Bursa Technical University Institutional Repository
Not a member yet
2618 research outputs found
Sort by
Participation in the democratic process as an element of the construction of the society: The case of Bursa
Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Sosyoloji Ana Bilim Dalı, Sosyoloji Bilim DalıBu çalışma, Bursa'nın Yıldırım ve Nilüfer ilçelerindeki sosyoekonomik ve demografik farklılıkları, siyasi ve demokratik katılımı, kurumlara güven düzeylerini, demokratik değerlere olan yaklaşımları ve Anthony Giddens'ın yapılaşma teorisi perspektifinden toplumsal dinamikleri anlamayı amaçlamış ve yapılan analizler, her iki ilçe arasında belirgin farklılıkların olduğunu ortaya koymuştur. Yıldırım ilçesindeki sivil toplum kuruluşlarının eksikliği ve etkisizliği, toplumsal talep kültürünü azaltarak demokratik süreçlere katılımı sınırlamaktadır. Giddens'ın yapılaşma teorisi çerçevesinde, yapıyı düzenleme ve yapılarla yüzleşme bağlamında, Yıldırım ilçesindeki sivil toplum kuruluşlarını güçlendirmenin ve demokratik süreçlere daha fazla katılımın teşvik edilmesinin önemi vurgulanmıştır. Nilüfer ilçesindeki güven skorlarının daha tutarlı ve yüksek olması, daha yüksek gelir seviyeleri, ekonomik istikrar ve kültürel homojenlikle ilişkilendirilmiştir. Giddens'ın "fail" kavramında hareketle, bireylerin sosyal yapıyı oluşturmak, sürdürmek ve değiştirmek konusundaki etkileşimlerini vurgulayarak, Nilüfer ilçesindeki bireylerin güven düzeylerinin, aktif sosyal eylemleri ve etkileşimleriyle nasıl şekillendiği açıklanmıştır. Bu bağlamda, demokratik süreçlere katılımı artırmak ve güven düzeylerini güçlendirmek için Nilüfer ilçesindeki başarılı uygulamalardan ders çıkartılabilir. Örneğin, ekonomik kalkınma projeleri ve gelir eşitsizliğini azaltmaya yönelik politikalar, demokratik süreçlere katılımı artırabilir. Ayrıca, kültürel çeşitliliği teşvik eden ve toplumun farklı kesimlerini bir araya getiren projeler, güven düzeylerini artırabilir. Yapılan bu analizler, demokrasinin güçlenmesi için bireylerin bilinçlendirilmesi, sivil toplum kuruluşlarının güçlendirilmesi ve toplumsal fayda sağlayan derneklerin rolünün arttırılması gerekliliğini göstermektedir. Giddens'ın yapılaşma teorisi, toplumsal değişim süreçlerinde bireylerin etkileşimlerini anlamada sağladığı çerçeve ile bu analizlere daha derin bir perspektif kazandırmaktadır. Bu çalışma, Bursa yerelindeki vatandaşların demokratik değerlere olan yaklaşımlarını Giddens'ın teorik çerçevesiyle birleştirerek anlamak ve toplumsal gelişime katkı sağlamak adına önemli bir kaynak olarak değerlendirilebilir. Anahtar kelimeler: Bursa, Demokrasi, Eylem, Fail, Yapı, Yapılaşma Teorisi.This study aimed to understand the socio-economic and demographic differences, political and democratic participation, levels of trust in institutions, approaches to democratic values, and societal dynamics in the Yıldırım and Nilüfer districts of Bursa from the perspective of Anthony Giddens' structuration theory. The analyses conducted revealed significant differences between the two districts. The lack and ineffectiveness of civil society organizations in the Yıldırım district limit participation in democratic processes by reducing the culture of societal demand. Within the framework of Giddens' structuration theory, the importance of strengthening civil society organizations in the Yıldırım district in terms of structuring and confronting structures, and encouraging greater participation in democratic processes, has been emphasized. The more consistent and higher trust scores in the Nilüfer district are associated with higher income levels, economic stability, and cultural homogeneity. Drawing on Giddens' concept of "agency," the analysis highlights how the trust levels of individuals in the Nilüfer district are shaped by active social actions and interactions in shaping, sustaining, and changing social structures. In this context, lessons can be learned from successful practices in Nilüfer district to increase participation in democratic processes and strengthen trust levels. For example, economic development projects and policies to reduce income inequality can increase participation in democratic processes. Additionally, projects that promote cultural diversity and bring together different segments of society can increase levels of trust. These analyses underscore the necessity of raising awareness among individuals for the strengthening of democracy, empowering civil society organizations, and increasing the role of associations that provide societal benefits. Giddens' structuration theory provides a framework that adds a deeper perspective to these analyses by understanding individuals' interactions in social change processes. This study can be considered an important resource for understanding the democratic values of citizens in the local context of Bursa by integrating them with Giddens' theoretical framework and contributing to societal development. Keyword: Action, Agency, Bursa, Democracy, Structuration Theory, Structure
Development of MXene and graphene based micro-supercapacitors for wearable electronics
25.01.2025 tarihine kadar kullanımı yazar tarafından kısıtlanmıştır.Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Polimer Malzeme Mühendisliği Ana Bilim Dalı, Polimer Malzeme Mühendisliği Bilim DalıGünümüzde hızla büyümekte olan giyilebilir teknoloji ürünlerinin çeşit ve sayısı gün geçtikçe artmakta, sağlık takibi ve sportif faaliyet izleyicileri gibi giyilebilir cihazların gelecekte günlük hayatta daha çok yer bulması beklenmektedir. Tekstil ürünleriyle entegre edilen elektronik cihazlar esnek ve yüksek performanslı güç kaynaklarına ihtiyaç duymaktadırlar. Bu amaca yönelik olarak süperkapasitörler ve mikro süperkapasitörler son yıllarda bataryalarla birlikte veya onlara alternatif güç kaynakları olarak kullanılabilmektedir. Bu çalışmada tekstil endüstrisinde oldukça yaygın bir kullanım alanına sahip olan pamuk esaslı kumaşlar kullanılarak MXene ve grafen esaslı elektrotlara sahip mikro süperkapasitörler geliştirilmiştir. İki boyutlu tabakalı yapılar olan MXene ve indirgenmiş grafen oksit malzemelerin sentez ve optimizasyonu gerçekleştirilmiş ve iki malzemenin elektrokimyasal performans açısından oluşturdukları sinerjik etki incelenmiştir. İndirgenmiş grafen oksitin dispersiyon kabiliyetini artırmak ve kumaş yüzeyleri ile daha iyi bir etkileşim sağlamak amacıyla selüloz nanokristal yapıların varlığında indirgenmiş grafen oksit yapılar elde edilmiştir. Mikro süperkapasitör elektrotları başlıca