Akdeniz Üniversitesi DSpace
Not a member yet
6529 research outputs found
Sort by
Antalya ili küçük kumru (Spilopelia senegalensis) populasyonunun davranış ve biyo-ekolojisi üzerine araştırmalar
Bu çalışmada Antalya ili Küçük kumru (Spilopelia senegalensis) populasyonunun davranış ve biyo-ekolojisi incelenmiştir. Antalya genelindeki yayılış alanları, yayılışa etkili olan faktörler, yayılış alanlarındaki populasyon büyüklüğü, tercih ettiği yaşam alanları ve bölgesel yer değiştirme hareketleri araştırılmıştır. Küçük kumruların kuluçka, beslenme ve davranış biyolojileri gözlenmiştir. Davranış biyolojileri iki başlık altında incelenmiştir. Tür içi (duruş şekilleri, öğrenme, toplumsal davranışlar), ve türler arası sergilemiş oldukları davranışlar olarak ortaya konulmuştur. Çalışma Aralık 2017–Aralık 2019 tarihleri arasında Antalya ilinin 19 ilçe merkezinde yürütülmüştür. Her ilçeden örnekleme alanları belirlenmiş ve mevsimsel olarak takipleri yapılmıştır. Türün varlığı birinci yılın sonunda 4 ilçe hariç (Gündoğmuş, İbradı, Elmalı, Kaş) bütün ilçelerde belirlenmiştir. İkinci yıl sonunda sadece İbradı ilçesinde gözlenmemiştir. Tüm örnekleme alanlarında birinci yıl sonu küçük kumru sayısı ortalama 39,54 ± 94,91 birey, ikinci yıl sonunda 52,86 ± 95,78 birey olarak tespit edilmiştir. İnsana yakın yaşam alanlarını tercih eden küçük kumruların kuluçka faaliyetleri yıl boyu devam etmektedir. Ancak en yoğun olduğu aylar, şubat ayı ile başlamakta ekim sonuna kadar sürebilmektedir. Çalışma süresince takip edilen ve yavru çıkışı gözlenen 90 yuvadaki ortalama yumurta küme büyüklüğü 1,55 ± 0,42 yumurta olarak hesaplanmıştır. İki yıl süresince kuluçka başarısı toplam yumurtaya ve açılan yumurtaya göre sırasıyla % 89,55 ve % 94,14 olarak bulunmuştur. Ortalama 14,39 ± 0,56 gün olan kuluçka süresinden sonra yavruların ortalama 6,25 ± 1,63 günden itibaren yuvada yalnız kalmaya başladıkları, ortalama 15,73 ± 3,19 günden sonrada yuva dışına çıktıkları görülmüştür. Bir küçük kumru çiftinin yavrularını yetişkin bir birey haline getirmek için yaklaşık 5 haftalık bir süre harcadıkları tespit edilmiştir. Yavruların günlük gelişimlerini belirlemek için gün aşırı ağırlık, gaga, kanat, kuyruk ve tarsometatarsus ölçümleri alınmıştır. Yuva dışına çıkmaya hazır hale gelmiş bir yavrunun ortalama ağırlığı (13.-14. gün) 68,76 ± 9,16 g olarak ölçülmüştür. Küçük kumru yumurtasının kantitatif özellikleri hakkında bilgi edinmek için yumurta ölçümleri de yapılmıştır. Ortalama yumurta ağırlığı 5,37 ± 1,03 g; yumurta eni 20,46 ± 1,34 mm; yumurta uzunluğu 26,56 ± 1,52 mm; şekil indeksi % 77 ± 2,93 olarak hesaplanmıştır. Türün beslenme biyolojisi kapsamında yapılan gözlemlere göre sekiz çeşit besin arasından buğday (% 24,4) ve kedi mamasına (% 22,5) öncelik verdikleri gözlenmiştir. Ayrıca koyu renkli (%58,5) besinleri açık renklilere (%41,5) tercih ettikleri belirlenmiştir
Piyasa etkinliği, anomaliler ve davranışsal finans: Bist gıda işletmeleri üzerine bir araştırma
