Trakya University

Trakya University Academic Open Access System
Not a member yet
    27605 research outputs found

    Age and sex estimation using intracranial radiographic biometric measurements

    No full text
    Kimliklendirme, bireylerin kendine has özelliklerini saptamayı amaçlayan tanımlama sürecidir. Yaş ve cinsiyet tespiti ise bu sürecin temel bileşenleridir. Bu çalışmada, 18-25 yaş aralığındaki 431 erkek ve 391 kadın olmak üzere toplam 822 bireye ait görüntü, 1 mm kesit kalınlığında aksiyal ve sagittal planda bilgisayarlı tomografi ile rekonstrükte edilip retrospektif olarak incelenerek yaş ve cinsiyet tayini yapılması amaçlanmıştır. Literatürde "gri alan" olarak tanımlanan bu yaş aralığında; kranial bölge ile atlas ve dens axis yapılarının morfometrik analizleri kapsamında 13 doğrudan ölçüm, 17 oransal değer ve iki asimetri indeksi olmak üzere toplam 32 parametre değerlendirilmiştir. Cinsiyet sınıflandırması için istatistiksel olarak anlamlı bulunan 24 parametre ile kısmi en küçük kareler ayırma analizi ve lojistik regresyon modelleri kurulmuş; model karmaşıklığını azaltmak amacıyla projeksiyondaki değişken önemi skorlarına göre seçilen en değerli üç parametre ile basitleştirilmiş kısmi en küçük kareler ayırma analizi ve ayırma fonksiyonu analizi modelleri geliştirilmiştir. Sürekli yaş tahmini için 17 parametreli ana kısmi en küçük kareler regresyon modeli ile en yüksek korelasyona sahip üç parametreyi içeren alt model oluşturulmuş, ancak her iki modelin performans metrikleri yetersiz bulunmuştur. Ayrıca, tüm alt yaş grupları (18-19, 20-21, 22-23 ve 24-25) arasında anlamlı istatistiksel farklılık saptanmadığından, yaş sınıflandırma modeli de geliştirilememiştir. Sonuç olarak, üç parametreli, doğrudan hesaplamaya elverişli ve yüksek performanslı bir kısmi en küçük kareler ayırma analizi cinsiyet tespit modeli geliştirilmiş olup (genel ortalama doğruluk: %82,5–85,4), modelin çok merkezli ve farklı etnik grupları içeren daha geniş popülasyonlarda test edilerek genellenebilirliğinin değerlendirilmesi önerilmektedir.Identification is the proc

    Different approach to M descriptor for future staging of oligometastatic disease in SCLC: A cross-sectional survival analysis

    No full text
    Purpose This study aimed to investigate the impact of oligometastasis and the M descriptor on survival in small cell lung cancer (SCLC). Methods This multicenter, retrospective study included patients with newly diagnosed extensive-stage SCLC(ES-SCLC) from 2010 to 2020. Subgroups: Group 1: single metastasis in a single organ, Group 2: 2-5 metastases in a single organ, Group 3: 6 or more metastases in a single organ, and Group 4: metastases in two or more organs. This classification was based on the 9th Staging-M descriptor. Three-year progression-free survival (PFS) and overall survival (OS) analyses were conducted. Results The mean age of the 439 patients was 62 +/- 10 years, and 89.5% of them were male. The mean PFS for Groups 1, 2, 3, 4 was 10.7 months (95% CI 8.9-12.5), 7.5 months (95% CI 5.6-9.4), 4.3 months (95% CI 2.9-5.7), and 5.4 months (95% CI 4.7-6.1), respectively. PFS in Group 2 was significantly higher. The mean OS for Groups 1, 2, 3, 4 was 13.3 months (95% CI 11.2-15.3), 9.5 months (95% CI 7.1-11.9), 7.1 months (95% CI 4.5-9.7), and 6.9 months (95% CI 6.0-7.9), respectively. OS in Group 1 was significantly higher. OS and PFS in the M1b group were significantly higher than in the M1c1 and M1c2 groups (p < 0.05) with no statistical difference between the M1c1 and M1c2 groups. Conclusion There is no significant difference in survival between the M1c1 and M1c2 groups. In ES-SCLC, the number of metastases may be a more predictive factor for prognosis than the number of metastatic organs

