27605 research outputs found
Sort by
Identification of lactic acid bacteria isolated from the protected geographical indication Edirne white cheese using MALDI-TOF MS: Impact of ripening time and type of milk on microbial diversity
In this study, the diversity of lactic acid bacteria (LAB) in three different Edirne white cheeses produced using sheep, cow, and goat milk was investigated using MALDI-TOF/MS over a 180-day ripening period. In total, 201 LAB belonging to 15 different species were detected. Enterococcus faecium, which constituted 43.28% of the LAB, was the dominant species in all three types of cheese. However, its abundance decreased throughout storage in goat and cow cheeses, followed by Lactococcus lactis in sheep cheese, Streptococcus macedonicus, Lactiplantibacillus plantarum, Leuconostoc mesenteroides in cow cheese, and L. plantarum and Latilactobacillus curvatus in goat cheese. The type of milk and the ripening time affect the microbial diversity in cheese
Cyclic codes and comparison of codes in finite
Tezde iki değişkenli yeni halka tipi tanımlanmıştır. Devirli, sabit, yarı devirli kod tanımları bu halka tipi üzerinde sunulmuştur ve aralarındaki ilişkileri kıyaslayan önermeler verilmiştir. Tezin birinci bölümünde, kodlama teorisindeki ilk çalışmalar, gelişimi ile birlikte literatürdeki araştırmalardan bahsedilmiştir. İkinci bölümde ise, kodlama teorisi kapsamında özellikle lineer ve devirli kodlara dair gerekli olan temel cebirsel kavramlara yer verilmiştir. Üçüncü bölümde ??1 3 = 0, ??2 3 = 0 ve ??1 ? ??2 = ??2 ? ??1 = 0 koşulları ile iki değişkenli katsayıları ??2'de olan halka verilmiştir. Bu halkadaki sabit devirli kodların ??2 cisminde karşılık geldiği yarı devirli kodlar incelenmiştir. Dördüncü bölümde ise ??1 3 = 0, ??2 3 = 0 ve ??1 ? ??2 = ??2 ? ??1 = 0 şartlarını koşulları ile katsayıları ??3 ve ????'de olan iki değişkenli halkalarda devirli kodlar ele alınmış ve bunların Gray görüntülerinin sonuçları incelenip yorumlanmıştır. Son bölümde ise ilk dört bölümün genel bir sonucu çıkarılmıştır.The thesis defines a new type of two-v
Enzymatic Synthesis of Prebiotic Carbohydrates From Lactose: Evaluation of Transgalactosylation Activity and Kinetics of Osmotic Membrane Distillation Integrated Reactor
This research focused on the augmentation of galactooligosaccharide (GOS) synthesis from lactose through an integrated methodology of osmotic membrane distillation (OMD) and enzymatic synthesis employing beta-galactosidase from Aspergillus oryzae. The effect of temperature, initial lactose concentration, and enzyme concentration was explored through a factorial experimental design. Optimal conditions for the OMD integrated reactor (R-Batch+OMD) were established using response surface methodology, yielding a temperature of 36.7 degrees C, an enzyme concentration of 6.0 U g LS-1, and a lactose concentration of 32 degrees Brix (% wt/wt). At these optimal conditions, GOS-4 was predicted at 8.70%, GOS-3 at 19.86%, and the total GOS yield (GY) at 28.57% for lactose conversion of 52.40%. Kinetic analysis revealed that the membrane separation process notably impacts enzymatic reaction parameters. Compared to the non-integrated reactor (R-Batch), a notable result in the R-Batch+OMD was the achievement of higher GY values at the same lactose conversions, which were attributed to the OMD facilitating a shift in enzymatic activity toward transgalactosylation due to water extraction from the reaction medium. An increased ratio of apparent kinetic parameter of GOS formation/decomposition (k5/k-5) in the R-Batch+OMD indicated a more prominent role of transgalactosylation. Also, the R-Batch+OMD highlighted the positive impact of high levels of E:Lac and E:Gal complex formations. This suggests a crucial effect of OMD on GOS synthesis: the maintenance of high E:Gal complex concentrations in the reaction medium, thereby improving enzyme-lactose interactions. Moreover, these outcomes underscore the potential of membrane technology to enhance bioprocess efficiency, leading toward more sustainable and innovative approaches in food engineering.Scientific and Technological Research Council of Turkey; Enzyme Development Corporation, EDC (New York, USA)beta-galactosidase, derived from Aspergillus oryzae, was generously provided by the Enzyme Development Corporation, EDC (New York, USA)
