Malatya Turgut Özal University Institutional Repository
Not a member yet
    4072 research outputs found

    The effect of five factor personality traits and psychological well-being on job performance

    No full text
    Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, İşletme Ana Bilim DalıÖrgütlerin, büyük bir hızla değişen ve gelişen küresel dünyada kendisini sürdürebilmesi ve yaşanan değişime ayak uydurabilmesi; çalışanların iş ortamındaki performansı, çalışanların kişilik özellikleri ve psikolojik durumlarının pozitif olması ile mümkündür. Kişilik özelliklerinin bireyin iş yerindeki tutum, davranış ve motivasyonları üzerinde önemli bir rol oynadığı, dolayısıyla iş performansına doğrudan katkıda bulunduğu görülmektedir. Bu bağlamda, kişilik özellikleri, psikolojik iyi oluş ve iş performansı arasındaki etkileşim dinamiklerinin açıklanması, örgütsel yapılar açısından son derece değerlidir. Yapılan bu çalışmanın temel amacı, beş faktör kişilik özelliği ve psikolojik iyi oluşun iş performansı üzerindeki etkisinin belirlenmesidir. Çalışmada Türkiye'de çeşitli illerden 397 öğretmenin katılım gösterdiği bir anket uygulanmıştır. Anket kapsamında demografik sorular, Beş Faktör Kişilik Ölçeği, Psikolojik İyi Oluş Ölçeği ve İş Performansı Ölçeği kullanılarak veriler toplanmıştır. Ulaşılan sonuçlara göre beş faktör kişilik özellikleri (dışadönüklük, yumuşak başlılık, özdenetimlilik, deneyime açıklık) ile iş performansı arasında ve psikolojik iyi oluş ile iş performansı arasında pozitif yönlü ve anlamlı bir ilişki olduğu tespit edilmiştir. Nörotiklik boyutu ile anlamlı bir ilişki tespit edilememiştir. Çalışma sonucunda araştırma bulgularına dayanarak çalışmanın literatüre katkı sağlaması ve geliştirilmesi için öneriler sunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Beş Faktör Kişilik Özellikleri, Psikolojik İyi Oluş, İş Performansı.In a rapidly changing and developing global world, organizations can sustain themselves and keep up with the changes that are experienced; It is possible with the performance of employees in the work environment, the personality traits of employees and the positive psychological states of employees. It is seen that personality traits play an important role in the attitudes, behaviors and motivations of individuals in the workplace, and therefore directly contribute to job performance. In this context, explaining the interaction dynamics between personality traits, psychological well-being and job performance is extremely valuable in terms of organizational structures. The main purpose of this study is to determine the effect of the five-factor personality trait and psychological well-being on job performance. In the study, a survey was conducted with the participation of 397 teachers from various cities in Turkey. Data were collected using demographic questions, the Five-Factor Personality Scale, the Psychological Well-being Scale and the Job Performance Scale within the scope of the survey. According to the results obtained, it was determined that there was a positive and significant relationship between the five-factor personality traits (extraversion, agreeableness, self-control, openness to experience) and job performance and between psychological well-being and job performance. No significant relationship was found with the neuroticism dimension. As a result of the study, suggestions were presented for the study to contribute to the literature and to improve it based on the research findings. Keywords: Five Factor Personality Traits, Psychological Well-being, Job Performance

    Michel Foucault’nun Güç, Söylem ve Disiplin Perspektifinden 'Joker' Filmi: Toplumsal Çöküş ve Psikolojik Yıkımın Anatomisi

