DergiPark Akademik
Not a member yet
    63137 research outputs found

    From Corporatism to Debilitating Pluralism: CHP and the Labor Movement during the Transition to Multi-Party Life

    No full text
    Türk kamu felsefesinin özellikle tek partili dönemde korporatist özellikler taşıdığı hem batıdaki ilham kaynaklarına işaret ederek, hem de özellikle otuzlardaki kimi yasal kurumsal uygulamalar üzerinden Türkiye’de tek parti dönemi hakkındaki yazında önemli araştırmacılar tarafından sıkça dile getirilmiştir. Özellikle Taha Parla’nın bu konudaki tespiti solidarist korporatizmin tek partili dönemde ve onun öncesindeki Osmanlı İmparatorluğunun çözülme sürecinde gerek aydınlar arasında gerekse de kamu idarecileri arasında yaygın olduğunu gösterir. Solidarist ideoloji Osmanlı’da günümüzde pek kullanılmayan bir ifadeyle “tesanütçülük” diye bilinirdi, buna rağmen tek partili döneme halkçılık ilkesi olarak geçmiştir. Korporatizm ise, siyaset biliminde başka kuramsal referanslarının yanı sıra işçi örgütlerinin düzenlenmesi ve bu örgütlerin iktidarca kontrolü bağlamında özellikle gündeme gelen bir kavramdır. Bununla birlikte çok partili hayata geçişte Türkiye’de Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) iktidarınca oluşturulan sendikal örgütlülüğe ilişkin mevzuat her ne kadar fiili ve yasal yöntemlerle kısıtlanmış da olsa sendika seçme özgürlüğü içerir bu bakımdan da temeli itibariyle korporatistten ziyade liberal modele yakın sayılır. Tek partili dönemde Türkiye’de resmi sendikalar kurulmamış bu yüzden doğal olarak sendikalara üye olup olmamak da işçinin seçimine bırakılmıştır. Bu süreçte oluşturulan yasal kurumsal düzenlemeler fiilen kısıtlanmış olsa da sendikal çoğulculuk ve işçiler açısından sendikalara üye olma ya da olmama özgürlüğü içerir. Bu dönemdeki fiili uygulamalar ve devletle sendikalar, iktidar partisiyle sendikalar arasındaki ilişkiler ise daha kompleks bir görünüm verir, liberal demokratik bir rejimde uygulanması beklenmeyecek bazı pratikler işçi hareketi ile olan ilişkisinde iktidar partisi tarafından uygulanır. Cumhuriyet Halk Partisinin kimi yetkilileri iktidar partisi olmanın verdiği güçler sendikalarla bir tür vesayet ilişkisi geliştirmiştir. Bu bağlamda korporatizm ve çoğulculuk arasında kuramda öngörülen karşıtlığın aynı zamanda kimi geçişlilikler de içerdiğini iddia eden bu makale, iktidar partisi ve sendikalaşma talep eden, ilgili mevzuat yasalaşınca da sendikalaşan işçi hareketi arasındaki etkileşimi analiz ederek tek parti döneminde korporatist ideolojinin iktidar çevrelerinde yaygınlığını ve yerleşikliğini analiz etmekte, çoğulcu uygulamalar ve korporatist kamu felsefesi arasındaki geçişliliği değerlendirmektedir.It has been frequently stated in the literature that Turkish public philosophy has corporatist features, especially during the Single Party period, both by pointing to its sources of inspiration in the West and through some legal institutional practices, especially implemented during the thirties. Particularly Taha Parla’s observation on this issue shows that solidarist corporatism was widespread among both intellectuals and public administrators during the single-party period and the dissolution of the Ottoman Empire before that. Solidarist principles survived into the single party era through the principle of populism adopted in the thirties as a founding value of the young republic. Corporatism on the other hand, in addition to its other theoretical references, is a concept that has come to the fore in the context of the regulation and control of workers’ organizations by the government. However, in the transition to multi-party life, the legal legislation regarding union organization created by the single-party government in Turkey contains a liberal pluralist design, to be undermined by some de facto practices. Thus the implementation of this institutional design in this period and the relations between the state and the unions provide a more complex picture in this respect; some practices that would not be expected to be implemented in a liberal democratic regime are implemented by the ruling party in its relationship with the labor movement, some circles within the ruling party tried to create a more intimate connection between the party and the newly established unions in order to better control them. Claiming that the envisaged opposition between corporatism and pluralism also includes some transitivities, this article analyzes the prevalence and entrenchment of corporatist ideology in the ruling circles during the single-party period by analyzing the interaction between the ruling party and the labor movement that demands unionization and becomes unionized when the relevant legislation becomes law

