Trakya University

Trakya University Academic Open Access System
Not a member yet
    27605 research outputs found

    The Role of Background Acoustic Stimuli in Dual Tasks: A Study on Postural Control Performance

    No full text
    Introduction: Performing everyday tasks requires the use of multiple cognitive, sensory, and emotional systems. The interference of different variables in these multitasking systems affects our motor-balance system. This study was conducted to investigate how acoustic stimuli presented during a cognitive-motor dual task affect postural control in healthy young adults. Methods: Fifty-four healthy participants (39 females, 15 males; total age 21.87 +/- 1.18, range 19-24) were randomly assigned to control (silent), noise (multi-talker babble), or music (Mozart-Jupiter) groups based on testing environment. During the Stroop test, conducted with acoustic stimuli, postural sway velocity was measured on firm and foam surfaces with eyes open. The dual-task effect was assessed using the Wilcoxon test, and group comparisons employed one-way ANOVA or Kruskal-Wallis tests. Independent t tests and Mann-Whitney U tests were used for two-group comparisons. Statistical significance was set at p<0.05 (Bonferroni-adjusted p<0.017). Results: The silent cognitive-motor dual task increased postural sway on firm (median increased from 0.18 to 0.26 deg/s) and foam (median increased from 0.21 to 0.32 deg/s) surfaces. Music did not significantly affect cognitive performance or postural sway compared to the control group. However, noise reduced postural sway on firm and foam surfaces compared to the control group but did not affect cognitive performance. There was no significant difference in average Stroop response times between the groups or between the firm and foam surface comparisons. Conclusions: During inhibitory control tasks, cognitive effort prioritized in young people in easy-to-balance situations. Background noise affects motor-cognitive interaction, highlighting its potential for enhancing vestibular rehabilitation strategies in multitasking and guiding future research.Scientific and Technological Research Council of TurkiyeThis study was supported by The Scientific and Technological Research Council of Turkiye

    Effect of breast milk leptin levels on the formation of necrotising enterecolitis in preterm infant - a pilot study

    No full text
    Preterm bebeklerde anne sütü leptin seviyesinin nekrotizan enterekolit oluşumuna etkisi-pilot çalışma, Trakya Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Biyofizik Anabilim Dalı, Yüksek Lisans Tezi, Edirne, 2025. Giriş ve Amaç: Bu çalışma, erken doğum yapmış annelerin kolostrum ve 15 gün sonrası alınan tam süt örneklerindeki leptin seviyelerini karşılaştırarak, nekrotizan enterokolit (NEK) gelişimi ile ilişkisini değerlendirmeyi amaçlamıştır. Gereç ve Yöntemler: Çalışmaya erken doğum yapmış ve süt örnekleri alınmış NEC tanısı olan ve olmayan anneler dahil edilmiştir. Anne sütü örnekleri, yağları ayrılmadan tam süt olarak analiz edilmiştir. Kolostrum ve 15 gün sonrası süt örneklerinden leptin seviyeleri, enzim bağlı immünosorbent testi (ELISA) yöntemi ile ölçülmüş ve gruplar arasındaki farklar istatistiksel olarak değerlendirilmiştir. Verilerin normal dağılıma uygunluğu Shapiro-Wilk testi ile incelenmiş ve parametrik testler kullanılmıştır. Bulgular: NEK ve NEK olmayan annelerin sütlerindeki leptin seviyeleri arasında kolostrum ve 15 gün sonrası dönemler açısından anlamlı bir fark bulunmamıştır (p>0.05p > 0.05p>0.05). Ancak, kolostrum ve 15 gün sonrası süt örnekleri arasındaki leptin düşüşü bakımından gruplar arasında anlamlı bir fark tespit edilmiştir (p<0.05p < 0.05p<0.05). Leptin seviyelerinin NEK grubunda zamanla daha belirgin şekilde düştüğü görülmüştür. Sonuç: NEK gelişimi açısından leptin seviyelerinin doğrudan bir etkisi bulunmasa da, leptin seviyelerindeki azalma oranı bu süreçle ilişkili olabilir. Kolostrumdaki yüksek leptin seviyelerinin, prematüre bebeklerin metabolik ve bağışıklık ihtiyaçlarını karşılamada kritik bir rol oynadığı düşünülmektedir. Çalışmamız, anne sütü bileşimindeki leptin değişimlerinin NEK gelişimindeki potansiyel rolünü anlamaya yönelik literatüre önemli bir katkı sağlamaktadır. Ancak, leptin seviyelerinin klinik etkilerini değerlendirmek için daha geniş çaplı ve uzun vadeli çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar kelimeler: Prematüre, anne sütü, leptin, nekrotizan enterokolit. Destekleyen Kurum: Bu çalışma, Trakya Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projeleri Birimi tarafından desteklenmiştir. Proje No: 2024/201.Effect of breast milk leptin levels on the formation o

