MEF GCRIS Database (MEF University)
Not a member yet
2080 research outputs found
Sort by
Marka Algısı ve Tercihlerinin Nöral Çözümlemesi: fNIRS ve Makine Öğrenimi Kullanılarak Tüketici Davranışlarının Anlaşılması
This research examines the link between consumer brand perceptions and neural activity by employing Functional Near-Infrared Spectroscopy (fNIRS) and machine learning techniques. The study analyzes the neural projections of participants' reactions to brand-associated adjectives, processing data collected from 168 individuals through machine learning algorithms. The findings underscore the significance of the lateral regions of the prefrontal cortex in the decision- making process related to brand perceptions. The aim is to understand how brands are perceived when associated with various adjectives and to develop this understanding through neural patterns using machine learning models. This study demonstrates the potential of integrating neural data with machine learning methods in the field of applied neuroscience
Integrating Genre-Based Writing and Critical Thinking in Developing Writing Skills of Pre-Service Language Teachers
This book explores how EFL writing teacher education is theoretically, pedagogically, methodologically and sociopolitically shaped, given teachers' unique local contexts and circumstances. It showcases practitioners and researchers teaching in, or studying, geographic areas that have as yet been under-represented in international publications, and it focuses on ways that specific contexts create unique opportunities and constraints on what developing teachers know and do in their work. The chapters prioritize local voices and materials to build a more inclusive and comprehensive picture of L2 writing globally, enabling the book as a whole to both document and further shape pedagogical approaches to L2 writing. Readers will be able to use the unique insights contained in this book in their own classrooms and professional development activities
Architectural Representation as a Body Without Organs
Architectural representation plays a critical role as a creative tool, facilitating dialogue and mediation between designer and design. While traditionally viewed as an objective entity, it holds potential for creative expression. Architectural representation is traditionally associated with objectivity and aesthetic beauty. However, as a design tool, it should also embrace subjectivity. Subjectivity in architectural representation goes beyond the architect’s style or drawings, encompassing the presence of the subject within the representation. At this stage, architectural representation becomes related to bodily experience and every experience has its own deformations. The presence of bodily deformations in architectural representations transforms its rigid body into a body without organs. This “new” body may be defined as “beast” rather than “beauty.” In this chapter, I would like to discuss architectural representation as a body without organs to highlight its emancipatory and participatory characteristics that may trigger creativity within the context of analogue and digital worlds. I would also like to emphasize the relationship between beauty and monstrosity that a bodily deformed architectural representation may create and start a new discussion on the aesthetics of architectural representation. © 2024 selection and editorial matter, Chara Kokkiou and Angeliki Malakasioti; individual chapters, the contributors
Ceza Yasamızdaki Bir Gün Karşılığı Birim Para Cezası Miktarıyla İlgili Sorunlar
