REFLEKTİF Sosyal Bilimler Dergisi
Not a member yet
270 research outputs found
Sort by
Türcülüğün (Eleştirel) Sosyal Psikolojisi
Although human-animal relations have gradually begun to be examined within the scope of (social) psychology in recent years, a critical perspective seems largely missing. In studies conducted from the standpoint of mainstream psychology, animals have generally been evaluated as passive recipients, and the reciprocity of human-animal interaction and the constitutive role of animals in this relationship has been ignored. This article presents a general summary of the newly developing psychology of human-animal relations and the introduction and criticism of emerging approaches on the subject. It also discussed how a different approach in which mutual interaction could be addressed is possible. From a critical perspective, ways to carry out studies on human-animal relations with an understanding beyond interspecies boundaries, including the well-being of animals, are presented.İnsan-hayvan ilişkileri son yıllarda (sosyal) psikoloji bilimi içerisinde yavaş yavaş incelenmeye başlamış olsa da eleştirel bakışın büyük ölçüde eksik olduğu görülmektedir. Ana-akım psikoloji perspektifiyle yapılan çalışmalarda hayvanlar genellikle pasif bir alıcı olarak değerlendirilmiş, insan-hayvan etkileşiminin karşılıklılığı ve hayvanların da bu ilişkideki kurucu rolleri göz ardı edilmiştir. Bu makalede yeni yeni filizlenmeye başlayan insan-hayvan ilişkilerinin psikolojisinin genel bir özeti sunulmuş, bu kapsamda ortaya çıkan yaklaşımlar tanıtılmış ve söz konusu yaklaşımların eleştirildikleri temel noktalara değinilerek karşılıklı etkileşimin ele alınabileceği farklı bir yaklaşımın nasıl mümkün olabileceği tartışılmıştır. Eleştirel bir bakış açısıyla, türler arası sınırların ötesinde bir anlayışla insan-hayvan ilişkilerine dair incelemelerin hayvanların da iyi oluşlarını kapsayacak şekilde gerçekleştirilmesinin yolları sunulmuştur
Hayvanât - Hayvan Tarihi Ağı: İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde yeni bir çalışma grubu yola çıkıyor!
Scholars and students from different universities and different disciplines gathered at İstanbul Bilgi University on March 28 to launch a new academic network for researchers of Ottoman-Turkish history with an ‘animal history’ perspective.Farklı üniversitelerden ve farklı disiplinlerden akademisyenler ve öğrenciler Osmanlı-Türkiye tarihine ‘hayvan tarihi’ perspektifinden bakan araştırmacıları bir araya getirecek yeni bir akademik ağın tanıtımı için 28 Mart’ta İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde buluştu
AI teknolojilerinin İşgücü Piyasasında Yol Açtığı İşsizlik Etkilerini Azaltmak İçin Otomasyona Yardım Eden İnsanı-Tamamlama Yaklaşımı
Artificial intelligence (AI) technologies are spreading into all areas of life much more comprehensively than major technologies of the past. This rapid and extensive spread is leading to the formation of an AI ecosystem in a short period of time. We are now talking about a machine culture beyond human culture. The massive benefits provided by AI technologies have facilitated their rapid spread, but on the other hand, have also led to the neglect of the risks they cause and will cause in the long term. At this point, humanity is at a stage where it can no longer ignore the risks. Since AI technologies deepen inequalities in all areas where they are applied, the benefits they bring are not shared fairly, and are limited to very few groups. Moreover, a strong wave of unemployment is coming, especially in the labor market. Therefore, this study evaluates the potential impacts of AI technologies on employment. We emphasize that humanity is at a crossroads in this context; an automation path that does not prioritize employment will lead to unemployment waves unlike previous technological revolutions. These unemployment waves will have varying adverse effects at individual and societal levels. Individuals with low skills and countries that are industrially underdeveloped and unable to invest in AI technologies will be affected most. Therefore, instead of rapidly progressing towards the path of automation, we emphasize that a human-complementary path, which prioritizes employment and continuously reduces the gap between low- and high-skilled individuals, could mitigate these adverse effects. Thus, we caution that while it is possible to benefit from the automation provided by AI technologies, overall productivity and welfare can increase only by focusing also on reducing skill gaps and creating new job opportunities.Yapay zekâ (AI) teknolojileri geçmiş büyük teknolojilerden