Bu çalışmada borsada işlem gören ve Gıda endeksinde yer alan işletmelerin pay senetleri getirileri ile haftanın günleri arasındaki ilişkinin belirlenmesi amaçlanmaktadır. Bu amaca dönük olarak BİSTGIDA(XGIDA) endeksinde yer alan 1999-2019 tarih aralığında kesintisiz verilerine ulaşılan 10 adet firmanın pay senedi getirileri panel veri analizi ile incelenmiştir. Bu çalışmada bağımlı değişken olarak firmaların günlük kapanış fiyatları üzerinden hesaplanan getirileri belirlenirken, bağımsız değişken olarak haftanın işlem gören günleri belirlenmiştir. Panel veri analizi ile ilgili incelemenin sonucuna göre gıda endeksi içerisinde yer alan işletmelerin getirileri üzerine %1 anlamlılık seviyesinde pazartesi gününün negatif etkisi olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Elde edilen sonuç literatürle kıyaslandığında benzer yöndedir. Bu bağlamda literatürde ki pazartesi gününe dair etki ile paralel bir sonuca ulaşılmıştır
Kültür endüstrisi bağlamında dönüşen TV yayıncılığı: TV8 örneği
Televizyonun devlet kontrolünde gelişim göstermesi gerektiği inancı ile başlayan kamusal yayıncılık, aygıtın sadece teknolojik değil ideolojik açıdan da önemli bir buluş olduğunun anlaşılması üzerine tecimsel yayıncılığa evrilmiştir. Tecimsel yayıncılığın devam ettirilebilmesinin en önemli koşulu olarak tüketimi teşvik etmek ve eğlenceyi ön plana çıkarmak maksadıyla yeni bir yayıncılık anlayışı benimsenmiştir. Tam da bu noktada kültür endüstrisi başrol olarak devreye girmiştir. Çalışmada, televizyon yayıncılığının dönüşümünde görülen en önemli parametrelerden biri olan kültür endüstrisi, TV8 kanalının dönüşümü ile ilişkilendirilerek incelenmiştir. Çalışmada televizyon yayıncılığının yaşadığı dönüşüm çerçevesinde TV8'de görülen dönüşümün kültür endüstrisi olgusu ile ortaya konması amaçlanmıştır. Bu doğrultuda TV8 kanalı izleyicilerinin kanalı takip etme alışkanlıkları ve alımlama düzeylerini tespit etmek amacıyla Türkiye genelinde anket çalışması yapılmıştır. Acun Ilıcalı, TV8 ve TV8'de yer alan programlara ilişkin betimleyici bulgular, frekans analizi yapılarak hem sıklık hem de yüzde olarak belirlenmiştir. Ayrıca elde edilen veriler zaman zaman çalışmanın bir diğer yöntemi olan söylem analizinde de referans alınmış ve karma desen ile çözümlenmiştir. Böylece kültür endüstrisinin üreticisi olan, kaçış olarak eğlenceyi ön plana çıkaran TV8 kanalının, izleyiciye ne vaat ettiği ve izleyicinin bu vaatleri nasıl alımladığı sorularına cevap aranmıştır. Elde edilen bulgular neticesinde apolitikleştirme misyonu ile eğlence ve kaçış vurgusu yapan TV8'in aynı zamanda şöhret, şiddet, rekabet, dedikodu, tüketim ve kimlik söylemlerini ürettiği çalışma ile ortaya konmuştur
Türkiye'deki sanatçıların lif sanatı alanında malzeme ve kavram odaklı yaratı süreçlerinin incelenmesi
İnsanoğlu var olduğundan beri hayatımızda olan lif, ilk başlarda günlük yaşamın içinde hayatı kolaylaştırmak için kullanılsa da zamanla önemli bir sanat malzemesi haline gelmiştir. 