Malatya Turgut Özal University Institutional Repository
Not a member yet
4072 research outputs found
Sort by
Determination of the effects of farmyard manure and different zinc applications on soil characteristics and apricot fruit quality
Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Tarımsal Biyoteknoloji Ana Bilim DalıBu araştırma, Malatya İli Darende İlçesi Ilıca Mahallesinde bulunan 20 yaşındaki Hacıhaliloğlu kayısı bahçesinde çiftlik gübresi ve farklı çinko uygulamalarının toprak biyokimyasal özellikleri ve meyve kalitesi üzerindeki etkilerini incelemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırmada, çiftlik gübresi uygulanmayan kontrol grubu ile çiftlik gübresiyle birlikte çinko, çinko + mangan ve çinko + bor uygulanan gruplar karşılaştırılmıştır. Sonuçlar, bu uygulamaların hem toprak hem de meyve kalitesine olumlu katkılar sağladığını ortaya koymuştur. Çinko + bor uygulaması, 36.65 g ile en yüksek meyve ağırlığını sağlarken, kontrol grubunda bu değer 30.91 g olarak ölçülmüştür; bu da %18.6'lık bir artışa karşılık gelmektedir. Suda çözünebilir kuru madde (SÇKM) içeriği açısından, çinko + mangan uygulaması %28.3 ile en yüksek değeri verirken, kontrol grubunda bu oran %22.7 olarak belirlenmiştir ve %24.7'lik bir artış gözlenmiştir. Çiftlik gübresi uygulamaları, toprak organik madde içeriğinde %15.2'lik bir artış sağlamıştır. Ayrıca, çinko +bor ve çinko + mangan kombinasyonlarının toprak ve meyvede bor ve mangan konsantrasyonlarını sırasıyla %12.8 ve %10.5 oranında artırdığı tespit edilmiştir. Toprak biyokimyasal özellikler açısından, çiftlik gübresi uygulamaları, mikrobiyal biyokütle karbonu (MBC) ve çözünebilir karbon (SC) değerlerini sırasıyla %18.3 ve %14.7 oranında artırmıştır. Mikrobiyal biyokütle azotu (MBN) ve çözünebilir azot (SN) değerlerinde de sırasıyla %12.4 ve %10.2 oranında bir artış gözlenmiştir. Bu artışlar, topraktaki biyolojik aktivitenin ve mikrobiyal faaliyetlerin iyileştiğini, bu sayede toprak verimliliğinin ve bitki besin maddesi döngüsünün optimize edildiğini göstermektedir. Ayrıca, çiftlik gübresi ve çinko kombinasyonlarının, toprak pH'sını stabilize ederek optimum biyokimyasal koşulları desteklediği belirlenmiştir. Laboratuvar analizleri ve varyans analizi sonuçları, uygulamalar arasında fiziksel, kimyasal ve biyokimyasal parametrelerde %1 önem seviyesinde anlamlı farklar olduğunu göstermiştir. Bu bulgular, çiftlik gübresi ve çinko uygulamalarının, toprak kalitesini artırarak sürdürülebilir üretimi desteklediğini ve Hacıhaliloğlu kayısı çeşidinde meyve kalitesini optimize ettiğini ortaya koymaktadır. Özellikle çinko + bor ve çinko + mangan uygulamalarının önerildiği belirtilmiştir.This study was conducted to investigate the effects of farm manure and different zinc applications on the biochemical properties of soil and the quality of fruit in a 20-year-old Hacıhaliloğlu apricot orchard located in the Ilıca District of Darende, Malatya Province. The experiment included a control group without farm manure application and treatment groups involving farm manure combined with zinc, zinc + manganese, and zinc + boron. The results demonstrated significant improvements in both soil and fruit quality due to these applications. The zinc + boron application resulted in the highest fruit weight (36.65 g), while the control group had the lowest (30.91 g), indicating an 18.6% increase. Regarding water-soluble dry matter (WSDM) content, the zinc + manganese application achieved the highest value of 28.3%, compared to 22.7% in the control group, representing a 24.7% increase. Farm manure applications enhanced soil organic matter content by 15.2%. Furthermore, the combinations of zinc + boron and zinc + manganese increased the concentrations of boron and manganese in soil and fruit by 12.8% and 10.5%, respectively. In terms of soil biochemical properties, farm manure applications improved microbial biomass carbon (MBC) and soluble carbon (SC) levels by 18.3% and 14.7%, respectively. Similarly, microbial biomass nitrogen (MBN) and soluble nitrogen (SN) levels increased by 12.4% and 10.2%, respectively, indicating enhanced biological activity and microbial