    Dijital Etik ile İlgili Çalışmaların VOSviewer Programı ile Bibliyometrik Analizi

    No full text
    Günümüzde teknolojik gelişmelerin baş döndürücü bir hızla yayılması ve dijitalleşmenin derinleşmesi, dijital ortamdaki etik sorunların sayısını ve çeşitliliğini önemli ölçüde artırmaktadır. Bu çalışmada “dijital etik” kavramı ile ilgili yapılan çalışmaların geçmişten günümüze nasıl ele alındığını ve diğer özelliklerini incelemek için bibliyometrik bir analiz yapılmıştır. Web of Science veri tabanında 2009 ile 2025 yılları arasında dijital etik üzerine 214 çalışma bulunmuştur. Bu çalışmaları bilimsel haritalama teknikleriyle görselleştirmek için VOSviewer 20 programı kullanılmıştır. Sonuç olarak dijital etik çalışmaları 2017’den sonra hızla artmış, 2020-2024 yıllarında zirveye ulaşmıştır. Yapay zekâ etiği, veri gizliliği ve sürdürülebilirlik öne çıkan konular olurken, Floridi (2018) ve Ashok (2022) en etkili yazarlar olarak belirlenmiştir. University of Oxford ve Alan Turing Institute bu alanda öncü kurumlar olup, en fazla akademik üretim ABD, İngiltere ve Almanya’da yapılmaktadır. Dijital dönüşüm süreci, etik tartışmaları sadece gündeme taşımakla kalmamış, aynı zamanda yapay zekâ etiği ve veri güvenliği alanlarında kapsamlı ve güncel etik çerçevelerin geliştirilmesini zorunlu kılmıştır

    Çifte Yarar Hipotezi Bağlamında Çevresel Vergilendirme - İşsizlik İlişkisi: Panel VAR Analizi

    No full text
    Çevresel tahribatların minimize edilmesi, doğal kaynakların korunması ve daha yaşanabilir sağlıklı bir çevre için uygulanan çevresel vergiler oldukça önemli bir role sahiptirler. Çevre vergileri ile elde edilecek çevresel yararın yanında; bir diğer önemli sorun olan işsizlik ile de mücadele edilebileceği düşüncesi giderek önem kazanmaya başlamıştır. Çifte yarar hipotezi olarak adlandırılan bu durum; emek ve sermaye üzerinden alınan vergilerin istihdamı olumsuz etkilediğini, çevresel vergi gelirlerinin bu üretim faktörlerindeki vergilerin azaltılmasında kullanılmasıyla ortaya çıkan istihdamı artırıcı etkiyi açıklamaktadır. Bu bağlamda çalışmada genel olarak, çevresel vergilerin sürdürülebilir kalkınma üzerindeki rolü ve bu doğrultuda belirlenen politika ve hedeflerin üzerinde durulmuştur. Çevresel vergilerin çifte yarar hipotezi kapsamında değerlendirildiği çalışmada, çevre vergilerinin istihdam üzerindeki etkisi panel zaman serileri ile analiz edilmiştir. Panel eşbütünleşme ve panel VAR modellerinin kullanıldığı ampirik analizde elde edilen bulgular, çevresel vergilerin istihdamı pozitif etkilediğini göstermektedir. Dolayısıyla, incelenen dönem ve ülkeler kapsamında çifte yarar hipotezinin geçerli olduğu sonucuna ulaşılmıştır

    Refractive factors affecting uncorrected visualacuity in postoperative cataract surgery