    No full text
    This article analyzes the film Joker, directed by Todd Phillips and starring Joaquin Phoenix, in the context of the themes of social degradation and individual psychological breakdown, based on the conceptual framework put forward by Michel Foucault. In the study, the traumas that the character Arthur Fleck is exposed to and the effects of the exclusionary structure of society on his individual psychology are discussed in line with Foucault's concepts of power, discipline, biopolitics and discourse. Based on Foucault's theoretical approaches in which he explains the impact of social norms on individuals through disciplinary power, biopolitics and discourse, the article relates the events in the movie Joker to this theoretical context. In particular, Arthur's drug use, inadequacies in access to social services and his ostracization by society are evaluated within the framework of Foucault's biopolitical control and surveillance mechanisms. However, Arthur's confrontation scene on the Murray Franklin show makes visible the productive and resistance-encouraging nature of power. The film's visual atmosphere and narrative that criticizes social structures provide an important basis for understanding the effects of modern societies' control mechanisms on individuals, identity construction and resistance practices. In this context, the study aims to develop a critical perspective on how social degradation, individual psychological breakdown and power dynamics operate in modern societies by evaluating the film Joker within the framework of Foucault's concepts of power relations, discipline and biopolitics. While contributing to the relationship between cinema and social criticism, this analysis also reveals the applicability of Foucault's theoretical approaches in the field of cinema.Bu makale, Todd Phillips’in yönetmenliğini yaptığı ve Joaquin Phoenix’in başrolünde yer aldığı Joker filmini, toplumsal bozulma ve bireysel psikolojik çöküş temaları bağlamında, Michel Foucault’nun ortaya koyduğu kavramsal çerçeveden hareketle analiz etmektedir. Çalışmada, Arthur Fleck karakterinin maruz kaldığı travmalar ile toplumun dışlayıcı yapısının bireysel psikolojisi üzerindeki etkileri, Foucault’nun güç, disiplin, biyopolitika ve söylem kavramları doğrultusunda ele alınmıştır. Makale, Foucault’nun disiplinci iktidar, biyopolitika ve söylem aracılığıyla toplumsal normların bireyler üzerindeki etkisini açıkladığı kuramsal yaklaşımları temel alarak, Joker filmindeki olayları bu teorik bağlamla ilişkilendirmektedir. Özellikle Arthur’un ilaç kullanımı, sosyal hizmetlere erişimdeki yetersizlikler ve toplum tarafından dışlanması gibi durumlar, Foucault’nun biyopolitik kontrol ve gözetim mekanizmaları çerçevesinde değerlendirilmiştir. Bununla birlikte, Arthur’un Murray Franklin şovunda gerçekleştirdiği yüzleşme sahnesi, iktidarın üretken ve direnişi teşvik eden doğasını görünür kılmaktadır. Filmin görsel atmosferi ve toplumsal yapıları eleştiren anlatımı, modern toplumların bireyler üzerindeki kontrol mekanizmalarının, kimlik inşası ve direniş pratikleri üzerindeki etkilerini anlamak açısından önemli bir zemin sunmaktadır. Bu bağlamda çalışma, Joker filmini Foucault’nun güç ilişkileri, disiplin ve biyopolitika kavramları çerçevesinde değerlendirerek, toplumsal bozulma, bireysel psikolojik çöküş ve iktidar dinamiklerinin modern toplumlarda nasıl işlediğine dair eleştirel bir perspektif geliştirmeyi amaçlamaktadır. Bu analiz, sinema ile toplumsal eleştiri arasındaki ilişkiye katkı sunarken, Foucault’nun kuramsal yaklaşımlarının sinema alanında uygulanabilirliğini de ortaya koymaktadır

    The Role of Employee Silence in The Effect of Perceived Gender Discrimination on Emotional Burnout in Female Employees

