Akdeniz Üniversitesi DSpace
Not a member yet
    6529 research outputs found

    Farklı besiyeri bileşimleri ve fermentasyon stratejileri kullanılarak mikrobiyal poligalakturonaz üretiminin optimizasyonu

    No full text
    Üretim maliyetlerini düşürmek amacıyla fermentasyon ortamında düşük maliyetli materyallerin kullanımı son yıllarda araştırmacılar tarafından benimsenen bir yaklaşım olmuştur. Bu çalışmada Aspergillus sojae ile poligalakturonaz enzimi üretiminde 11 farklı karbon kaynağı ve 9 farklı azot kaynağı denenmiş olup en verimli seçilenler ile biyoreaktör denemeleri gerçekleştirilmiştir. Fermentasyon ortamındaki aşırı fungal gelişimin kontrolü için mikropartikül tekniği kullanılmış ve tüm denemelerde tekrar edilebilir sonuçlar elde edilmiştir. Küçük ölçekli (5-L) biyoreaktörde substrat miktarı ile hava akış hızı Merkezi Kompozit Tasarımı kullanılarak en yüksek enzim aktivitesi için optimize edilmiştir. Bu amaçla, optimum koşullarda (54.14 g/L substrat miktarı, 0.25 vvm havalandırma hızı) gerçekleştirilen fermentasyonlar için en yüksek enzim aktivitesi ultrafiltrasyon sonrasında 126.91 U/ml olarak tespit edilmiştir. Belirlenen optimum koşullar kullanılarak küçük ve büyük ölçekli (30-L) biyoreaktörlerde gerçekleştirilen enzim üretimlerine ait deneysel sonuçların 10 farklı matematiksel model ile uyumu incelenmiştir. Küçük ölçekli biyoreaktör denemeleri için deneysel veriler ile en uyumlu modeller Modifiye Gompertz, Modifiye Richards, Modifiye Lojistik ve Huang modelleri olarak tespit edilmiştir. Büyük ölçekli üretim için ise deneysel verilere en yakın aktivite tahminleri Modifiye Richards ve Modifiye Lojistik modelleri ile sağlanmıştır. Fermentasyonlardan elde edilen fermente sıvı örnekleri enzimin kısmi saflaştırması için 10 ve 100 kDa'lık ayırma sınırlarında ultrafiltrasyon kullanılmıştır. Ultrafiltrasyon öncesi ve sonrasına ait örneklerde protein miktar tayini yapılmış ve böylece spesifik aktivite değerleri belirlenmiştir. Ayırma sınırının 100 kDa olduğu ultrafiltrasyonda spesifik enzim aktivitesinde 2.45 kat artış sağlanmış ve 278.90 U/mg olarak belirlenmiştir. Ultrafiltrasyon sonrasında elde edilen permeat ve retentat örnekleri, enzimin toz formda ticari bir preparat olarak üretilebilme potansiyelini belirlemek amacıyla liyofilizasyon (dondurarak kurutma) işlemine tabi tutulmuş ve saflaştırma katsayıları tespit edilmiştir. Üretilen poligalakturonazın pektin, karboksimetil selüloz ve poligalakturonik asite olan ilgisi incelenmiş ve Km değerleri sırasıyla 21.2, 10.8 ve 4.1 mg/ml olarak bulunmuştur. Bununla birlikte, enzimin pektin, karboksimetil selüloz ve poligalakturonik asit substratlarında Vmax değerleri sırasıyla 101.7, 33.7 ve 40.2 µmol dk−1 mg−1 olarak belirlenmiştir. Üretilen poligalakturonaz Ag+, K+ ve Na+ iyonları ile etkileşime geçtiğinde aktivitesi stabil kalırken EDTA ajanı, Ba2+, Fe3+, Mn2+, Co2+ ve Sr2+ iyonlarının enzim üzerinde inhibitör etki gösterdiği tespit edilmiştir. Son olarak, fermentasyon öncesi, fermentasyon süreci ve fermentasyon sonrası aşamalarda kullanılmış olan hammadde, sarf ve enerji giderlerinin güncel birim fiyatları esas alınarak temel bir maliyet analizi hazırlanmıştır. Tez sonucunda; fermentör ortamında aşırı küf gelişimi ile kontrolü zorlaşan çalışma koşulları mikropartikül kullanımı ile iyileştirilerek standart-tekrar edilebilir üretimler gerçekleştirilmiş, üretim verilerinin matematiksel modellerle uyumlulukları belirlenmiş, üretilen poligalakturonaz başarılı bir şekilde karakterize edilmiş, kısmi olarak saflaştırılmış ve liyofilizasyon ile toz formda elde edilmiştir. Ayrıca doğal karbon kaynaklarının kullanımı için temel bir maliyet analizi yapılarak poligalakturonazın düşük maliyet ile üretim potansiyeli ortaya konmuştur