    Measuring Rural Innovation In Türkiye: An Evaluation Based on Level-III Regions

    No full text
    Bölgesel gelişmişlik farklarının azaltılmasında kırsal bölgeler, uzun yıllardır kalkınma politikalarının odağında yer almakla birlikte, genellikle sübvansiyonlara dayalı ve geleneksel yaklaşımlarla şekillenmiştir. Ancak bu yöntemlerin, bölgesel eşitsizlikleri azaltmada ve kırsal refahı artırmada yetersiz kaldığı görülmektedir. Uzun vadede kırsal refahı artıracak temel belirleyici ekonomik büyüme olup, uzun dönemli ekonomik büyüme ancak üretkenlik artışı ile mümkündür. Üretkenlik artışı için yenilikçi yöntemlerin uygulanması ve yenilikçiliğin benimsenmesi gerekmektedir. Bu sebeple, günümüzde kırsal kalkınma politikaları kapsamında yenilikçi yaklaşımların ve inovasyon temelli politikaların önemi giderek artmaktadır. Bu ihtiyaca sadece ekonomik anlamda değil; aynı zamanda kırsal alanda kamusal hizmetlerin sunulmasından sosyal girişimciliğe kadar birçok konuda rastlanmaktadır. Bu bağlamda çalışma, Türkiye kırsalında yenilikçiliğe odaklanmakta, yeniliğin nasıl tanımlanabileceğini, hangi göstergelerle ölçülebileceğini ve kırsal bölgeler arasında inovasyon yeteneğinin nasıl farklılaştığını analiz etmeyi amaçlamıştır.OECD’nin “Yeni Kırsal Paradigma” yaklaşımından yola çıkan çalışmada, kırsal inovasyonun yalnızca Ar-Ge temelli yüksek teknoloji odaklı bir süreç olmadığı; sosyal, kamusal, örgütsel ve süreç inovasyonu gibi farklı boyutlarla da değerlendirilebileceği savunulmaktadır. Bu doğrultuda, TÜİK’in kent-kır sınıflandırması ve diğer resmi veri kaynakları temel alınarak kırsallığın baskın olduğu 45 Düzey-III bölgesi belirlenmiş ve bu bölgeler, 22 gösterge ışığında Temel Bileşenler Analizi (TBA) yöntemiyle incelenmiştir.Belirlenen göstergeler, iki ana boyutta yapılandırılmıştır: "Ekonomik aktörler" boyutu (girişimcilik düzeyi, şirket kurulma ve kapanma oranları, sektörel dağılım, eğitim profili, kadın ve genç istihdamı, yabancı yatırım ve sermaye akışı) ile "inovasyon ekosistemi" boyutu (dijital erişim, fiziksel altyapı, finansman kanalları, ArGe merkezleri, kamu hizmetlerine erişim). Analiz sonuçları, kırsal bölgeler arasında inovasyon kapasitesinin mekânsal olarak oldukça farklılaştığını ortaya koymaktadır.Batı Anadolu’da yer alan Muğla, Sakarya ve Balıkesir gibi bölgeler, kırsal inovasyon açısından yüksek performans sergilerken; Karadeniz’in iç kesimleri ile Doğu Anadolu’daki birçok bölgenin düşük inovasyon kapasitesine sahip olduğu görülmektedir. Kırsal bölgelerde inovasyonun çoğunlukla "yavaş inovasyon" şeklinde ortaya çıktığı; yerel ihtiyaçlara dayalı, küçük ölçekli, taklit ve uyarlama temelli çözümlerle geliştiği anlaşılmaktadır.Çalışmada ayrıca, gençlerin ve kadınların girişimcilik eğilimi, eğitim düzeyi ve sosyal sermayesinin kırsal inovasyonun gelişiminde kritik bir rol oynadığı vurgulanmaktadır. Her şeye karşın, inovasyon kesinlikle tesadüf eseri ortaya çıkabilecek bir süreç olarak görülmemelidir. İnovasyon bireysel ve kurumsal faktörlerin bir arada değerlendirildiği, istikrarlı ve tutarlı politikalarla bilinçli bir şekilde ele alınması gerekmektedir.