    Sarcopenia in patients with multiple myeloma and autologous hematopoietic stem cell transplantation

    No full text
    OBJECTIVE: Sarcopenia is defined as an age-related loss of muscle quantity as well as quality. Also, it is associated with morbidity and mortality. Multiple myeloma (MM) has a unique aspect with its bone involvement. We aimed to investigate the effect of hematopoietic stem cell transplantation on sarcopenia in MM patients using both CT and metabolic compartment of F-18 FDG PET/CT. METHODS: Patients with MM who received first-line treatment and were eligible for autologous stem cell transplantation (ASCT) were included. FDG PET images before transplantation and after 120 days of ASCT were recorded. RESULTS: When were grouped as below and above 60 years of age, a decrease in muscle mass after treatment was observed in both groups (p<0.001). For patients older than 60 years, age was observed to have a significant effect on muscle mass, independent of the treatment (p=0.001). Regarding metabolic assessment of muscles with PET imaging, the lumbar region was observed to be affected by treatment for both age groups (p<0.001). Metabolic volume measurement of the femoral region did not show such difference related to treatment or age. CONCLUSION: We observed a loss in muscle mass in patients with MM related with treatment. Since PET / CT imaging is routinely used to evaluate disease, it may also be used for the evaluation of muscle as quantity as quality. Awareness of sarcopenia should be increased in patients with MM and caregivers and be supported by physiotherapists to preserve and even to increase muscle mass and strength

    Induction or Adjuvant Chemotherapy in Patients with Locally Advanced Nasopharyngeal Cancer Receiving Chemoradiotherapy? A Turkish Oncology Group Study

    No full text
    Background/Objectives: In this retrospective study, we aimed to compare the efficacy, survival, and toxicity results of induction (IC) or adjuvant (AC) treatment with chemoradiotherapy (CRT) in locally advanced nasopharyngeal cancer (NPC). Methods: A total of 405 patients from 22 different centres in Turkey, belonging to the Turkish Oncology Group (TOG), was included. The primary endpoints were overall survival (OS) and progression-free survival (PFS), and the secondary endpoints were safety and toxicity. Results: The median age of the patients included in the study was 49 (18.2-91.5) years. In total, 298 (73.6%) of the patients were male. Of the 405 patients, 258 (63.7%) received IC and 147 (36.3%) received AC treatment. When OS and PFS analyses were performed in terms of age, gender, T and N stages, pathological features, and treatments received, no effect of any variable on prognosis was observed. For the overall group, the median estimated OS was 137.3 months (the Kaplan-Meier statistical method could not reach the 95% confidence interval [CI]). For the IC group, the median estimated survival was 137.3 months (95% CI: 111.4-163.3), whereas the Kaplan-Meier statistical method could not estimate survival for the AC group. No statistically significant difference was observed between IC and AC groups in terms of OS (p = 0.209) or PFS (p = 0.248). Grade 3-4 side effects were observed in 12% of patients in the IC group and 29.9% of patients in the AC group. Treatment was discontinued due to toxicity in 5 patients (1.9%) in the IC group and 18 patients (12.2%) in the AC group. Conclusion: No difference in OS or PFS was observed between AC and IC treatments. More grade 3-4 side effects were observed in the AC-treated group and early discontinuation rate was higher

    Knowledge and attitudes towards specific problem solving of family physicians in family health centres in Edirne city centre