Gün para cezası sisteminin Alman Ceza Yasası’ndan alındığı anlaşılmaktadır (Bkz. Alm.CY. m.40). Kaynak yasada, bir gün karşılığı birim para cezası miktarları en az bir, en çok otuz bin Euro öngörülmüştür (Alm.CY. m.40/2). Yasamızda bir gün karşılığı birim para cezası miktarı, en az yirmi, en çok yüz Türk Lirası olarak belirlenmiştir (TCY m.52/2). Görülüyor ki, Türk Ceza Yasası’nda, Türkiye’deki kişi başına düşen gelir ve ekonomik koşullar, işsizlik, gelir dağılımındaki orantısızlık gözetilmeden, birim para cezasının alt sınırı fazla, üst sınırın miktarı ise Almanya’dan az olarak düzenlenmiştir. Türk Ceza Yasası’nda adli para cezasını düzenleyen hükümle ilgili gerekçede; “Suç işleyen kişinin ekonomik durumu dikkate alınmadan hükmolunan para cezası, eşitlik ilkesine aykırı sonuçlar doğurmaktadır. Ödeme gücü olan kişi üzerinde etkisi olmayan, ödeme gücü olmayanın ise sonuçta yine infaz kurumuna gönderilmesini sonuçlayan bu sistemden vazgeçilerek; gün para cezası” sistemine geçildiği belirtilmektedir. Ayrıca gerekçede; “Gün para cezası sisteminin temel amacı, para cezasının kişinin ödeme gücüne göre belirlenmesi yoluyla, suç işleyen zengin ile fakir arasındaki eşitsizliği gidermektir” denilmektedir. Adli para cezasında “bir gün biriminin parasal miktarını” yargıç belirlerken; kişinin malvarlığıyla bir günde kazandığı ya da kazanması gereken gelirini gözeteceği de gerekçede açıklanmaktadır. Yukarıda açıkladığımız gibi, temel adli para cezasına hükmederken yargıç, önce Türk Ceza Yasası’nın 61. maddesinin 1. fıkrasında öngörülen, kişinin suçla ilgili; yani suçun işleniş biçimi, kusurun yoğunluğu gibi yasada yazılı durumlarını gözeterek, yasadaki sınırlar arasında “gün birim sayısını” saptamaktadır. Adli para cezasının belirlenmesinde, ikinci aşama ise, yargıcın, kişinin, “ekonomik durumunu ve kişisel durumlarını” gözeterek yasada öngörülen sınırlar arasında “bir günün parasal miktarını”, değerlendirme sonucu belirlemesidir. Bu nedenle, gerekçede belirtildiği gibi, suç işleyen kişinin ekonomik durumu gözetilerek, ödeme gücü olan kişi üzerinde adli para cezasının etkili kılınabilmesi için, yasada öngörülen “bir günün parasal miktarının” üst sınırının artırılması gerekmektedir. Alman Ceza Yasası’nda üst sınır beş bin Euro iken bu yetersiz bulunarak 2009 yılında yapılan değişiklikle yükseltilerek, otuz bin Euro olarak belirlenmiştir (Alm.CY. m.40/2). Bizde ise, 2/3/2024 tarihli ve 7499 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi ile bu fıkrada yer alan “En az yirmi ve en fazla yüz Türk lirası” ibaresi “En az yüz ve en fazla beş yüz Türk lirası” şeklinde değiştirilmiştir (TCY.m.52/2). Böylece Üst sınır beş yüz TL’dir. Bir günün parasal miktarını, yargıç, bu üst sınırın üzerinde belirleyemez. Bundan dolayı, malvarlıkları ve bir günde kazandıkları bu parasal miktarın çok üzerinde olup, suç işleyen kişiler üzerinde adli para cezasının etkili olamayacağı kuşkusuzdur. Suç işleyen kişinin ekonomik durumu gözetilerek, ödeme gücü olmayanı, yine gerekçede belirtildiği gibi, infaz kurumuna göndermemek için ise, adli para cezasının bölünebilir nitelikte yasada düzenlenmiş olması gerekir. Yani adli para cezasının “birim para cezasının miktarının” alt sınırı oldukça düşük belirlenmelidir. Türk Ceza Yasası’nda “bir gün karşılığı adli para cezasının miktarı” en az yüz TL olarak öngörülmektedir (m.52/2). Özellikle de Türkiye’de, çalışanların büyük bir çoğunluğunun asgari ücretle çalıştığı gözetildiğinde “bir günün parasal miktarının” alt sınırının, yasada yüz TL olarak belirlenmesi gerekçede açıklananları gerçekleştirmekten uzaktır. Çünkü bir günde kazanılan ya da kazanılması gereken ortalama net gelir, kişinin kendi ve bakmakla yükümlü olduğu kişilere bir miktar ayrıldıktan sonra kalacak para miktarı yasada alt sınır olarak öngörülen “bir günlük parasal miktardan” daha azdır. Yargıcın ise, “bir günün parasal miktarını” kişinin ekonomik durumunu gözeterek belirlerken, yasada öngörülen alt sınırın yani yüz TL’nin altında bir miktarı takdir etmesi mümkün değildir. Yani, bir kişinin günlük