Çalışma sonucunda, Türkiye kırsalında inovasyon kapasitesinin homojen olmadığı, bölgeden bölgeye değiştiği görülmüştür. Kırsalda inovasyonun teşviki için tek tip ulusal ölçekli politikalar yerine, yerel dinamiklere dayanan, bölgelerin karakteristiklerini dikkate alan, veriye dayalı ve kapsayıcı stratejilere ihtiyaç olduğu sonucuna varılmıştır. Çalışma, Türkiye kırsalında inovasyon politikalarının şekillendirilmesi için özgün ve bütüncül bir ölçüm ve analiz çerçevesi sunarak hem literatüre hem de politika yapıcılara katkı sağlamaktadır.Although rural areas have long been at the center of development policies aimed at reducing regional disparities, these efforts have typically been shaped by traditional, subsidy-based approaches. However, such methods have proven insufficient in alleviating regional inequalities and improving rural welfare. In the long term, the key driver of increased rural prosperity is economic growth, which itself depends on improvements in productivity. Achieving productivity gains requires the adoption of innovative practices and a broader culture of innovation. For this reason, innovation-based and creative approaches have become increasingly important within rural development policies today. This need extends beyond economics and can also be seen in areas such as the provision of public services and the promotion of social entrepreneurship in rural settings. Accordingly, this study focuses on innovation in rural Türkiye, aiming to define what innovation means in this context, identify how it can be measured, and analyze how innovation capacity varies among rural regions.Grounded in the OECD\u27s "New Rural Paradigm" the study argues that rural innovation is not limited to high-tech, R&D-driven processes, but also includes social, public, organizational, and process-oriented innovations. Based on Türkiye\u27s official urban-rural classification and other public data sources, 45 Level-III regions with predominantly rural characteristics were identified and analyzed using Principal Component Analysis (PCA) across 22 indicators.These indicators were grouped under two main dimensions: "economic actors" (entrepreneurship levels, firm formation and closure rates, sectoral structure, educational attainment, youth and women’s employment, foreign investment and capital flow) and the "innovation ecosystem" (digital access, physical infrastructure, financial resources, R&D centers, and access to public services). The results revealed considerable spatial variation in innovation capacity across rural regions.While regions such as Muğla, Sakarya, and Balıkesir in Western Anatolia performed strongly in terms of rural innovation, many parts of Eastern Anatolia and the inland Black Sea region had weak innovation capacity. Innovation in these areas generally takes the form of "slow innovation", characterized by small-scale, locally driven, imitative, and adaptive solutions tailored to local needs.The study also highlights the critical role of youth and women’s entrepreneurial orientation, education levels, and social capital in advancing rural innovation. Nevertheless, innovation should not be seen as an accidental outcome. It must be addressed deliberately through stable and coherent policies that consider both individual and institutional factors.In conclusion, the study finds that rural innovation capacity in Türkiye is far from homogeneous and varies significantly across regions. To foster innovation in rural areas, it is essential to move beyond one-size-fits-all national policies and adopt place-based, data-driven, and inclusive strategies tailored to local dynamics. This research offers an original and comprehensive framework for measuring and analyzing rural innovation in Türkiye, contributing to both the academic literature and policymakin