1960'lı yıllarda oluşmaya başlayan ve birçok sanat akımının etkisiyle gelişen lif sanatı alanında sanatçılar için klasik tekniklerin yetersiz hale gelmesi, lif sanatı alanında deneysel bir bakış açısıyla yeni malzeme ve tekniklerin kullanım yolunu açmıştır. Diğer bütün sanat dallarında olduğu gibi lif sanatında da "malzeme ve kavram" yaratım sürecini etkileyen iki unsurdur. Bu iki unsurun yaratım süreci içerisindeki etkileşimleri aynı zamanda sanatçısının yöntemini de belirlemektedir. Sanatçı bazen kavrama göre malzeme seçerken bazen de malzeme sanatçıya yol göstermektedir. Konusu "Türkiye'deki Sanatçılarının Lif Sanatında Alanında Malzeme ve Kavram Odaklı Yaratı Süreçlerinin İncelenmesi" olarak belirlenen tez çalışmasının genel amacı; lif sanatında kullanılan malzeme ve kavramların incelenerek Türkiye'deki sanatçılar örneğinde yaratı süreci üzerindeki etkisinin ortaya konulmasıdır. Tez çalışmasında nitel araştırma yöntemi kullanılmıştır. Araştırmada kavramsal çerçeve için konu ile ilgili kitaplar, makaleler, lisansüstü tez çalışmaları, süreli yayınlar, internet kaynakları incelenmiş ve Türkiye'de lif sanatı ile disiplinler arası sanat alanında çalışmalar sunan sanatçılar ile derinlemesine görüşmeler yapılmıştır. Elde edilen bilgiler ışığında, otoetnografik yaklaşımla öznel yaratım süreci değerlendirilerek lif sanatına yönelik eserler ortaya konulmuştur
Statik betonarme projeleri ulusal yapı analiz programları ile yapılan dolgulu dişli döşemeli binaların ETABS analiz programı ile incelenmesi
Ülkemizde betonarme yapıların projelendirilmesinde genel olarak analiz, tasarım ve çizim özellikleri bulunan ulusal programlar (Sta4Cad, İdeCAD Statik ve ProtaStructure) kullanılmaktadır. Bu yapılarda, kolonsuz alanı arttırmak ve düz bir tavan yüzeyi elde etmek amacıyla, kiriş yüksekliği diş derinliğine eşit alınarak elde edilen dolgulu (asmolen, strafor, bims, gazbeton vb. dolgu malzemeli) dişli (nervürlü) döşemeli sistemler yaygın olarak kullanılmaktadır. Dolgulu dişli döşeme sistemi, kat yüksekliğinin etkili kullanılmasında ve iç mekân tasarımında mimarlara büyük kolaylıklar sağlamaktadır. Dişlerin arasına kalıp imalatını kolaylaştırmak amacıyla yaygın kullanılan dolgu malzemesi adına referansla bu tip yapılar asmolen döşemeli yapı sistemi olarak da adlandırılır. Ayrıca dolgulu dişli döşemeli yapı sistemi, kalıp işçiliğini azalttığı için diğer döşeme sistemlerine göre, işçilik maliyetini düşürmekte ve inşaat süresini kısaltmaktadır. Buna göre yeterli eğilme, kesme ve zımbalama kapasitesini sağlaması koşulu ile kirişlerin yüksekliği yerine genişliği arttırılarak yastık kirişler oluşturulur. Söz konusu sistemlerde döşeme kalınlığı döşeme üst kotundan diş dibine olan uzaklık olarak tanımlanır. Bu sistemlerdeki döşeme kalınlığı, uygulamada sık kullanılan plak döşeme kalınlığına göre daha büyüktür. Ülkemizde sıklıkla uygulamasına rastlanan dişli döşemeli yapı uygulamalarında, dişler arasında (varsa dolgu üzerinde) ince bir döşeme plağı oluşturularak ve genelde sadece tek doğrultuda diş düzenlenmesiyle döşeme sistemi oluşturulmaktadır. Türkiye geneli ve Antalya yöresinde yaygın olarak kullanılan perdeli ve perdesiz, ortogonal ve ortogonal olmayan çerçeveli, perde ve çerçeveli dolgulu dişli döşemeli yapı sistemlerinin deprem davranışının Türkiye Bina Deprem Yönetmeliği TBDY (2018)'e göre yukarıda adı geçen ulusal programlar ile Türk Deprem Yönetmeliği TDY (2007) ve TS 500 (2000) yönetmelik esaslarına göre projeleri yapılan binaların, uluslararası ETABS programına göre incelenmesi ve sonuçlarının