processes in the soil. These improvements contribute to better soil fertility and optimized nutrient cycling. Additionally, the farm manure and zinc combinations stabilized soil pH, supporting optimal biochemical conditions. Laboratory analyses and variance analysis results revealed statistically significant differences (P < 0.01) in physical, chemical, and biochemical parameters among the treatments. These findings indicate that farm manure and zinc applications enhance soil quality, support sustainable production, and optimize fruit quality in the Hacıhaliloğlu apricot variety. The study particularly highlights the benefits of zinc + boron and zinc + manganese applications
Production and characterization of edible films and coating with antimicrobial and antioxidant properties from safflower (Carthamus tinctorius L.) flower and their effect on microbial inactivation in preserving Malatya cheese
Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Biyoloji Ana Bilim DalıYenilebilir film ve kaplamalar, biyolojik olarak parçalanabilen bileşimleri nedeniyle çevre dostu ambalaj malzemeleridir ve artan tüketici talebiyle birlikte popüler bir trend haline gelmiştir. Antioksidan ve antimikrobiyal maddelerle zenginleştirilebilen bu film ve kaplamalar, gıda ürünlerinde istenmeyen renk değişimlerini, yağ oksidasyonunu ve mikrobiyal bozulmaları engelleyerek daha uzun süre taze ve güvenli kalmalarını sağlamaktadır. Bu tezde doğal olarak antimikrobiyal ve antioksidan özelliklere sahip Carthamus tinctorius L. bitkisinin Dinçer soyunun çiçek kısımlarından elden edilen özütle hazırlanan yenilebilir kaplamaların kontamine edilmiş Malatya peyniri üzerindeki mikrobiyal bozulmaya etkisi literatürde ilk kez denenmiştir. Kaplama solüsyonlarının antimikrobiyal aktivitesi, minimum inhibe edici kosantrasyonu, % DPPH giderme aktivitesi gibi biyolojik etkinlikleriyle, film kompozisyonlarının su tutma kapasitesi, nem tutma kapasitesi ve üründe meydana gelen ağırlık kayıpları gibi karakterizasyon analizleri de yapılmıştır. Ayrıca oluşturulan filmlerin kimyasal içeriği ve dayanıklılıklarının tespiti edilmesi amacıyla FTIR (Fourier Transform Infrared Spectroskopisi), TGA (Termogravimetrik analiz) ve DSC (Diferansiyel tarama kalorimetrisi) gibi enstrümental analiz yöntemleri kullanılmıştır. Buzdolabı (+4± 1 ?C) ve oda sıcaklığında (20± 2 ?C), farklı sürelerde muhafaza edilen (0, 7, 14, ve 21 gün) kaplanmış peynir örneklerinin zamana bağlı olarak canlı hücre sayılarının kontrol grubuna göre önemli derecede azaldığı net bir şekilde gözlenmiştir. Analizler sonucunda Aspir çiçek özütü ihtiva eden kaplamaların tespit edilen etkin biyolojik aktiviteleri sayesinde peynirde istenmeyen mikrobiyal gelişimlere engel olacağı ve bu sayede de ürünün raf ömrünü uzatacağı öngörülmektedir. Aynı zamanda doğal içerikli katkı maddeleri ile hem ürüne kendine özgü aromalar kazandıracağı hem de bu sayede ürünün lezzetini ve kalitesini arttıracağı düşünülmektedir. ANAHTAR KELİMELER: Carthamus tinctorius L., yenilebilir film, yenilebilir kaplama, gıda muhafazası, malatya peyniri, mikrobiyal inaktivasyonEdible films and coatings are environmentally friendly packaging materials due to their biodegradable composition, and they have become a popular trend with the increasing consumer demand. These films and coatings, which can be enriched with antioxidants and antimicrobial agents, help prevent undesirable color changes, fat oxidation, and microbial spoilage in food products, ensuring that they remain fresh and safe for longer periods. In this thesis, the effect of edible coatings made from the extract of the flower parts of the Dinçer strain of Carthamus tinctorius L., a plant with natural antimicrobial and antioxidant properties, on the microbial spoilage of contaminated Malatya cheese was tested for the first time in the literature. The biological activities of the coating solutions, such as antimicrobial activity, minimum inhibitory concentration, and % DPPH radical scavenging activity, were assessed, alongside characterization analyses of the film compositions, such as water holding capacity, moisture retention capacity, and weight