Oral and dental health in Ekşi Höyük during the 10th–11th centuries AD: Funerary practices and bioarchaeological evaluation of skeletal remains
Arkeolojik çalışmalarda, geçmiş toplulukların sosyal, kültürel ve ekonomik yapılarının anlaşılması ile beslenme alışkanlıklarının belirlenmesinde ağız ve diş sağlığı verileri önemli bir yere sahiptir. Benzer şekilde, gömü uygulamaları, mezar tipleri, gömü yönleri, beden ve baş pozisyonları gibi ritüel unsurlar da dönemin kültürel etkileşimlerini ve inanç sistemlerini yansıtma potansiyeli taşımaktadır. Bu tez, MS 10–11. yüzyıllara tarihlenen Ekşi Höyük mezarlık alanında gömülü bireylerin ağız ve diş sağlığı bulgularıyla mezar tipolojileri arasındaki ilişkileri inceleyerek, topluluğun beslenme alışkanlıkları ve ölü gömme uygulamaları üzerinden sosyo-kültürel yapısı hakkında çıkarımlar yapmayı amaçlamaktadır. Tez kapsamında, diş çürüğü, aşınma, periodontitis ve apse gibi biyoarkeolojik göstergeler üzerinden bireylerin beslenme alışkanlıklarının, cinsiyet ve yaş gruplarına göre farklılıkları değerlendirilmiştir. Özellikle Denizli çevresinde Bizans'tan Selçuklu dönemine geçiş sürecinde yaşanan sosyo-politik ve kültürel dönüşümlerin toplulukların beslenme alışkanlıklarına ve gömü uygulamalarına yansımış olabileceği varsayımı araştırmanın arka planını oluşturmaktadır. Bu çerçevede, mezar çeşitliliğinin sadece dini farklılıklardan değil, aynı zamanda toplumsal hiyerarşiyle ilişkili olup olmadığı da sorgulanmıştır. Mezar tipleri, yatırılış yönleri ve baş pozisyonlarındaki çeşitlilik, mezarlığın çok inançlı ya da farklı dönemlerde yaşamış topluluklar tarafından ortak kullanılmış olabileceğini düşündürmektedir. Ağız ve diş sağlığı bulguları, incelenen lezyonların özellikle basit toprak mezarda gömülü bireylerde daha yoğun olduğunu göstermiş ve bu durum, daha düşük sosyoekonomik koşullar, sınırlı beslenme çeşitliliği ve yetersiz ağız hijyeni ile ilişkilendirilmiştir. Cinsiyet ve yaş grupları arasında gözlemlenen bazı anlamlı farklar, yatay düzeyde bir toplumsal ayrışmayı işaret etse de dikey ve sistematik bir hiyerarşik yapıdan söz edebilmek için yeterli kanıt sunmamaktadır. Bulgular, mezar tipi tercihlerinin yalnızca inanç sistemlerinin gereklilikleri ile ilgili değil, aynı zamanda bireylerin yaşam tarzı ve toplumsal rollerine de bağlı olarak şekillenmiş olabileceğini göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Ekşi Höyük, MS. 10.-11. yüzyıl, mezar tipolojisi, ağız ve diş sağlığı, gömü gelenekleriIn archaeological research, oral an
Consumer arbitration boards in Turkish public administration some problems and solution suggestions
Tüketicilerin taraf olduğu işlemlerin hızlı bir şekilde artışı yaşanan sorunları da beraberinde getirmiştir. Bu nedenle 4077 sayılı TKHK ile belli bir parasal sınıra kadar tüketici ile tacirler arasındaki uyuşmazlıklarının çözümü için 1995 yılında o zamanki adı ile Tüketici Sorunları Hakem Heyetleri kurulmuştur. AB uyum sürecinde biraz da aceleye getirilmiş heyetleri düzenleyin ilk kanun heyetlere yapılan yoğun başvuru sonucunda yetersiz kalmıştır. Bunun sonucunda heyetlerle ilgili yeni düzenlemeler getiren 6502 sayılı TKHK 2014 yılında yürürlüğe girmiş ve heyetlerin adı Tüketici Hakem Heyetleri olmuştur. Hakem heyetlerine belli bir parasal sınıra kadar başvurunun zorunlu olması, kararlarının İcra ve İflas Kanununun ilamlarının yerine getirilmesi hakkındaki hükümlere göre yerine getirilmesi kısaca mahkeme kararları gibi tarafları bağlaması, yapılan bir başvurunun altı ay içinde sonuca bağlanması, masrafsız ve müracaatın kolay olması gibi sebeplerle hakem heyetleri yaklaşık yıllık ortalama bir milyon başvuru yapılan önemli bir kurum haline gelmiştir. Tüketici hakem heyetleri her ne kadar kendine has özellikleri olsa da sonuçta bir alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemidir. Tüketici hakem heyetlerinin alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemi olarak bazı ülkelerdeki benzer kuruluşlarla mukayeseli bir karşılaştırması yapıldığında güçlü yönleri ve eksiklikleri bulunmaktadır. Tüketici hakem heyetleri Ticaret Bakanlığına bağlı idari teşkilatın bir