    No full text
    Bu çalışmanın amacı, algılanan cinsiyet ayırımcılığının duygusal tükenmişlik üzerindeki etkisini ve çalışan sessizliğinin bu ilişkideki düzenleyici rolünü belirlemektir. Kavramsal olarak incelenmiş olmakla birlikte, tüm kavramları bütüncül bir modelde değerlendiren bir çalışmaya rastlanmamıştır. Bu bakımdan araştırma, literatüre katkı sağlaması açısından özgün bir değere sahiptir. Nicel araştırma yönteminin benimsendiği çalışmanın örneklemini Ankara’da faaliyet gösteren işletmeler oluşturmaktadır. Bu işletmelerde çalışan 397 kadınla araştırma kapsamında oluşturulan anket formları uygulanmıştır. Elde edilen verilerin analizinde ön testler, tanımlayıcı istatistikler ve değişkenler arasındaki ilişkileri belirlemek için SPSS v24 paket programı, CFA analizleri için ise IBM AMOS v24 paket programı kullanılmıştır. Çalışmada öncelikle algılanan cinsiyet ayrımcılığı ve çalışan sessizliğinin duygusal tükenmişlik üzerindeki etkileri test edilmiştir. Analiz sonucunda algılanan cinsiyet ayrımcılığı ve çalışan sessizliğinin (savunmacı sessizlik, örgüt yararına sessizlik ve sessizliği kabul etme) duygusal tükenme üzerinde etkisi olduğu, savunmacı sessizliğin algılanan cinsiyet ayrımcılığı ile duygusal tükenme arasındaki ilişkide düzenleyici rol oynadığı bulunmuştur. Araştırma sonucunda karar vericiler, işverenler ve ileri araştırmalar için önerilerde bulunulmuştur.This study aims to determine the effect of perceived gender discrimination on emotional exhaustion and the moderating role of employee silence in this relationship. Although it has been examined conceptually, there is no study that evaluates all concepts in a holistic model. In this respect, the research has a unique value in terms of contributing to the literature. The sample of the study, which adopts a quantitative research method, consists of enterprises operating in Ankara. The questionnaire forms created within the scope of the research with 397 women working in these enterprises were applied. In the analysis of the data obtained, SPSS v24 package program was used to determine pretests, descriptive statistics and relationships between variables, and IBM AMOS v24 package program was used for CFA analysis. In the study, firstly, the effects of perceived gender discrimination and employee silence on emotional exhaustion were tested. As a result of the analysis, it was found that perceived gender discrimination and employee silence (defensive silence, silence for the benefit of the organization and accepting silence) have an effect on emotional exhaustion, and defensive silence has a moderating role in the relationship between perceived gender discrimination and emotional exhaustion. As a result of the research, recommendations were made for decision makers, employers and for further research

    Machine learning-based approach for diagnosis of heart diseases

    No full text
    Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Enformatik Ana Bilim DalıKalple ilgili hastalıklar son yıllarda dünyada çok sayıda ölümün ana nedeni haline gelmiş ve sadece ülkemizde değil tüm dünyada yaşamı en çok tehdit eden hastalık olarak ortaya çıkmıştır. Bu nedenle, uygun tedavi için bu tür hastalıkların zamanında teşhis edilmesini sağlayacak güvenilir, doğru ve uygulanabilir bir sisteme ihtiyaç duyulmaktadır. Yapay zeka, büyük veri analizi ve gelişmiş algoritmalar kullanarak sağlık sektöründe önemli tahminler yapmaktadır. Son yıllarda yapay zeka sağlık sektöründe yaygın şekilde kullanılmakta ve pek çok avantaj sağlamaktadır. Tez çalışmasında yüksek doğruluk oranına sahip makine öğrenmesi algoritmaları kullanılarak yeni hastalarda kalp hastalıklarının erken teşhisi ve tespiti sağlanmıştır. Bu kapsamda yapılan çalışmada, 526 kalp hastası ve 499 sağlıklı örnekten oluşan ve yaş, cinsiyet, göğüs ağrısı tipi vs. 14 öznitelikten oluşan veri setinde makine öğrenmesi teknikleri uygulanarak hastaların kalp rahatsızlığının tahmin edilmesi konusunda yüksek başarı oranları tespit edildiği görülmüştür. Makine Öğrenmesi Algoritmalarından K-En Yakın Komşu (KNN), Lojistik Regresyon, Karar Ağacı, Destek Vektör Makineleri, Naive Bayes, Rastgele Orman algoritmaları kullanılmış ve algoritmaların doğruluk, kesinlik, duyarlılık ve F Ölçütü değerlerine yer verilmiştir. Alınan sonuçlarda toplam verinin %20 sini oluşturan 205 test verisi değerlendirilmiş ve Rastgele Orman Algoritması ile %98,54 oranında doğruluk değeri elde edilmiştirHeart-related diseases have become the main cause of death in the world in recent years and have emerged as the most life-threatening disease not only in our country but also in the whole world. Therefore, a reliable, accurate and applicable system is needed to ensure timely diagnosis of such diseases for appropriate treatment. Artificial intelligence makes important predictions in the healthcare sector using big data analysis and advanced algorithms. In recent years, artificial intelligence has been widely used in the health sector and provides many advantages. In the thesis study, early diagnosis and detection of heart diseases in new patients were achieved by using machine learning algorithms with high accuracy rates. In this context, it was observed that high success rates were detected in predicting the heart disease of patients by applying machine learning techniques to the data set consisting of 526 heart patients and 499 healthy samples and 14 attributes such as age, gender, chest pain type, etc. Machine Learning Algorithms K-Nearest Neighbor (KNN), Logistic Regression, Decision Tree, Support Vector Machines, Naive Bayes, Random Forest algorithms were used and the accuracy, precision, sensitivity and F Criterion values of the algorithms were included. In the obtained results, 205 test data constituting 20% of the total data were evaluated and 98.54% accuracy value was obtained with the Random Forest Algorith