    No full text
    Çalışmamızın amacı, yaşa bağlı komplike olmayan katarakt nedeniyle fakoemülsifikasyon cerrahisi uygulanan hastalarda ameliyat sonrası görsel sonuçları etkileyen refraktif faktörlerin değerlendirilmesidir. Bu retrospektif çalışmaya, yaşa bağlı komplike olmayan katarakt nedeniyle sadece fakoemülsifikasyon cerrahisi uygulanmış toplam 90 hastanın 90 gözü dahil edilmiştir. Her hastanın yalnızca bir gözü değerlendirmeye alınmıştır. Postoperatif takiplerde en iyi düzeltilmiş görme keskinliği ve refraksiyon değişiklikleri detaylı biçimde incelenmiştir. Çalışmaya dahil edilme kriterleri arasında fakoemülsifikasyon cerrahisi uygulanmış olmak, postoperatif en iyi düzeltilmiş görme keskinliğinin 1.0 olması ve ek oküler patolojinin bulunmaması yer almaktadır. Ameliyata bağlı komplikasyon gelişmeyen hastalar seçilmiştir. İntraoperatif veya postoperatif komplikasyon gelişen olgular da çalışma dışında bırakılmıştır. Görme keskinliğini etkileyebilecek ambliyopi, makula patolojileri ve korneal hastalık öyküsü bulunan bireyler analiz dışı tutulmuştur. Tüm veriler hasta dosyaları ve biyometri kayıtları kullanılarak retrospektif olarak elde edilmiştir. Elde edilen veriler istatistiksel analizle değerlendirilerek cerrahi sonuçlarla ilişkileri ortaya konmuştur. Hastaların sağ ve sol göz verileri, cinsiyet ayrımında kadın ve erkek grupu hastalar arasında ameliyat sonrası görme keskinlikleri açısından anlamlı bir fark tespit edilmemiştir. Postoperatif kontrollerde, kurala uygun ve kurala aykırı astigmatizma arasında yakın mesafe görme keskinliği değerlendirmelerinde anlamlı farklar bulunurken, uzak mesafe görme keskinliğinde anlamlı bir fark saptanmamıştır. Tashihsiz uzak görme keskinliği ile korneanın en dik meridyenindeki eğrilik yarıçapı ve kornea ön yüzey astigmatizma silindirik refraktif değerleri arasında pozitif yönde korelasyon tespit edilmişken, silindirik refraktif değer, toplam astigmatizma silindirik refraktif değer, keratometrik astigmatizma silindirik refraktif değerler arasında negatif yönde korelasyon tespit edilmiştir. Tashihsiz yakın görme keskinliği ile pupil merkezi, sferik refraktif değerler arasında pozitif yönde korelasyon saptanırken, korneanın en düz meridyenindeki eğrilik yarıçapı, korneanın en dik meridyenindeki eğrilik yarıçapı, korneanın ortalama eğrilik yarıçapı, korneanın en dik noktasındaki maksimum eğrilik değeri, silindirik refraktif değer ve toplam astigmatizma silindirik refraktif değerleri arasında negatif yönde bir ilişki gözlenmiştir. Çoklu doğrusal regresyon analizi sonucunda, tashihsiz uzak görme keskinliği üzerinde istatistiksel olarak anlamlı bulunan kornea parametreleri; keratometrik astigmatizma silindirik refraktif değer, kornea ön yüzey astigmatizma silindirik refraktif değer ve kornea arka yüzey astigmatizma silindirik refraktif değer olarak belirlenmiştir. Çoklu doğrusal regresyon analizi (stepwise total model) sonucunda istatistiksel olarak anlamlı bulunan kornea parametreleri, tashihsiz uzak ve yakın görme keskinliği ile korelasyon analizine dahil edilmiştir. Tashihsiz uzak görme keskinliği ile keratometrik astigmatizma silindirik refraktif değeri arasında pozitif yönde anlamlı bir korelasyon tespit edilirken, kornea arka yüzey astigmatizma silindirik refraktif değeri ile istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmamıştır. Buna karşın, tashihsiz uzak görme keskinliği ile kornea ön yüzey astigmatizmasının silindirik refraktif değeri arasında negatif yönde bir korelasyon belirlenmiştir. Çoklu doğrusal regresyon analizi sonucunda, tashihsiz yakın görme keskinliği üzerinde istatistiksel olarak anlamlı bulunan kornea parametresi sferik refraktif değer olarak belirlenmiştir. Korelasyon analizi sonucunda sferik refraktif değer ile tashihsiz yakın görme keskinliği arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki tespit edilmiştir. Bu çalışmanın bulguları, katarakt cerrahisi sonrası korneal biyometrik parametrelerin ve refraktif faktörlerin görme keskinliği üzerindeki etkilerini ortaya koymaktadır. Elde edilen sonuçlar, postoperatif görme sonuçlarının iyileştirilmesine yönelik rehberlik edici bilgiler sunmaktadır.The objective of this study i