    Yabani fasulye (Phaseolus spp.) genotiplerinin fenolojik, morfolojik ve agronomik özelliklerinin belirlenmesi

    No full text
    Çalışmada; 8 Phaseolus acutifolius genotipi, 2 P. dumosus genotipi, 8 P. coccineus genotipi, 5 P. lunatus, 1 P. hybrid, 6 P. vulgaris L. genotipi olmak üzere 30 fasulye genotipi kullanılmıştır. Bu genotiplerin fenolojik, morfolojik ve agronomik özelliklerinin belirlenmesinin yanı sıra polenlerinin taramalı elektron mikroskobunda (SEM) görüntülenmesi hedeflenmiştir. Fasulye genotiplerinin ilk çiçeklenme gün sayısı 39-114 gün, bitki boyu 22-355 cm, bitkide dal sayısı 1-4 adet, bitkide bakla sayısı 1-103 tane, baklada dane sayısı 1-7 tane, bakla uzunluğu 15,76-62,60 mm, bakla eni 2,52-9,11 mm, bakla kalınlığı 1,64-4,99 mm, gaga uzunluğu 1,06-10,38 mm, dane uzunluğu 1,74-8,96 mm, dane eni 1,51-6,10 mm, dane kalınlığı 1,09-4,19 mm, dane verimi 0,11 ile 91,10 g/tane ve 100 dane ağırlığı 2,65-78 g olarak bulunmuştur. Belirlenen özellikler içinde ilk çiçeklenme gün sayısı ve bitkide bakla sayısı hariç diğer tüm özellikler için genotipler arasında istatistiki olarak önemli fark (P≤0,01) bulunmuştur. Polen özellikleri ise taramalı elektron mikroskobu (SEM) mikroskobu kullanılarak yürütülmüştür. Elde edilen bulgular fasulye genotiplerinin fenolojik, morfolojik, agronomik ve polen özellikleri hakkında önemli bilgiler ortaya konulmuş olup fasulye genotiplerinin polen görüntüleme sonuçları da yapılacak olan fasulye polen çalışmaları için bir kaynak olacaktır. Yüksek sıcaklık ve kuraklık fasulye yetiştiriciliğinin önemli sınırlayıcılarındandır. P. acutifolius ve P. lunatus yüksek sıcaklığa ve kuraklığa olan dayanıklılık ıslahı konularında yürütülebilecek çalışmalarda genitör olarak kullanılmaları öngörülebilir. Yapılan palinolojik çalışmalar sonucunda çalışılan fasulye türlerinin polen şekillerinin prolate-sferoidal olduğu ve ornamentasyonun (polen duvar süsü) retikulate olduğu sonucuna ulaşılmıştır

    Boğaçay'ın (Antalya) denize döküldüğü alandaki çoklu antibiyotik dirençli bakterilerin yaz ve kış mevsimlerinde karakterizasyonu