    Is the Feldstein-Horioka Puzzle Valid in OECD Countries?

    No full text
    Investments and savings are regarded as critical components in the evolution of economic performance. Both are employed to stimulate economic development and growth. Based on international capital movements, the Feldstein-Horioka puzzle investigated the relationship between savings and investment. The validity of the Feldstein-Horioka puzzle was investigated in this investigation for the years 1990-2021, covering OECD countries

    ÖĞRENCİLERİN AKADEMİK NOT ORTALAMALARININ MAKİNE ÖĞRENMESİ YÖNTEMLERİ İLE TAHMİNİ

    No full text
    Bu çalışma, öğrencilerin akademik not ortalamalarını tahmin etmek için farklı makine öğrenmesi yöntemlerini kullanmıştır. Çalışmada, Gradient Boosting Regressor (GBR), Random Forest Regressor, Feedforward Neural Networks (FFNNs), XGBoost ve diğer modeller uygulanmış ve performansları MAE, RMSE, MAPE ve R² gibi metriklerle değerlendirilmiştir. Random Forest modeli, %100 R² ile en yüksek doğruluğu sağlamış ve en düşük hata oranlarına ulaşmıştır. Diğer modeller arasında Gradient Boosting ve XGBoost da yüksek doğruluk oranlarıyla öne çıkmıştır. Araştırma, öğrencilerin günlük çalışma saatleri, sosyal ve fiziksel aktiviteler ile stres seviyeleri gibi değişkenlerin akademik başarı üzerindeki etkilerini analiz etmiştir. Günlük çalışma saatleri, %73'lük pozitif korelasyonla başarı üzerindeki en güçlü etkiye sahip faktör olarak belirlenmiştir. Stres seviyesinin başarıya ölçülü bir şekilde pozitif etkisi olduğu görülürken, fiziksel aktivitelerin başarıyı az da olsa olumsuz etkilediği tespit edilmişti

    Diyarbakır Koşullarında Bazı Şeker Mısır Genotiplerinin Verim ve Verim Unsurlarının Belirlenmesi

    No full text
    Bu araştırma, Diyarbakır koşullarına uygun yüksek verimli şeker mısır genotiplerinin belirlenmesi amacıyla yürütülmüştür. Araştırmada materyal olarak 10 melez çeşit adayı ve 2 ticari çeşit kullanılmıştır. Araştırma 2015 ve 2016 yıllarında, tesadüf blokları deneme desenine göre 3 tekerrürlü olarak yürütülmüştür. Denemeden elde edilen iki yıllık ortalamaların sonuçlarına göre; tepe püskülü çıkarma süresi 55.8 gün (ŞADA 34)-68.2 gün (ŞADA 14), bitki boyu 164.3 cm (ŞADA 34)-210.3 cm (Batem Tatlı), ilk koçan yüksekliği 40.7 cm (ŞADA 31)-69.9 cm (ŞADA 14), koçan çapı 36.9 mm (ŞADA 31)-43.6 mm (Merit), koçan uzunluğu 15.7 cm (ŞADA 31)-21.5 cm (ŞADA 12), tane/koçan oranı %79.7 (ŞADA 14)-%85.5 (Merit, ŞADA 32), kuru tane verimi 290.2 kg da -1 (ŞADA 31)-553.6 kg da -1 (ŞADA 32) ve taze koçan verimi 651.4 kg da-1 (ŞADA 34) -1183.8 kg da-1 (ŞADA 33) arasında değişimler göstermiştir. Taze koçan verimi yönünden sırasıyla ŞADA 33, ŞADA 32, Batem Tatlı, ŞADA 16 ve ŞADA 12 genotipleri ile kuru tane verimi yönünden ŞADA 32, Batem Tatlı, ŞADA 12, Merit, ŞADA 33, ŞADA 10 ve ŞADA 16 genotipleri daha yüksek verim vermiştir