loss of the product. Additionally, instrumental analysis methods like FTIR (Fourier Transform Infrared Spectroscopy), TGA (Thermogravimetric Analysis), and DSC (Differential Scanning Calorimetry) were employed to determine the chemical composition and durability of the films. It was clearly observed that the live cell counts of the coated cheese samples stored at refrigerator temperature (+4±1°C) and room temperature (20±2°C) for different periods (0, 7, 14, and 21 days) decreased significantly compared to the control group. Based on the analyses, it is predicted that the coatings containing safflower flower extract will prevent unwanted microbial growth in the cheese due to their effective biological activities, thereby extending the shelf life of the product. Moreover, it is expected that the natural additives will impart unique flavors to the product, thereby enhancing its taste and quality. KEYWORDS: Carthamus tinctorius L., edible film, edible coating, food preservation, malatya cheese, microbial inactivatio
Performance Measurement in Airlines With Integrated Critic-Mavt Method
Havayolu taşımacılığı küresel anlamda sunduğu hızlı ulaşım hizmeti ile ekonomik büyüme, ticaret ve turizmin gelişmesinde büyük öneme sahiptir. Bu hizmeti veren havayolu işletmeleri dalgalı yakıt fiyatları, değişken talep, yoğun rekabet karşısında bu hizmeti vermek durumunda kalmaktadır. Bu değişken ve zorlayıcı dış koşullar havayolu işletmelerinin kendilerinin ve rakiplerinin performansını sürekli takip etmeyi gerektirmektedir. Bu çalışmada havayolu işletmelerinin operasyonel ve finansal performansları çok kriterli karar verme yöntemleri ile analiz edilmiştir. Bu kapsamda CRITIC yöntemi ile belirlenen kriterler ağırlıklandırılmış, MAVT yöntemi ile de havayolu işletmeleri sıralanmıştır. Kriterler Arz Edilen Koltuk-Mil, Ücretli Yolcu-Mil gibi operasyonel parametreler ile Faaliyet Kar Marjı, Birim Gelir, Piyasa Değeri, Aktif Karlılığı, Toplam Borcun Toplam Sermayeye oranı gibi finansal parametrelerden oluşmaktadır. Havayolu işletmeleri ise dünya çapında faaliyet gösteren büyük ve geniş uçuş ağına sahip 12 havayolu işletmesidir. Elde edilen bulgulara göre en büyük ağırlığa sahip kriterin ortalama olarak piyasa değeri olduğu, en düşük ağırlığa sahip kriterin ise aktif karlılığı olduğu ortaya çıkmıştır. Piyasa değeri tüm yıllarda en yüksek ağırlığa sahip kriterdir ancak diğer kriterlerin göreli ağırlıkları yıllar içerisinde farklılık göstermektedir. Araştırma sonucunda Kuzey Amerika menşeili havayolu işletmelerinin 2019-2023 dönemi için en iyi performansı gösteren havayolu işletmeleri olduğu ortaya çıkmıştır. Araştırmanın karar verici ve politika yapıcılara yatırım, istihdam gibi alanlarda katkı sağlaması beklenmektedir.Airline transportation has a great importance in promoting economic growth, trade, and tourism through the fast and efficient services it offers globally. Airlines have to provide this service in the face of fluctuating fuel prices, volatile demand and intense competition. These volatile and challenging external conditions require airlines to constantly monitor their own and their competitors' performance. This study analyzes the operational and financial performance of global airline companies using multi-criteria decision-making (MCDM) methods. In this context, the criteria determined by CRITIC method are weighted and the airlines are ranked by MAVT method. The criteria consist of operational parameters such as Available Seat-Miles, Revenue Passenger-Miles and financial parameters such as Operating Profit Margin, Yield, Market Value, Return on Assets, Total Debt to Total Capitalization ratio. The analysis covers 12 major international airlines with large and extensive flight networks. According to the findings, the criterion with the highest weight is market value on average, while the criterion with the lowest weight is return on assets. Market value is the criterion with the highest weight in all years, but the relative weights of other criteria vary over the years. Overall, the results reveal that North American airlines exhibited the strongest performance during the 2019–2023 period. The study is expected to provide valuable insights for decision-makers and policy-makers in areas such as investment and employment strategies