çok daha hızlı ve kapsamlı bir şekilde yaşamın tüm alanlarına yayılmaktadır. Bu hızlı ve kapsamlı yayılım toplumlarda kısa sürede bir AI ekosisteminin oluşmasına yol açmaktadır. Artık insan kültürünün ötesinde bir makine kültüründen bahsedilmektedir. AI teknolojilerinin sağladığı devasa faydalar bir taraftan hızla yayılmasını sağlamışken diğer taraftan yol açtığı ve uzun vadede yol açacağı risklerin de göz ardı edilmesini sağlamıştır. Ancak, gelinen noktada insanlık riskleri göz ardı edemeyeceği bir aşamadadır. AI teknolojilerinin uygulandığı tüm alanlarda eşitsizlikleri derinleştirdiği, yol açtığı faydaların adil bir şekilde paylaşılmadığı ve çok düşük sayıda gruplarda kümelendiği görülmektedir. Dahası, özellikle işgücü piyasasında çok güçlü bir işsizlik dalgası gelmektedir. Bu nedenle bu çalışmada, AI teknolojilerinin istihdama olası etkileri değerlendirilmektedir. İnsanlığın bu bağlamda bir yol ayrımında bulunduğu, istihdamı öncelemeyen bir otomasyon yolunun daha önceki teknolojik dönüşümlere benzemeyen derin işsizlik dalgalarına yol açacağı vurgulanmaktadır. Elbette, bu derin işsizlik dalgası hem bireysel hem de toplumsal düzeyde farklılaşan etkilere sahip olacaktır. Bu dalgadan özellikle düşük becerilere sahip bireyler ve endüstriyel olarak gelişmemiş ve AI teknolojilerine yatırım yapamayan ülkeler çok daha fazla etkileneceklerdir. Bu nedenle, bu çalışmada otomasyon yoluna hızla ilerlemek yerine, istihdamı öncelikli hale getiren ve düşük ve yüksek becerilere sahip bireyler arasındaki farkı sürekli azaltan bir insanı tamamlayıcı yolun, bu olumsuz etkileri hafifletebileceği vurgulanmaktadır. Ayrıca, AI teknolojileri tarafından sağlanan otomasyondan faydalanmanın mümkün olduğuna, ancak genel üretkenlik ve refahın aynı zamanda beceri farklarını azaltmaya ve yeni iş fırsatları yaratmaya odaklanarak artırılabileceğine işaret edilmektedir. 
Üniversitede öğrenci katılımı: ODTÜ örneği üzerinden bir durum çalışması
Massification in higher education naturally leads to an increase in the number of students in universities. This trend necessitates researchers to have a close examination on university education. The question of “In what ways do students experience University education regarding the academic, social and psychological aspects?” is the main drive of the current research. The data collection includes face-to-face interviews with 37 Middle East Technical University (METU) first year students in the 2028-2019 academic year utilizing the student engagement theory. Results showed that students are having somewhat challenging experiences academically however, they evaluate this challenge as necessary for their growth. They are aware of the process of becoming young adults and they appreciate the diversity of people and ideas in the university. Beyond these, the physical space in the university campus is limiting their lives in terms of studying, accommodation, food services and transportation. University experience of students is directly related to their academic, social, and psychological engagement and it needs to be considered with intersectionality. In this sense, the research contributes to higher education policies and academic leadership where the student development is handled with a holistic perspective.Yükseköğretimde kitleselleşme ile artan üniversite ve dolayısıyla öğrenci sayıları üniversite eğitimine yakından bakmayı gerektiriyor. Öğrenciler üniversite eğitiminde akademik, sosyal ve psikolojik açıdan nasıl bir deneyim ediniyorlar? sorusuna yanıt aranmıştır. Öğrenci katılımı teorisi merceğinden gerçekleştiren bu araştırma, 2018-2019 akademik yılında toplam 37 ODTÜ öğrencisiyle yüz yüze görüşme yöntemiyle gerçekleştirilmiştir. Bulgular, öğrencilerin akademik olarak zorlayıcı deneyimler yaşadıklarını, ancak bunu gelişimleri için gerekli gördüklerini; genç yetişkinler olarak kendi olgunlaşma süreçlerinin farkında olduklarını ve üniversitenin barındırdığı insan ve fikir çeşitliliğine değer verdiklerini göstermektedir. Fiziksel mekân olarak üniversite kampüsünün ders çalışma, sosyalleşme, konaklama, yemek ve ulaşım hizmetlerinin yaşamlarını sınırlandırdığı da görülmüştür. Üniversite deneyimi öğrencilerin akademik, sosyal, psikolojik olarak gelişimleri ile birebir ilişkilidir ve kesişimsellik içerir. Bu anlamda araştırma, öğrenci gelişiminin ön planda tutulduğu bütüncül yükseköğretim politikalarına ve akademik liderlik literatürüne katkıda bulunacaktır
Kakafonik Seçim Kampanyaları, Önleyici Bilgi Doğrulama ve 2019 Nijerya Genel Seçimleri’nde Dezenformasyon