    First Q1 Medicine Journal in Türkiye: Balkan Medical Journal

    No full text
    [Abtsract Not Available

    The Internal Moderation Questionnaire (IMQ): A Novel Measure of Self-Regulation

    No full text
    Internal moderation is theorized as a regulatory mental mechanism that mitigates the impact of incongruent stimuli by generating a calibrated internal response. The aim of this study was to develop a standardized self-report instrument designed to measure an individual's current level of internal moderation. An initial version of the Internal Moderation Questionnaire (IMQ), the Dissociative Experiences Scale (DES), the Difficulties in Emotion Regulation Scale (DERS), and the Childhood Trauma Questionnaire (CTQ-33) were applied to 329 college students. A test-retest evaluation was conducted on a separate group of 50 college students with two administrations in a 7-day interval. Reliability and validity analyses yielded a 24-item final version of the questionnaire with excellent internal consistency. The IMQ demonstrated strong to moderate correlations with DES and DERS total scores, while its association with CTQ-33 total scores was rather minimal. In principal components analysis, a three-factor solution yielded the dual, on, and off modes of internal moderation. Higher scores on these modes, and in particular the dual mode score, which represented the largest proportion of the total variance, and the sum of the on and off scores were associated with higher disturbance overall, while the difference between them was not. This preliminary study supported the validity and reliability of the IMQ in a self-referred non-clinical sample of young adults. Further studies on larger, diverse, and clinical samples should identify its significance in detection of prodromal risk syndromes, assessment of treatment response, forensic evaluations, prediction of self-destruction and impulsivity, and decision-making in uncertain conditions

    Jewelry and accessory design industry: The use of alternative production techniques and technologies instead of labor-intensive workforce

    No full text
    Bu çalışma, takı tasarımı ve kuyumculuk sektörünün tarihsel gelişimini, sanayi ve teknolojiyle yaşanan dönüşümleri ve modern üretim tekniklerinin emek yoğun iş gücü üzerindeki etkilerini incelemeyi amaçlamaktadır. Kuyumculuk sektörü, geçmişte usta-çırak ilişkisiyle aktarılan bilgi ve becerilerle ilerlerken, modern sanayi ve teknolojinin gelişmesiyle bu yapının yerini kısmen daha otomasyon odaklı üretim süreçleri almaya başlamıştır. Yeni teknolojiler, CNC makineleri, 3D yazıcılar ve CAD/CAM yazılımları gibi üretim teknikleri, emek yoğun iş gücüne duyulan ihtiyacı azaltmakta ancak tam anlamıyla ortadan kaldırmadığı, yeni iş alanları yarattığına ilişkin bulgular elde edilmiştir. Bu çalışma, takı tasarımı ve kuyumculuğun, binlerce yıllık birikime dayansa da, sektörün modern teknoloji ve sanayi devrimiyle teknolojik gelişmeler ışığında nasıl yeniden şekillendiğini ve bu süreçte emek yoğun iş gücünün nasıl etkilendiğini ortaya koyması bakımından önemlidir. Çalışma sonucunda, teknolojik yeniliklerin kuyumculuk sektöründe verimliliği artırdığı ancak iş gücü üzerindeki etkilerinin karmaşık olduğu gözlemlenmiştir. El işçiliği ve usta-çırak ilişkisinin yerini teknolojik cihazlar almaya başlasa da, geleneksel teknikler ve insan emeği hala önemli bir rol oynamaktadır. Gelecekte, teknolojinin entegrasyonunun daha da artacağı ve emek yoğun iş gücüne olan talebin daha da azalacağı öngörülmektedir. Sektörün, iş gücünü yeni teknolojilere uyumlu hale getirecek eğitim ve gelişim programlarına yatırım yapması önerilmektedir.This study aims to examine the historical development of the jewel

