Trakya University

Trakya University Academic Open Access System
Not a member yet
    27605 research outputs found

    Investigation of the effect of inflammation on the development of QT dispersion in patients with obstructive sleep apnea syndrome and heart failure

    No full text
    Kalp yetmezliği mortalitenin önemli bir sebebi olmakla birlikte etkilenen hastaların yaşam kalitelerinin de düşmesine yol açmaktadır. Ayrıca kalp yetmezliği ile iç içe geçmiş ve günümüzde aynı zamanda hastaların sosyal hayatlarının da etkilenmesine neden olan tablolardan biri de obstrüktif uyku apne sendromudur. Her iki antite de birbirlerini tamamlayıcı risk faktörlerini barındırmaktadır. Bu nedenle her iki hasta grubunda da prognoz üzerine etki eden ortak etmenlerin iyi belirlenmesi ve erken tespit edilebilmesi büyük önem taşımaktadır. Belirlenmiş olanlar arasında belki de en önemlilerinden biri ani kardiyak ölüme neden olabilecek ventriküler aritmileri önceden öngördürebilecek olan QT dispersiyonudur. Çalışma kalp yetmezliği öyküsü olan Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi uyku laboratuvarında polisomnografi ile obstrüktif uyku apne sendromu tanısı alan 160 hastanın dahil edilmesiyle yapıldı. Hastaların uyku apnesinin şiddetinin değerlendirildiği apne/hipopne indeksi değerleri de kayıt altına alındı ve hemogram parametreleri kullanılarak sistemik immün-inflamatuar indeksleri hesaplandı. Bu veriler ve diğer demografik, laboratuvar, transtorasik ekokardiyografi ve kardiyovasküler hastalık verileri QT dispersiyonu ile istatistiksel olarak karşılaştırıldı. Bu karşılaştırmalar sonucunda SII ve apne/hipopne indeksi farklı analizlerde QT dispersiyonunu arttırması açısından istatistiksel olarak anlamlı olmakla birlikte, SII apne/hipopne indeksi >15 olan grupta anlamlı olarak yüksek çıkmıştır (p: 0,029). SII, apne/hipopne indeksi ile ilişkisinin yanı sıra esas olarak QT dispersiyonu üzerine olan etkisinden dolayı ani kardiyak ölümün önüne geçmede ventriküler aritmileri öngördürebilecek, hemogram üzerinden kolay hesaplanabilen bir parametre olarak görülebilir ve kalp yetmezliği ve obstrüktif uyku apne sendromunda prognoza etki edebilir.Heart failure is a maj

    İç dünyalar, sınıf gerçeklikleri: Balkan kökenli Türk İngilizce öğretmen adaylarının kişilikleri ve öğretim tutumları

    No full text
    Bu çalışmanın amacı, Ana dili Türkçe olan Balkan Kökenli İngilizce öğretmen adaylarının kişilik özellikleri ile öğretmenlik tutumları arasındaki ilişkiyi incelemektir. Çalışmada hem nicel hem de nitel yöntemleri içerdiğinden açımlayıcı sıralı araştırma yöntemi kullanılmıştır. Katılımcılar amaçlı örnekleme yöntemiyle seçilmiştir. Araştırmanın evrenini Trakya Üniversitesi Yabancı Diller Eğitimi Bölümünde İngilizce Öğretmenliği (ELT) eğitimi alan Balkan bölgelerinden 30 İngilizce öğretmen adayı oluşturmaktadır. Katılımcılar kişilik özelliklerine göre iki gruba ayrılmıştır. Gruplar 18 dışa dönük ve 12 içe dönük İngilizce öğretmeni adayından oluşmaktadır. Nicel veriler Myers-Briggs Kişilik Testi ve Öğretmenlik Mesleğine Yönelik Tutum Ölçeği ile toplanırken, nitel veriler yarı yapılandırılmış görüşmeler yoluyla toplanmıştır. Nicel verilerin analizi JASP yazılımında Mann-Whitney U testi ile, nitel verilerin analizi ise içerik analizi ile gerçekleştirilmiştir. Bulgular, dışa dönük ve içe dönük gruplar arasında öğretmenlik tutumları açısından anlamlı bir fark olmadığını göstermektedir (p>.05). Bununla birlikte, İngilizce öğretmenliği mesleğine yönelik olumlu beklenti içinde oldukları saptanmıştır. Bulgular ışığında, çalışma ayrıntılı olarak tartışılmış ve ilerideki çalışmalar için gerekli öneriler sunulmuştur.The current study aims to investigate th