MXene ve indirgenmiş grafen oksit/selüloz nanokristal olmak üzere bu iki bileşenin belirli oranlarda karıştırılmasıyla elde edilen hibrit dispersiyonların kumaş yüzeyine uygulanmasıyla elde edilmiştir. Mikro süperkapasitör cihazlarında polivinil alkol/H2SO4 esaslı jel elektrolit kullanılmış ve esnek cihazlar geliştirilmiştir. MXene dispersiyonunda ağırlıça %15'e kadar indirgenmiş grafen oksit varlığının 2 mVs-1 tarama hızında 324,7 Fg-1'e kadar yüksek bir spesifik kapasitans ve çevrim performansını sağladığı belirlenmiştir. Ayrıca hazırlanan indirgenmiş grafen oksit dispersiyonlarında MXene varlığının, spesifik kapasitans değerlerini yükselttiği de belirlenmiştir. Kumaş üzerine hibrit elektrot yapısının uygulanmasıyla elde edilen mikrosüperkapasitör cihazının MXene ve indirgenmiş grafen oksit/selüloz nanokristal yapının sinerjik etkisi sayesinde 0.04 mA cm-2 akım yoğunluğunda 24,4 mF cm-2 gibi yüksek bir alansal spesifik kapasitansa ulaştığı ayrıca cihaz enerji yoğunluğu değerinin 1,22 mWh cm-2 ve güç yoğunluğunun ise 12,2 mW cm-2 seviyesine ulaştığı belirlenmiştir. Farklı eğme açılarında performansını büyük oranda koruyan mikro süperkapasitörün 180°'lik eğme altında 200 çevrim sonunda spesifik kapasitans değerini %97,2 oranında koruduğu belirlenmiştir.Nowadays, the variety and number of rapidly growing wearable technology products are increasing day by day, and wearable devices such as health monitoring and sports activity trackers are expected to find a significant place in daily life in the future. Electronic devices integrated with textile products need flexible and high-performance power supplies. For this purpose, supercapacitors and micro supercapacitors have been used together with batteries or as alternative power sources to them in recent years. In this study, micro supercapacitors with MXene and graphene-based electrodes were developed using cotton-based fabrics, which are widely used in the textile industry. The synthesis and optimization of MXene and reduced graphene oxide materials, which are two-dimensional layered structures, were carried out and the synergistic effect of the two materials in terms of electrochemical performance was examined. In order to increase the dispersion ability of reduced graphene oxide and provide a better interaction with fabric surfaces, reduced graphene oxide structures were obtained in the presence of cellulose nanocrystal structures. Micro supercapacitor electrodes were obtained by applying hybrid dispersions obtained by mixing these two components, mainly MXene and reduced graphene oxide/cellulose nanocrystal, in certain proportions, to the fabric surface. Polyvinyl alcohol/H2SO4 based gel electrolyte was used in micro supercapacitor devices and flexible devices were developed. It has been determined that the presence of graphene oxide reduced to 15% by weight in the MXene dispersion provides a high specific capacitance and cycling performance of up to 324.7 Fg-1 at a scanning rate of 2 mVs-1. It was also determined that the presence of MXene in the prepared reduced graphene oxide dispersions increased the specific capacitance values. The microsupercapacitor device obtained by applying the hybrid electrode structure on the fabric reached a high areal specific capacitance of 24.4 mF cm-2 at a current density of 0.04 mA cm-2, thanks to the synergistic effect of MXene and reduced graphene oxide/cellulose nanocrystal structure. The device energy density value was determined as 22 mWh cm-2 and the power density reached 12.2 mW cm-2. It was determined that the micro supercapacitor, which largely preserved its performance at different bending angles, maintained its specific capacitance by 97.2% after 200 cycles under 180° bending
A computational fluid dynamics solver development for non-moving domain problems in FEniCS environment based on the residual-based variational multiscale method
08.02.2025 tarihine kadar kullanımı yazar tarafından kısıtlanmıştır.Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Makine Mühendisliği Ana Bilim Dalı, Makine Mühendisliği Bilim DalıBu tez çalışmasında, hareketsiz alan problemleri için FEniCS ortamında "Kalıntı Tabanlı Varyasyonel Çok Ölçekli" ("Residual-Based Variational Multiscale," RBVMS) metodu ile bir Hesaplamalı Akışkanlar Dinamiği ("Computational Fluid Dynamics," CFD) çözücüsü geliştirilmiştir. FEniCS, Sonlu Elemanlar Metodu ("Finite Element Method," FEM) ile diferansiyel denklemlerin çözümünde kullanılan açık kaynaklı bir yazılım kütüphanesidir ve bilimsel hesaplamalar için güçlü bir araçtır. RBVMS yöntemi, Navier-Stokes denklemlerinin çözümünde akışın modellenmesi için kullanılır ve çözülmemiş ölçeklerin etkisini minimize eder. Bu yöntem, yüksek doğruluk ve kararlılık sağlamak amacıyla stabilizasyon teknikleri kullanarak daha doğru sonuçlar elde etmeyi amaçlar. Tez kapsamında, RBVMS yönteminin teorik temelleri ayrıntılı bir şekilde ele alınmış ve bu yöntemin FEniCS platformunda nasıl uygulanacağı açıklanmıştır. Geliştirilen çözücünün etkinliğini ve doğruluğunu değerlendirmek amacıyla iki temel test problemi üzerinde çalışmalar gerçekleştirilmiştir: Kapak tahrikli akış problemi ve dönen silindir etrafındaki akış problemi. Bu test problemleri, literatürde yaygın olarak kullanılan ve CFD çözücülerinin doğruluğunu test etmek için ideal referanslar olarak ele alınmıştır. Kapak tahrikli akış problemi için yapılan analizlerde, farklı ağ yapıları Reynolds sayıları ve engel geometrileri kullanılarak akış çözümlerinin doğruluğu incelenmiştir. Ağ bağımsızlık çalışmaları sonucunda, en uygun ağ yoğunluğu belirlenmiş, bu yoğunluk için farklı modeller üzerinde CFD analizleri yapılmış ve elde edilen sonuçlar literatürdeki referans çalışmalarla karşılaştırılmıştır. Bu karşılaştırmalar sonucunda, geliştirilen çözücünün akış karakteristiklerini doğru bir şekilde temsil ettiği ve güvenilir sonuçlar verdiği gözlemlenmiştir. Dönen silindir etrafındaki akış problemi için ise, silindirin dönme hızının farklı değerleri kullanılarak akış yapıları ve girdap dinamikleri incelenmiştir. Bu analizler sonucunda, geliştirilen çözücünün yüksek Reynolds sayılarında bile doğru ve kararlı sonuçlar verdiği belirlenmiştir. Ayrıca, farklı hız oranlarına göre elde edilen akış karakteristikleri, literatürdeki referans verilerle büyük ölçüde uyumlu bulunmuştur. Yapılan çalışma, FEniCS ortamında RBVMS yöntemi ile CFD çözücüsü geliştirilmesi konusunda akademik literatüre önemli bir katkı sağlamaktadır. Geliştirilen çözücü, hareketsiz alan problemlerinde çeşitli mühendislik