Tarsus University Institutional Repository
Not a member yet
344 research outputs found
Sort by
Yapay Zekâ Kullanımının Muhasebe ve Denetim Süreci Üzerine Muhtemel Etkileri
İnsanlar tarih boyunca hesap tutmuş ve kayıt yapmışlardır. Hatta yazının icadında hesap tutma gereksiniminin rol oynadığı düşünülmektedir. Başlangıçta bir sistem olarak adlandıramayacağımız bu kayıtlar muhasebe sisteminin oluşmasına öncü olmuştur. Avrupa’da 7. yüzyılda roma rakamları kullanılmış ve kayıt yapmak bu sayı sistemi ile oldukça zor olduğu için muhasebe sistemi gelişmemiştir. Daha sonra ondalık sayı sistemini ve ilk defa sıfır sayısını kullanan algoritmanın mucidi Harezmî ile hesap yapma işi kolaylaşmış ve muhasebe sistemi gelişmiştir. Abaküsün icadı ise muhasebe de makinaların kullanılmasında bir ilk olarak karşımıza çıkmaktadır. Özellikle artan ticari faaliyetlerinde etkisiyle hesap makinesi, delikli kart makinesi ve bilgisayar gibi teknolojik cihazların kullanımı ile muhasebe hızla gelişmiş ve işlemler kolaylaşmıştır. Başlangıçta veri için tamamen insana bağımlı olan bilgisayarlar görülmekteyken internetin keşfi ve gelişimi ile birlikte veri kaynakları çoğalmış ve bilgisayarlar (cihazlar) insana ihtiyaç duymadan veri toplayabilecek kendi bilgi araçları ile güçlendirilmiştir (Madakam, Ramaswamy ve Tripathi, 2015). Özellikle veriye ulaşım ve veri kaynaklarındaki artış ile birlikte yapay zekâ kullanımı yaygınlaşmakta, bu da yapay zekâ kullanımını ülkeler için ulusal bir stratejik zorunluluk haline getirmekte ve ülkeler bu alanda çalışmalar sürdürmektedir (Bone, 2020). Yapay zekâ teknolojisi çeşitli alanlarda giderek daha önemli bir rol oynamaya devam edecek ve yakın gelecekte muhtemelen insan yaşamı üzerinde geniş kapsamlı etkilere sahip olacaktır (Pannu, 2015: 84). Genel olarak muhasebe ve özel olarak denetim alanı da yapay zekâdaki gelişmelerden etkilenmekte ve temel bir değişim süreci geçirmektedir (Agnew, 2016). Bu da yapay zekâ teknolojisini muhasebe tarihindeki dönüm noktalarından biri haline getirmektedir. Bu sebeple yapay zekânın muhasebe ve denetim süreci üzerine muhtemel etkilerinin araştırılması gerekliliği ortaya çıkmıştır. Bu kapsamda çalışmada öncelikle yapay zekâ detaylı olarak açıklanmış olup muhasebe ve denetim sürecinde yapay zekânın kullanılabilirliği üzerinde durulmuştur. Yapay zekânın türlerine göre ve muhasebe/denetim sürecindeki iş yapılarına göre kullanımının yaygınlaşmasının farklı zaman aralıklarında gerçekleşeceği düşünülmektedir. Her alanda olduğu gibi yapay zekâ kullanımının muhasebe/denetim sürecinde de olumlu etkilerinin yanı sıra muhtemel sorunlarının olabileceği tartışılmaktadır. Bu kapsamda yapay zekâ kullanımının muhtemel sorunları ve avantajları göz önünde bulundurularak muhasebe mesleğindeki muhtemel etkileri üzerine de durulmuştur
The effect of global brand attitude on customer participation, customer satisfaction and repurchase intention
Küreselleşme ile birlikte markalar yeni pazarlarda faaliyet gösterip küresel marka
haline gelmiştir. Bazı tüketiciler kültürel kimlik ve etnosentrik eğilim gibi nedenlerden
dolayı küresel markalara karşı olumsuz tutum sergilemektedir. Bu olumsuz tutumlar
tüketicilerin markayla özdeşleşmesine yani müşteri katılımına ya da müşteri tatminine de
etki etmektedir. Markadan tatmin sağlamayan ya da o markayı hayatlarında önemli yerde
konumlandırmayan tüketicilerin de o markayı tekrar satın alma olasılıkları azalmaktadır.