    No full text
    Çalışmamızın amacı Edirne merkezinde aile sağlığı merkezlerindeki aile hekimlerinin özgün problem çözme becerilerine yönelik bilgi ve tutumlarını araştırmak, farkındalığın ve sağlık hizmeti kalitesinin artmasını sağlamaktır. Çalışmamız tanımlayıcı ve kesitsel tiptedir. Çalışma Edirne merkezindeki aile sağlığı merkezlerinde çalışan 52 aile hekimiyle gerçekleştirilmiştir. Veriler araştırmacı tarafından literatür taranarak oluşturulan 50 sorudan oluşan bir anket ile toplanmıştır. Katılımcıların ortalama yaşı 47,8 ± 7,3 yıl, hekimlik süresi 22,8 ± 8 yıl, aile hekimliği süresi 12,8 ± 5,9 yıl ve bulundukları aile sağlığı merkezinde çalışma süreleri 8,9 ± 6,1 yıl saptanmıştır. Katılımcıların %51,9'u kadın, %69,2'si pratisyen hekimlerdi. Hekimlerin ortalama kendilerine kayıtlı kişi sayısının 3263,9 ± 490,8 kişi ve günde baktıkları hasta sayısının 74,8 ± 17,6 hasta olduğu saptanmıştır. Katılımcıların Özgün Problem Çözme Becerileri ile ilgili tutum ifadeleri toplam puanı ortalaması 58,65 ± 4,8 ve bilgi ifadeleri toplam doğru sayıları 12,83 ± 2,66 idi. Literatürde hazır ölçek ve kesme noktası olmadığı için çalışmamızda hekimlerin Özgün Problem Çözme Becerileri ile ilgili olumlu tutum sergilediği ve bilgi düzeylerinin orta yüksek olduğu değerlendirilmiştir. Değerlerin hedeflenen düzeyde olmadığı fakat gelecek vaat ettiği sonucuna ulaşılmıştır. Hekimlerin özgün problem çözme becerilerinin artması ile hizmet kalitesi yükselmesi ve hasta memnuniyetinin artması sonucu günlük baktıkları hasta sayısının arttığı bulunmuştur. Aile hekimliği ile ilgili güncel yayın takibi, literatür takip edecek düzeyde yabancı dil bilme, bilgi soruları doğruları aile hekimliği uzmanlarında daha yüksek saptanmıştır. Sonuç olarak aile hekimlerinin Özgün Problem Çözme'ye yönelik bilgi ve tutumlarının arttırılması için disiplininin eğitimini almış aile hekimliği uzman sayısının arttırılması, hekimlerin niteliksel gelişimlerine önem verilerek sağlık hizmeti kalitesinin arttırılması hedeflenmelidir.The aim of our study was to in

    Long-term in vivo comparison of histopathological effects of two barbed sutures and a conventional suture material in a rat model

    No full text
    BackgroundUrological repairs require secure suturing for effective healing. While conventional sutures like Vicryl are common, barbed sutures offer knotless options. This study aims to compare the histopathological effects of barbed and conventional sutures on the bladder. MethodForty-eight adult Wistar female rats underwent bladder suturing with one of three suture materials: V-Loc (TM) 90, Quill (TM), or Vicryl. Each rat's anterior bladder wall was sutured with the designated material, and rats were sacrificed at 6- and 9-weeks post-surgery for histopathological evaluation. Tissue reaction, inflammatory reaction, fibrosis, and suture dissolution were assessed by a blinded pathologist. ResultsVicryl sutures showed significant reductions in tissue reaction, inflammatory reaction, and fibrosis from 6 to 9 weeks (p < 0.05). Quill sutures exhibited an increase in fibrosis over the same period (p < 0.001), while V-Loc sutures showed no significant changes. Comparative analysis revealed Vicryl had the best overall performance in terms of reduced tissue reaction and inflammation. ConclusionsVicryl sutures demonstrated superior long-term histopathological outcomes compared to barbed sutures, indicating their potential preference for reconstructive bladder surgeries. Our findings emphasize the necessity of conducting additional studies on different anatomical tissues as well as refining suture selection for various surgical situations

    Rekreasyonel Su Altı Dalışı Yapan Dalgıçların Beslenme Alışkanlıkları ve Beslenme Bilgisinin Değerlendirilmesi

    No full text
    Bu çalışmanın amacı rekreasyonel su altı dalışı yapan dalgıçların beslenme alışkanlıkları ve beslenme bilgisinin değerlendirilmesidir. Araştırmanın örneklemini rekreasyonel dalış deneyimine sahip, yaşları 19-64 yıl olan 141 gönüllü SCUBA (Self Contained Underwater Breathing Apparatus) dalgıcı oluşturmuştur. Çalışmada kullanılan anket web tabanlı olarak uygulanmıştır. Anket formu dalgıçların genel bilgileri, antropometrik ölçümleri, beslenme alışkanlıkları ve genel beslenme bilgilerine yönelik soruları içermektedir. Verilerin istatistiksel değerlendirilmesinde SPSS paket programından yararlanılmıştır. Dalgıçların ortalama yaşı 34,8 ± 9,4 yıl, vücut ağırlığı 76 ± 16,6 kg, boy uzunluğu 173,1 ± 8,5 cm, beden kütle indeksleri (BKİ) 25,4±4,3 kg/m2’dir. Ayrıca bireylerin %39,7’sinin pre-obez, %7.8‘inin 1. derece obez olduğu belirlenmiştir. Genel beslenme bilgi puanı ortalaması 14,1±3,9 (medyan=15,0) olarak belirlenmiş, kadınlarda erkeklere göre daha yüksek saptanmıştır (p0,05). Tüplü dalış yapan bireylere sağlıklı beslenme alışkanlıkları kazandırmak, vücut ağırlığını denetlemek ve beslenme konusunda eğitimler vermek, dalış performansını artırmada etkili olabilir. Bu nedenle, rekreasyonel su altı dalışı yapan dalgıçların beslenme alışkanlıkları ve beslenme bilgi düzeylerine yönelik daha geniş kapsamlı ve uzun süreli çalışmalar yapılması, literatüre önemli katkılar sağlayacaktır