uygulamalarında da kullanılabilecek etkin ve esnek bir araç olarak değerlendirilmektedir. Çalışmanın sonuçları, FEniCS ve RBVMS yönteminin CFD alanında daha geniş uygulamalara yönelik potansiyelini ortaya koymaktadır.This thesis presents the development of a Computational Fluid Dynamics (CFD) solver for non-moving domain problems in FEniCS, employing the Residual-Based Variational Multiscale (RBVMS) method. FEniCS is an open-source software library for solving differential equations using the finite element method, offering a powerful tool for scientific computing. The RBVMS method is employed for modeling flow in solving Navier-Stokes equations, with the objective of minimizing the effect of unresolved scales. This method aims to obtain more accurate results by using stabilization techniques to provide high accuracy and stability. In this thesis, the theoretical foundations of the RBVMS method are discussed in detail, and the implementation of this method on the FEniCS platform is explained. In order to evaluate the effectiveness and accuracy of the developed solver, two main test problems are studied: the lid-driven cavity problem and the flow around a rotating cylinder problem. These test problems are widely used in the literature and are considered ideal references for testing the accuracy of Computational Fluid Dynamics (CFD) solvers. In the analyses for the lid-driven cavity problem, the accuracy of the flow solutions was investigated using different mesh structures, Reynolds numbers, and obstacle geometries. Following the completion of the mesh independence studies, the optimal mesh density was determined, and the results obtained were compared with reference studies in the literature. The findings of these comparisons indicate that the developed solver accurately represents the flow characteristics and provides reliable results. For the flow problem around a rotating cylinder, flow structures and vortex dynamics are analyzed by using different values of the rotational speed of the cylinder. The results of these analyses demonstrated that the developed solver produces accurate and stable results even at high Reynolds numbers. Moreover, the flow characteristics obtained for different velocity ratios were found to be in good agreement with the reference data in the literature. This study makes an important contribution to the development of a CFD solver with the RBVMS method in FEniCS. The developed solver is considered an efficient and flexible tool that can be used in various engineering applications in still field problems. The findings of this study indicate the potential of FEniCS and the RBVMS method for broader applications in CFD
Gamma-valerolactone synthesis in pervaporation membrane reactor
Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Kimya Mühendisliği Ana Bilim Dalı, Kimya Mühendisliği Bilim DalıSon yıllarda, endüstrilerin ve tüketicilerin çevre dostu ve sürdürülebilir alternatiflere olan ilgisi hızla artmıştır. Geleneksel petrol bazlı ürünlere alternatif olarak, yenilenebilir kaynaklardan elde edilen yakıt ve kimyasalların üretimi giderek daha fazla önem kazanmaktadır. Bu eğilim, biyolojik olarak parçalanabilen ve çevreye duyarlı olan ürünlerin tercih edilmesi gerektiği fikrine dayanmaktadır. Bu bağlamda, tarımsal atıklar veya lignoselülozik materyaller gibi biyokütle kaynaklarından elde edilen furfural, dikkate değer bir yenilenebilir kaynak olarak öne çıkmaktadır. Furfural, yüksek değerli kimyasallara dönüştürülebilen ve özellikle gama-valerolakton (GVL) gibi çok yönlü bir bileşik üretebilen önemli bir ara üründür. GVL; solvent, yakıt katkı maddesi veya ara ürün olarak çeşitli endüstrilerde kullanılmakta ve bu bağlamda dikkate değer bir potansiyele sahiptir. Bu nedenle, GVL'nin biyokütle kaynaklarından elde edilmesi, yenilenebilir kaynaklara dayalı endüstrilerin gelişimi açısından büyük önem taşımaktadır. Bu çalışma, hem furfuralın tek adımda GVL sentezi için kullanılacak olan pervaporasyon membran reaktör prosesi açısından hem de reaksiyonda kullanılması planlanan katalizörler açısından oldukça özgün bir değere sahiptir. Seçilen polibenzimidazol (PBI) membranın hem GVL sentezinde hem de pervaporasyon membran reaktör uygulamasında daha önce tercih edilmemiş olması, bu çalışmanın özgünlüğünü artırmaktadır. Katalizör sentezi, kullanılan hidrofilik membran ve optimum reaksiyon koşullarının belirlenmesi yönüyle hibrit üretim yöntemi oluşturulması açısından da öncü niteliktedir. Aynı zamanda, geleneksel sentez yöntemleriyle karşılaştırmak amacıyla kesikli reaktörde tüm denemeler gerçekleştirilmiş ve sonuçlar kapsamlı bir şekilde yorumlanmıştır. Bu çalışmada, furfuraldan GVL sentezi için bifonksiyonel H?PW??O?-UiO-66 katalizörünün kullanımı araştırılmıştır. PBI polimeri kullanılarak membran hazırlanmış ve farklı miktarlarda H?PW??O? içeren H?PW??O?-UiO-66 katalizörleri sentezlenmiştir. Bu katalizörlerin katalitik aktiviteleri, furfuraldan GVL elde etmek amacıyla pervaporasyon membran reaktöründe (PVMR) test edilmiştir ve 2 g H?PW??O? içeren katalizörün en uygun katalizör olduğu belirlenmiştir. Optimum katalizör belirlendikten sonra, sıcaklık, molar besleme oranı ve katalizör konsantrasyonunun reaksiyon ve ayırma performansı üzerindeki etkileri incelenmiştir. Reaksiyon ve ayırma performansları değerlendirilerek, optimum koşullar 90 °C, molar besleme oranı 10 ve 6 g/L katalizör konsantrasyonu olarak tespit edilmiştir. PVMR'nin performansı, aynı koşullarda çalışan kesikli bir reaktör ile karşılaştırılmıştır. Kesikli reaktörde, 90 °C'de, molar besleme oranı 10 ve 6 g/L katalizör konsantrasyonunda %65 furfural dönüşümü ve %51 GVL verimi elde edilirken, PVMR %100 furfural dönüşümü ve %94,21 GVL verimi sağlamıştır. Bu karşılaştırma, PVMR'nin geleneksel kesikli reaktöre göre dönüşüm ve verim artırmada daha etkili olduğunu ortaya koymaktadır. Bu çalışma, furfuraldan GVL üretimi için önerilen sürecin, yüksek dönüşüm ve verim değerleriyle umut vaat eden bir alternatif olduğunu göstermektedir. Anahtar kelimeler: Pervaporasyon membran reaktör, Gama-Valerolakton, Furfural.GAMMA-VALEROLACTONE SYNTHESIS IN PERVAPORATION MEMBRANE REACTOR SUMMARY In recent years, the interest of industries and consumers in environmentally friendly and sustainable alternatives has increased rapidly. The production of fuels and chemicals derived from renewable resources as an alternative to traditional petroleum-based products is becoming increasingly important. This trend is based on the idea that biodegradable and environmentally friendly