    Get PDF
    Son yıllarda mikroorganizmalarda görülen antibiyotik direncindeki ivmeli artış insan ve hayvan sağlığını ciddi olarak tehdit etmektedir. Özellikle antropolojik aktivitelerde sıklıkla kullanılan yer üstü su kaynaklarındaki antibiyotik kontaminasyonu, bu kaynaklarda bulunan mikroorganizmalarda antibiyotik direncinin çevresel kaynağı olarak belirtilmektedir. Zirai aktivitelerde ve insanlarda olduğu kadar hayvanlarda da tedavi amaçlı olarak antibiyotiklerin yanlış ve çokça kullanımı, yüzey ve yer altı sularının antibiyotiklerle düzenli olarak kirlenmesine neden olmaktadır. Her ne kadar günümüzde klinikte antibiyotik direnci küresel bir sorun olarak ele alınarak çeşitli çözümler önerilse de çevrede bulunan antibiyotiğin bu dirence etkisi göz ardı edilmektedir. Dolayısıyla, insanların kullanımı açısından önem teşkil eden yer üstü sularının bu tür aktivitelerden etkilenme seviyesinin incelenmesi, antibiyotik direnç profillerinin belirlenmesi önem arz etmektedir. Antalya ili için, Konyaaltı bölgesinin en büyük su kaynağı Boğaçay'dır. Boğaçay, Antalya Ovası'ndan başlar, Turgut ve Cumalı Dereleri, Karaman Çayı, Doyran Suyu ve Çakırlar Deresi gibi birçok farklı su kaynağını bünyesinde toplayarak Akdeniz'e dökülür. Özellikle denize döküldüğü bölgede yüzme ve balık tutma gibi aktivitelerin sıklıkla gerçekleştiği Boğaçay sadece bu özelliğinden dolayı değil, aynı zamanda konumu, içme ve kullanma sularının ihtiyacının karşılanmasında ve tarım arazilerinin sulanmasında kullanılması açısından Antalya ili için büyük önem taşır. Bu nedenle, bu tez çalışmasında mikrobiyal profili çıkarılmamış, Boğaçay'ın denize döküldüğü noktadan (36°51'12.7"K 30°37'39.3"D) alınan su örneklerinde kültüre edilebilen bakterilerin antibiyotik direnç profillerinin belirlenmesi; çoklu antibiyotik direnci olan bakterilerin seçilerek moleküler yöntemlerle tanımlanması amaçlanmıştır. Mevsimsel farklılıkların direnç üzerine etkisinin olup olmadığının anlaşılması amacıyla Şubat (2020) ve Ağustos (2020) aylarında örnekleme yapılmıştır. Bu çalışmada, Boğaçay'ın denize döküldüğü noktadan alınan örneklerden izole edilen bakterilerin, klinikte en sık kullanılan 5 antibiyotiğe (ampisilin, tetrasiklin, kloramfenikol, kanamisin ve imipenem) karşı gösterdikleri dirençler disk difüzyon metodu ile incelenmiş, çoklu direnç gösterenler seçilerek genomik DNA izolasyonu ve 16S ribozomal RNA gen bölgesi (rDNA) polimeraz zincir reaksiyonu (PZR) ile çoğaltılması ve sekanslama gibi moleküler tanılama yöntemleri ile tanımlanmıştır. Yapılan profilleme çalışmaları, örnek alınan bölgede mevsimsel olarak mikrobiyal kompozisyonun ve direnç profilinin değiştiğini göstermektedir. Çoklu antibiyotik direnci gösteren kış mevsimi izolatları Yersinia, Pseudomonas, Acinetobacter, Klebsiella, Serratia ve Lecleria türlerine aittir. Çoklu antibiyotik direnci gösteren yaz mevsimi izolatları ise Chryseobacterium, Acinetobacter, Enterobacter, Klebsiella, Pseudomonas ve Curvibacter türlerine aittir. Her ne kadar mevsimsel olarak mikrobiyal kompozisyon genel olarak değişse de her iki mevsimde de tanılanan Acinetobacter, Klebsiella ve Pseudomonas gibi bazı ortak türler mevcuttur. Bu çalışma Antalya'da gerçekleştirilen Boğaçay merkezli ilk çoklu antibiyotik direnci profillemesi çalışması olması açısından önem teşkil etmektedir. Ayrıca bu çalışma ile Boğaçay'ın denize döküldüğü noktada çoklu antibiyotik dirençli bakteriler tanımlanmış, yayılımları hakkında bilgi edinilmiştir