    Erken Hıristiyanlık Dönemi Ionia Bölgesi Vaftizhaneleri ve Ayin Güzergahları

    No full text
    Bu makalenin temel konusu, Ionia bölgesindeki vaftizhanelerin mimari açıdan incelenmesi ve vaftiz ayininin yapıların mekânsal düzenlemesine katkısının sorgulanmasıdır. Araştırmada, ayinin ana ritüelleri üzerinden vaftizhanenin bölümleri, kiliseyle olan ilişkisi ortaya konulmaya çalışılmış, olası vaftiz güzergahları belirlenmiştir. Havarilerin, Kilise Babalarının, teologların vaazları ve/veya yazıları genellikle vaftizin ihtivası üzerine olsa da mekânsal çözümlemeye dair belirli ipuçları sunar. Bu bilgiler ışığında yapıların mimarisi yeniden gözden geçirilmiş, yorumlanmış ve Erken Hıristiyanlık Döneminde inşa edilen vaftizhaneler benzerlik ve farklılıklarıyla değerlendirilmiş inşa edildiği kilisenin özellikleri de göz önüne alınarak bir sonuca varılmıştır. Hıristiyan sakramentlerinden birisi olan vaftiz genel anlamda üç aşamadan oluşur. Birinci aşama günah çıkarma, ikinci aşama üç kez suya dalma ve çıkma, üçüncü aşama ise yağlanmadır. Bunların uygulandığı yapı ya da odaya vaftizhane, ortada bulunan su haznesine vaftiz teknesi/havuzu denir. Vaftizhane, kilise gibi litürjik kullanım için tasarlanan ve sadece vaftiz ayini sırasında kullanılan mimari birim/türdür. Çalışma sırasında literatür taramasıyla elde edilen bilgiler ışığında vaftizhaneler yerinde incelenmiş, mevcut planları üzerine vaftiz ayininin olası güzergahları işaretlenmiştir. Bu bağlamda Kutsal Kitap, vaftiz litürjisiyle ilgili dönem kaynağı, vaftizin ihtivasına dair temel yayınlar yol gösterici olmuştur. Çalışmanın sadece Ionia bölgesindeki vaftizhanelere odaklanması makalenin sınırlılığı olsa da bu bölgedeki yapıların planları, vaftizhanenin bölümleri, mekansal organizasyonu ritüelin uygulanma biçimi ve vaftiz ayininde izlenen güzergahlar bakımından anlamlıdır. Ionia bölgesindeki örnekler Efes Aziz Ioannes Theologos Kilisesi Vaftizhanesi, Efes Meryem Kilisesi Vaftizhanesi, Milet Mikhail Kilisesi Vaftizhanesi, Milet Büyük Kilise Vaftizhanesi ve Güzelbahçe (Urla) Kilisesi Vaftizhanesidir. Yapılar, kiliseden bağımsız ve/veya bir koridor yardımıyla kiliseye bağlanmış ek mekân olarak inşa edilmiştir ve benzer plan özelliklerine sahiptir. Ionia bölgesinin önemli kentlerinde, piskoposluk ve haç merkezlerinde inşa edilen, kalabalık toplulukların vaftizine olanak sağlayacak büyüklükte olan, bu ihtişamlı eserler bölgenin erken Hıristiyan dönemi mimarisinin bir türü olan vaftizhanelerin görünürlüğü bakımından son derece önemlidir. Yapılar, plan özellikleri, kiliseye göre konumları, boyutları, bezemeleri, benzer örnekleri göz önüne alındığında 4.-7. yüzyıla tarihlenir

    Modernleşme Sürecinde Bir Vitrin 1862 Londra Sergisi ve Osmanlı Devleti’nin Temsili