net kazancı ne kadar az olursa olsun, yargıç, “bir gün karşılığı adli para cezasının miktarını” yüz TL olarak takdir etmek zorundadır. Bu nedenle özellikle gerekçede belirtildiği gibi, ödeme gücü olmayanı, tekrar infaz kurumuna göndermemek için, kişinin ödeme gücüne göre yargıca adli para cezasını belirleme olanağını veren bir düzenleme gerekir. Türk Ceza Yasası’ndaki “bir gün karşılığı adli para cezasının miktarının” en alt sınırının daha aşağıya çekilmesi durumunda bunun gerçekleşeceği kanısındayız. Almanya’da bir günlük net kazancın ve kişi başına düşen gelirin bizden daha yüksek olmasına karşın Alman Ceza Yasasında bir gün karşılığı para cezası miktarı en az bir Euro üst sınır ise beşbin Euro iken bu yetersiz bulunarak 2009 yılında yapılan değişikle yükseltilerek , otuzbin Euro olarak belirlenmiştir (Alm.CY.m.40/2).Karşılaştırmalı hukuktadiğer ülkelerin ceza yasalarına baktığımızda, bir gün karşılığı para cezası miktarının alt sınırı ile üst sınırı arasındaki oran bin ve binin katları olduğunu görüyoruz. Yasamızda ise, bir gün karşılığı birim para cezasının üst sınırının parasal miktarının alt sınırın beş katı olarak düzenlendiğini görmekteyiz. Hâlbuki alt ve üst sınırlar arasında oran (makas) arttıkça, para cezasının bireyselleştirilmesi, bölünebilmesi daha olanaklı durumagelecektir. Ayrıca enflasyon nedeniyle para değerindeki düşmeden dolayı kaynaklanacak sakıncalar da önlenmiş olacaktır. Böylece cezanın genel ve özel önleme etkisi de gerçekleştirilecektir. Açıkladığımız sorunların yaşanmaması için “bir günün parasal miktarının” yasadaki alt sınırı mümkün olduğunca az, üst sınırı ise fazla öngörülmelidir. Türk Ceza Yasasında da “gün para cezası sisteminin” benimsendiği, Alman CezaYasasındaki “birim para cezasının miktarlarına” uygun bir düzenleme yapılmasının yerinde olacağı kanısındayız
Personality and Allostatic Load: Testing Healthy Neuroticism in Hispanic Americans Over 50
[No Abstract Available
Karslıların günlük yaşamında Kars Çayı'nın rolünü hatırlamak: olası canlandırma hakkında fikirler
Çaylar içinden geçtikleri şehirlerin her zaman için en önemli parçası olmuştur. Bereketli topraklar sunmuş, akan suyundaki enerji ile bu topraklardan elde edilen ürünlerin işlenmesini şağlamış, şehirlinin temizlik ve rekreasyon ihtiyacını karşılamıştırlar. Endüstrileşme ile alternatif kaynaklar bu ihtiyaçları karşılar hale gelince derelere olan ihtiyaç da yön değiştirmiştir. Şehrin hayatını devam ettirebilmesini sağlayacak olan şehrin atık sularını uzaklaştırma görevi derelere verilmiştir. Geçtiğimiz birkaç on yılda şehirlerin derelere olan ihtiyaçları tekrar yön değiştirmiştir. Şehirleri yaşamaya değer yerler haline getirecek en önemli kaynaklardan biri olmuştur. Kars'ta da bu değişim yaşanmıştır. 2000'lerin başından itibaren bir zamanlar Kars Çayının olan mekanlar üzerine odaklanılmıştır. Kars Çayı'nın mekanlarını tekrar şehre katma çabaları Kars Çayı'ndan bağımsız ele alındığı için şehre katabilecekleri değerlerin çok azıyla yetinilmekte hatta mevcut potansiyeli de yapılan uygulamalarla yok edilmektedir. Bu tez Kars Çayının ve mekanlarının Karslıların gündelik hayatına katabilecekleri tüm potansiyellerini ortaya çıkarabilmek için Kars Çayının ve mekanlarının bütüncül hikayesine odaklanmaktadır. Bu tez, Kars Çayının bütücül hikayesinin anlaşılması sayesinde tüm potansiyeli ile gündelik hayata dahil olabileceği argümanına dayanmaktadır. İlk olarak Kars Çayı'nın bir zamanlar gündelik hayatına dahil olduğu insanlardan yarı strüktüre edilmiş röportajlarla anıla toplanmıştır. Burdan edinilen bilgiler temelinde anlamlandırma çabası genişletilmiş ve bir Kars Çayı hikayesi yazılmaya çalışılmıştır. Elde edilen bilgiler analiz edilerek Kars Çayı ile olan kopmuş ilişkilerin tamiri için öneriler getirilmiştirStreams have always been one of the most essential