    Kamu diplomasisi: Türkiye ve Almanya örnekleri üzerine bir karşılaştırma

    Get PDF
    Dünyanın varoluşundan beri insanoğlu arasında rekabet bulunmaktadır. Devletler başka toplumlar üzerinde hakimiyet kurmak isterler. Bu yüzden pek çok kez sert güç diplomasisi olarak adlandırılan askeri yöntemlere başvurulmuştur. Askeri yöntemler kısa vadeli çözümler getirmiş olsa da uzun vadede derin kayıplara neden olmuştur. Sert güç diplomasisi gerek uygulanan ülke vatandaşları gerekse başka toplumların vicdanlarında yaralar açmıştır. Soğuk Savaş sonrası dönem, ülkelerin başka devletler üzerindeki çıkarlarına ulaşabilmek için farklı metotlar geliştirmeleri gerekliliğini ortaya koymuştur. Askeri metotların pahalı ve zor kullanıma dayalı olması rızaya dayalı güç kavramının oluşmasına neden olmuştur. Bu noktadan hareket ile yumuşak güç kavramı doğmuştur. Yumuşak güç kavramı toplumların farklı metotlar kullanılarak ikna edilmesini amaçlamaktadır. Uzun vadeli çalışma olduğu için oldukça karmaşık ve zor bir süreçtir. Ülkeler etkilemek istedikleri ülkelere kimi zaman etnik, dini yapılarını, kimi zaman uluslararası camiada kendini kanıtlamış olan markaları, kimi zaman ise gerçekleştirmiş oldukları doğrudan yardımlarla ulaşmaya çalışmaktadırlar. 1950 yıllarla birlikte yumuşak güç diplomasisinin farkına varan ülkeler dünyanın birçok bölgesinde kendi kültürel ögelerini göstermeyi amaçlayan Enstitüler kurmuşlardır. Almanya bu açıdan kültürel diplomasisi faaliyetlerine ilk başlayan ülke konumundadır. Türkiye açısından kamu diplomasisi faaliyetleri oldukça yenidir. Türkiye 1990'lı yıllarda başladığı kültürel diplomasi faaliyetlerine Sovyetler Birliğinin dağılmasından sonra bağımsızlığını kazanan Türki Cumhuriyetler için uygulamıştır. Daha sonraki süreçte ise Osmanlı bakiyesi olan Balkanlara ağırlık verilmeye başlanmıştır. Almanların Balkanlara olan ilgisi Otto dönemine kadar dayanmaktadır. Balkanlar Adriyatik ve doğuya açılan kapıdır bu yüzden Almanlar için oldukça önemlidir. Türkiye açısından ise tam tersi Avrupa kapısının anahtarı Balkanlar olarak görülmektedir. Günümüzde Almanya GIZ ve GOETHE gibi kuruluşlarla Balkan coğrafyası üzerinde sonuç almaya çalışmaktadır. Türkiye ise başta TİKA ve Yunus Emre Enstitüsünü aktif biçimde kullanmaktadır

    Burdur yöresi ceviz bahçelerinin beslenme durumunun belirlenmesi

    Get PDF
    Bu çalışma, Burdur ilinde ceviz yetiştiriciliği yapılan bahçelerin beslenme durumlarını ortaya koymak amacıyla yapılmıştır. Yöreyi temsil edecek şekilde farklı lokasyonlarda 20 bahçeden toprak örnekleri için iki farklı derinlikten (0-30 cm ve 3060cm) toplam 40 toprak örneği ve 20 yaprak örneği alınmıştır. Alınan toprak örneklerinde; pH, EC (Elektriksel İletkenlik), bünye, kireç (CaCO 3), organik madde, toplam azot, alınabilir fosfor, değişebilir potasyum, magnezyum, kalsiyum, sodyum, alınabilir demir, çinko, mangan, bakır analizleri yapılmıştır. Yaprak örneklerinde ise azot, fosfor, potasyum, kalsiyum, magnezyum, demir, çinko, mangan ve bakır içerikleri belirlenmiştir. Toprak ve yaprak analiz sonuçları kritik sınır değerlere göre kıyaslanmış, mevcut bahçelerin beslenme durumu ve beslenme sorunları saptanmaya çalışılmıştır. Yapılan analiz sonuçlarına göre toprakların çoğunluğu tınlı bünyeye sahip bulunmuş, toprak reaksiyonu hafif alkali ve nötr özellik göstermiştir. Her iki toprak derinliğinde de herhangi bir tuzluluk sorunu saptanmamıştır. Toprakların büyük çoğunluğu aşırı ve yüksek kireçli bulunması yetiştiricilik ve beslenme açısından bazı sorunların oluşabileceğini göstermektedir. Toprak örneklerinin organik madde içerikleri az humuslu ve humusça fakir belirlenmiştir. Toplam azot bakımından topraklar iyi ve çok iyi, alınabilir fosfor ve değişebilir potasyum bakımından ise değişkenlik göstermiş ve toprakların kısmen yetersizlik saptanmıştır. Toprakların değişebilir kalsiyum içerikleri orta ve iyi, değişebilir magnezyum içerikleri genel olarak iyi, değişebilir sodyumun ise çok düşük ve düşük düzeylerde olduğu tespit edilmiştir. Mikro element sonuçlarına göre alınabilir demir ve çinko içerikleri noksan olup alınabilir mangan ve bakır yeterli bulunmuştur. Yapılan yaprak analizlerine göre toplam azot, fosfor,bakır ve çinko içerikleri noksan bulurken, potasyum,kalsiyum ,magnezyum, demir ve mangan içeriklerinin yeterli, bakır ve çinko noksan bulunmuştur. Sonuç olarak Burdur yöresi ceviz bahçelerinde toprak özellikleri bakımından yüksek kireç içeriklerinin birtakım bitki besleme problemleri oluşturması muhtemel görünmektedir. Ayrıca toprakların organik madde düzeyleri yetersizdir ve bu nedenle toprak özelliklerinin iyileştirilmesi için organik gübrelemeye önem verilmesi gerekmektedir. Toprakların fosfor, potasyum, çinko ve bakır içeriklerinin yeterli düzeylere ulaşması sağlanarak bitkilerin bu noksanlıklarının giderilmesi sağlanmalıdır. Böylece yoğun ceviz üretiminin bulunduğu yöre topraklarının ve bitkilerin verimliliklerinde artış sağlanması mümkün olabilir