parçası olarak görev yapmalarına rağmen, işlevsel olarak yargısal faaliyete bulunmaktadırlar. Genel olarak yargısal faaliyet yapan arabuluculuk, uzlaştırma kurumu gibi alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemleri yargı teşkilatı içinde yer almaktadırlar. Hakem heyetleri idari teşkilat içinde yapılanmasına rağmen idari hiyerarşiye veya vesayet denetimine tabi olmamaları nedeniyle idare teşkilatı içinde yargısal faaliyet sürdürmenin olumsuzluğunu yaşamamaktadırlar. Tüketici hakem heyetlerini düzenleyen 6502 sayılı kanun ve tüketici hakem heyetleri yönetmeliği heyetlerin görev alanlarını belirlerken parasal sınır ile tüketici işlemleri ve tüketiciye yönelik uygulamalardan doğabilecek uyuşmazlık olarak soyut bir şekilde belirlemiştir. Bu yönde hakem heyetinin görevli olup olmadığı net olmayan uygulamada sorunlara yol açan taleplerin çözümü yargısal içtihatlara bırakılmıştır. Tüketici hakem heyetlerinin yapısı ve işleyişi bu çalışmanın önemli bir alanını oluşturmaktadır. Üyelerin uzmanlık eksikliği, üyelerinin hukuki ve cezai sorumluluğunun bulunmaması, sürecin tamamen dosya üzerinden ilerlemesi, heyet kararlarına itiraz için bir üst merciin bulunmaması heyetlerin etkinliğini etkileyen faktörler olarak öne çıkmaktadır. Tüketici hakem heyetlerinin tahkikat aşamasında tarafları ve tanıkları dinleme, yemin delili, keşifte bulunma, senet ve belge incelemesi yapma yetkisinin bulunup bulunmadığı mevzuat açısından araştırılmış, bu husustaki görüşler ortaya konulmuş yasa ve yönetmeliklerle bu yetkilerin heyetlere verilmediği tespit edilmiştir. Tezde bu yapısal ve işlevsel sorunların nedenleri incelenmiş ve çözüm önerileri sunulmuştur. Özet olarak bu çalışma, kamu yönetiminde tüketici hakem heyetlerinin mevcut durumunu, karşılaşılan sorunları ve bu sorunların çözümüne yönelik önerileri bazı ülkelerdeki benzeri kuruluşlarla karşılaştırmalı olarak kapsamlı bir şekilde ele alarak heyetlerin iyileştrilmesine katkı sunmayı amaçlamaktadır. Tüketici hakem heyetlerinin hukuki ve idari yapısına yönelik analizler, uygulamadaki aksaklıkları gidermeye yönelik önerilerle desteklenmiştir. Tezin sonuç kısmında, tüketici hakem heyetlerinin daha etkin bir şekilde çalışabilmesi için gerekli olan reformlar ortaya konulmuş ve bu reformların uygulanabilirliği tartışılmıştır. Bu bağlamda, çalışma hem akademik alanda hem de uygulama alanında yol gösterici olmayı hedeflemektedir.The rapid increase in transactions
Evaluation of Vegan and Vegetarian Customers’ Reviews Within the Scope of Expectancy-Disconfirmation Model
The increase in the number of vegans/vegetarians in recent years has led to their evaluation as potential tourists in the tourism sector. This study investigates whether Antalya, a well-known tourist destination in Turkey, meets the needs of vegan/vegetarian tourists. Using social media comments as data, the study applied the Expectancy-Disconfirmation Model (EDM) to evaluate tourist experiences. The results show that 87.5% of vegan visitors had their expectations met, while 12.5% reported dissatisfaction. Of the satisfied tourists, 46% indicated an intention to return and recommend the destination. Positive feedback highlighted friendly staff, quality of service, pleasant atmosphere, convenient location, and reasonable prices. In contrast, negative feedback, although less frequent, mentioned inadequate labeling of vegan food, language barriers with staff, and inconsistent quality of service. This study highlights the importance of food quality, effective labeling, and service standards in ensuring the satisfaction of vegan travelers. To increase Antalya's appeal to vegan tourists, it is recommended that businesses train staff on vegan dietary needs, improve English language skills, and offer diverse, clearly labeled vegan menu options. These measures can help position Antalya as a more attractive destination for vegan travelers while increasing overall customer satisfaction. © 2025 Elsevier B.V., All rights reserved
Hemodiyaliz Hastalarında Hasta Aktiflik Düzeyi ve Konfor Düzeyi Arasındaki İlişki
