DergiPark Akademik
Not a member yet
    63137 research outputs found

    Autonomy-Oriented Property and the Essence of Property Rights

    No full text
    Bu çalışma, mülkiyet hakkının tarihsel dönüşümünü ve normatif temellerini inceleyerek klasik özgürlük temelli paradigma ile özerklik temelli yaklaşımı karşılaştırmaktadır. Antik Roma’dan modern refah devletlerine uzanan süreçte mülkiyet, yalnızca bireysel özgürlüğün güvencesi değil, aynı zamanda toplumsal eşitsizliklerin üretildiği bir alan olarak ortaya çıkmıştır. Klasik liberal anlayış mülkiyeti mutlak ve dokunulmaz bir hak olarak kurgularken, özerklik temelli yaklaşım, mülkiyetin meşruiyetini ancak bireyler arası ilişkilerde karşılıklı özerkliği koruduğu ölçüde kabul etmektedir. Çalışma, Türk hukukundaki çeşitli düzenlemeleri inceleyerek mülkiyetin tipolojik çoğulculuk ve ilişkisel adalet ilkeleri çerçevesinde nasıl yeniden kurgulanabileceğini göstermektedir. Çeşitli örnekler üzerinden mülkiyetin yalnızca bireysel hak değil, aynı zamanda toplumsal ilişkiler içinde özerklik dengelerini gözeten bir kurum olarak işlev görebileceğini ortaya koyulmaktadır. Bu çalışmanın ulaştığı sonuç, mülkiyetin değişmez ve tekil bir ‘öz’e indirgenemeyeceğidir. Tarihsel pratik ve güncel düzenlemeler, mülkiyetin başkalarının özerkliği ve kamu yararı karşısında uygun koşullarda daraltılabildiğini göstermektedir. Mülkiyet hakkının sabit bir ‘öze’ sahip olmaması sebebiyle, mülkiyetin beraberinde getirdiği ilişkilerde malik olmayan tarafların da daha aktif katılımının sağlanması, özerklik temelli yaklaşımla normatif olarak mümkün ve gerekli görünmektedir

    The Effect of the Grand General Assembly of the Unification of Case Law of the Court of Cassation’s Decision, Dated 16.05.2025, Case No. 2024/1, Decision No. 2025/2 on the Legal Status of “Third (?)” Person Who Purchased an Independent Section from the Contractor Upon the Landowner Rescission of a Construction Contract in Return for Land Share

    Get PDF
    Arsa sahibinin arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinden dönmesinin, dönmeden önce yükleniciden bağımsız bölüm satın alan üçüncü kişilere etkisine dair Yargıtay uygulaması, öğretide uzun yıllardır eleştirilmiştir. Avans tapu, sözleşmeden dönmenin yüklenici adına yapılan tescili yolsuz tescil hâline getireceğinin kabul edilmesi, üçüncü kişinin iyiniyet iddiasının dinlenmemesi özellikle eleştiriye konu olan hususlardır. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu’nun T. 16.05.2025, E. 2024/1, K. 2025/2 sayılı kararıyla uzun yıllardır sürdürülen içtihatta değişikliğe gidilmiştir. Nitekim 18.07.2025 tarihinde 32959 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan bu kararla birlikte iyiniyet karinesiyle bağdaşmayan uygulamadan dönülmüştür. Çalışmada yükleniciden bağımsız bölüm satın alan üçüncü kişinin hukuki durumu, içtihadı birleştirme kararı öncesi ve içtihadı birleştirme kararına göre olacak şekilde ikiye ayrılarak incelenmiştir

    Ferdi Kaza Sigortasında Daimi Maluliyet Teminatına İlişkin Sigorta Bedeli Alacaklarında Zamanaşımı Sürelerinin Başlangıcı

    Get PDF
    Ferdi kaza sigortası ile sağlanan teminatlardan birisi de daimi maluliyet teminatıdır. Bu teminatta kaza neticesinde daimi olarak malul kalan sigortalıya, önceden kararlaştırılmış olan sigorta bedelinin ödenmesi söz konusudur. Ancak sigortalının maluliyetinin daimi olup olmadığı, genellikle kaza tarihinden sonra ortaya çıkmaktadır. Kaza ve maluliyet arasındaki bu zaman farklılığı, bu teminata dayanarak açılan sigorta bedeline ilişkin alacak davalarında, mahkemelerin çelişkiye düşmesine yol açmaktadır. Zira Türk Ticaret Kanunu’nun 1420. maddesinde sigorta sözleşmesinden doğan alacaklar iki ve altı yıllık, farklı iki zamanaşımı süresine tabi tutulmuş ve her iki sürenin de esasen riskin gerçekleştiği tarih itibarıyla başlayacağı belirtilmiştir. İşte, bu doğrultuda mahkemeler bazı kararlarında riskin, kaza tarihinde gerçekleştiğini kabul ederek zamanaşımı süresini bu tarihten başlatırken, bazı kararlarındaysa riskin, daimi maluliyetin tespit edildiği tarihte gerçekleştiğini kabul etmektedirler. Çalışmada ilgili mevzuat ve sigorta hukuku ilkelerine göre başta iki yıllık süre olmak üzere daimi maluliyet teminatında zamanaşımı sürelerinin hangi andan itibaren başlaması gerektiği sorusu cevaplanmaya çalışılmıştır