    Akıllı turizm uygulaması olarak bir multimedya rehber örneği: Antalya Kaleiçi

    No full text
    Hızlanan teknoloji ile birlikte kültürel alanlar eserlerini ziyaretçiyle buluşturabilmek adına farklı yollara başvurmaktadır. Video ve slayt gösterileri, cep telefonu uygulamaları, dokunmatik ekranlar ve bilgilendirme kioskları gibi yenilikler gün geçtikçe daha çok kültürel alan tarafından kullanılmaktadır. Multimedya rehber cihazları ise ikinci planda kalmaktadır. Şüphesiz ki bu durumun sebeplerinden bir tanesi cihazlarda gereğinden fazla bilgi depolanmış olmasıdır. Teknoloji sayesinde artık herkes bilgiye anlık ve pratik şekilde erişebilmektedir. İnternet kişilerin kısa zaman diliminde daha çok veriye ulaşabilmesini mümkün kılmaktadır. Bu durum insanların aceleci ve tez canlı olması sonucunu da beraberinde getirmektedir. Kültürel alanlarda hizmet veren multimedya rehberlerin de bu değişime ayak uydurması gerekmektedir. Yapılan çalışmalar cihazlardaki yoğun ve uzun anlatımların kullanımı düşürdüğünü göstermektedir. Tez ile rehber cihazlarda ziyaretçiye sunulan içeriklere bir öneri getirmek hedeflenmiştir. Örnek hazırlanan içerikler detaylı ve kısa olmak üzere iki kademeli oluşturulmuştur. Bu şekilde hazırlanan multimedya rehber cihazlar ile ziyaret süresinin uzatılabileceği düşünülmüştür. Literatür taramasının ardından çalışma bağlamı olarak Antalya Kaleiçi seçilmiştir. Hazırlanan rota üzerinde anlatımın gerçekleşeceği sekiz nokta belirlenmiştir ve tez kapsamında anlatım içerikleri oluşturulmuştur. Tasarım ve uygulama teknolojik altyapıya ihtiyaç duyduğundan kapsam dışında bırakılmıştır. Ancak sektörel uygulamalar için yararlı olabilecek önerilerde bulunulmaktadır

