelişen görev ve olaylardan kaynaklı zihinsel bir iş yükü algısı olduğu sonuçlarına ulaşılmıştır. Bu zihinsel iş yükü algılarına çoğunlukla planlama, takip, sorumluluk, karar verme, çatışmaları yönetme ve iletişim gibi yönetsel etkinliklerin etki ettiği sonucuna ulaşılmıştır. Yine araştırmada elde edilen bulgulara göre birbirleriyle uyumlu, mesleki yeterliliğe sahip ve karşılıklı güven duygusunun hâkim olduğu bir yönetici kadrosunun var olması halinde okuldaki diğer yöneticilerin okul müdürlerinin iş yükünü azalttığı sonuçlarına ulaşılmıştır

    Determination of drought stress responses and recovery abilities in some apricot cultivars

    No full text
    Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Bahçe Bitkileri Ana Bilim DalıKontrolsüz sera koşullarında yürütülen bu çalışma ile Türkiye'de yetiştiriciliği yapılan önemli kayısı çeşitlerinin (Alkaya, Çataloğlu, Çöloğlu, Hacıhaliloğlu, Hasanbey, Kabaaşı, Kadıoğlu, Soğancı, Şalak, Şekerpare ve Tokaloğlu) ve kayısı çöğürünün kuraklık stresine tepkileri ve stres sonrası yeniden sulama ile iyileşme durumlarının belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu çalışma kapsamında, morfolojik, fizyolojik, biyokimyasal ve bazı antioksidan enzim özellikleri incelenmiş ve bu özellikler kuraklık stresi altında ve yeniden sulama sonrasında olmak üzere iki farklı dönemde değerlendirilmiştir. Belirlenen morfolojik özelliklerde hasar indeksi hesaplanmış, fizyolojik, biyokimyasal ve antioksidan enzim özelliklerinde ise puanlama yapılarak çeşitlerin kuraklık stresine tolerans durumları ve stres sonrası iyileşme yetenekleri puanlanmıştır. Bu amaçla, aşılama ile elde edilen fidanlar ve aşısız kayısı çöğürleri saksılara alınmış ve yeterli sürgün gelişimi sağlandıktan sonra 2021 yılının Mayıs ayında bitkilerde ilk kuraklık belirtileri görülünceye dek sulama kesilerek kuraklık stresine maruz bırakılmış ve sonrasında iyileşme uygulaması için bir hafta boyunca tekrar sulanmıştır. Sonuçlar kuraklık stresinin sürgün uzunluğunu, yaprak alanını, özgün yaprak ağırlığını ve bitkilerin yaş ve kuru ağırlıklarını önemli derecede azalttığını göstermiştir. Morfolojik özelliklere ilişkin hasar indeksine göre kuraklığa toleransı en yüksek çeşitler Kabaaşı (29.70), Çöğür (28.07) ve Hasanbey (20.26) olurken, en duyarlı çeşitler ise Alkaya (48.20), Çöloğlu (54.18) Hacıhaliloğlu (51.26) olarak belirlenmiştir. Yeniden sulama uygulaması ile birlikte bitkilerin morfolojik özelliklerinde iyileşmeler gözlense de, belirlenen süre bitkilerin tam olarak iyileşmesi için yeterli olmamıştır. Kuraklık stresi tüm çeşitlerde fizyolojik özelliklerden stoma iletkenliği ve yaprak nispi su içeriğini azaltmış, membran geçirgenliğini artırmıştır. Yeniden sulama ile genel olarak tüm fizyolojik özelliklerde iyileşme gözlenmiştir. Stres sonrası dönemde fizyolojik özellikler kapsamında yapılan puanlamaya göre ise Çataloğlu (44), Kabaaşı (42) ve Hasanbey (33) çeşitleri ön plana çıkarken, Hacıhaliloğlu (5) Çöloğlu (17) ve Kadıoğlu (20) çeşitleri en duyarlı çeşitler olarak belirlenmiştir. Kuraklık stresi, biyokimyasal parametrelerden yaprakların toplam karbonhidrat, MDA, H2O2, prolin ve flavanoid içeriklerini artırırken, protein, klorofil a, klorofil b, toplam klorofil ve karetenoid içeriklerini ise azaltmıştır. Biyokimyasal özellikler kapsamında puanlamaya göre tolerant çeşitler Çöğür (98), Şekerpare (85) ve Çataloğlu (77) duyarlı çeşitler ise Hacıhaliloğlu (37), Kadıoğlu (39) ve Alkaya (44) olmuştur. Ölçülen tüm antioksidan enzim aktiviteleri (SOD, POD, APX GR, ALR) kuraklık stresine bir cevap olarak artış göstermiş ve bu kapsamda toleransı yüksek çeşitler Hasanbey (50), Çöğür (49) ve Çataloğlu (44) olarak bulunmuştur. Tüm parametreleri kapsayan puanlar göz önüne alındığında en fazla puanı toplayan çeşitler Kabaaşı (202), Hasanbey (201) ve Çöğür (199) olurken, Hacıhaliloğlu (67), Kadıoğlu (116) ve Alkaya (117) en düşük puanlara sahip çeşitler olarak