products should be preferred. In this context, furfural derived from biomass sources such as agricultural wastes or lignocellulosic materials stands out as a remarkable renewable resource. Furfural is an important intermediate that can be converted into high-value chemicals and in particular can produce a versatile compound such as gamma-valerolactone (GVL). GVL is used as a solvent, fuel additive or intermediate in various industries and has significant potential in this context. Therefore, obtaining GVL from biomass resources is of great importance for the development of industries based on renewable resources. This study has a very unique value both in terms of the pervaporation membrane reactor process used for the GVL synthesis of furfural in a single vessel and in terms of the catalysts used in the reaction. The fact that the selected polybenzimidazole (PBI) membrane has not been previously preferred in both GVL synthesis and pervaporation membrane reactor application increases the originality of this study. The catalyst synthesis is also pioneering in terms of establishing a hybrid production method in terms of the hydrophilic membrane used and determination of the optimum reaction conditions. At the same time, all experiments were carried out in a batch reactor in order to compare with conventional synthesis methods and the results were comprehensively interpreted. In this study, the use of bifunctional H?PW??O?-UiO-66 catalyst for the synthesis of gamma-valerolactone (GVL) from furfural was investigated. Membrane was prepared using PBI polymer and H?PW??O?-UiO-66 catalysts containing different amounts of H?PW??O?-UiO-66 were synthesised. The catalytic activities of these catalysts were tested in a pervaporation membrane reactor (PVMR) to obtain GVL from furfural and the catalyst containing 2 g H?PW??O? was found to be the most suitable catalyst. After the optimum catalyst was determined, the effects of temperature, molar feed ratio and catalyst concentration on reaction and separation performance were investigated. By evaluating the reaction and separation performances, the optimum conditions were determined as 90 °C, molar feed ratio of 10 and catalyst concentration of 6 g/L. The performance of PVMR was compared with a batch reactor operating under the same conditions. In the batch reactor, 65% furfural conversion and 51% GVL yield were obtained at 90 °C, molar feed ratio of 10 and 6 g/L catalyst concentration, while PVMR achieved 100% furfural conversion and 94,21% GVL yield. This comparison reveals that PVMR is more effective in increasing conversion and yield than the conventional batch reactor. This study shows that the proposed process for GVL production from furfural is a promising alternative with high conversion and yield values. Keywords: Pervaporation membrane reactor, Gamma-Valerolactone, Furfural
Decoupling attitude and position control of rotary wing aerial aircraft with lateral motors
08.02.2025 tarihine kadar kullanımı yazar tarafından kısıtlanmıştır.Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Mekatronik Mühendisliği Ana Bilim Dalı, Mekatronik Mühendisliği Bilim DalıBu çalışmada döner kanat bir hava aracı ile çalışacak farklı dinamik sitemlerin yüksek seviye kontrolünü kolaylaştırabilmek için yeni bir döner kanat modeli yaklaşımı ele alınmıştır. Dört adet standart rotorlu döner kanat araçların tasarımına ek olarak yanal dört adet motor daha eklenmiş ve yeni sistem için kontrolcü tasarımları yapılmıştır. Bu yaklaşım ile yatış dikilme ve yönelme eksenlerinde herhangi bir duruş değişikliği yapmadan öteleme yapmak veya pozisyon kontrolü sağlayabilmek mümkün hale getirilmiştir. Bunun yanı sıra yeni yaklaşımla birlikte döner kanat aracın duruş açısı kontrolü pozisyon değişikliği olmadan yapılabilmiştir. Aracın pozisyon ve duruş açısı birbirinden ayrı kontrol edebilmek hareketli platformlardan kalkış ve iniş yapan veya bir robot manipülatörle birlikte görev icra eden döner kanat araçlar gibi çoklu dinamik sistemlerin hem tasarımında hem de kontrolcü algoritmalarında büyük bir özgürlük sağlamaktadır. Aracın duruş açıları ve irtifa kontrolcüleri için standart dört rotorlu yaklaşımdakine benzer olarak PID kontrolcüler tercih edilmiştir. Aracın pozisyon kontrolü sağlamak için kullanılacak yanal dört rotor çift yönlü kuvvet oluşturabilecek şekilde kullanılabildiği için yeni tasarlanan pozisyon kontrolcüleri optimal tasarlanmıştır. Bu durum farklı hatalara karşılık kontrolcü davranışının benzer karakteristikte olmasını sağlamaktadır. Bu kontrolcü karakteristiği karmaşık dinamik sistemlerde kestirim algoritmalarını beslemek ve tahmin doğruluğunu arttırmak için kullanılabilir. Ayrıca yönelim hareketi için yanal dört motorun itki kuvvetlerinin kütle merkezi etrafında doğrudan oluşturacağı tork kullanılarak ağır sistemlerde daha agresif yönelim kontrolü sağlanabilecektir.In this study, a novel rotary-wing model approach has been addressed to facilitate the high-level control of various dynamic systems operating with a rotary-wing aerial vehicle. In addition to the design of conventional four-rotor rotary-wing vehicles, four additional lateral motors have been integrated, and controller designs for the new system have been developed. With this approach, it becomes possible to achieve translational movements or position control without any attitude changes in the roll, pitch, and yaw axes. Furthermore, the rotary-wing vehicle gains the capability to maintain a desired attitude without any position changes. This ability to separately control the vehicle's position and attitude provides significant flexibility in the design and controller algorithms of multi-dynamic systems, such as rotary-wing vehicles taking off and landing from moving platforms or performing tasks alongside a robotic manipulator. Standard PID controllers, as in conventional approaches, have been preferred for the vehicle's attitude and altitude controllers. Since the four lateral rotors used for position control can generate bidirectional thrust, the newly designed position controllers have been optimally designed. This ensures that the controller behavior exhibits similar characteristics in response to different errors. This controller characteristic can be utilized to feed estimation algorithms and improve prediction accuracy in complex dynamic systems. Additionally, by using the torque directly generated by the thrust forces of the four lateral motors around the center of mass, more aggressive orientation control can be achieved for heavy systems