    Yerel mutfağın dönüşümünde turizmin rolü

    Get PDF
    Çalışmanın amacı yerel mutfağın dönüşümünde turizmin rolünü ortaya koymaktır. Bu amaçla çalışmada öncelikli olarak yerel mutfak kavramı ele alınmaktadır. Yerel mutfak, özünü oluşturan bileşenler üzerinden açıklanmaktadır. Daha sonra yerel mutfağın dönüşümüne doğrudan ve dolaylı olarak önemli etkileri olduğu düşünülen turizmin yerel mutfak ile ilişkisi ayrıntılı olarak ele alınıp tartışılmaktadır. Son olarak yerel mutfağı oluşturan çekirdek bileşenler üzerinden yerel mutfağın dönüşümü ve bu dönüşümün nedenleri toplumsal değişme ve kültür değişim süreci ile temellendirilerek açıklanmaktadır. Çalışmanın amacı doğrultusunda iki farklı araştırma sorusu belirlenmiştir. * Alanya yerel mutfağında nasıl bir dönüşümden bahsedilebilir ve bu dönüşümün nedenleri nelerdir? * Alanya yerel mutfağının dönüşümünde turizmin rolü nedir? Çalışmada, araştırmanın temel problemi ve alt problemlerinin ayrıntılı bir şekilde, derinlemesine incelenebilmesi ve bu bağlamda çözümlenebilmesine olanak sağlayan nitel araştırma yöntemi ve nitel araştırmalarda geçerlik ve güvenirliği güçlendirmek için önerilen üçgenleme (triangulation method) metodu kullanılmıştır. Çalışma alanı olarak uzun yıllar turizm hareketliliğinin yaşandığı, kitle turizminin hâkim olduğu ve özgün bir mutfağa sahip olduğu düşünülen Alanya destinasyonu seçilmiştir. Çalışmanın örneklemi ise Alanya yerel mutfağına hâkim olan aşçılar, akademisyenler, yerel halk ve turizm işletmecilerinden oluşmaktadır. Araştırma probleminin yanıtlanması doğrultusunda öncelikle doküman analizi yapılmıştır. Daha derinlemesine bilgilere ulaşmak ve doküman analizi bulgularını desteklemek amacı ile Alanya yerel mutfağına hâkim olan aşçılar, yerel halk, turizm işletmecileri, tarihçi ve araştırmacı yazardan oluşan altı kişi ile bir odak grup görüşmesi gerçekleştirilmiştir. Son olarak farklı bakış açıları ile daha ayrıntılı verilere ulaşmak ve odak grup görüşme bulgularını desteklemek amacı ile araştırma soruları geliştirilerek yüz yüze görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Araştırma sonucunda elde edilen bulgular Alanya yerel mutfağının nitelikleri, Alanya yerel mutfağının dönüşümü, Alanya yerel mutfağının dönüşüm nedenleri ve Alanya yerel mutfağının dönüşümünde turizmin rolü olmak üzere dört ana kategoride sunulmuştur. Sonuç olarak araştırma bulguları doğrultusunda belirli nitelikleri ile tanımlanabilen ve turizm açısından kullanılabilir durumda olan Alanya destinasyonuna özgü bir yerel mutfağın olduğu görülmüştür. Özgün yapısı, köklü geçmişi, çeşitliliği ve yerel sürdürülebilirliğe sunmuş olduğu katkılar ile bu mutfağın yerel turizm, yerel tarım ve yerel ekonomi bağlamında Alanya destinasyonu için önem arz ettiği saptanmıştır. Sosyo-kültürel, ekonomik, teknolojik ve politik nedenler ile bu yerel mutfağın çekirdek bileşenleri (yerel malzeme ve ürünler, yerel teknikler, değerler, normlar, davranış ve roller) üzerinden içerik olarak dönüşüm yaşadığı ve bu dönüşümde turizmin doğrudan ve dolaylı olarak önemli rolü olduğu tespit edilmiştir. Turizmin yerel mutfağın içerik olarak dönüşümüne doğrudan etkileri paydaşlar ve sistem, dolaylı etkileri ise kültür, yaşam tarzı ve tarım uygulamaları olarak bulunmuştur. Yerel mutfağın çekirdek bileşenlerinin, paydaşlar ve sistemin doğrudan etkileri; kültür, yaşam tarzı ve tarım uygulamalarının dolaylı etkileri ile eklemleme, uyarlama ve yozlaşma süreçleri şeklinde içerik olarak değiştiği görülmüştür. Araştırmada yerel mutfağın kökten dönüşümüne ilişkin herhangi bir bulguya rastlanmamıştır