    No full text
    Ticari, sanayi, zirai, askeri ve kültürel metaların tanıtımı amacıyla düzenlenen fuar veya sergi organizasyonlarını kadim zamanlara kadar götürmek mümkündür. Sanayi devrimi sonrası Avrupa devletlerinde üretimin artması, yeni pazar ve hammadde ihtiyacını da beraberinde getirmiştir. Bu ihtiyacın giderilebilmesi için sanayi ürünlerinin ve üretim araçlarının tanıtılması amacı ile XIX. yüzyılın ikinci yarısından itibaren uluslararası sergiler düzenlenmeye başlanmıştır. Ayrıca bu sergilerle ülkelerin bilim, sanayi, teknoloji ve tarım alanlarındaki gelişme ve yeniliklerinin tüm dünyaya duyurulması amaçlanmıştır. Öncülüğünü İngiltere ve Fransa’nın üstlendiği sergiler, ilgili ülkelerin sömürgelerinden gelen hammadde ve bu hammadde ile üretilen mamullerin pazarlanmasına yönelik olarak yapılmıştır. Başlangıçta sanayi ve ticari amaçla başlatılan sergiler, Avrupa ile Avrupa dışında bulunan devletlerin kültür ve yerel sanatları arasında, etkileşime de sebep olmuştur. XVIII. yüzyılın sonlarından itibaren Fransa'da ulusal düzeyde ve XIX. yüzyılın ilk yarısında çeşitli Avrupa ülkelerinde düzenlenen benzer etkinliklerin doruk noktası olan Londra sergisi ilk uluslararası sergi olarak kayda geçmiştir. 1851 yılında Londra’da açılan sergi bundan sonra düzenlenen diğer uluslararası sergilere de ilham kaynağı olmuştur. Londra Sergisinin akabinde 1853 New York ve 1855 Paris sergilerinden sonra 1862’de ikinci defa Londra’da uluslararası bir sergi düzenlenmiştir. XIX. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Osmanlı Devleti uluslararası sergilere ilgi göstermiş, hükümran olduğu büyük coğrafyanın her biri kendine has özellikler taşıyan ürünlerini fuarlara göndererek tüm dünyaya tanıtmayı hedeflemiştir. Bu çalışmada 1862 yılında Londra’da düzenlenen uluslararası serginin, dönemin İngiliz basın ve literatürü ile Osmanlı arşiv belgeleri karşılaştırılarak değerlendirilmesi planlanmaktadır

    Determination of antioxidant properties of Melissa officinalis

    No full text
    Fenolik bileşikler, aromatik halka ve hidroksil grupları içeren, bitkilerde çevresel streslere karşı koruma sağlayan ve yapısal bütünlüğü destekleyen; insan sağlığında ise güçlü antioksidan, anti inflamatuar ve antimikrobiyal etkileriyle öne çıkan, aromatik yapıda biyoaktif organik bileşiklerdir. Çeşitli çalışmalar, Melissa officinalis L'nin yüksek miktarda flavonoidler, rosmarik asit, gallik asit, fenolik içerikler içeren kimyasal bileşikleri sayesinde yüksek miktarda antioksidan aktiviteye sahip olduğunu ileri sürmektedir. M.officinalis L (Lamiaceae), halk arasında sindirim, gaz giderici, antispazmodik, yatıştırıcı, analjezik, tonik ve diüretik özelliklerinin yanı sıra fonksiyonel gastrointestinal bozukluklar için kullanılmaktadır. Bu tez, M. officinalis (oğul otu) bitkisinin antioksidan özelliklerinin belirlenmesi amacıyla gerçekleştirilmiştir. Bu çalışmada, Türkiye ve Kıbrıs'tan elde edilen örneklerin farklı çözücü ve ekstraksiyon yöntemleriyle ekstraktları elde edilerek antioksidan özellikleri çeşitli yöntemlerle belirlenmiştir. Antioksidan kapasiteyi belirlemek için 1,1-difenil-2-pikrilhidrazil (DPPH) ve 2,2'-azino-bis (3-etilbenztiazolin-6-sülfonik asit) (ABTS) radikallerini giderme etkisi incelenmiştir. Fenolik ve flavonoid bileşiklerin tayini spektofotometrik yöntemlerle toplam fenolik ve flavaonoid içerik olarak belirlenmiştir. Çalışma sonunda elde edilen bulgulara göre, toplam fenolik bileşik içeriği Kıbrıs ve Türkiye örneklerinde en çok etil asetat çözücüsüyle hazırlanan çalkalamalı su banyosu ekstraksiyon yönteminde verimli olmuştur (sırasıyla % 323,33 ± 6 GAE µg/mL ve % 513,16 ± 6,6 GAE µg/mL). Toplam flavonoid tayininde, elde edilen bulgulara göre geleneksel yöntem olan çalkalamalı su banyosu ekstraksiyon metodu, her iki örnek için ultrasonik destekli yönteme göre daha yüksek verimlilik göstermiştir. M. officinalis'in Kıbrıs örneklerinde metanol (712,95 ± 19,25 KE µg/mL), Türkiye örneklerinde ise etil asetat (1019,4 ±19,36 KE µg /mL) daha iyi çözücülük göstermiştir. DPPH radikallerini süpürme gücü tayininde çalkalamalı su banyosu yönteminin örnekler için daha verimli olduğu gözlenmiştir. 1000 µg/mL konsantrasyonunda hazırlanan Kıbrıs örneklerinde metanol çözücüsü (% 90,83 ± 0,21 µg/mL) daha verimli olurken Türkiye örneklerinde etil asetat çözücüsü (% 90,41 ± 0,14 µg/mL) daha yüksek aktivite göstermiştir. M. officinalis'in farklı yöntem ve çözücülerle 1000 µg/mL konsantrasyonunda hazırlanan tüm Türkiye ve Kıbrıs örnekleri çok yüksek ABTS radikali giderici özelliğe sahip olduğu belirlenmiştir. Elde edilen veriler Kıbrıs (% 92,5 ± 0,13 µg/mL) ve Türkiye (% 92,96 ± 0,26 µg/mL) örnekleri için hazırlanan metanol çözücüsü ve çalkalamalı su banyosu ekstraktlarının en yüksek aktiviteye sahip oldukları gözlendi. M. officinalis'in farklı yöntem ve çözücülerle hazırlanan ekstrakları LC-MS/MS cihazı ile çalışılarak içerdiği fenolik bileşiklerin türü ve miktar tayinleri yapıldı. Elde edilen sonuçlara göre M. officinalis bitkisinin yoğun olarak Protokateşuik Asit, Kafeik Asit, Siringik Asit ve Jaseosidin bileşiklerine sahip olduğu görüldü. Ayrıca iyi oranda jasmonik asit, salisilik asit, p-Kumarik asit ve trans-Ferulik asit içeriği tespit edildi.Phenolic compounds ar