    ENERJİ TÜKETİMİ, KENTSEL NÜFUS VE EKONOMİK BÜYÜME ARASINDAKİ NEDENSELLİK İLİŞKİSİ: BREZİLYA, ÇİN, HİNDİSTAN VE TÜRKİYE ÜZERİNE PARAMETRİK BİR ANALİZ

    No full text
    Neoliberal iktisat politikalarının etkisiyle küresel ticaret hacminin artması, enerji ve kentleşme dinamiklerini güçlendirmiş ve bu üç faktör arasındaki etkileşim, küresel kalkınma stratejilerinin şekillenmesinde önemli bir rol oynamıştır. Bu çalışma, 1974-2023 döneminde Brezilya, Çin, Hindistan ve Türkiye örnekleri üzerinden enerji tüketimi, kentsel nüfus ve ekonomik büyüme arasındaki ilişkiyi incelemeyi amaçlamaktadır. Bu bağlamda, ADF birim kök testi ile serilerin durağanlık durumu, ARDL sınır testi ile eşbütünleşme ilişkisi, Toda-Yamamoto nedensellik testi ile nedensellik ilişkileri ve parametre tahmin yöntemiyle değişkenler arasındaki uzun dönemli ilişkiler çözümlenmiştir. Nedensellik testinde, Brezilya'da GSYİH'nin enerji üzerinde tek yönlü, kentleşme ile GSYİH ve enerji arasında çift yönlü nedensellik ilişkisi olduğu; Hindistan'da GSYİH'nin enerji üzerinde nedensel etkisi olduğu, ancak kentleşme ile bir ilişki bulunmadığı; Çin'de GSYİH'nin hem enerjiye hem de kentleşmeye nedensel etkisi olduğu, ancak enerjinin kentleşme ve GSYİH üzerinde nedensellik ilişkisi oluşturmadığı; Türkiye'de GSYİH ve kentleşmeden enerji doğru tek yönlü, kentleşme ve GSYİH arasında çift yönlü nedensellik ilişkisi olduğu tespit edilmiştir. Parametre tahmin sonuçları, tüm ülkelerde enerjinin GSYH’ye katkısının kentleşme düzeyinden daha yüksek olduğunu göstermektedir

    Protective Effects of Hesperidin and Salicylic Acid on Lemna minor L. Exposed to Evercion Yellow Textile Dye

    No full text
    Hesperidin (HES) is a flavonone glycoside from the flavonoid family that is present in citrus species. It has potent anti-oxidant and anti-cancer properties. In times of stress, the phenolic chemical salicylic acid (SA), also known as a plant hormone, functions as a signal molecule, controlling the plant's reaction and maintaining its survival. For the removal of numerous harmful chemicals, phytoremediation, sometimes referred to as green reclamation, is an efficient, affordable, environmentally benign, and simple procedure. Duckweed (Lemna minor L.) is an important bioindicator species in phytoremediation study. Following the application of 75 ppm, 150 ppm, and 300 ppm reactive dye Evercion yellow 1X, the effects of 0.5 mM SA and 0.5 mM hesperidin on duckweed (L. minor L.) were examined in this study. The use of 0.5 mM SA against stress boosted the activities of peroxidase (POD), ascorbate peroxidase (APX), glutathione S-transferase (GST), glutathione reductase (GR), superoxide dismutase (SOD), and catalase (CAT). Additionally, total glutathione (GSH), total chlorophyll, and carotenoid content were altered by SA treatment. Similar to the SA application, the application of HES was effective in lowering stress. Lipid peroxidation content measured as malondialdehyde (MDA) content was found to be higher than the control groups. Results suggest that SA plays a positive role in L. minor against Evercion yellow 1X