In Vitro Efficacy of Ceftazidime-Avibactam on Carbapenem-Resistant Pseudomonas aeruginosa Isolates
Pseudomonas aeruginosa is the main Pseudomonas species causing hospital infections. Ceftazidime-avibactam (CZA) is a new beta-lactam/beta-lactamase inhibitor combination effective against carbapenem-resistant P. aeruginosa isolates. The aim of this study was to evaluate the in vitro activity of CZA against carbapenem-resistant P. aeruginosa isolates. In hospitalized patient culture samples, 190 isolates that were evaluated as significant growth and identified as P. aeruginosa with the Vitek 2 Compact automated system (BioMérieux, France) and determined as imipenem resistant (? 8 mg/L) and meropenem resistant (? 16 mg/L)with the same system were included in the study. 88% (167/190) of P. aeruginosa strains were isolated from patients in intensive care units and 78% (148/190) from respiratory tract samples. CZA activity was studied with disk diffusion test (10-4 µg disk) and zone diameter
Determining The Speech Defects 0f Turkish as a Foreign Language Learners Based on Instructor's Views
Bu araştırmada, Türkçeyi yabancı dil olarak öğrenenlerin konuşmaları sırasında en sık gözlemlenen konuşma kusurlarını eğitmenlerin gözlemleri ile belirlemek amaçlanmıştır. Çalışma, tarama (survey) deseni kullanılan nicel bir araştırma olarak tasarlanmış ve bu kapsamda başlangıç düzeyinde ve temel düzeyde (A1 veya A2) yabancılara Türkçe öğreten elli eğitmen çalışmaya dahil edilmiştir. Çalışmanın verileri, araştırmacı tarafından hazırlanan “Konuşma Kusurlarını Belirleme Anketi” ile elde edilmiştir. Elde edilen veriler, betimleyici istatistik ile incelenerek bulgular bölümünde tablolar hâlinde sunulmuş ve yorumlanmıştır. Araştırma sonuçlarına göre, Türkçeyi yabancı dil olarak öğrenen öğrencilerin konuşmalarında en yaygın görülen konuşma kusurları “hâl eklerinin birbiri yerine kullanılması”, “kelimelerin doğru telaffuz edilmeyişi”, “kısıtlı bir kelime hazinesi ile konuşma”, “yanlış yapmaktan çekinerek konuşmaktan çoğunlukla kaçınma” ve “konuşurken tekrara düşme” olarak belirlenmiştir. Araştırma sonuçları ışığında, öğrencilerin Türkçe konuşmadaki dil kusurlarını en aza indirmek için işlevsel ve öğrenci merkezli etkinliklerle desteklenen konuşma uygulamaları yapılması, olumlu bir sınıf atmosferi oluşturularak öğrencilere iletişim konusunda motivasyon sağlanması, konuşma yanlışlarının düzeltilerek öğrenciye dönüt verilmesi önerilmiştir.In this study, it was aimed to determine the most frequently observed speech defects in the speech of Turkish as a foreign language learner through the observations of instructors. The study group of the research consists of thirty instructors working in Turkish Language Teaching Application and Research Centers within higher education institutions, teaching Turkish to foreigners at beginner and basic level (A1 or A2). In the study, case study, one of the qualitative research designs, was used. The data of the study were obtained through the “Questionnaire for Identifying Speech Defects” prepared by the researcher. The data obtained were analyzed by descriptive analysis method and presented and interpreted in tables in the findings section. According to the results of the research, the most common speech defects in the speech of Turkish as foreign language learners were determined as “using case suffixes interchangeably”, “not pronouncing words correctly”, “speaking with a limited vocabulary”, “avoiding speaking mostly due to fear of making mistakes” and “falling into repetition while speaking”. In the light of the research results, in order to minimize students' language defects in speaking Turkish, it is suggested that speaking practices supported by functional and student-centered activities should be carried out, students should be motivated to communicate by creating a positive classroom atmosphere, and students should be given feedback by correcting speech defects
Çalışanların Örgütsel Dedikodu Algısı Üzerine Eğitim Sektöründe Fenomenolojik Bir Araştırma