    Carbon Sinks as a Global Public Good and Carbon-Based Taxation

    No full text
    [No abstract available

    Metal pollution, eco-health risks and source apportionment in coastal sediments of Samsun, Türkiye: A receiving zone for the Kızılırmak and Yesilırmak rivers

    No full text
    This research examined the levels, sources, ecological risks, and health impacts of metal contamination in the coastal sediments of Samsun province, impacted by the Yes,il & imath;rmak and K & imath;z & imath;l & imath;rmak rivers. Surface sediment samples collected from 18 sites representing various land-use types were analyzed for 13 metals (Ba, Cr, Mn, Ni, Co, Sr, Cu, Fe, Zn, Cd, Pb, As and Hg) using inductively coupled plasma mass spectrometry. Spatial assessment results revealed high Cr and Ni concentrations across all sites, primarily due to natural geological formations, while Cd, Pb, Cu, and Hg showed anthropogenic enrichment, particularly at sites near industrial and agricultural areas. Pollution and ecological risk indices as well as sediment quality guidelines (SQGs) were utilized to determine the contamination levels and ecological hazards associated with the metals. Pollution indices (EF, CF, PLI, NPI and MPI) indicated moderate to high pollution levels, mainly driven by Cr and Ni. Ecological risk indices (Er, RI and NRI) showed that Cd posed a moderate risk in sites influenced by industrial and agricultural activities. SQGs-based indices (mERM-Q, TRI and HQc) revealed that some sites exhibited toxic risk potential due to elevated Ni and Cr contents. Health risk assessments highlighted ingestion as the primary exposure pathway and indicated that children were more vulnerable thand adults. The Absolute Principal Component Score-Multiple Linear Regression model discovered three primary sources for metals: natural weathering (21.56 %), anthropogenic activities (32.35 %), and mixed sources (46.09 %). The findings emphasize the importance of determining local background values and sediment quality standards and reinforce the necessity for integrated management strategies to preserve coastal ecosystem health and public safety.Giresun University [FEN-BAP-A-290224-14]This project was funded by Giresun University (FEN-BAP-A-290224-14) . Special thanks are given to Editor Apostolos Giannis and three anonymous reviewers for their constructive comments and suggestions for improving this manuscript

    Impact of in-office bleaching agents on the optical properties of universal resin composites: an in vitro analysis