Aim: This study was conducted to determine the relationship between patient activation level and comfort level in patients undergoing hemodialysis treatment. Materials and Methods: This descriptive and correlational study was conducted between January15, 2025, and May 15, 2025, in the hemodialysis unit of a university hospital. A total of 142 patients participated in the study. Data were collected using the Personal Information Form, the Patient Activation Measure, and the Hemodialysis Comfort Scale. Descriptive and comparative statistics, and correlation analyses were used in the analysis of the data. Results: Among the participants, 58.5% were male and 56.3% were married. The mean age was 45.97±13.01 years, and the mean duration of dialysis was 22.57±28.44 months. The mean score of the Patient Activation Measure was 70.45±25.59, while the total mean score of the Hemodialysis Comfort Scale was 33.84±8.17. The mean scores of the “Relief” and “Coping” subscales of the comfort scale were 10.69±3.04 and 23.15±5.74, respectively. A statistically significant moderate positive correlation was observed between patients’ activation levels and their comfort levels (r=0.540, p<0.05). In addition, significant differences were found between activation and comfort levels in relation to gender, education level, income level, employment status, perceived health status, and receiving support (p<0.05). Conclusion: The findings revealed that the activation and comfort levels of hemodialysis patients were above average, and as the activation level increased, the comfort level also increased. In this context, it is recommended that clinical practice promotes interventions aimed at enhancing patients’ activity levels, reinforces psycho-social support and comfort-oriented strategies, and facilitates patients’ active engagement in their own care processes through structured education and counseling. © 2025 Elsevier B.V., All rights reserved
INVESTIGATION OF PRESERVICE TEACHERS' METAPHORIC PERCEPTIONS REGARDING THE MEASUREMENT AND EVALUATION TOOLS IN DISTANCE EDUCATION
The study used phenomenology to examine teacher candidates' metaphorical perceptions for measurement and evaluation practices in distance education. 210 teacher candidates at a foundation university in Istanbul were included in the study group. Researchers collected data using a three-part form. The first part gathered demographic information, the second focused on measurement and evaluation tools and the third asked participants to create metaphors for the tools. Data collected for content analysis was coded based on preservice teachers' perspectives on measurement and evaluation and the metaphors. Coders reached a consensus and developed 16 metaphor themes under 4 perspectives with above 80% consistency coefficients. It was found that preservice teachers used facilitator, constructive, quantitative and eliminative perspectives for measurement and evaluation. The category of facilitator perspective is used the most, followed by the eliminative, quantitative, and constructive. Additionally, written exams are often associated with negative metaphors while tools that rely on multiple-choice questions are linked with positive metaphors. Performance-based tools such as homework and assignments are more relevant with positive metaphors. The most remarkable finding is that using written exams and multiple-choice tests does not deliver effective feedback, unlike assignments. By conducting seminars for academics, experts should promote the utilization of feedback for other tools
Biotechnological production of antitumoral phytochemicals in endemic Centaurea kilaea plant
Bu çalışmada ele alınan Centaurea kilaea, geleneksel tıpta uzun yıllardır kullanılan ve sahip olduğu biyolojik aktivitelerle dikkat çeken önemli bir türdür. Özellikle antitümör ve antioksidan özellikleriyle bilinen sekonder metabolitleri, farmasötik uygulamalar açısından büyük bir potansiyele sahiptir. Bu çalışmanın amacı, C. kilaea'dan elde edilen kallus ve hücre süspansiyon kültürlerinde metabolit üretimini optimize ederek, bu türün biyoteknolojik üretim potansiyelini araştırmak ve sürdürülebilir üretim yöntemleri geliştirmektir. Kallus indüksiyonu için farklı hormon kombinasyonları ve konsantrasyonları denenmiştir. Bu denemeler arasında,1 mg/L 2,4D içerikli besi yeri hızlı kitle artışı sağlamış ve 12 haftada yaklaşık 5 kat