    Kambiyo senetlerinde temlik cirosu

    No full text
    Amacına göre ciro, temlik cirosu, tahsil cirosu ve rehin cirosu olmak üzere üçe ayrılır. Tahsil ve rehin cirosu, ayrı bir çalışmanın konusunu oluşturacak kadar geniş ve kapsamlı bir konu olduğundan, incelememizin dışında bırakılmıştır. Bu çerçevede, tez çalışmamızın konusunu "Kambiyo Senetlerinde Temlik Cirosu" oluşturmaktadır. Çalışmada, kambiyo senetlerinde temlik cirosuna ilişkin doktrin ve uygulamada çıkan tartışmalar ve varılan sonuçlar irdelenmiştir. Tezin amacı; kıymetli evrak teorileri ve uygulama ışığında kambiyo senetlerinde temlik cirosunun yapılışının, işlevlerinin ve hükümlerinin değerlendirilmesidir. Çalışma, esas olarak üç ana bölümden oluşmaktadır. İlk olarak, kambiyo senetleri kıymetli evrakın bir türü olduğundan, birinci bölümde kıymetli evrak kavramı ve kıymetli evrakın özelliklerine kısaca değinildikten sonra, kambiyo senedi kavramı, kambiyo senetlerinin ortak özellikleri, devir ve iktisap yolları üzerinde durulmuştur. Temlik cirosu, çalışmamızın asıl konusunu oluşturduğundan, ikinci bölüme, yani tezin merkezine yerleştirilmiştir. Bu bölümde temlik cirosunun tanımı, hukuki mahiyeti, nitelik ve özellikleri, şartları, gerçekleşme şekilleri, doktrin ve Yargıtay kararlarına da değinilmek suretiyle incelenmiştir. Son olarak, üçüncü bölümde, temlik cirosunun hüküm ve sonuçları hakkında açıklama yapılarak çalışmaya son verilmiştir. Çalışmamızın uygulama açısından da yararlı olması düşüncesi ile ciroya ilişkin Yargıtay kararları ve doktrindeki tartışmalı fikirler üzerinde özellikle durulmuştur. Böylelikle, kambiyo senetlerinde temlik cirosuna ilişkin sorunlar, teori ve uygulama açısından incelenerek sonuçlandırılmaya çalışılmıştır

    Balbey kentsel sit alanındaki mekansal değişimlerin planlama çalışmaları üzerinden değerlendirilmesi

    No full text
    Tarihi çevreler; korunması gerekliliği kanunlarla belirtilmiş olan, devirlerinin duygu, düşünce, sosyal yaşam ve birikimlerini bugüne aktarmaları bakımından önem arz eden alanlardır. Bu alanların korunmasının en önemli aracı planlama, planlama çalışmalarının bu alanlardaki en önemli aracı ise koruma planlama çalışmalarıdır. Bu çalışmanın amacı; Antalya'nın Muratpaşa İlçesi'nde bulunan, 29.01.1992 tarihinde, 1300 Sayılı Antalya Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu Kararı ile Kentsel Sit Alanı ve Etkileşim Geçiş Alanı sınırları belirlenen Balbey Mahallesi'nde ki planlama çalışmaları incelenerek, bu çalışmalardaki yapılaşma kararlarının korunması gereken doku ve kültür varlıkları üzerindeki etkilerinin ortaya konulmasıdır. Bu amaca yönelik olarak, çalışma alanı için yapılmış olan planlama çalışmaları kronolojik olarak ele alınmış, alan ve tek yapı ölçeğindeki yapılaşma kararları belirli parametreler kapsamında incelenmiştir. Planlamaya dayalı olarak çalışma alanındaki mekânsal değişimlerin incelenmesi sonucu; günümüzde Kentsel Sit Alanı'nda bulunan bölgenin özgün kat yüksekliklerinin, fonksiyonel yapısının ve organik dokusunun plan kararları ile büyük oranda korunduğu görülmüştür. Ancak alanın çeperinde bulunan Etkileşim Geçiş Bölgesinde; plan kararlarında verilen yüksek katlı ve yüksek emsal değerli ticari blok yapılaşma kararları sonucu, günümüzde 5-6 katlı blok yapılaşmalar olduğu ve bu yapılaşmaların içeride kalan kentsel sit alanını niteliksizleştirdiği, yani planlama çalışmalarından beklenilen sonuçların sağlanamadığı anlaşılmıştır. Tek yapı ölçekli mekânsal değişimlerin ele alındığı tescilli sivil mimarlık örneklerindeki mekansal değişimlerin incelenmesi sonucu; yapıların %29 'unun plan şemasının bozularak cephe elemanlarının korunduğu, %16'sının yapılan müdahalelerle plan ve cephe özelliklerinin büyük oranda bozulduğu, %3'ünün plan kararlarına uygun olarak kurul kararı ile müdahale gördüğü ve %3'ünün kurul kararı ile yıkıldığı, %4'ünün diğer sebeplerle yıkıldığı, %3'ünün atıl ve bakımsız durumda olduğu, %5'inin hiçbir müdahale görmeyerek özgün plan ve cephe özelliklerinin korunduğu tespit edilmiştir