Development of graphene oxide added yarn
01.02.2025 tarihine kadar kullanımı yazar tarafından kısıtlanmıştır.Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Polimer Malzeme Mühendisliği Ana Bilim Dalı, Polimer Malzeme Mühendisliği Bilim DalıBu tezin amacı, giyilebilir elektroniklerde kullanılabilecek, grafen oksit esaslı ipliklerin geliştirilmesidir. Bu amaçla, grafitten, geliştirilmiş Hummers metoduyla sentezlenen grafen oksit, termoplastik üretan (TPU) ile birleştirilerek yaş çekim yöntemiyle, grafen oksit katkılı iplikler üretilmiştir. Grafen, yüksek yüzey alanı, üstün termal iletkenlik, yüksek elektron hareketliliği, yüksek Young modülü, mükemmel ışık geçirgenliği ve kimyasal stabilite gibi mükemmel mekanik, elektronik, termal, bariyer, optik ve kimyasal özelliklere sahip akıllı bir malzemedir. Literatürde, eksfoliasyon metodu ve kimyasal buhar biriktirme metodu (CVD) başta olmak üzere pekçok yöntemle üretilebilmektedir. Grafen oksit (GO), grafen tabakalarının oksijen içeren fonksiyonel gruplarla modifiye edilmiş bir formudur. Geliştirilmiş Hummers metodu, işlem kolaylığı, düşük maliyeti ve ölçeklendirilebilirliği nedeniyle, grafitten grafen oksit eldesi için en yaygın olarak kullanılan metotlardan birisidir. Tez çalışmasında, bağlayıcı polimer oranının, iğne çapının ve koagülasyon banyosunun, iplik üretimi ve özellikleri üzerine etkisi incelenmiştir. Bu amaçla, FT-IR analizi, kalınlık ölçümü, elektriksel iletkenlik ölçümü ve optik mikroskop analizleri gerçekleştirilmiştir. Sonuç olarak, geliştirilen grafen oksit katkılı ipliklerin, elektriksel ve fiziksel özellikleri incelendiğinde, TPU oranı arttıkça, daha iyi iplik oluşumu gözlenmesine rağmen, TPU yalıtkan bir polimer olduğu için, elektriksel iletkenlik değerlerinde azalma olduğu görülmüştür. En yüksek iletkenlik değeri 3. Denemede elde edilmiştir (0,62 x 10-4 ±0,098 S/m). 5.Deneme'ye ait elektriksel iletkenlik değeri, en düşük olarak ölçülmüştür ve 0,42 x 10-4 S/m olarak elde edilmiştir. Elde edilen grafen oksit katkılı iplikler, uygun maliyetli, esnek, çevre dostu olması ve iletkenlikleri sayesinde, ileride, elektronik tekstillerle birleştirerek esnek/giyilebilir ürünlerin geliştirilmesinde, enerji üreten veya depolayan cihazlarda ve teknik tekstillerde kullanım alanı bulacaktır.The aim of this thesis is to develop graphene oxide added yarns that can be used in wearable electronics. For this purpose, graphene oxide synthesized from graphite by the improved Hummers method was combined with thermoplastic urethane (TPU) and graphene oxide yarns were produced by wet spinning method. Graphene is a smart material with excellent mechanical, electronic, thermal, barrier, optical and chemical properties such as high surface area, superior thermal conductivity, high electron mobility, high Young's modulus, excellent light transmittance and chemical stability. In the literature, it can be produced by many methods, especially the exfoliation method and chemical vapor deposition method (CVD). Graphene oxide (GO) is a form of graphene sheets modified with oxygen-containing functional groups. The improved Hummers method is one of the most widely used methods for obtaining graphene oxide from graphite due to its ease of processing, low cost and scalability. In the thesis study, the effects of binder polymer ratio, needle diameter and coagulation bath on yarn production and properties were examined. For this purpose, FT-IR analysis, thickness measurement, electrical conductivity measurement and optical microscope analyzes were carried out. As a result, when the electrical and physical properties of the developed graphene oxide added yarns were examined, it was observed that as the TPU ratio increased, although better thread formation was observed, there was a decrease in the electrical conductivity values since TPU is an insulating polymer. The highest conductivity value was obtained in the 3rd trial (0.62 x 10-4 ±0.098 S/m). The electrical conductivity value of the 5th Trial was measured as the lowest and was obtained as 0.42 x 10-4 S/m. The resulting graphene yarns, thanks to their cost-effectiveness, flexibility, environmental friendliness and conductivity, will find use in the development of flexible/wearable products, devices that produce or store energy, and technical textiles by combining them with electronic textiles in the futur
Analysis of the workload of railway machinists by NASA-TLX method
Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Endüstri Mühendisliği Ana Bilim Dalı, Endüstri Mühendisliği Bilim DalıDünya çapında hızlı değişim ve yenilikler yaşanmaktadır. Şirketlerin varlığını sürdürebilmesi için sadece teknolojiye yatırım yapılması yeterli olmamakla birlikte aynı zamanda çalışanların sürekli yüksek verimlilikte çalışmasına yönelik uygulamalar da ele alınmalıdır. Verimlilik artışını etkileyen faktörler arasında çalışma ortamının fiziki durumu, koşulların ergonomisi, organizasyonel ergonomi ve iş tatmini bulunmaktadır. Ergonomi işi insanın yeteneklerine, fiziksel ve psikolojik durumlarını göz önüne alarak düzenlemek ve bunu uygulamayı amaçlamaktadır. Firmalar arasında rekabet her zaman hissedilir ancak bu durumu avantaja çevirebilecek en önemli unsur insan kaynağıdır. Uygun ergonomik koşullarla motive olmuş çalışanların üretkenliğinin ve iş tatmininin arttığı gözlemlenecektir. Araştırma; demiryolu sektörü çalışanlarının iş yüklerinin Bulanık TOPSIS (Technique for Order Preference by Similarity to Ideal Solution) (İdeal Sonuç Odaklı Çok Ölçütlü Karar Verme), Bulanık COPRAS (ComplexPRoportionalAssessment) (Karmaşık Orantılı Değerlendirme) ve NASA-TLX (The NASA Task Load Index) (NASA Görev Yükü İndeksi) yöntemiyle analizi konusunda literatüre katkı sağlamak amacıyla oluşturulmuştur. Çalışanın belirli bir sürede kaliteli olarak yapması gereken iş hacmi olarak belirlenen iş yükü işin zorluk seviyesi ve çalışanın çalışma becerisi, iş yüküne ilişkin algıyı ortaya çıkarmaktadır. Çalışmada demiryollarında çalışan makinist personelin hissettikleri iş yükünün çeşitli faktörler açısından incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmanın örnek grubunu demiryolları sektöründe çalışan 210 makinist personel ile yapılan anketler oluşturmaktadır. Çalışmada veri toplama için NASATLX yönteminden faydalanılmış, bu yöntemle oluşturulan anket makinist çalışanlara uyarlanarak kullanılmıştır. Yapılan çalışmada çok sayıda karar verici bulunması ve bulanık ifadeler ile değerlendirme yapılması nedeniyle ortak bir sonuç elde etmek için verilerin analizinde ÇKVV ( Çok Kriterli Karar Verme) tekniğinden Bulanık TOPSIS ve Bulanık COPRAS kullanılmıştır. NASA-TLX yönetiminde kabul görmüş kriterler ise değişik sektörlerde birçok çalışmada uygulanan kriterlerden seçilmiştir. Sonuçlar analiz edilirken önce tüm katılımcıların vermiş olduğu cevaplara bakılmış daha sonrasında ise veriler deneyim ve iş birimi düzeyine göre ayrılarak iki farklı ÇKKV yöntemiyle analiz edilmiş, karşılaştırılmış ve yorumlanarak tavsiyeler verilmiştir. Araştırma sonucunda tüm katılımcıların verdiği yanıtların ve çalışanları deneyim ve iş birimlerine göre gruplandırdıktan sonra verilen yanıtların hem Bulanık TOPSİS hem de Bulanık COPRAS yöntemi ile analiz edilmesi sonucu en çok bilişsel yükün yaşandığı çalışma alanının İş4 olduğu görülmüştür.Rapid changes and innovations are taking place worldwide. In order for companies to survive, it is not only sufficient to invest in technology, but also applications for employees to work with high productivity should be addressed. Factors affecting productivity increase include the physical condition of the working environment, ergonomics of conditions, organizational ergonomics and job satisfaction. The aim of ergonomics is to organise and implement the work by taking into account human abilities, physical and psychological conditions. Competition between companies is always felt, but the most important factor that can turn this situation into an advantage is human resources. It will be observed that the productivity and job satisfaction of motivated employees increase with appropriate ergonomic conditions. The research is designed to contribute to the literature on analysing the workloads of railway sector employees by using Fuzzy TOPSIS (Technique for Order Preference by Similarity to Ideal Solution), Fuzzy COPRAS (Complex ProportionalAssessment) and NASA-TLX (The NASA Task Load Index). Workload, which is defined as the volume of work that the employee must perform in a certain period of time in a quality manner, the level of difficulty of the work and the working skills of the employee reveal the perception of workload. In this study, it is aimed to examine the workload felt by the machinist personnel working in the railways in terms of various factors. The sample group of the study consists of surveys conducted with 210 machinist personnel working in the railway sector. NASATLX method was utilised for data collection in the study, and the questionnaire created with this method was adapted and used for mechanic employees. Since there were a large number of decision makers in the study and the evaluation was made with fuzzy expressions, Fuzzy TOPSIS and Fuzzy COPRAS, which are MCDM (Multi-Criteria Decision Making) techniques, were used in the analysis of the data in order to obtain a common result. The criteria accepted in NASA-TLX management were selected from the criteria applied in many studies in different sectors. While analysing the results, firstly, the answers given by all participants were examined, then the data were separated according to experience and business unit level and analysed, compared and interpreted with two different MDCM methods and recommendations were given. As a result of the research, as a result of analysing the answers given by all participants and the answers given after grouping the employees according to their experience and business units with both Fuzzy TOPSIS and Fuzzy COPRAS methods, it was seen that the work area with the highest cognitive load was Job4
Project logistics: A reserch on wind energy power plants
Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Uluslararası Ticaret ve Lojistik Ana Bilim Dalı, Uluslararası Ticaret ve Lojistik Bilim DalıProje lojistiği ebat ve özellik açısından standart olmayan yüklerin lojistik operasyonları için kullanılan bir kavramdır. Bu kapsamdaki her yük kendine has özellikler barındırdığı için lojistik operasyon süreçleri de detaylandırılmış özel bir proje üzerinden yürütülür. Kullanılacak araç gereç ve ekipman, resmi makamlardan alınması gereken izinler, düzenlenecek belgeler ve iş süreçleri standart paletli yüklere göre oldukça fazla farklılık barındırmaktadır. Proje taşımacılığı olarak da adlandırılan bu faaliyete konu olan yükleri daha çok ağır sanayide kullanılan büyük parçalar, enerji santrallerinin demonte ve blok parçaları ve tünel kazma makinesi gibi özel üretim iş makineleri oluşturmaktadır. Dünyada ve Türkiye'de sanayinin üretim kapasitesi ve çeşitliliğinin artması ile kullanılan makine ve parçalar da daha özellikli hale gelmektedir. Bu gelişim de doğal olarak proje lojistiği hizmetine olan ihtiyacın giderek artması anlamına gelmektedir. Proje lojistiği taşıma operasyonlarının yanı sıra müşteri taleplerine göre planlama, özellikli dağıtım, depolama ya da elleçleme gibi karmaşık operasyon süreçlerini de kapsamaktadır. Yenilenebilir enerji yöntemleri arasında en fazla tercih edilen metotlardan birisi rüzgâr enerji santralleridir. Çevreci özellikleri, yaygınlaştıkça maliyetlerin düşmesi ve üretim kapasitenin artması ile dünya genelinde kullanımı giderek artmaktadır. Türkiye'nin konumu ve iklim şartları açısından sahip olduğu rüzgâr enerjisi potansiyeli, dünya geneline bakıldığında avantajlı bir durumdadır. Bu sebeple Türkiye'de de rüzgâr enerjisi santrallerinin sayısı sürekli artmaktadır. Her santralde çok sayıda bulunan rüzgar türbinleri oldukça büyük parçalardan oluştuğu için üretimden sonraki tüm süreçlerde proje lojistiği ile hareket edebilmektedir. Teknolojinin gelişmesiyle birlikte bu alanda daha kullanışlı araçlar ve ekipmanlar üretilmekte bu sayede de türbin parçalarının lojistik süreçleri iyileştirilmektedir. Bu tez çalışmasının amacı proje lojistiği hakkında veri elde etmek, rüzgâr enerjisi santrallerine yönelik lojistik operasyon sürecinde yaşanan aksaklıkları tespit ederek verimliliği artırıcı önlemler geliştirmektir. Çalışmasının teorik kısmında proje lojistiği hakkında genel bir bilgi verilerek, süreçlerin tanımı yapılmış ve rüzgâr enerji santralleri ile ilişkisi aktarılmıştır. Çalışmanın uygulama kısmında ise proje lojistiği kapsamında faaliyet gösteren firmaların uzmanları ile görüşme yapılarak rüzgâr enerjisi santrallerinin lojistik operasyonlarında gerçekleştirilen tüm süreçler derinlemesine incelenmiştir. Veri toplama yöntemi olarak yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılmıştır. Görüşmelerde not alma yöntemi ile kayıt altına alnınan veriler daha sonra elektronik ortama aktarılmıştır. Bu süreç ile elde edilen veriler betimsel analiz ve içerik analizi