    Spatial variation of heavy metal contamination in urban water of the Shyamasundori canal, Bangladesh

    No full text
    This study aims to assess the spatial variation, water quality status, and human health risks of heavy metal(oid)s in the urban water of the Shyamasundari canal, northern Bangladesh. The results showed that Fe, Mn, and Pb concentrations in the canal water were found to be in the range of 0.4-2.3, 0.9-1.8, and 0.001-0.3 mg/L, surpassing the standard water quality values. About 79.56% of the samples were deemed as non-suitable to poor water quality for drinking. The contamination factor (CF), the degree of contamination (CD) and the pollution index (PLI) showed that urban water is highly contaminated in the studied canal. The health risk results showed that the hazard index exceeded the admissible limit (>1) for all age groups, indicating adverse non-carcinogenic risk, in particular for sites S5 and S9. Overall, the results suggest that exposure to surface water may negatively impact the health of individuals living nearby, emphasizing the need for strict regulation and efficient management to monitor and assess Fe, Mn, and Pb at these sites

    Effect of caffeine on acrylamide-induced cellular hepatotoxicity

    No full text
    Objectives This study aims to determine the effects of caffeine on protein oxidation and endoplasmic reticulum (ER) stress in acrylamide (AA)-induced cellular hepatotoxicity. Methods First, HepG2 cells were incubated with 10(1), 10(3), and 10(4) mu M AA. MTT assay was used to evaluate the cell viability. The western blot method was used to measure protein carbonyl (PC) levels to evaluate protein oxidation, and glucose-regulated protein 78 (GRP78), activating transcription factor 4 (ATF4), and C/EBP homologous (CHOP) levels to evaluate ER stress. Then, according to our results, cells were incubated with 10, 50, and 200 mu M caffeine simultaneously with 10(4) mu M AA and cell viability, PC, GRP78, ATF4 and CHOP levels were measured with the same methods. Results 10(3) and 10(4) mu M AA caused a significant decrease in cell viability (p0.05 for all). Conclusions Our study showed that; AA, especially at higher concentrations, caused an increase in cytotoxicity, protein oxidation, and ER stress, and caffeine decreases protein oxidation without changing AA-induced cytotoxicity and ER stress.Scientific Research Appropriation of Trakya University-Turkey [TUBAP 2018/266]; Technology Research and Development Center of Trakya UniversityScientific Research Appropriation of Trakya University-Turkey financially supported this study as the M.Sc. thesis of Tugce Karabas (TUEBAP 2018/266). This study was also presented as an oral presentation at TBS & Idot;nternational Biochemistry Congress 2022 33rd National Biochemistry Congress (October 2022, & Idot;zmir, Turkey). We thank the Technology Research and Development Center of Trakya University (TUETAGEM) for providing the ECL detection system

    0

    full texts

    27,605

    metadata records
    Updated in last 30 days.
    Trakya University Academic Open Access System
    Access Repository Dashboard
    Do you manage Open Research Online? Become a CORE Member to access insider analytics, issue reports and manage access to outputs from your repository in the CORE Repository Dashboard! 👇