büyüklüğünde biyokütle artışı sağlanmıştır. Sekonder metabolit üretimi için Hücre Süspansiyon Kültürleri (HSK) kurulmuş ve antitümoral fenolik bileşik üretimi hedeflenmiştir. Bu süreçte, 1 mg/L BAP ve 1 mg/L 2,4D içerikli besi yerlerinde maksimum biyokütle artışı sağlanmıştır. Hem kallus hem de HKS de 6 haftalık ve 12 haftalık dokular hasat edilerek metabolit içeriği analiz edilmiş ve doğada yetişen bitki dokularındaki metabolit profili ve miktarı ile karşılaştırılmıştır. Yapılan analizler sonucunda, kallus ve hücre süspansiyon kültüründe hedeflenen antitümör bileşiklerinde arasında bulunduğu 2,5-dihidroksibenzoik asit, askorbik asit, kafeik asit, klorojenik asit, öpatorin, fumarik asit, hispidulin 7-glikozit, indol-3-asetik asit, jaseozidin, litospermik asit, p-kumarik asit, protokatekuik asit, pirokatekol, salisilik asit, şiringik asit, vanilik asit tespit edilmiştir. Kültür ortamlarında üretilen askorbik asit, kafeik asit, fumarik asit, indol-3-asetik asit, p-kumarik asit, salisilik asidin doğal bitkideki üretimlerine kıyasla daha fazla üretildiği gözlemlenmiştir. Ancak 2,5-dihidroksibenzoik asit, klorojenik asit, öpatorin, jaseozidin, litospermik asit, protokatekuik asit, pirokatekol, şiringik asit, vanilik asidin doğal bitkide daha yüksek seviyelerde üretildiği tespit edilmiştir. Tüm bu bulgular ışığında, ilgili antitümoral bileşiklerin C. kilaea kallus ve hücre süspansiyon kültürlerinde belirli seviyelerde eldesi sağlanmış olmakla birlikte, bileşiklerin daha verimli düzeylerde üretilebilmesi amacıyla farklı koşul ve ortam şartları altında ileri çalışmalar gerçekleştirilmesi gereklilik arz etmektedir. Bununla birlikte endemik bir tür olan C. kilaea'da üretim için esas olan doku kültürü sistemlerinin kurulumu ve maksimum biyokütle üretimi için optimizasyon yapılmıştır. Çalışmanın devam ettirilerek farklı kültür koşulları ve elisitör uygulamasıyla hedeflenen metabolitlerin daha yüksek düzeyde üretiminin sağlanması mümkündür. Böylece türün biyoteknolojik potansiyeli daha verimli bir şekilde değerlendirilebilir. Sunulan tez çalışmasının oluşturduğu temel süreçler, sürdürülebilir ve yüksek verimli üretim yöntemlerinin geliştirilmesi açısından büyük önem taşımaktadır.This study focuses on Centa
Infectious agents, protein electrophoresis and immunoglobulin levels in patients with coronary artery ectasia
Background: Although the mechanism of coronary artery ectasia (CAE) shares the common pathophysiologic steps resembling those of atherosclerosis, there are certain discrepancies or aspects incompatible with atherosclerosis. Therefore, we hypothesize that the pathophysiology of CAE might differ from that of atherosclerosis in terms of inflammatory parameters, infectious agents and the read out of protein electrophoresis. Materials and methods: Seventy patients with coronary artery disease (CAD) and 30 patients with both CAD and CAE comprised the study populations. Blood samples were centrifuged for the measurement of IgG antibodies against C.pneumoniae and H.Pylori, alongside with total IgE, IgG levels and protein electrophoresis. Results: There were not statistically significant differences between patients with and without CAE regarding the complete blood counting and routine biochemical laboratory parameters except hemoglobin levels. Among other studied laboratory parameters, IgE, Alpha 2 macroglobulin, Beta-1 globulin levels were found to be higher in patients with CAE + CAD than those of CAD alone. Logistic regression analysis by including the variables IgE, Hb, Alpha 2 macroglobulin, beta-1 globulin, and gender, revealed that Ig E (Odd ratio:1.004 85 % CI: 1.000–1.008, p = 0.01) and alpha 2 macroglobulin (Odds ratio: 9.41, 95 %CI: 1.69–52.28, p = 0.028) were independently and positively associated with the presence of CAE. Conclusion: Independent association of serum IgE levels and alpha2 globulins with the presence of CAE underlines the divergent features of pathophysiology of CAE compared with atherosclerosis or CAD alone. Comparable activity of humoral immunity measured by IgG antibody against C.Pneumoniae, and H. Pylori has suggested that these infectious agents do not play an additional role in the pathogenesis of CAE. © 2025 Elsevier B.V., All rights reserved