yöntemleriyle analiz edilmiştir.Project logistics is a concept used for the logistic operations of loads that are non-standard in terms of size and characteristics. Since each load in this scope possesses unique characteristics, the logistic operation processes are carried out through a detailed and specialized project. The tools, equipment to be used, permits required from authorities, documents to be arranged, and business processes differ significantly from standard palletized loads. This activity, also known as project transportation, mainly involves loads used in heavy industry, such as large parts, disassembled and block parts of energy plants, and specially manufactured construction machines like tunnel boring machines. With the increasing production capacity and diversity of the industry worldwide and in Turkey, the machines and parts used also become more specialized. Naturally, this development implies a growing need for project logistics services. Project logistics not only covers transportation operations but also complex operational processes such as specialized distribution, storage, or handling according to customer demands. Among renewable energy methods, one of the most preferred methods is wind energy power plants. As their environmentally friendly features become more widespread and costs decrease with increased production capacity, their global usage is steadily increasing. Turkey, due to its geographical location and climate conditions, has an advantageous position in terms of wind energy potential when compared globally. Therefore, the number of wind energy power plants in Turkey is continuously increasing. Wind turbines, which are large components found in large numbers in each power plant, are transported to the installation site through project logistics due to their size. With the advancement of technology, more practical tools and equipment are produced in this field, thus improving the logistic processes of turbine components. The purpose of this thesis is to obtain data about project logistics, identify shortcomings in the logistic operation process for wind energy power plants, and develop measures to enhance efficiency. In the theoretical part of the study, general information about project logistics is provided, processes are defined, and its relationship with wind energy power plants is explained. In the practical part of the study, experts from companies operating in the field of project logistics were interviewed to thoroughly examine all processes involved in the logistic operations of wind energy power plants. A semi-structured interview form was used as the data collection method. The data recorded through note-taking during the interviews were later transferred to electronic media. The data obtained through this process were analyzed using descriptive analysis and content analysis methods
Communication problems of divorced working women with their children: Bursa example
Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Sosyoloji Ana Bilim Dalı, Sosyoloji Bilim DalıBu tez çalışması genel olarak, boşanmış çalışan kadınların çocukları ile yaşadıkları sorunlar üzerine eğilmiştir. Boşanmış çalışan kadınlar ekseninde evlilik ve aile kurumları irdelenmiş, boşanma ve boşanmanın kadın üzerindeki etkileri incelenmiştir. Boşanma olgusu incelenirken de özellikle boşanmış çalışan kadınların çocukları ile ilgili problemleri ve çocukları ile yaşadıkları iletişim sorunları anlaşılmaya çalışılmıştır. Çalışan boşanmış çocuklu kadınları konu edinen bu çalışma ile ilgili literatüre katkı sağlamak hedeflenmektedir. Bu amaç doğrultusunda nitel araştırma yöntemi tercih edilmiştir. Veri toplamak için yarı yapılandırılmış görüşme tekniğine ve gözlem tekniğine başvurulmuştur. Verilerin analizi için söylem analizi tekniği kullanılmıştır. Çalışma Bursa İl Merkezi ile sınırlı tutulmuştur. Çalışmanın araştırma grubunu çeşitli kamu kurumlarında ve özel sektörde çalışmakta olan boşanmış kadınlar oluşturmaktadır. Çalışmadan elde edilen bulgular Garfinkel'in Etnometodolojik kuramı perspektifinden incelenerek, yedi tema altında açıklanmıştır. Araştırma düzen-düzensizlik, eğitim başarısı, ilgi çekmek, kişisel bakım, öfke kontrolü, ebeveyn ile kişisel ilişki kurmak ve somatik/fiziksel etki boyutlarında yapılmıştır. Boşanmış ve çalışan kadınların çocukları ile ilgili olarak yaşadıkları problemler birinci kısımda düzen düzensizlik açısından araştırılmıştır. Bulguların ikinci kısmında bu çocukların eğitim başarıları incelenmiştir. Bulguların üçüncü kısmında bu çocukların ilgi çekmek adına yaptıkları davranışlar irdelenmiştir. Bulguların dördüncü kısmında bu çocukların boşanma sonrasında kişisel bakımlarında yaşanılmış olan değişiklikler araştırılmıştır. Bulguların beşinci kısmında çocuklar ile olan iletişim öfke kontrolü açısından değerlendirilmiştir. Bulguların altıncı kısmında çocuklar ebeveynleri ile kurdukları ilişkiler perspektifinden değerlendirilmiştir. Bulguların yedinci kısmında boşanmanın çocuklar üzerindeki somatik/fiziksel etkileri araştırılmıştır. Dolayısı ile kadın olmak, boşanmış kadın olmak ve boşanmış kadın olarak çocuklar ile yaşanılan sorunlar ve bu sorunların anne-çocuk ilişkisine yansıması araştırılmıştır.This study primarily focuses on the challenges faced by divorced employed women in raising their children. It delves into the realms of marriage and family institutions within the context of divorced employed women, examining the impact of divorce and its consequences on women. In the exploration of the phenomenon of divorce, particular attention is given to understanding the problems that divorced, employed women encounter in relation to their children and the communication issues they experience with their children. The aim of this study is to contribute to the existing literature concerning employed divorced women with children. For this purpose, qualitative research method was preferred. Semi-structured interview technique and observation technique were used to collect data. Discourse analysis technique was used to analyze the data. The study was limited to Bursa City Center. The research group of the study consists of divorced women working in various public institutions and the private sector. The findings obtained from the study were examined from the perspective of Garfinkel's Ethnomethodological theory and explained under seven themes. The research was conducted on the dimensions of order-disorder, educational success, attracting attention, personal care, anger management, establishing a