    No full text
    BackgroundThe aim of this study was to evaluate the surface color stability, transluceny and gloss changes of seven different universal resin composites after bleaching treatment protocol.MethodsFifty-six disc-shaped specimens were prepared, with eight specimens each of the universal resin composites Filtek Z250 (F), Filtek Universal (FU), Harmonize (H), Vittra Unique (VU), Omnichroma (O), Essentia Universal (EU), Charisma Diamond One (CDO). Prepared specimens were divided into two for color change, translucency, gloss (n = 8). Initial color and gloss measurements and translucency calculations were made on the prepared samples. After measurements, in-office bleaching gel was applied to the specimen surfaces three times, and each application time was 15 min. After the bleaching protocol, the measurements were repeated, and the values were statistically analyzed using the one-way ANOVA, Tukey HSD test, Kruskal-Wallis test, Dunn's test, Paired samples t-test (p < 0.05).ResultsVittra Unique group had statistically significantly higher Delta E values than the FU, H and EU groups (p < 0.05). CDO had significantly higher Delta E than the H group (p < 0.05). O had higher TP values than all other groups for T0 and T1 (p < 0.05). A significant decrease in gloss values was observed after bleaching in all material groups compared to the initial.ConclusionsThe organic content of resin composites is an important factor in color stability, with higher molecular weight resins may being less affected by bleaching agents

    Ahmet Uluçay and his cinema in the perspective of Auteur theory

    No full text
    Bu tezin amacı auteur kuramı perspektifinde Ahmet Uluçay ve onun sinemasına bakmaktır. Kuram yönetmenin kendi yaşam hikayesi ve sinemasına bakarken sağlayacağı esneklikten ötürü tercih edilmiştir. Kuram 1950'li yıllarda Cahiers du Cinema Dergisi ve yazarları tarafından ilk defa ele alınmış ve daha sonra Fransız Yeni Dalga hareketini de başlatacak olan Rohmer, Truffaut, Godard gibi isimler yer almıştır.Kolektif çalışmayı gerektiren sinemada üretim süreçlerine dahil olan bir çok unsur olmasına rağmen asıl yaratıcının ve söz sahibinin yönetmen olduğu ve bunu yaparken filmlerine kendi anlayış ve üslubunu aktarabildiği görüşü üzerinde kuram şekillenir.Auteur eleştirisinde filmin estetik niteliklerinden çok, yönetmenin özgün kişiliği ve üslubunun filmlerine yansıyıp yansımadığına bakılır. Yönetmenin filmleri arasındaki bütünlük olup olmadığı, temalar ve motiflerin tekrarı ile bu tema ve motiflerin bir desen oluşturup oluşturmadığını inceler. Ahmet Uluçay kendi yaşam öyküsünden izler taşıyan filmlerinde kullandığı tema ve izlekler bir bütünlük oluşturup, kendine has bir anlatım tarzı ortaya koymuştur. Ahmet Uluçay içine doğduğu çevrenin ve sinemanın verdiği teknik imkanlarını kullanarak özgün bir anlatı oluşturabilmiş auteurdür.The purpose of this thes

    Radiographic assessment of apical root resorption in the mandibular molars following the usage of resin bite turbos in orthodontic patients– A retrospective study

    No full text
    Background: Orthodontic treatment involves the use of bite turbos that are frequently utilized in orthodontic therapy to disocclude the lower and upper teeth to achieve adequate alignment and leveling. This occurs due to excessive intrusive forces which led to resorption of roots. This study aimed to quantify the amount of apical root resorption in molar region caused by bite turbos using orthopantomograms (OPGs). Materials and Methods: The study involved 30 OPGs pertaining to orthodontic patients, each before and after orthodontic therapy. The study group involved patients for whom bite turbos were placed in the mandibular molar region for a minimum of 4 months during treatment. The control group involved the OPGs of patients without the use of bite turbos. The molar root and crown lengths were assessed using modified Lind approach. Root crown ratio was measured for each molar, and the relative root crown (rRCR) ratio was determined. Results: The placement of biting turbos on the mandibular molars resulted in a decline in rRCR, which suggested a decrease in the root length. The ratios for the study and control groups differed significantly (p=0.014). Additionally, significant variations were detected between the study groups’ pre and post ratios based on statistical analysis (p=0.00). Conclusion: Bite turbos can be considered as a factor that could cause root resorption if used for a prolonged period during orthodontic therapy. © 2025 Elsevier B.V., All rights reserved

    0

    full texts

    27,605

    metadata records
    Updated in last 30 days.
    Trakya University Academic Open Access System
    Access Repository Dashboard
    Do you manage Open Research Online? Become a CORE Member to access insider analytics, issue reports and manage access to outputs from your repository in the CORE Repository Dashboard! 👇