Hem küresel markalara karşı tutum, hem de müşteri tatmini ve tekrar satın alma niyetinde
cinsiyetin de önemli bir faktör olduğu bilinmektedir. Bu nedenle araştırmanın amacı
tüketicilerin yerel ve küresel markalara yönelik tercihlerinde kültürel kimlik ve
etnosentrizmin müşteri katılımı, müşteri tatmini ve tekrar satın alma niyeti üzerindeki
etkisini cinsiyet bağlamında incelemektir. Araştırmanın örneklemini Türkiye’de yaşayan ve
kahve zinciri mağazalarına giderek kahve tüketimi yapan 18 yaş ve üzeri 388 tüketici
oluşturmaktadır. Araştırmada veriler online anket yöntemiyle toplanmış ve yapısal eşitlik
modeli kullanılarak analiz edilmiştir. Araştırma sonuçlarına göre kadın tüketicilerde kültürel
kimlik etnosentrizmi, etnosentrizm müşteri katılımını, kültürel kimlik ve müşteri katılımı
müşteri tatminini, müşteri katılımı ve müşteri tatmini tekrar satın alma niyetini olumlu,
etnosentrizm müşteri tatminini ise olumsuz olarak etkilemektedir. Erkek tüketicilerde ise
kültürel kimlik etnosentrizmi, etnosentrizm müşteri katılımını, müşteri katılımı müşteri
tatminini, müşteri katılımı ve müşteri tatmini ise tekrar satın alma niyetini olumlu olarak
yordamaktadır.With globalization, brands have become global brands by operating in new markets.
Some consumers have negative attitudes towards global brands due to reasons such as
cultural identity and ethnocentric tendency. These negative attitudes also affect consumers'
identification with the brand, that is, customer participation or customer satisfaction.
Consumers who are not satisfied with the brand or who do not position that brand in an
important place in their lives are less likely to repurchase that brand. It is known that gender
is an important factor in both attitude towards global brands, customer satisfaction and
repurchase intention. For this reason, the aim of the research is to examine the effects of
cultural identity and ethnocentrism on customer engagement, customer satisfaction and
repurchase intention in the context of gender in consumers' preferences for local and global
brands. The sample of the research consists of 388 consumers aged 18 and over who live in
Turkey and consume coffee by going to coffee chain stores. In the research, data were
collected by online survey method and analyzed using structural equation model. According
to the results of the research, cultural identity ethnocentrism, ethnocentrism customer
participation, cultural identity and customer participation affect customer satisfaction,
customer participation and customer satisfaction affect repurchase intention positively, and
ethnocentrism affects customer satisfaction negatively. In male consumers, on the other
hand, cultural identity predicts ethnocentrism, ethnocentrism predicts customer engagement,
customer engagement positively predicts customer satisfaction, and customer engagement
and customer satisfaction positively predict repurchase intentio
Effect of doping amount on capacity retention and electrolyte decomposition of LiNi0. 5Mn1. 5O4-based cathode at high temperature
The long service life of batteries is one of the most desired parameters for the battery industry and end-users. Several doping elements have been proposed to increase discharge capacity, capacity retention, and rate capability of high voltage LiNi0.5Mn1.5O4 (LNMO) cathode. In this study, two different doping elements, i.e., boron (III) and vanadium (IV), are compared to investigate the doping effect on capacity retention of LNMO-electrodes at high temperatures (50 ?) and extended cycle performance. Different doping amounts are investigated for comparison, i.e., 1, 3, 5, 7, 10 wt% for boron and 10 wt% for vanadium. The actual benefit of doping is observed over extended cycle tests (> 1000 cycles) at 50 ? and 1C. While pristine LNMO electrodes fail after 80 cycles, 10% B-doped LNMO exhibits the highest capacity retention, 80% at 50 ? and 1C after 1200 cycles. The operando differential electrochemical mass spectroscopy results reveal that LNMO electrodes show the highest amount of gas emission (H-2 and O-2) at ~ 4.7 V, where the oxidation of Ni4+/3+ and Ni3+/2+ occurs. Since high amount doping strategy increases Mn3+ amount and, consequently, the charge voltage plateau at ~4 V (Mn3+/Mn4+), this implicitly prevents electrolyte decomposition at high voltage due to decreasing of nickel voltage plateau and less charging step duration at ~ 4.7 V. This investigation shows that the cathode life remarkably can be extended by reducing the nickel content with high amount of doping.Q20007802705000142-s2.0-8512655193