    Biomedical Approaches to Oral Mucositis

    No full text
    Amaç: Bu derlemenin amacı, oral mukozit gelişiminde rol oynayan mekanizmaları ve güncel biyomedikal yaklaşımları ele alarak tedaviye yönelik yeni stratejileri ortaya koymaktır. Materyal ve Metod: Çalışmada ulusal ve uluslararası veri tabanlarında yer alan güncel literatür taranmış, özellikle oral mukozit, biyomedikal tedavi yöntemleri ve alternatif yaklaşımlar üzerine yapılan klinik ve deneysel araştırmalar değerlendirilmiştir. Bulgular: Literatür bulguları, oral mukozit tedavisinde ağız hijyeni uygulamaları, ağrı kontrolü, beslenme desteği ve farmakolojik yöntemlerin yanında bal gibi arıcılık ürünleri, lazer ve fotobiyomodülasyon uygulamaları, nanoteknolojik yaklaşımlar ve biyouyumlu materyallerin öne çıktığını göstermektedir. Bu yöntemlerin antiinflamatuar, antimikrobiyal ve doku yenilenmesini destekleyici etkiler sağladığı görülmüştür. Tartışma: Biyomedikal yaklaşımlar, güncel farmakolojik tedavilere ek olarak oral mukozit yönetiminde umut verici etkiler sunmaktadır. Ancak çalışmaların çeşitliliği ve sınırlı örneklem büyüklüğü, bulguların genellenmesini kısıtlamaktadır. Gelecekte kontrollü klinik araştırmalarla etkinlik daha net değerlendirilebilir. Sonuç: Oral mukozit, hem hastaların yaşam kalitesini düşüren hem de tedavi sürecini olumsuz etkileyen önemli bir yan etki olarak öne çıkmaktadır. Güncel çalışmalar, biyomedikal yaklaşımlarda öne çıkan, özellikle arı ürünleri, lazer ve fotobiyomodülasyon ile nanoteknoloji temelli yöntemlerin oral mukozit tedavisinde gelecek vadeden alternatifler olduğunu göstermektedir. Bununla birlikte, mevcut bulguların klinik uygulamalara aktarılabilmesi için daha geniş, kapsamlı ve kontrollü çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadırObjective: The objective of this review is to present new treatment strategies by addressing the mechanisms involved in the development of oral mucositis and current biomedical approaches. Materials and Methods: The study involved a review of current literature available in national and international databases, with a particular focus on clinical and experimental research on oral mucositis, biomedical treatment methods, and alternative approaches. Results: Literature findings indicate that, in addition to oral hygiene practices, pain control, nutritional support, and pharmacological methods, beekeeping products such as honey, laser and photobiomodulation applications, nanotechnological approaches, and biocompatible materials are prominent in the treatment of oral mucositis. These methods have been found to provide anti-inflammatory, antimicrobial, and tissue regeneration-supporting effects. Discussion: Biomedical approaches show promising effects in the management of oral mucositis in addition to current pharmacological treatments. However, the diversity of studies and limited sample sizes restrict the generalizability of the findings. In the future, controlled clinical trials could provide a clearer evaluation of their effectiveness. Conclusion: Oral mucositis stands out as a significant side effect that both reduces patients’ quality of life and negatively impacts the treatment process. Current studies indicate that biomedical approaches, particularly bee products, laser and photobiomodulation, and nanotechnology-based methods, offer promising alternatives for the treatment of oral mucositis. However, more extensive, comprehensive, and controlled studies are needed to translate current findings into clinical practice

    214

    full texts

    4,072

    metadata records
    Updated in last 30 days.
    Malatya Turgut Özal University Institutional Repository
    Access Repository Dashboard
    Do you manage Open Research Online? Become a CORE Member to access insider analytics, issue reports and manage access to outputs from your repository in the CORE Repository Dashboard! 👇