Bu araştırmanın amacı, katılımcıların algısıyla örgütsel dedikodu kavramının tüm yönlerini derinlemesine incelemektir. Bu amaç doğrultusunda araştırmaya yön vermek için nitel araştırma desenlerinden fenomenoloji deseni kullanılmıştır. Araştırmanın örneklemini Malatya ilinde eğitim sektöründe farklı pozisyonlarda görev yapan 24 kadın çalışan oluşturmaktadır. Araştırmada veriler görüşme yöntemi kullanılarak toplanmıştır. Elde edilen veriler içerik analizi yöntemiyle analiz edilmiştir. İçerik analiz sonucunda örgütsel dedikodu kavramı ile ilgili altı temaya ulaşılmıştır. Bu temalar şunlardır; Örgütsel dedikodunun sebepleri, Örgütsel dedikodunun yapıldığı zaman ve sıklığı, Demografik özelliklere göre dedikoducunun profili, Örgütsel dedikodunun sonuçları, Örgütsel dedikoduya bireysel tepki ve Örgütsel dedikodunun yönetimidir. Çalışmada öne çıkan genel bulgular şunlardır. Eğitim sektöründe işyerinde daha çok çalışanların bireysel ve özel yaşamlarıyla ilgili dedikodu yapıldığı; dedikodunun yoğunluğunun günlük, haftalık ya da dönemsel olarak değiştiği; örgüt içinde ast kademelerde ve kadınlar arasında daha çok dedikodu yapıldığı; dedikodunun hem örgüt hem çalışanlar üzerinde çoğunlukla olumsuz sonuçlar doğurduğu, dedikoduya maruz kalanların genellikle davranışsal tepkiler verdiği ve dedikodunun işyerinde doğal ancak yönetilmesi gereken bir sorun olarak görüldüğüdür. Bu çalışmadan elde edilen bulguların örgütsel dedikodu kavramıyla ilgili literatüre katkı sağlayacağı ve gelecekte yapılacak çalışmalara ışık tutacağı düşünülmektedir
Artificial İntelligence in Health Communication: Potentials, Challenges, and Recommendations
Amaç: Yapay zekâ (YZ) teknolojilerinin hızlı gelişimi, sağlık sistemlerinde ve özellikle sağlık iletişimi alanında önemli dönüşümlere yol açmaktadır. Bu çalışmanın amacı, YZ’nin sağlık iletişiminde sunduğu fırsatları, oluşturduğu tehditleri ve geleceğe yönelik çözüm önerilerini disiplinler arası bir bakış açısıyla değerlendirmektir. Materyal ve Metot: Bu derlemede, yapay zekânın sağlık iletişimindeki uygulamalarına ilişkin ulusal ve uluslararası literatür taranmış; özellikle hasta-hekim iletişimi, halk sağlığı kampanyaları, mobil sağlık uygulamaları ve doğal dil işleme temelli sohbet robotları gibi çeşitli alanlardaki kullanımları incelenmiştir. Etik, teknik ve yapısal yönleriyle ilgili güncel yayınlar analiz edilmiştir. Bulgular: Yapay zekâ tabanlı araçların sağlık hizmetlerinin erişilebilirliğini, etkililiğini ve bireylerle etkileşimini artırma potansiyeline sahip olduğu tespit edilmiştir. Bununla birlikte, bilgi güvenliği açıkları, etik ikilemler ve dijital eşitsizlikler gibi risklerin de bulunduğu belirlenmiştir. YZ’nin sağlık iletişimine entegrasyonu bireysel ve toplumsal düzeyde hem olumlu hem de olumsuz etkiler yaratabilmektedir. Sonuç: Sağlık iletişiminde YZ uygulamalarının başarıyla sürdürülmesi için etik ilkelerin gözetildiği, güvenilir ve kapsayıcı politikaların geliştirilmesi gerekmektedir. Bu bağlamda çalışma, sürdürülebilir, adil ve güven temelli bir dijital sağlık iletişimi ortamı oluşturulmasına yönelik öneriler sunmakta ve alandaki akademik tartışmalara katkı sağlamayı hedeflemektedir.Objective: The rapid advancement of artificial intelligence (AI) technologies has significantly transformed health systems, especially in health communication. This study aims to explore the opportunities presented by AI, the threats it poses, and potential future solutions from an interdisciplinary perspective. Materials and Methods: This review analyzed national and international literature on AI applications in health communication. The study focuses on areas such as doctor–patient communication, public health campaigns, mobile health applications, and natural language processing–based chatbots. Current publications were evaluated regarding their technical, ethical, and structural dimensions. Results: AI-based tools were found to have the potential to improve the accessibility, efficiency, and interactivity of health services. However, issues such as information security breaches, ethical dilemmas, and digital inequalities emerged as significant risks. Integrating AI into health communication may create both positive and negative effects at the individual and societal levels. Conclusion: For the successful implementation of AI in health communication, inclusive and reliable policies that adhere to ethical principles are essential. Accordingly, this study recommends creating a sustainable, fair, and trust-based digital health communication environment and aims to contribute to the academic discourse in this field