    Arendt’in Wittgenstein ile Karşılaşması: Eylem ve Sınır-Özne

    No full text
    Bu çalışma Hannah Arendt’in düşünme etkinliğini, eylem kavramını ve eylemeye muktedir faili birbiriyle ilişkileri çerçevesinde ele alma uğraşındadır. Bu uğraşın ana rotasını metin analizi belirlemektedir. Bu minvalde çalışma Arendt’in düşüncesinin niteliğini Thomas Bernhard ve Milan Kundera ile birlikte, soğukkanlılık ve kayıtsızlık olarak işaret eden yazı, bu iki niteliğin eylem kavramına içkin olduğunu öne sürmektedir. Bu bağlamda eylem kavramının bir mesafe kuramı olarak okunabileceğini ortaya koyarken eylemin failinin bu mesafede açığa çıkacağını belirtmektedir. Nitekim eylem, bir otomatizme dönüşen davranışsal düzlemi kesintiye uğratan, onun açısından beklenmedik ve öngörülemez olan bir yanıttır. Otomatizm, biyolojik bir zorunlulukmuş gibi süregiden, imgelemi, davranış ve bilme kodlarıyla verili olan işleyişi doğallaştıran taşlaşmış bir süreçtir. Eylem ise bu taşlaşmış süreç açısından kendi öngörülebilir davranışlar silsilesini anlamsızlaştıran, açıklanamaz olan ve onun zorunluluğunu ilga eden bir mucizedir. Aynı şekilde, taşlamış süreç olarak otomatizmin imgelemine sığmayan, onun görme ve duyma biçimlerinden kesinkes farklılaşan bir yanıttır. Salt davranışsal düzeydeki tepkiler ve etkinlikler de birer yanıttır, fakat içinden doğduğu “taşlaşmış” otomatizmin, Wittgenstein’ın deyimiyle olgusal dünyanın bir uzantısı, onların rengine bulanmış ve bir uzantı olarak öngörülebilirliği ile failini haklı çıkaran tepki ve etkinliklerdir. Eylemin faili bu bağlamda imgelemin gücünü açığa vurma kapasitesine sahip bir figürdür. Ludwig Wittgenstein, eylemin failini tanımlama hususunda kavramsal bir yaklaşım sunabilir. Wittgenstein’a göre özne, salt içinde bulunduğu dünyanın imgelemiyle hareket eden nesneden, imgelemin gücünü açığa vurarak farklılaşır. Özne, her şeyin nasılsa öyle olduğu, öngörülebilir bir imgelem ve olgular dizisinden ibaret dünyanın sınırıdır. Sınır-özne, bu bağlamda eylemin faili olarak karşımıza çıkar. Sınır-özne, imgelemin gücünü açığa vurarak salt davranışsal düzeyin bir nesnesi olmaktan çıkar. Nitekim Wittgenstein’ın kavramsallaştırmasıyla ifade edilecek olursa sınır-öznenin yokluğunda olgu bağlamlarından ibaret dünya, aslında taşlaşmış, otomatizme uğramış ve eyleme kapasitesinin derinlere gömülerek unutuluşa terk edildiği sürecin davranışlarına işaret etmektedir. Sonuç olarak eylemin failini ortaya koymak için Wittgenstein ile Arendt arasında bir diyalog kurma uğraşında olan yazı, imgelem kavramı çerçevesinde bu faili, imgelemin gücüne sahip olarak otomatizmin ya da olgular dünyasının içinde tanımlanamayacak şekilde bir sınır olma potansiyeline sahip özne olarak tanımlamaktadır

    Çağdaş Sanatın \u27Görkemli\u27 Yansımaları: Eleştirel Bir Bakış

    No full text
    Julian Stallabrass tarafından kaleme alınmış olan "Çağdaş Sanat Bir Tarihçe", genel anlamda, 20. yüzyılın sonlarından itibaren çağdaş sanatın gelişimine ışık tutmaktadır. Yazarın temel amacı, okuyucunun çağdaş sanatın tarihini, dönemin siyasi ve ekonomik tarihiyle ilişkilendirerek anlamasını sağlamaktır. Bu bağlamda eser, çağdaş sanatın küreselleşme, kapitalizm, ticarileşme, siyasi dönüşüm ve ilişkiler gibi çeşitli faktörlerle nasıl şekillendiğini ve bunlardan nasıl etkilendiğini ayrıntılı bir şekilde analiz etmektedir