Investigation of the combustion characteristics of trimethyl borate additive fuels in combustion systems
Bu tez çalışmasında benzin ve trimetil borat (TMB) yakıtlarının saf ve karışım hallerinin, çeşitli deney düzeneklerinde alev karakteristiği, maksimum sıcaklık değerleri ve emisyon oluşumlarının deneysel olarak incelenmesi gerçekleştirilmiştir. Benzin ve TMB yakıtları saf ve karışımlı olarak Bunsen brülörü, damlacık teli ve kanal deney sistemlerinde yakma işlemi gerçekleştirilerek alev davranışı incelenmiştir. Benzin yakıtının ana yakıt olarak düşünülmesi durumunda kütlesel olarak %20 ve katlarında TMB ilavesi gerçekleştirilerek karışımlı yakıtlar elde edilmiştir. Oluşturulan karışım yakıtları 3 farklı deney sisteminde incelenmiştir. Bu deney sistemleri; damlacık, Bunsen brülörü ve kanal yanma deney sistemleridir. Damlacık deney sisteminde; yakıt damlacıklarının çaplarında gerçekleşen değişimler, canlı alev görüntüleri ve atomizasyon yapısı incelenmiştir. Damlacık deneyleri neticesinde karışım yakıt içerisinde kütlece TMB oranı düştükçe alev yayılımı artmış ve ışıma tonları kırmızı-sarı-beyaz görünürlükte gözlemlenmiştir. Deneylerde kullanılan karışım yakıt içeriğinde kütlece TMB oranının artması durumunda alevin boyunda kısalma ve yeşil ışıma olduğu kaydedilmiştir. Karışım yakıtların içeriğinde TMB oranının azalmasıyla yanma sürelerinde artış olduğu gözlemlenmiştir. Damlacık deneyleri esnasında karışım yakıtların içeriğinde TMB ilavesinin tutuşma gecikmesi sürelerinde radikal artışlara sebep olduğu tespit edilmiştir. Benzer şekilde yanma süresince ölçülen maksimum sıcaklık değeri de karışım yakıt içerisindeki kütlece TMB oranına bağlı olarak artmaktadır. Deneysel olarak gerçekleştirilen ikinci deney sisteminde ise Bunsen brülör temelinde incelemeler gerçekleştirilmiştir. Benzin yakıtı ana yakıt olarak belirlenerek %5 ve artan karışım oranında TMB eklenmesiyle oluşan karışım yakıtlarının belirli debilerde (1.5 lt/dk, 2.25 lt/dk, 3 lt/dk, 3.75 lt/dk, 4.5 lt/dk, 5.25 lt/dk, 6 lt/dk, 6.75 lt/dk ve 7.5 lt/dk) gerçekleştirildiği deney verileri incelenmiştir. Bunsen brülör deney sisteminde alev karakteristiği ve emisyon çıktıları incelenmiştir. Damlacık deneylerinde de gözlemlendiği gibi yakıt karışımı içerisinde TMB oranı arttıkça alev ışımalarının yeşil ışıma olduğu, oran artışına bağlı olarak ışıma koyuluğunun değiştiği gözlemlenmiştir. TMB oranının artması ile alev davranışlarında da radikal artışlara, emisyon gazlarından karbonmonoksit (CO) değerlerinde azalışa neden olduğu tespit edilmiştir. Tez kapsamında gerçekleştirilen son deney sisteminde ise kanal boyunca ilerleyen yakıtın hız profili incelenmiştir. Karışımlı yakıtlarının alev hızlarındaki farklılıklar mercek altına alınarak yakıt viskozitesi ve partikül yapıların alev hızı üzerindeki etkileri incelenmiştir. Tez kapsamında gerçekleştirilen karışım yakıtların çeşitli deney düzeneklerinde incelenmesinin neticesinde benzin ve TMB yakıtlarının karışım oranlarında istenilen sonuçları sağlayabilecek konfigürasyonlarda kullanılabileceği görülmüştür
Energy storage performance of LiV3O8/water-in-salt electrolyte/LiNi1/3Co1/3Mn1/3O2 cell for aqueous lithium-ion batteries
Electrochemical performance of an aqueous lithium-ion battery containing LiV3O8 anode, ‘water-in-salt’ 20 M LiTFSI electrolyte and LiNi1/3Co1/3Mn1/3O2 cathode was studied. In the full cell, the cathode and anode reached a maximum lithiation capacity of 145.8 mAh g−1 and 80 mAh g−1, respectively. The full cell successfully underwent 100–110 cycles before hitting 20% capacity loss limit. The average discharge potential of the cell started at 0.849 V and stayed relatively stable in the next 140 cycles. The first cycle coulombic efficiency was as high as 80% and it stabilized at 99–100% in the subsequent cycles. These are the best numbers ever reported for this anode/cathode couple. This outperformance was achieved thanks to the increased stability of the anode and cathode materials in high molarity ‘water-in-salt’ electrolyte over lower molarity nitrate or sulfate electrolytes previously reported in literature.Q