Synthesis and characterization of Zn and Yb co-doped hydroxyapatites
Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Biyomedikal Mühendisliği Ana Bilim DalıBiyomalzeme bilimi, günümüzde büyük ilerlemelerin kaydedildiği bir bilim dalıdır ve biyolojik ortamla etkileşimde bulunabilen ve biyolojik ortama uyum sağlayabilen yeni malzemelerin geliştirilmesi ile ilgili çalışmaları ise halihazırda sürdürülmektedir. Biyomalzemeler kapsamında değerlendirilen biyoseramikler içerisinde yer alan hidroksiapatit (HA- Ca10(PO4)6(OH)2) ise; yüksek biyouyumluluk ve biyoaktiflik düzeyi ile dikkat çeken ve kemik yapısına benzerliğinden dolayı, bu kapsamdaki proseslere yönelik olarak öne çıkan malzemelerden birini ifade etmekte ve bu özellikleri nedeni ile biyomedikal uygulamalarda yaygın olarak kullanılmaktadır. Bu tez çalışması kapsamında çinko (Zn) ve iterbiyum (Yb) katkılı hidroksiapatit (HA) numuneler yaş kimyasal metotla sentezlenmiştir. Sentezlenen bu numuneler sırasıyla 0.33Zn-0.33Yb-HA, 0.33Zn-0.66Yb-HA, 0.66Zn-0.33Yb-HA, 0.66Zn-0.66Yb-HA olarak adlandırılmıştır. Hidroksiapatitin (HA), çinko (Zn) ve iterbiyum (Yb) ile birlikte katkılanmasının elektronik, radyasyon kalkanı, yapısal, termal, yüzey morfolojisi ve spektroskopik özellikleri üzerindeki etkileri kapsamlı bir şekilde araştırılmıştır. Fourier dönüşüm kızılötesi (FTIR) ve Raman spektroskopisi sonuçları, üretilen numunelerin HA yapıya ait fonksiyonel gruplara sahip olduğunu göstermiştir. X-ışını kırınımı (XRD) analizleri, tüm numunelerin HA fazına sahip olduğunu doğruladı. X–ışını kırınımı (XRD), FTIR, Raman spektroskopisi ve termal analizi kapsayan deneysel karakterizasyonlar, çift katkılanmış HA örneklerinin başarılı sentezini doğrulamıştır. Zn ve Yb katılımı nedeniyle de; kafes parametrelerinde, kristallikte ve morfolojide değişiklikler gözlemlenmiştir. Lineer soğurma katsayısı (LAC) hesaplamaları; Zn ve Yb çift katkı maddelerinin, radyasyondan korunma yeteneklerini artırabileceğini göstermiştir. Biyouyumluluk değerlendirmeleri ise; çift katkılı örneklerin, katkısız HA'ya kıyasla daha düşük hücre canlılığı sergilediğini ortaya koymuştur. Bununla birlikte daha düşük çift katkılı konsantrasyonlar ise, toksisitenin azaldığını göstermiş ve potansiyel olarak tıbbi uygulamalar için uygun hale getirmiştirBiomaterials science is a branch of science where great progress is being made today and studies on the development of new materials that can interact with and adapt to the biological environment are currently ongoing. Hydroxyapatite (HA- Ca10(PO4)6(OH)2), which is included in bioceramics evaluated within the scope of biomaterials; It is one of the materials that stands out for its high biocompatibility and bioactivity level and its similarity to bone structure, for processes in this scope and is widely used in biomedical applications due to these properties. Within the scope of this thesis, zinc (Zn) and ytterbium (Yb) doped hydroxyapatite (HA) samples were synthesized by wet chemical method. These synthesized samples were named as 0.33Zn-0.33Yb-HA, 0.33Zn-0.66Yb-HA, 0.66Zn-0.33Yb-HA, 0.66Zn-0.66Yb-HA, respectively. The effects of doping hydroxyapatite (HA) with zinc (Zn) and ytterbium (Yb) on the electronic, radiation shielding, structural, thermal, surface morphology and spectroscopic properties were investigated comprehensively. Fourier transform infrared (FTIR) and Raman spectroscopy results showed that the produced samples had functional groups belonging to HA structure. X-ray diffraction (XRD) analyses confirmed that all samples had HA phase. Experimental characterizations including X-ray diffraction (XRD), FTIR, Raman spectroscopy and thermal analysis confirmed the successful synthesis of co-doped HA samples. Changes in lattice parameters, crystallinity and morphology were also observed due to Zn and Yb incorporation. Linear absorption coefficient (LAC) calculations showed that Zn and Yb co-dopants could increase radiation protection capabilities. Biocompatibility assessments revealed that co-doped samples exhibited lower cell viability compared to undoped HA. However, lower co-doped concentrations showed reduced toxicity, making them potentially suitable for medical applications