    Cascades of Tax Policy through Production Networks : Evidence from Japan

    No full text
    The effectiveness of tax policies targeting firms has been evaluated conventionally by the effects on firms directly affected by the tax policies. However, the indirect effects through the supply chains of the affected firms can be of first-order importance. This paper estimates the indirect effects of tax incentives for investment on firm performance through production networks, exploiting a quasi-experimental event of an investment stimulus policy targeting small and medium enterprises and unique proprietary data of supply chains in Japan. After confirming the direct effects, I find evidence suggesting that the indirect effects on direct suppliers are even larger than the direct effects, while no discernible effects are found on downstream firms. The absence of downstream effects appears to stem from treated firms crowding out the market share of untreated large firms, leading to an insufficient change in market prices. In total, while the tax policy successfully stimulates targeted small firms, its spillover effects are primarily confined to the upstream customers which tend to be large.Teikoku DataBank. This project is funded by JSPS KAKENHI Grant Number 21K13312

    Board Gender Diversity in China and Eastern Europe

    No full text
    This paper reports on an empirical analysis of 42,094 public/private companies in China and 21 Eastern European countries to grasp the actual state and determinants of board gender diversity in emerging market firms. We confirmed that firms in these countries are comparable to those in advanced nations in terms of the prevalence of firms recruiting female board members and the female share of board directorships. Furthermore, in emerging market countries, internal promotions are used as often as, or even more often than, external ones to recruit women to director positions. The results revealed that board composition and ownership structure are important determinants of the gender diversity of the corporate board in emerging market firms. We also found that the effects of these factors vary significantly depending on the country/region and the listing status of firms and that two qualitatively different decision-making stages related to the appointment of women to board positions (i.e., a decision as to whether to appoint any women to the board and a decision as to how many board positions should be reserved for women) have a substantial impact on the empirical results.This research work was financially supported by the Japan Society for the Promotion of Science (JSPS KAKENHI Grant Number 20H01489) and the Joint Usage and Research Center of the Institute of Economic Research, Hitotsubashi University (Grant Number IERPK2323)

    地域金融機関の統合が貸出市場に与える影響について

    No full text
    本研究では、十八銀行と親和銀行の統合が長崎県における中小企業向け貸出市場に与えた影響について帝国データバンクデータベースを用いて検証した。Propensity Score Matching-Difference In Differenceの手法により、十八銀行と親和銀行の統合前後で取引を継続した企業同士のうち、信用の低い企業と信用の高い企業を比較した結果、信用の低い企業の金利は2019年〜2020年に1〜1.1%金利が下がり、借入金比率は2018年〜2021年に8.7%〜12%上昇したことがわかった。この要因については、十八銀行と親和銀行が統合によって経営を効率化したことなどにより、信用の低い企業への融資を積極的に行うようになった可能性が考えられる。また、十八銀行または親和銀行とのみ取引を行なっていた企業に限定し、被説明変数を借入金比率として固定効果モデルにより分析した結果、十八銀行と親和銀行の統合後ダミー係数は0.242となり、十八銀行と親和銀行の統合は、取引先企業の借入金比率を増加させたことがわかった。他方、金融機関同士の統合は、取引先企業の資金調達環境にマイナスの影響も与えることが知られているため、さまざまな側面から分析を行い、マイナスの影響が生じていないかの検証を行った結果、統合前に示された懸念に反して、十八親和銀行との取引先企業の資金調達環境が明らかに悪化したとの結果は得られなかった。この要因として、第一に、統合に際して実施された問題解消措置が有効に機能したこと、第二に、経営効率化などの統合のプラスの影響が市場支配力の強化によるマイナスの影響を打ち消したことが考えられる。(株)帝国データバン

    Center for Global Education and Exchange Teaching Faculty

    No full text
    Ⅳ. 年報(2023 年4 月1 日~2024 年3 月31 日

    研究者資料の活用をめざして : 概要目録の標準フォーマット構築の試み

    No full text
    科学通信「研究者資料」は科学技術の歴史を知る上で重要な一次資料である。さまざまな機関で保管されているが,資料を整理してリスト化することは容易でなく,活用が進まない一因となっている。本稿では「概要目録」を作って公開するという方法を提案し,そのための具体的な標準フォーマットを紹介する

    269

    full texts

    63,137

    metadata records
    Updated in last 30 days.
    DergiPark Akademik
    Access Repository Dashboard
    Do you manage Open Research Online? Become a CORE Member to access insider analytics, issue reports and manage access to outputs from your repository in the CORE Repository Dashboard! 👇