karşılaştırılması amaçlanmaktadır. İncelenen örnek uygulanmış yapılar, Antalya mücavir alan içinde bulunan dişli döşemeli çok katlı yapıları içermesine rağmen, benzer döşeme sistemine sahip yapılara Türkiye' nin bütün bölgelerinde sıklıkla rastlanılmaktadır. Bu tür yapıların deprem bölgelerinde yapılırken daha dikkatli modellenmesinin gerekliliği ortaya konulmaya çalışılmıştır. Bu nedenle, tasarımda yapılabilecek modelleme hatalarının ETABS programı ile incelenerek ortaya konulması ve çözümlerinin üretilmesi amaçlanmaktadır. Bu konuda diğer bazı ülkelerin yönetmeliklerinde bulunan (ACI 352-02, 2002) ve ülkemiz deprem yönetmeliğinde TBDY (2018)'de bulunmayan hususlar ortaya konarak bunların düzeltilmesine katkı sağlanması amaçlanmıştır. Böylelikle depremlerde daha sağlıklı davranış gösteren binaların yapılması teşvik edilmiştir. Ayrıca bu konularda yönetmeliklerde, özellikle ortogonal olmayan akslarla ilgili olarak, hesap ve tasarımda bazı ilave tedbirlerin alınması gerekliliği vurgulanmıştır. Ulusal yapı analiz programları ile projeleri yapılan, uygulamada sıkça karşılaşılan perdeli ve çerçeveli, ortogonal ve ortogonal olmayan aksların bulunduğu, Antalya bölgesinde yaygın kullanımı olan ve merkez ilçeleri mücavir alanı içerisinde mevcut toplam altı adet, her program için ikişer adet kullanım amacı farklı dolgulu dişli döşemeli bina seçilmiştir. Bu seçilen binaların mevcut projeleri temin edilmiş, ETABS analiz programı ile modellenip, TDY (2007) ve TBDY (2018)'e göre bazı statik ve dinamik etkileri incelenmiş ve sonuçlar karşılaştırılmıştır. Hesaplamada doğrusal hesap yöntemlerinden eşdeğer deprem yükü yöntemi (EDY) ve mod birleştirme yöntemi (MBY) kullanılmıştır. Ayrıca mevcut veriler kullanılarak doğrusal olmayan sabit tek modlu itme analizi kullanılarak ETABS programı ile TBDY (2018) ilgili bölüm esaslarına göre mevcut yapıların performansları değerlendirilmiştir
Trafik kazalarında bedensel zararlar nedeniyle oluşan maddi tazminat davası
Trafik kazaları çok uzun yıllardır süregelmektedir. Günümüzde trafik kazalarının artması ile birlikte trafik kazasında yaralanan kişilerin sayısı da artmıştır. Trafik kazaları nedeniyle kişiler bedensel zarara uğramış ve bu sebeple malul durumda kalmışlardır. Kişilerin malul durumda kalması sebebiyle maddi zararları meydana gelmiş ve zararların giderilmesi ihtiyacı ortaya çıkmıştır. Bu sebeple bu zararların giderimi için zarar gören kişiler trafik kazasında sorumluluğu bulunanlara karşı maddi tazminat davası açmaya başlamışlardır. Çalışmamızın genelinde trafik kazasından kaynaklı yaralanan kimselerin, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu, 2918 sayılı Karayolları Trafik kanunu ve ilgili yönetmelikler ışığında maddi tazminat haklarının neler olduğu ve bu hakları talep etmede nasıl bir usul izlemeleri gerektiği, hangi mahkemelerin yetkili ve görevli olduğu üzerinde durulmuştur. Çalışmamızın birinci bölümünde trafik kazası kavramı, trafik kazasındaki taraflar, trafik kazasının unsurları, trafik kazası nedeniyle sorumluluk hükümlerinin mevzuatta nerelerde düzenlendiği açıklanmaya çalışılmıştır. İkinci bölümde bedensel zarar kavramı, bedensel zararın tanımı, unsurları, türleri, bedensel zararın giderilmesi açıklanmaya çalışılmıştır. Üçüncü bölümde ise trafik kazalarında bedensel zarar nedeniyle oluşan maddi tazminat davasında usul konusundan bahsedilmiştir