parts of the cities they pass through. They provide fertile lands, enable the processing of products obtained from these lands with the energy of flowing water, and meet urban people's cleaning and recreation need. As alternative sources began to meet these needs with industrialization, the role of streams changed direction. The task of removing the city's wastewater, which enables the city to sustain its life, has been assigned to the streams. Over the past few decades, cities' needs for streams have shifted again. They have become one of the most crucial resources that make cities worth living in. This change has also occurred in Kars. Since the early 2000s, the focus has been on the places that once belonged to the Kars Stream. However, efforts to reintegrate the places of the Kars Stream into the city are handled independently of the Kars Stream. These efforts are content with very little of the value they can add to the city, and even their current potential is compromised by various projects. This thesis aims to focus on the holistic story of the Kars Stream and its places to reveal all the potential that the Kars Stream and its places can contribute to the daily life of the people of Kars. The thesis is grounded in the argument that the Kars Stream can be fully integrated into daily life by understanding its holistic story. To achieve this, memories were collected through semi-structured interviews from people whose daily lives were once intertwined with the Kars Stream. Based on the information obtained, the effort to make sense of it was expanded with another local source, and a narrative of the Kars Stream was attempted to be crafted. The information collected was analyzed, and ideas were proposed to repair the raptured relations with the Kars Stream
Türkiye'de faaliyet gösteren bir kişisel bakım ürünleri market zinciri için müşteri kaybı tahmini
Müşteri kaybının nedenlerini ve buna yol açan müşteri davranışlarını anlamak, ayrıca müşterinin bir sektöre veya şirkete olan sadakatini tahmin edebilmek, mevcut müşterileri elde tutmada ve yeni müşterilere ulaşmak için yapılan pazarlama ve reklam maliyetlerinden kaynaklanan gelir kaybını önlemede büyük avantaj sağlar. Bu çalışmada, Türkiye'de faaliyet gösteren bir kişisel bakım ürünleri perakende zincirine ait 29 aylık veri kullanılmış; veri setindeki dengesiz dağılım ve müşteri olmayan girişler nedeniyle aşırı örnekleme ve sentetik örnekleme yöntemleri uygulanmıştır. Model geliştirme aşamasında Lojistik Regresyon, Karar Ağacı, K-En Yakın Komşu, Rassal Orman, Ekstra Ağaç Sınıflandırıcı, MLP (Çok Katmanlı Algılayıcı) Sınıflandırıcı uygulanmış ve doğruluk, geri çağırma, F1 skoru, kesinlik ve karmaşıklık matrisi gibi metrikler kullanılarak performansları değerlendirilmiştir. Bu karşılaştırmalar sonucunda, Rassal Orman ve MLP Sınıflandırıcı modellerinin bu veri seti için en iyi performansı gösterdiği gözlemlenmiş; Ekstra Ağaç Sınıflandırıcı ve Karar Ağacı gibi diğer ağaç tabanlı algoritmaların ise biraz daha düşük fakat karşılaştırılabilir performans sağladığı tespit edilmiştir.Understanding the reasons for customer loss and the customer behaviors leading to it, as well as being able to predict customer's loyalty to an industry or a company provides enormous advantages in retaining existing customers and avoiding revenue loss due to the marketing and advertising costs associated with attracting new customers. In this study, the 29-month data from a personal care product retail chain operating in Turkey was used, and because of the imbalanced values and non-customer entries of the dataset, the oversampling method and synthetic sampling was applied. During the model development phase, Logistic Regression, Decision Tree, K-Nearest Neighbors, Random Forest, Extra Trees Classifier, and MLP (Multi-Layer Perceptron) Classifier were applied, and their performances were evaluated using metrics such as accuracy, recall, F1-score, precision, and confusion matrix. Based on these comparisons, it was observed that the Random Forest and MLP Classifier models demonstrated the best performances for this dataset, while other tree-based algorithms, such as the Extra Trees Classifier and Decision Tree, achieved slightly lower but comparable performance