    Functional nutritional strategies for peak athletic performance

    No full text
    Functional nutrition plays a critical role in maximizing athletic performance by adapting dietary strategies to meet the unique physiological needs of athletes. This approach goes beyond general nutritional guidelines and focuses on optimizing digestion, nutrient absorption and energy utilization to support endurance, strength, recovery, and overall health. By integrating whole foods, targeted supplements, and personalized diet plans, functional nutrition helps athletes achieve peak performance, reduce injury risk, and maintain long-term health. This chapter reviews key functional nutrition strategies such as macronutrient balance, micronutrient supplementation, and the timing of nutrient intake necessary to enhance athletic output. © 2025 Elsevier B.V., All rights reserved

    Öğretmenlik Mesleğinin Toplumsal Statüsüne İlişkin Pedagojik Formasyon Sertifika Programı Öğrencilerinin Görüşleri

    No full text
    Bu araştırmanın amacı, pedagojik formasyon sertifika programı öğrencilerinin öğretmenlik mesleğinin toplumsal statüsüne ilişkin görüşlerini belirlemektir. Bu amaç doğrultusunda çalışma nitel araştırma yöntemi ile yürütülmüştür. Çalışma grubu amaçlı örnekleme yöntemi ile seçilen 11 katılımcıdan oluşmaktadır. Yarı yapılandırılmış görüşme formu ile toplanan veriler içerik analizi ile betimsel olarak çözümlenmiştir. Araştırma bulgularına göre katılımcıların öğretmenlik mesleğini tercih etme sebepleri meslek sevgisi, resmi olarak öğretmenlik statüsü kazanma ve öğretmen olma ideali kategorileri altında toplanmıştır. Ancak katılımcıların büyük çoğunluğu öğretmenlik mesleğinin toplumsal statüsünün düşük olduğunu düşünmektedir. Öğretmenlik mesleğinin statüsünü etkileyen faktörler Bakanlık kaynaklı (gelir düzeyi, Millî Eğitim Bakanlığı uygulamaları, istihdam olanağı, mezun sayısı, istikrarsız öğretmen yetiştirme politikaları ve profesyonellik) ve toplum kaynaklı (toplumsal bakış açısı, yeni nesil ihtiyaçlar ve rahat iş algısı) olarak belirlenmiştir. Katılımcılar mesleğin statüsünü yükseltmek için öğretmen maaşlarının yükseltilmesi, eğitim-öğretim sürecine ilişkin velilerin bilinçlendirilmesi, öğretmen yetiştirme sisteminin iyileştirilmesi, personel olanaklarının artırılması, meslek itibarının geri kazandırılması ve üniversite kontenjanlarının düşürülmesi gerektiğini düşünmektedir

    Demografik Faktörlere ve Farklı Çalışma Koşullarına Göre Hemşirelerin Okupasyonel Dengesinin İncelenmesi

    No full text
    Amaç: Demografik faktörlere ve farklı çalışma koşullarına göre hemşirelerin okupasyonel dengesinin incelenmesidir. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya yaş ortalaması 37,11± 8,35 yıl olan 23-55 yaş arası 128 hemşire (40 yoğun bakım, 48 servis ve 40 poliklinik hemşiresi) katıldı. Katılımcılara aktivite-rol denge anketi uygulandı. Demografik özelliklere ve çalışma koşullarına göre verilere göre okupasyonel denge karşılaştırmaları yapıldı. Sonuçlar: Kadın (p=0,006), yoğun bakımda çalışan (p=0,023), vardiyalı çalışan (p=0,032), işinden memnun olmayan (p=0,000), aylık nöbet sayısı 5’ten çok olan (p=0,023), düşük uyku süresi olan (p<0,05), kronik hastalıkları olan (p=0,015) ve son bir ayda hastalık geçiren (p=0,005) hemşirelerin Aktivite-Rol Denge Anketi puanlarının düşük olduğu bulundu. Medeni durum (p=0,041), eğitim seviyesi (p=0,957) ve birlikte yaşanılan kişilere (p=0,228) göre okupasyonel denge bakımından fark bulunmadı. Tartışma: Cinsiyet, çalışılan bölüm, çalışma şekli, iş memnuniyeti, nöbet sayısı, uyku süresi hastalık durumu değişkenlerinin hemşirelerin okupasyonel dengelerini olumsuz etkileyen faktörler olduğu görüldü

    0

    full texts

    27,605

    metadata records
    Updated in last 30 days.
    Trakya University Academic Open Access System
    Access Repository Dashboard
    Do you manage Open Research Online? Become a CORE Member to access insider analytics, issue reports and manage access to outputs from your repository in the CORE Repository Dashboard! 👇