bulunmuştur. Bilgiler ışığında, çeşitlerin kuraklık stresine toleranttan duyarlıya doğru sıralanışının Kabaaşı, Hasanbey, Çöğür, Çataloğlu, Şekerpare, Soğancı, Tokaloğlu, Çöloğlu, Şalak, Alkaya, Kadıoğlu ve Hacıhaliloğlu şeklinde olduğu sonucuna varılmıştır.This study aimed to determine the responses of important apricot cultivars grown in Turkiye (Alkaya, Çataloğlu, Çöloğlu, Hacıhaliloğlu, Hasanbey, Kabaaşı, Kadıoğlu, Soğancı, Şalak, Şekerpare, and Tokaloğlu) to drought stress and their recovery status after re-irrigation under uncontrolled greenhouse conditions. Morphological, physiological, biochemical, and some antioxidant enzyme properties were determined, and these characteristics were evaluated at two different periods: during drought stress and after re-irrigation. Damage indices were calculated for the determined morphological characteristics, and scoring was performed for physiological, biochemical, and antioxidant enzyme properties to assess the tolerance of cultivars to drought stress and their recovery abilities. For this purpose, seedlings obtained by grafting and ungrafted apricot seedlings (çöğür) were potted, and after sufficient shoot development, irrigation was cut off until the first signs of drought were observed in May 2021, and then re-irrigation was applied for one week for recovery. The results showed that drought stress significantly reduced shoot length, leaf area, specific leaf weight, and the fresh and dry weights of plants. According to the damage index for morphological characteristics, the most drought-tolerant cultivars were Kabaaşı (29.70), Çöğür (28.07), and Hasanbey (20.26), while the most sensitive cultivars were determined as Alkaya (48.20), Çöloğlu (54.18), and Hacıhaliloğlu (51.26). Although improvements in morphological characteristics of plants were observed with re-irrigation, the determined period was not sufficient for complete recovery of plants. Drought stress reduced physiological characteristics such as stomatal conductance and leaf relative water content in all cultivars while increasing membrane permeability. Generally, recovery was observed in all physiological characteristics after re-irrigation. Based on the scoring conducted for physiological characteristics in the post-stress period, Çataloğlu (44), Kabaaşı (42), and Hasanbey (33) stood out, while Hacıhaliloğlu (5), Çöloğlu (17), and Kadıoğlu (20) were identified as the most sensitive cultivars. Drought stress increased the levels of total carbohydrates, MDA, H2O2, proline, and flavonoid contents in leaves, while decreasing protein, chlorophyll a, chlorophyll b, total chlorophyll, and carotenoid contents. Based on the scoring for biochemical characteristics, tolerant cultivars were Çöğür (98), Şekerpare (85), and Çataloğlu (77), while sensitive cultivars were Hacıhaliloğlu (37), Kadıoğlu (39), and Alkaya (44). All measured antioxidant enzyme activities (SOD, POD, APX, GR, ALR) increased in response to drought stress, and in this context, the cultivars with high tolerance were identified as Hasanbey (50), Çöğür (49), and Çataloğlu (44). Taking into account all parameters, the cultivars that scored the highest were Kabaaşı (202), Hasanbey (201), and Çöğür (199), while Hacıhaliloğlu (67), Kadıoğlu (116), and Alkaya (117) had the lowest scores. In conclusion, based on the information, the order of cultivars from tolerant to sensitive to drought stress was determined as Kabaaşı, Hasanbey, Çöğür, Çataloğlu, Şekerpare, Soğancı, Tokaloğlu, Çöloğlu, Şalak, Alkaya, Kadıoğlu, and Hacıhaliloğlu

    214

    full texts

    4,072

    metadata records
    Updated in last 30 days.
    Malatya Turgut Özal University Institutional Repository
    Access Repository Dashboard
    Do you manage Open Research Online? Become a CORE Member to access insider analytics, issue reports and manage access to outputs from your repository in the CORE Repository Dashboard! 👇