    Liste Dışından Yapılan Bilirkişi Görevlendirmelerinde Bilirkişilik Bölge Kurullarının Yetkisi

    No full text
    Bilirkişilik Kanunu ile bilirkişilik faaliyeti kurumsal bir yapılandırmaya kavuşturularak Bilirkişilik Daire Başkanlığı ve bilirkişilik bölge kurulları kurulmuştur. Bilirkişilik Daire Başkanlığı doğrudan Adalet Bakanlığı’na bağlı olmasına rağmen bilirkişilik bölge kurulları bakımından böyle bir bağlılıktan söz edilemez. Ancak her iki müessesesinin de idarî nitelikte birtakım görevlerle donatıldığı görülmektedir. Bu noktada, bilirkişilik bölge kurullarının en önemli görevlerinin bilirkişilik başvurularını kabul ederek bilirkişilik listelerini hazırlamak ve devamında tüm yargı kollarında faaliyet gösteren bilirkişileri disiplin yönünden denetlemek olduğu söylenebilir. Böylece tüm bilirkişilik faaliyetinin ilgili kurullar tarafından gözetim ve denetimi amaçlanmıştır. Bu nedenle, bilirkişilik bölge kurulları tarafından hazırlanan bilirkişilik listesi dışından bilirkişi görevlendirmeleri de sınırlandırılmış; sadece, ilgili listelerde talep edilen uzmanlık alanından bir bilirkişinin bulunmaması hâlinde, liste dışından bilirkişi görevlendirmesi mümkün kabul edilmiştir. Ancak bu şartlarda yapılan bir görevlendirmenin dahi bilirkişilik bölge kuruluna bildirilmesi öngörülmüş ve böylece ilgili kurulunun bilirkişiler üzerindeki denetim yetkisini kullanabilmesi sağlanmıştır. Ancak uygulamada, bilirkişilik bölge kurulları bir bildirim makamı olmaktan öteye geçirilerek onay makamına dönüştürülmüştür. Kanun’da yer almayan böyle bir üst yetki, Adalet Bakanlığı tarafından çıkarılan bir Yönetmelik hükmüyle bilirkişilik bölge kuruluna bahşedilmiş ve ilgili kurullar da bu yetkiyi yine yürütme organı tarafından kontrol edilen UYAP imkânlarıyla daha da genişleterek kullanır hâle gelmiştir. Bu şekilde oluşturulan kanuna ve bilirkişiliğin yargılamadaki rolüne aykırı bir izin sistemi hukuka aykırı olup en kısa zamanda buna yol açan idarî uygulamalardan vazgeçilmelidir

    İşçinin Anlık İleti (Sohbet) Gruplarındaki İfadeleri Nedeniyle İş Sözleşmesinin Feshi (Alman Federal İş Mahkemesinin “Haklı Gizlilik Beklentisi” Kararı (2 AZR 17/23) Çerçevesinde Bir Değerlendirme)

    No full text
    İş arkadaşlarından oluşan anlık ileti (sohbet) gruplarında, grup üyesi olmayan diğer işçiler veya amirler hakkında hakaret, küfür, aşağılama vb. içerikteki gönderileri nedeniyle işçilerin iş sözleşmelerinin sona erdirildiğine sıklıkla rastlanır olmuştur. Bir WhatsApp sohbet grubunda grup üyesi olmayan diğer işçiler hakkındaki hakaret ve aşağılayıcı ifadeler nedeniyle iş sözleşmesinin işverence feshedilmesi üzerine açılan bir davada Alman Federal İş Mahkemesi, söz konusu sohbetin gizliliğine her zaman güvenilemeyeceğini değerlendirmektedir. Bir diğer deyişle, söz konusu ifadelerin grup üyelerinden hiçbiri tarafından üçüncü kişilere aktarılmayacağına ilişkin beklenti, hukuki açıdan her durumda haklı bir beklenti sayılamaz. Benzer olaylara ilişkin Türk mahkemelerince verilen kararlar göz önüne alındığında, Federal İş Mahkemesinin gizlilik beklentisinin haklı olup olmadığına ilişkin değerlendirme kriterleri ile haklı gizlilik beklentisi söz konusu olduğunda bunun maddi hukuk ve usul hukukuna etkilerine ilişkin vardığı sonuçlar referans alınabilecek niteliktedir

    Taşınmazlarda (Subjektif-Ayni) Bağımlı -Paylı- Mülkiyet

    No full text
    Taşınmazlar arasındaki hukuki ilişki çeşitli şekillerde tezahür edebilir. Bu bağlamda taşınmazlardan birindeki paylı mülkiyetin diğerindeki mülkiyete (veya paylı mülkiyete) bağlanması ile de hukuki ilişki doğabilir. Hukuki ilişki; subjektif-nispi ilişki şeklinde tezahür edebileceği gibi, subjektif-ayni ilişki şeklinde de görülebilir. Subjektif-ayni ilişki Türk Medeni Kanunu’nda ele alınmış olup, irtifak hakkı veya taşınmaz yükü -bir sınırlı ayni hak- şeklinde aktif subjektif-ayni ilişki olarak düzenlenmiştir. Pasif subjektif-ayni ilişki ise hukukumuzda üzerinde fazla durulmuş bir konu değildir. Kanunda bu kavram ve hukuki sonuçları açık ve net bir maddi hukuk kuralı ile düzenlenmediğinden çeşitli hukuki sorunların doğması muhtemeldir. Bu çalışmada, aktif sübjektif ayni ilişki de açıklanarak, asıl olarak pasif subjektif-ayni bağlantı ile bağlanmış iki taşınmaz arasındaki hukuki ilişkide ortaya çıkabilecek çeşitli soru ve sorunlara yanıt aranmıştır. Ayrıca bu konuda, olması gereken hukuk (de lege ferenda) bakımından, mehaz ZGB Art.655a hükmünden yararlanarak önerilerde bulunulmuştur