Akdeniz Üniversitesi kampüsü'nün yarasa türleri ve aktivite yoğunlukları üzerine araştırmalar
Bu çalışmada, Akdeniz Üniversitesi Kampüsü ve yakın çevresindeki yarasa türleri müdahalesiz yöntemler ile tespit etmek amaçlanmıştır. Yarasa türlerinin tespiti için müdahalesiz bir yöntem olan gerçek zamanlı ultrasonik ses kaydı metodu uygulanmıştır. Bu kapsamda, habitat yapısı ve konuma göre kampüsün 8 farklı noktasına Nisan 2018 Kasım 2018 tarihleri arasında ses kayıt cihazı (Batcorder 3.1) yerleştirildi. Toplam 31 gün kayıt alındı. Kaydedilen sesler analiz yapılmak üzere Apple Mac Book OSX 10.10.1 diz üstü bilgisayara aktarıldı. Lisanslı bcAdmin, bcAnalyze ve batIdent programları kullanılarak sesler filtrelendi, veri tabanı ile karşılaştırıldı ve sesler analiz edilerek türler teşhis edildi. Yarasaya ait toplam 49571 ses kaydı alınmıştır. Ses kayıtlarının analizi sonucunda 3 familya ait toplam 12 yarasa türü tespit edildi. Bunlar sırasıyla; Pteropodidae familyasından Rousettus aegyptiacus, Vespertilionidae familyasından Myotis blythii, Nyctalus noctula, Eptesicus serotinus, Pipistrellus pipistrellus, Pipistrellus pyqmaeus, Pipistrellus kuhlii, Pipistrellus nathusii, Hypsugo savii, Barbastella barbastellus, Miniopterinae familyasından Miniopterus schreibersii'dır. Yapılan arazi çalışmalarında en sık ses kaydı alınan tür Pipistrellus pipistrellus olduğu ve en sık gözlenen yarasa türünün Rousettus aegyptiacus olduğu görülmüştür. Her iki yarasa türü çalışma zaman aralığındaki tüm aylarda görülmüştür. Aylara göre değerlendirildiğinde ise, en az kayıt edilen yarasalar Mayıs ayında Nyctalus noctula ve Eylül ayında ise Nyctalus leisleri türleri olduğu belirlenmiştir. Çalışma sonucunda tespit edilen yarasa aktivitesi ve çeşitliliği, şehir ekosisteminin bir parçası olarak kampüsün yarasalar için önemli alan olduğunu göstermektedi
Farklı tipteki kavun genotiplerinin Fusarium oxysporum f. sp. melonis'e dayanıklılık durumlarının klasik ve moleküler yöntemlerle belirlenmesi
Toprak kökenli patojen Fusarium oxysporum f. sp. melonis (FOM)'in sebep olduğu Fusarium solgunluğu Dünyada kavun üretimini sınırlayan en önemli fungal hastalıklardan biridir. Bu hastalık ülkemizin kavun yetiştirilen alanlarının %85'in de görülmektedir. Günümüze kadar hastalık etmeni fungusun kavun tarlalarında 4 dört farklı ırkı (0, 1, 2 ve 1-2 ) tanımlanmıştır. Hastalıkla mücadelede ağırlıklı olarak kimyasal fungisit uygulamaları yapılmaktadır. Bununla beraber en etkili ve çevreci yöntem dayanıklı çeşitlerin veya genotiplerin belirlenip kullanılmasıdır. Bu tez çalışması Kırkağaç, Galia, Ananas ve Piel de Sapo kavun meyve tiplerindeki 20 adet kavun genotipinin F. oxysporum f. sp. melonis'in ırk 1 ve ırk 2'ye dayanıklılık durumlarının, moleküler ve klasik testlemeler ile belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Fide kök daldırma metodunun uygulandığı ve iki defa tekrarlanan klasik testlemelerde her genotipten toplam 12 bitki 3 tekerrürlü