    Pırlak ırkı koyunlarda östrus senkronizasyonu ve farklı dozlarda PMSG uygulamasının çoğul doğuma etkisi

    No full text
    Bu araştırmada, aşım sezonundaki Pırlak ırkı koyunlarda, intravaginal sünger uygulamasını takiben üç farklı doz PMSG enjeksiyonunun, östrusları senkronize etme ve çoğul doğum oranı üzerine etkisinin belirlenmesi amaçlandı. Materyal olarak, Antalya ili Korkuteli ilçesi Yelten mahallesinde yetiştirici elinde bulunan, 2-3 yaşlı ve kondisyonları benzerlik gösteren 40 baş Pırlak ırkı koyun ile doğal aşım yapması amacıyla da aynı ırktan 7 baş damızlık koç kullanıldı. Koyunların östrus senkronizasyonu için progesteron preparatı olarak 60 mg medroksiprogesteron asetat içeren intravaginal sünger ESPONJAVET® (60 mg MAP, HIPRA) ve çoğul doğuma etkisini gözlemlemek amacıyla da serum gonadotrophin preperatı olarak OVISER flakon (PMSG, HIPRA) uygulandı. Sürünün ultrasonografi cihazıyla (Mindray DP-10, 5 Mhz; Çin) taranması sonucunda gebe olmayan hayvanlardan rastgele 40 koyun belirlendi. Bunların 10'una sadece vaginal sünger takılırken (KG), 1.gruba (n:10) vaginal sünger + 600 IU PMSG (DG1), 2. gruba (n:10) vaginal sünger + 650 IU PMSG (DG2) ve 3.gruba (n:10) ise vaginal sünger + 700 IU PMSG (DG3) uygulandı. Çalışmada sünger uygulamasının başladığı ilk gün 0. gün olarak belirlendi. Tüm gruplara uygulanan intravaginal süngerler 10 gün sonra çıkartıldı. Deneme gruplarında bulunan koyunlara kas içi yolla PMSG enjeksiyonları yapıldı. PMSG enjeksiyonunu takip eden 48. saatten itibaren, östrusta olan koyunlar arama koçlarıyla belirlenerek doğal aşımla tohumlandı. Gebelik ve çoklu gebelik muayenesi, aşımı takiben 33. gün trans abdominal bölgeden mikrokonveks prob kullanılarak real time B mod ultrasonografi cihazı ile yapıldı. Gebelik ve çoğul doğum sayısı ise doğumu takiben doğrulandı. Bütün gruplarda (KG, DG1, DG2 ve DG3) östrus oranları; % 60-% 70; östrus gösteren koyunların gebelik ve doğum oranları % 100 çoğul doğum oranları sırasıyla % 14,28, % 16,66, % 57,14 ve % 28,57; DKBDK sayıları ise 1,14, 1,16, 1,71 ve 1,28 olarak tespit edildi. Grupların östrus, gebelik, doğum ve çoğul doğum oranları ile DKBDK sayıları birbirine benzer bulundu. Fisher's Exact Test ile yapılan analiz sonucu, gruplar arasında tekli ya da çoğul doğum sayıları bakımından istatistiki olarak anlamlı bir fark bulunamadı (P>0.05). Sonuç olarak; tez çalışmasında elde edilen verilere göre dört gruptaki reprodüktif parametreler birbirine benzemektedir. Araştırma, Antalya ilinde halk elinde yetiştiriciliği yapılan üreme sezonundaki Pırlak ırkı koyunların, bazı reprodüktif parametrelerini bildiren ilk çalışmadır. Bu çerçevede, sahada uygulama yapacak sektör paydaşları için Pırlak ırkı koyunlara 10 gün süreyle uygulanacak intravaginal süngerlerin çıkarılması sonrası yapılan 650 IU PMSG enjeksiyonunun çoğul doğumlarda daha etkili olabileceği kanısına varılmıştır

    853

    full texts

    6,529

    metadata records
    Updated in last 30 days.
    Akdeniz Üniversitesi DSpace
    Access Repository Dashboard
    Do you manage Open Research Online? Become a CORE Member to access insider analytics, issue reports and manage access to outputs from your repository in the CORE Repository Dashboard! 👇