Anesthesia Management of Pediatric Burn Patients: A Retrospective Analysis of Patients Treated in a University Hospital
Introduction: This retrospective study focused on pediatric patients who underwent surgery for burns under anesthesia in our hospital and assessed demographic data, anesthesia management, and risk factors for mortality. The study comprised 278 pediatric patients who were treated in our unit, a major center for burn admissions, between January 2012 and May 2021. All the patients had burns involving more than 10% of the total body surface area. Methods: Data on the following were collected: patient age, sex, and ethnicity; anesthesia and airway management- and surgery- related procedures; and laboratory test results. The data on the fatal and non-fatal cases and those with/without head and neck burns were compared. Results: The mean age of the patients was 56.8±42.9 months (range 1-204 months). The number of patients with flame burns was statistically, significantly higher than the number of patients with liquid and electrical burns (54.7%, 37.1%, and 8.3%, respectively) (p<0.001). Albumin (p=0.046), platelet (p=0.005), and calcium (p=0.001) values were significantly lower, and blood urea nitrogen (p=0.024) and C-reactive protein (p=0.001) values were significantly higher in mortality cases than in non-mortality cases. Patients who died were statistically significantly younger (p=0.023). For airway management, endotracheal intubation and sugammadex were used significantly more often for head and neck burns than for other types of burns (p<0.001). Conclusion: Appropriate preoperative preparation, including consideration of the anesthetic method and potential complications that may develop during the surgery, is needed in pediatric burn cases. Anesthesia and airway management are important in managing pediatric burn patients
Numerical Rehabilitation in Stream Crossings After the February 6, 2023 Earthquakes
Earthquakes can cause topographic changes and increase the risk of flooding by changing the structure and route of the river channel. The Pazarcık and Elbistan earthquakes that occurred on February 6, 2023, were also flood-triggering earthquakes. In this study, numerical solutions were performed with the HEC-RAS software as a rehabilitation study against the flood-triggering effect of earthquakes. The Sarsap Train Station region located in Yazıhan, Malatya was selected as the study area. As there was no road for vehicle connection before, after the earthquake to provide a non-stop connection with the station a bridge structure on the Eskiköprü Stream (Kuruçay) was modeled in the HEC-RAS environment. Firstly, flood recurrence flow rates were calculated using the DSI Synthetic Method. Then, the Manning roughness coefficient (n) was found according to the Modified Cowan Method. In the HEC- RAS calculation, 33 cross-sections were taken at 20 m intervals from downstream to upstream. Additionally, a bridge section with 6 gaps and 26 m width was defined to the software at Km: 0+175.00 which is the section at the most suitable distance to the station. As the result of the solutions made according to the 100-year flood flow, water surface profiles were obtained both in the bridge section and all other sections, and it was seen that the flood flow rate conveniently passed through all sections, including the bridge section. It can be said that in the rehabilitation works that will be carried out in the region, especially about the flood risk after the earthquake, this study will both reduce the risk of flood and provide a smooth connection to the station with the highway