olacak şekilde kullanılmıştır. Moleküler çalışmalarda ise ırk 1 için SSR154 ve Fom2-R408 markırları, ırk 2 için NBS1-CAPS ve Fom1-R/Fom1-S markırları kullanılmıştır. Klasik testlemeler sonucunda 4 farklı kavun tipi içindeki 20 kavun genotipinden 11 genotip ırk 1'e, 7 genotip ırk 2'ye ve 4 genotip ise hem ırk 1 hem de ırk 2'ye dayanıklı bulunmuştur. SSR154 markırı kullanılarak yapılan moleküler testlemelerde ise 10 genotipin fungusun ırk 1'ine dayanıklı olduğu belirlenmiştir. Elde edilen sonuçlar göre SSR154 markırının klasik testlemeler ile uyum içinde olduğunu göstermiştir
Endemik Ricotia Carnosula Boiss. & Heldr. (Brassicaceae)'da in vitro rejenerasyon ve sentetik tohum üretimi
Ricotia carnosula Boiss. & Heldr. (Brassicaceae) zengin antioksidan içeriğine sahip, farmasötik potansiyeli taşıyan önemli bir endemik bitkidir. Ayrıca çeşitli kültür veya ıslah çalışmaları ile desteklenmesi halinde, mevsimlik süs bitkisi olarak da kullanılabilme özelliğine sahiptir. Ancak, R. carnosula, IUCN (Nesli Tükenme Tehlikesi Altında Olan Türlerin Kırmızı Bitkiler Listesi) kategorisine göre, LR-lc grubunda,nesli tehdit altında bulunan türler arasında yer almaktadır. Bu tez çalışmasında, sürdürülebilir üretim ve genetik kaynak muhafazası yönünden literatürde henüz yer bulamamış bir tür olan R. carnosula endemiğinin somatik embriyogenesis veya organogenesis yoluyla rejenerasyonunun sağlanması ve böylece etkili in vitro klonal üretim protokollerinin ortaya konulması amaçlanmıştır. Ayrıca elde edilen somatik embriyoları enkapsülasyon uygulamalarıyla sentetik tohumlara dönüştürerek, R. carnosula'nın in vitro muhafazasına temel oluşturmak hedeflenmiştir. Eksplant olarak tohumlardan elde edilen in vitro bitkiciklerin kotiledon ve hipokotilleri kullanılmıştır. Rejenerasyon çalışmaları için eksplantların her biri; oksin olarak IAA, 2,4-D ve NAA, sitokinin olarak TDZ, BA ve Zeatinin çeşitli konsantrasyon ve kombinasyonlarını içeren 73 farklı rejenerasyon ortamında kültüre alınmıştır. Çalışmada iki eksplant tipi ve 73 farklı rejenerasyon ortamının tek başlarına ve birbirleri ile olan interaksiyonlarının; eksplant tepkisi, toplam kallus, embriyojenik kallus, organojenik kallus, antosiyanin oluşumları, direkt ve indirekt yolla somatik embriyogenesis ile sürgün-kökü kapsayan organogenesis oluşumları üzerine etkileri araştırılmıştır. Çalışma sonunda, R. carnosula türünün kallus oluşumu, somatik embriyogenesis ve organogenesis oluşum potansiyelinin çok yüksek olduğu sonucuna varılmıştır. Özellikle hiçbir bitki gelişim düzenleyicisi (BGD) içermeyen kontrol ortamlarında somatik embriyo, sürgün ve yoğun olarak kök yapılarının gözlenmesi, R. carnosula'nın kotiledon ve hipokotil dokularında bulunan farklı endojen hormon seviyelerinin ne denli yüksek olduğunu ortaya koymuştur. Embriyojenik kallus oluşumu yönünden 73 rejenerasyon ortamının ortalaması olarak kotiledon eksplantları (%30.1) hipokotil eksplantlarından (%12.8), organojenik kallus oluşumu yönünden ise hipokotil eksplantları (%11.9), kotiledon eksplantlarından (%4.9) daha başarılı bulunmuştur. En yüksek direkt somatik embiyo oluşumu (%37.5) 71. ortamda (1 mg/L Zeatin) kültüre alınan