    Climate Change and Labor Relations: A Legal Evaluation of the Employer’s Occupational Health and Safety Obligations within the Scope of New Risks Created by Climate Change

    No full text
    Tüm dünyayı hızla etkisi altına alan iklim değişikliği, çalışanların aşırı sıcaklıklar, hava olayları, vektör kaynaklı hastalıklar gibi yeni risklere maruz kalmasına sebep olmaktadır. Bu bağlamda, iklim değişikliğinin neden olduğu ya da şiddetlendirdiği risklerin iş sağlığı ve güvenliği açısından değerlendirilmesi önem arz etmektedir. Çalışmamızda, iklim değişikliğinden kaynaklanan riskler tanımlanarak iş sağlığı ve güvenliği boyutuyla incelenecek, bahse konu risklerin çalışma ilişkilerine olan etkileri açıklanacaktır. Devamında mevzuatta yer verilen işverenin iş sağlığı ve güvenliği yükümlülüklerinin iklim değişikliği sürecine uyarlanabilir olup olmadığı irdelenerek ve çözüm önerileri geliştirilecektir.Climate change, which is rapidly affecting the whole World, exposes employees to new risks such as extreme heat, weather events and vector-borne diseases. In this context, it is important to evaluate the risks caused or exacerbated by climate change in terms of occupational health and safety. In our study, the risks arising from climate change will be defined and analyzed in terms of occupational health and safety, and the effects of these risks on labor relations will be explained. Subsequently, whether the occupational healt and safety obligations of the employer included in the legislation are adaptable to the climate change process will be examined and solution suggestions will be developed

    Teori ve Uygulamada Kambiyo Senetlerinde İade Davası

    No full text
    Poliçe iradesi dışında elinden çıkan, daha doğru bir ifadeyle poliçe üzerindeki zilyetliğini iradesi dışında kaybı kaybeden hamilin iade davası açabilmesi, iptal prosedürü içindeki hükümler arasında (TTK. m. 758, m. 763) düzenlenmektedir. Bu hükümler, diğer kambiyo senetleri olan bono ve çek hakkında da uygulanır (TTK. m. 778/no.1,ı, TTK. m. 818/no.1,s). Bu iade (=istirdat) davası, esasen TMK. m. 989 vd.’ında düzenlenen taşınır davası niteliğindedir. Davas, iptal hükümleri içinde düzenlendiğine göre, iptal isteminde bulunabilecek hak sahibinin (TTK. m. 651) mahkemeden ödemeden men yasağı istemesiyle (TTK. m. 757) başlayan süreçte kambiyo senedini eline geçirenin bilinmesi üzerine açılır. Bu makalede, uygulamada çokça yaygın olan ve tartışmalı hususlar içeren bu dava kapsamında; davanın açılabilme koşulları, tarafları, görevli ve yetkili mahkeme, ispat usulü, özellikle iade kararı verilebilmesi için yetkili hamilin kambiyo senedini kötüniyetle iktisap ettiğinin veya iktisabında ağır kusur bulunduğunun (TTK. m. 686, m. 792) davacı tarafından ispatlanması konuları ele alınacaktır. Hamilin ağır kusurunun ispatı, ceza yargılamasıyla da ilgili ve uygulama açısından en önemli olandır. Bütün konulara ilişkin sorunlar; öğreti ve daha çok Yargıtay uygulamasına yer verilmekle değerlendirilecektir

    Cover

    No full text

    Expected Shortfall Regression for High-Dimensional Additive Models

    No full text
    日本学術振興会24K14850構造を持つノンパラメトリック回帰モデルによる超高次元データ解析に関する研究Japan Society for the Promotion of ScienceThis research is financially supported by JSPS KAKENHI Grant Number JP 24K14850 (HONDA) and Taiwan NSTC Grant Number 112-2122-M-007-001-MY3 (PENG)

    Revolution in 1782 at Geneva and J. J. Rousseau : Genevan Letters (1782)

    No full text

    269

    full texts

    63,137

    metadata records
    Updated in last 30 days.
    DergiPark Akademik
    Access Repository Dashboard
    Do you manage Open Research Online? Become a CORE Member to access insider analytics, issue reports and manage access to outputs from your repository in the CORE Repository Dashboard! 👇