Binary self-dual and LCD codes from generator matrices constructed from two group ring elements by a heuristic search scheme
We present a generator matrix of the form [σ(v1) | σ(v2)], where v1 ϵ RG and v2 ϵ RH, for finite groups G and H of order n for constructing self-dual codes and linear complementary dual codes over the finite Frobenius ring R. In general, many of the constructions to produce self-dual codes forces the code to be an ideal in a group ring which implies that the code has a rich automorphism group. Unlike the traditional cases, codes constructed from the generator matrix presented here are not ideals in a group ring, which enables us to find self-dual and linear complementary dual codes that are not found using more traditional techniques. In addition to that, by using this construction, we improve 10 of the previously known lower bounds on the largest minimum weights of binary linear complementary dual codes for some lengths and dimensions. We also obtain 82 new binary linear complementary dual codes, 50 of which are either optimal or near optimal of lengths 41 ≤ n ≤ 61 which are new to the literature.Q30008072331000012-s2.0-8519691054
Investigation of the usage of organic waste products in composite brake pads
Kompozit sürtünme malzemesi olan balata, fren sisteminin frenleme performansında
önemli rol oynayan başlıca bileşenidir. Balataların mekanik ve tribolojik davranışlarını
araştırmak, frenleme performansını iyileştirmek için balata kompozisyonu ve üretim
parametreleriyle ilgili birçok çalışma yapılmış olup, araştırmalar devam etmektedir. Üretilen
balataların ekonomik olması, çevre dostu olması ve insan sağlığını tehlikeye atmaması
beklenmektedir. Bu nedenle kompozit içeriğinde kullanılan malzemelere alternatif olarak
organik atık ürünlerin kullanımı artmıştır.
Bu çalışmada, mısır kabuğu, keten, kenevir, hindistan cevizi ve bambu tozu (kütlece
%5, %10 ve %15) olmak üzere beş çeşit malzeme kullanılarak 16 adet farklı içerikli balata
numuneleri üretilmiştir. Numuneler sırayla toz karıştırma, ön şekillendirme ve sıcak presleme
işlemlerini kapsayan toz metalurjisi yöntemiyle üretilmiştir. Numunelerin özgül aşınma miktarı
ve sürtünme katsayısı, gri dökme demir diskin bulunduğu bir test cihazında deneyler
uygulanarak elde edilmiştir. Balata numunelerinin sertlik, yoğunluk, yüzey pürüzlülüğü gibi
fiziksel özellikleri belirlenmiştir. Sürtünme testinden sonra numunelerin aşınan yüzeylerinin
mikroyapısı Taramalı Elektron Mikroskobu (SEM) ile incelenmiştir. Ayrıca Elektron Enerji
Dağılım Spektrometresi (EDS) yardımıyla aşınan yüzeylerin kimyasal analizleri elde edilmiştir.
Yapılan çalışmanın sonucu, üretilen organik atık malzeme içerikli numunelerin
sürtünme performansı açısından iyi davranış sergilediğini göstermiştir. En iyi sürtünme
katsayısı değerleri %10 oranında hindistan cevizi, keten, kenevir ve bambu, %5 oranında keten
içerikli numunelerde görülmüştür.The lining, which is a composite friction material, is the main component of the brake
system that plays an important role in the braking performance. In order to investigate the
mechanical and tribological behavior of the pads and to improve the braking performance, many
studies have been carried out on the pad composition and production parameters, and the
researches are continuing. The pads produced are expected to be economical, environmentally
friendly and not endanger human health. For this reason, the use of organic waste products has
increased as alternative to the materials used in the composite content.
In this study, 16 pad samples with different contents were produced by using five types
of materials, namely corn husk, flax, hemp, coconut and bamboo powder (5, 10 and 15 wt.%).
The samples were produced by powder metallurgy method, which included powder mixing,
preforming and hot pressing processes, respectively. The specific wear amount and friction
coefficient of the samples were obtained by performing experiments on a test device with a
gray cast iron disc. Physical properties such as hardness, density and roughness of the lining
samples were determined. After the friction test, the microstructure of the worn surfaces of the
samples was examined by Scanning Electron Microscope (SEM). In addition, chemical
analyzes of the worn surfaces were obtained by Electron Energy Distribution Spectrometer
(EDS).