kotiledonlarda oluşurken, en yüksek indirekt somatik embiyo oluşumu (%75) 11. ortamdaki (0.5 mg/L BA + 0.5 mg/L IAA) kotiledonlarda meydana gelmiştir. En yüksek direkt organogenesis oluşumu (%100) BGD içermeyen kontrol ortamındaki hipokotillerden elde edilirken, en yüksek indirekt organogenesis oluşumu (%62.5) 2. ortamda (1 mg/L IAA) kültüre alınan hipokotil eksplantlarında gerçekleşmiştir. Son olarak, en yüksek somatik embriyo verimi (97 embriyo/petri) 58. ortamdaki (1 mg/L TDZ + 1 mg/L NAA) kotiledonlarda oluşurken, en yüksek sürgün oluşumu (78.5 sürgün/petri) 71. ortamda (1 mg/L Zeatin) kültüre alınan hipokotillerden meydana gelmiştir. Oluşan somatik embriyolarda yapılan farklı enkapsülasyon uygulamaları arasında ise %4'lük sodyum aljinat ile beraber kullanılan 100 mM CaCl2 kombinasyonu, sentetik tohumların oluşturulması için en uygun kaplama ortamı olarak belirlenmiş ve daha sonra bu ortamlardan elde edilen sentetik tohumlar %94'e varan oranda çimlendirilmiştir. Yapılan bu tez çalışması ile geliştirilen in vitro rejenerasyon ve sentetik tohum protokollerinin, henüz klonal bir üretim protokolü bulunmayan ve yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olan R. carnosula endemiğinin, etkili şekilde klonal üretim ve genetik kaynak olarak uzun süreli in vitro muhafaza çalışmalarına katkı sağlaması beklenmektedir
Siyah meyveli mersin (Myrtus communis L.)'de giberellik asit uygulamalarının çekirdeksizlik ve meyve kalitesi üzerine etkileri
Bu çalışmada, siyah meyveli mersinde (Yakup tipi) gibberellik asit (GA3) uygulamalarının çekirdeksiz meyve üretimi ve meyve kalitesi üzerine etkileri araştırılmıştır. Çalışma, 2016-2018 yılları arasında Antalya'da yürütülmüştür. Çiçeklenmenin farklı aşamalarında 100 ppm GA3 ağaçların tamamına uygulanmıştır. Kontrol grubunda ise sadece saf su kullanılmıştır. Proje kapsamında uygulamalardan elde edilen meyvelerin pomolojik analizleri ile toplam fenolik madde, flavonoid madde ve antioksidan aktivite analizleri (ABTS) yapılmıştır. Çalışmada, ayrıca GA3'in meyve dökümü, ağaç başı verimi, çiçek tomurcuğu oluşumu ve dişicik borusunda polen tüpü gelişimi üzerindeki etkileri de belirlenmiştir. Araştırma sonucunda GA3 uygulamalarının tamamı çekirdek sayısını, 1., 2., 3. ve 6. uygulamalar ise meyve ağırlığını azaltmıştır. Kontrol grubunda 9.95 adet olan çekirdek sayısı 2. ve 3. uygulamalarda sırasıyla; 3.21 ve 2.35 adet'e düşmüştür. Ayrıca 3. uygulama, meyvelerin toplam çekirdek ağırlığının 96.70 mg'dan 28.12 mg'a, meyve başına çekirdek oranının ise %14.99'dan %5.32'ye düşmesine neden olmuştur. Çalışmada, GA3 uygulamalarının polen çimlenmesini ve polen tüpü gelişimini engelleyerek çekirdek sayısını azalttığı belirlenmiştir. GA3 uygulamaları ertesi yılın çiçek tomurcuk oluşum oranını etkilememiştir. Ancak, meyve döküm oranını arttırmış, ağaç başı verimi ise azaltmıştır. Ayrıca, uygulamalar meyvelerin toplam fenolik madde ve antioksidan aktivite miktarlarının da düşmesine neden olmuştur. Çalışmada, 2. uygulama kuersetin, epikateşin, mirisetin ve benzoik asit içeriklerinde artışa neden olmuştur. Ayrıca, 2. ve 3. uygulamaları gallik asit, kampferol ve rutin içeriklerini arttırmıştır