personal relationship with the parent and somatic/physical impact. In the first part, the problems experienced by divorced working women regarding their children were investigated in terms of order and disorder. In the second part of the findings, the educational achievements of these children were examined. In the third part of the findings, the behaviors of these children to attract attention were examined. In the fourth part of the findings, the changes experienced in the personal care of these children after the divorce were investigated. In the fifth part of the findings, communication with children was evaluated in terms of anger management. In the sixth part of the findings, children were evaluated from the perspective of the relationships they established with their parents. In the seventh part of the findings, the somatic/physical effects of divorce on children were investigated. Therefore, being a woman, being a divorced woman and the problems experienced as a divorced woman with children and the reflection of these problems on the mother-child relationship were investigated
Investigation the effects of sintering aid cuo addition on the properties of non-stoichiometric [Na0,5Bi0,5TiO3]0,75-[Sr1-xTiO3-x]0,25 ceramics
Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, Metalurji ve Malzeme Mühendisliği Ana Bilim Dalı, Metalurji ve Malzeme Mühendisliği Bilim DalıElektroseramik malzemeler, algılayıcılar, devre altlıkları, eyleyiciler enerji hasadı, enerji depolama, dönüştürücüler ve elektrik motorlar gibi çeşitli uygulama alanlarına sahip özel bir malzeme sınıfını temsil eder. Bu malzeme sınıfı içerisinde yer alan üstün elektriksel ve elektromekanik özellikler sergileyen piezoelektrik/ferroelektrik seramikler içerdikleri kurşun nedeniyle çevre ve insan sağlığı için potansiyel bir tehdit oluşturmaktadır. Buna istinaden kurşun içerikli seramik bileşimlerinin kullanımları çeşitli yasal düzenlemeler ile kısıtlanmaktadır. Bu seramik bileşimlerine alternatif olabilecek kurşun içermeyen elektroseramiklerin araştırılması ve geliştirilmesi oldukça yoğun bir şekilde yapılmaktadır. Kurşunsuz Sodyum Bizmut Titanat (Na0.5Bi0.5TiO3-NBT) esaslı elektroseramikler sahip oldukları özellikler nedeniyle potansiyel bir malzeme olarak öne çıkmaktadır. Bu tez çalışmasında; NBT esaslı seramik bileşimi stronsiyum ile modifiye edilerek [Na0,5Bi0,5TiO3]0,75-[Sr1-xTiO3-x]0,25 (x=0,25) kimyasal formülünce katı hal kalsinasyon yöntemiyle sentezlenmiştir. Sentez aşamasını takiben, stok tozlara sinterlemede yoğunlaşmaya yardımcı olmak amacıyla farklı mol oranlarında (%0-1,5) bakır oksit (CuO) katkısı yapılmıştır. Katkılama sonrasında tozlara organik bağlayıcı eklenerek granüle edilmiş ve tek eksenli pres yardımıyla disk formunda şekillendirilmiştir. 1175 °C, 1200 °C, 1225 °C, 1250 °C sıcaklıklarında 4 saat sinterlendikten sonra seramiklerin faz oluşumu, mikro yapı, yoğunluk ve elektriksel özellikler bakımından incelenmiştir. Kalsinasyon sonrası X-ışınları kırınımı (XRD) analizleri sonucunda saf perovskit fazın oluştuğu saptanmıştır. Artan CuO katkısı ve sinterleme sıcaklığına bağlı olarak ?????°-28° ve 34°-35° açılarında ikincil faz varlığı tespit edilmiştir. Gözenek dağılımı homojendir ve tane içi kırılma davranışı gözlenmiştir. En yüksek yoğunluk oranı %99 teorik yoğunluk değeriyle %0,5 Cuo katkısına sahip seramiklerde 1200 °C sıcaklığında sinterleme sonrası elde edilmiştir. Sıcaklığa bağlı dielektrik sabiti ölçümlerinde faz dönüşümüne işaret eden pik davranışı 141 °C itibariyle gözlenmiştir. Dielektrik kayıp (tand) 0,15 değerinden daha düşüktür. Oda sıcaklığında dielektrik sabiti (K) 1 kHz frekansında 1628 değerinde hesaplanmıştır. Curie sıcaklığı katkı oranına bağlı olarak 293 °C-305 °C aralığında ölçülmüştür. Elektrik alan etkili polarizasyon grafikleri oda sıcaklığında standart ferroelektrik davranışa işaret ettiği gözlenmiştir. Artan CuO katkı oranına bağlı olarak gelişen A.C. iletkenlik nedeniyle histerislerde kaybın arttığı saptanmıştır.Electroceramic materials represent a specialized class of materials with various applications, including sensors, circuit substrates, actuators, energy harvesting, energy storage, converters, and electric motors. Within this material class, piezoelectric/ferroelectric ceramics exhibiting superior electrical and electromechanical properties pose a potential threat to the environment and human health due to the lead content they contain. Consequently, the use of lead-containing ceramic compositions is restricted by various legal regulations. Intensive research and development efforts are underway to explore lead-free electroceramics as alternatives, with Lead-Free Sodium Bismuth Titanate (Na0.5Bi0.5TiO3-NBT) electroceramics emerging as potential materials due to their unique properties. In this thesis study, the NBT-based ceramic composition was modified with strontium, resulting in the synthesis of [Na0.5Bi0.5TiO3]0.75-[Sr1-xTiO3-x]0.25 (x=0.25) through the solid-state calcination method. Following the synthesis stage, copper oxide (CuO) was added to the powders in different mole ratios (0-1.5) to aid in densification during sintering of the stock powders. After the addition of binders, the powders were granulated and shaped into disk forms using a uniaxial press. The ceramics were then sintered for 4 hours at temperatures of 1175 °C, 1200 °C, 1225 °C, and 1250 °C, and their phase formation, microstructure, density, and electrical properties were examined. Post-calcination X-ray diffraction (XRD) analyses confirmed the formation of a pure perovskite phase. Secondary phase presence at 2? angles of 27°-28° and 34°-35° was detected depending on the increasing CuO content and sintering temperature. Pore distribution was homogeneous, and intragranular fracture behavior was observed. The highest density ratio, reaching 99% of the theoretical density, was achieved in ceramics with 0.5% CuO content sintered at 1200 °C. Temperature-dependent dielectric constant measurements revealed a peak behavior indicates phase transformation starting at 141 °C. The dielectric loss (tand) was lower than 0.15. At room temperature, the dielectric constant (K) was calculated to be 1628 at a frequency of 1 kHz. The Curie temperature was measured in the range of 293 °C to 305 °C depending on the doping ratio. Electric field-induced polarization graphs at room temperature indicated standard ferroelectric behavior. It was observed that as the CuO content increased, hysteresis losses increased due to the development of A.C. conductivity