The result of the study showed that the samples containing organic waste material
exhibited good behavior in terms of friction performance. The best coefficient of friction values
were observed in samples containing %10 coconut, flax, hemp and bamboo and %5 flax
Charges tariff in water and sewage administrations
Yaşamın başlangıcından günümüze dek gerek beşeri hayatın idamesinde gerekse ekosistemin dengesinin sağlanmasında su, hayati bir kaynak olarak önemini giderek artırmıştır. Ulusları var eden, kentlerin oluşmasını sağlayan, yokluğu halinde göçlere sebep olan bu meta; günümüzde artan nüfus, küresel ısınma ve doğal kaynakların tükenmesi ile birlikte korunması gereken bir yaşam kaynağı olarak görülmeye başlanmıştır. Buna bağlı olarak da gerek ulusal gerekse de uluslarüstü düzeyde bu kaynağın korunması için çeşitli aksiyonların alınmaya başlandığı görülmüştür. Kentsel alanlarda mahalli müşterek mahiyette bir kamusal görev olarak görülen içme ve kullanma suyu hizmetinin genel kaideleri merkezi yönetim tarafından düzenlenmekte, yerel düzeyde de anılan üst normlara dayalı olarak yönetmelikler çıkarılabilmekte, içme ve kullanma suyu ücretleri de bu mevzuata göre belirlenmektedir. Günümüzde insani tüketim amacıyla sunulan bu hizmet metropoliten alanlarda özel amaçlı bir mahalli idare kurumu olan su ve kanalizasyon idarelerince yürütülmektedir. 1981 yılı itibarıyla İstanbul özelinde 2560 sayılı Kanun'un uygulanması ile başlayan bu model hâlihazırda otuz büyükşehir belediyesinde uygulanmaktadır. Her idarenin anılan Kanun'dan kaynaklanan Tarifeler Yönetmelikleri bulunmakta olup, bu mahalli kurumların ücret tarifeleri ve abone grupları önemli düzeyde farklılık göstermekte, su ücretlerinin belirlenmesi sürecinde yaşanan aksaklıkların yaygınlık taşıdığı ve genel olarak yeknesak bir uygulamanın olmadığı tespit edilmektedir. Çalışma kapsamında var olan farklılıklara ve mevzuata aykırılıklara değinilerek tarifeler yönetmelikleri ile ücret tarifelerinin uygulanmasında rastlanılan olumsuzlukları ve aykırılıkları giderici önerilerde bulunulması amaçlanmıştı
Geo-cultural and Political Dialogue between Pakistan and Turkey: Resetting the Diplomatic Pace for 'Soft Power' Regional and Global Imagery in a Changing World
This paper focusesonhighlightingthe discourseofgeo-cultureand how the discourse is shaped, defined,and structuredin the new global age.The discussion rests with thebackground of culture and diplomacy and the debate surrounding theconcept of soft power. The redefinitionpreeminently entails to explore the dynamics of softer side of diplomatic conduct and how political dialogue, negotiations, parlays,and diplomatic communication reinforcesthe processof cultural diplomacy? Therefore, the motivation of this paperis to link the notion of soft power todiplomacy in the contemporary case studies of Pakistan and Turkey. Itaims to explore the new dimensions and pathways in outlining policies and perspectivestaken by Turkey and Pakistan; in view to address some extremely challenging questionsvis-à-visregional and globalpolitical and geo-cultural realit
Modified artificial bee colony algorithm with differential evolution to enhance precision and convergence performance
Artificial bee colony (ABC) and differential evolution (DE) are the most powerful and operative meta-heuristic
algorithms inspired by the nature. Although both algorithms are successful, their successes vary from phase to
phase, i.e. while ABC is better in the exploration ability, DE is well in the exploitation capability. Because the
diversity of mutation and exponential crossover operators is prominently better than that of onlooker bee; in this
study, the exploitation ability of ABC is enhanced by replacing the onlooker bee operator with those of mutation and the crossover phases of DE in order to increase the accuracy and speed up the convergence. We hereby introduce a novel modified algorithm denoted “modified ABC by DE” (mABC). The precision performance of mABC is verified through 20 classical benchmark functions and CEC 2014 test suit by a comprehensive comparison with recent ABC variants and hybrids for 30 and 50 dimensions. The results are interpreted using various statistical evaluations such as Wilcoxon, Friedman, and Nemenyi tests. Moreover, mABC is comparatively examined over convergence plots. In concise, the mean ranks of mABC are 1.4 and 2.3 for classical benchmark functions and CEC 2014, respectively. mABC outperforms the other variants averagely for 14 of 20 classical benchmark functions and 24 of 30 CEC 2014 functions. The results manifest that the proposed mABC is a robust and reliable algorithm as well as better than the existing ABC variants and hybrids with regard to high optimization performance like precision and convergenceQ10008587877000012-s2.0-8512687124