Underlining Neighbourhood Perception: a Possible Risk Factor for Dementia That Deserves More Attention
This essay highlights the interplay between the neighbourhood structural environment and neighbourhood perceptions on dementia by articulating how an individual's perception of neighbourhood, with respect to their individual differences, may provide key insights to understand the link between the neighbourhood and dementia.National Institute on Aging [R01AG067621]Preparation of this article was supported by the National Institute on Aging, award number R01AG067621
Borders of socio-economic development in Türkiye
Turkish economy is characterized by a dual regional structure. Historically, western regions form the relatively more developed and rich geography of the country. In the meantime, landlocked eastern regions are realizing a period of marginalization pushing majority of these regions toward full isolation from rest of the country. Our knowledge on this dual pattern departs mostly from monetary indicators. In this study, I use the socio-economic development index (SDI) which is first constructed by the State Planning Organization (SPO). The main objective is to use spatial tools for the period of 1963-2017 and to explore the historical evolution of spatial externalities and heterogeneity. This aims to visualize the socio-economic borders of Turkish provinces. While our findings confirm the spatial inertia for the under-developed eastern regions, they also show rising spatial spillovers among the developed western geography. However, this positive impact is geographically bounded by the central part of the country
Drawing the Line: on the Impossibility of Utopia
When Dutch artist Joep van Lieshout ventured into developing a zero -carbon, no -waste city in 2005, there were no such examples in the world. His artistic vision, complete with a full set of drawings and models, predated any real attempts to build one.1 Van Lieshout, a controversial artist known for his independent state in Rotterdam harbour (AVL-Ville), has 'dissected systems' in his work, be they systems of society or of the human body.2 While dissecting systems, he has often turned to design and architecture, creating provocative work that blurs the line between reality and fantasy.3 His 2005 zero -carbon city project was no exception.4 Van Lieshout's city was a compact one, covering approximately fifty square kilometres. With a set of calculations, models, drawings, paintings, and even objects, the project was complete. A business plan that accompanied the design outlined a program to maintain the city's profitability, an annual profit of 7.5 billion Euro to be exact.5 The project's description referenced some of the important keywords for urban design today, including zero -carbon design, efficiency, and profitability, ultimately suggesting a responsible, ethical, and a desired future. This was not exactly the case, however. This was - as he labelled it - a 'Slave City'. As the name suggests, Van Lieshout's Slave City would be populated by worker slaves who would be divided into four categories:6 healthy and suitable for work (6 per cent of the population), healthy and unsuitable for work (16 per cent), unhealthy and unsuitable for work (29 per cent) and the majority, unhealthy, unsuitable for work, and tasteless (49 per cent).7 Based on thes