The 2016 presidential election in the United States focused global attention on the power of social media as kingmaker and the model is being copied all over the world by those who see it as a shortcut to power. It was in full flight in Nigeria in the run up to the 2019 general elections; falsehood and disinformation were disguised as news in a bid to influence voters. For many politicians and supporters alike, the production and dissemination of fabricated political content is a serious business and potent strategy to discredit opposition, keep their support base and win over the gullible ones at the same time. This paper interrogates how the government, content providers, civil Society and online social platforms can build resilience to disinformation and limit the dissemination of harmful information. The overriding questions are: Can these stakeholders mitigate the declining trust in the media and electoral process through their intervention? Does the flow of information from the digital space help create better politically informed citizens? If fake news negatively impacts the country’s electioneering, can the citizens expect democratic accountability from the government that subsequently emerges from that process? This study seeks to enrich the understanding of Nigeria’s cyberspace concerns by examining the socio-political manoeuvrings surrounding the 2019 general elections. It also provides insights into the various factors that shape people’s reception and reactions to false information in an election season.2016 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nde gerçekleşen başkanlık seçimleri, sosyal medyada etkili olması açısından bütün dünyanın ilgisini çekti ve bu model iktidarı kazanma yönünden kestirme bir yol olarak gören aktörler tarafından diğer ülkelerde de kopyalanıyor. Bu modelin 2019 genel seçimlerine yaklaşan süreçte Nijerya’da da görüldüğünü söylemek mümkün; seçmenleri etkilemek amacıyla yalan ve dezenformasyon haber içeriği oluşturuldu. Birçok siyasi aktör ve destekleri için, uydurma siyasi içeriklerin üretilmesi ve yayılması ciddi bir süreç ve muhalefetin imajını itibarsızlaştırmak, kendi destek tabanlarını korumak ve aynı zamanda ikna edilebilir belirli grupları kazanmak için güçlü bir stratejidir. Bu çalışma, hükümetin, içerik sağlayıcıların, sivil toplumun ve çevrimiçi sosyal platformların dezenformasyona yönelik nasıl bir direnç oluşturabileceğin ve nasıl zararlı bilginin yayılmasının önlenebileceğini irdelemektedir. Çalışma bazı temel soruları ortaya koymaktadır: Bu paydaşlar müdahaleleriyle seçim sürecine ve medyaya ilişkin güvenin azalması durumunu azaltabilir mi? Dijital alan aracılığıyla oluşan bilgi akışı siyasi açıdan daha bilgili vatandaşlar yaratılmasında etkili olabilir mi? Eğer sahte haberler ülkenin seçim bütünlüğünü olumsuz yönde etkilemekteyse vatandaşlar ilgili süreçten sonra oluşan hükümetten demokratik bir şekilde hesap verebilirlik beklentisine sahip olabilir mi? Dolayısıyla, bu makale, 2019 genel seçimlerini çevreleyen sosyo-politik manevraları inceleyerek Nijerya’nın siber gerçeklik kaygılarının anlaşılmasını zenginleştirmeyi amaçlamaktadır. Bununla beraber, seçim döneminde insanların yanlış bilgileri almasını ve bu yanlış bilgilere tepki vermesini şekillendiren faktörler konusunda fikir vermektedir
Etik Kurallara Uygun: Sorumlu Yapay Zeka ve Müzik Endüstrisi
The current study initiates a discussion on the ethical implications of artificial intelligence (AI) in the music industry, analyzing nine ethical statements within the framework of OECD AI Principles. The study identifies a growing emphasis on transparency, humancentered values, fairness, and privacy across these guidelines. While transparency is deemed crucial for fostering trust in AI-driven music systems, the preservation of human values and the distinction between human and AI-generated works emerge as key considerations. The article highlights a gap in addressing the environmental impact of generative AI systems within the music industry. The conclusion calls for ongoing research and dialogue to address emerging challenges, emphasizing multi-stakeholder collaboration and informed public discourse to navigate the transformative potential of AI while upholding ethical values in music creation.Bu çalışma, müzik endüstrisinde yapay zeka etik sorunlarına dair bir tartışmayı başlatarak, OECD yapay zeka İlkeleri çerçevesinde dokuz etik ifadeyi analiz etmektedir. Çalışma, bu yönergeler içinde şeffaflık, insan-merkezli değerler, adalet ve gizlilik konularında artan bir vurgu tespit etmektedir. Yapay zeka tarafından yönlendirilen müzik sistemlerine güven oluşturmak için şeffaflığın önemli olduğu kabul edilirken, insan değerlerinin korunması ve insan ve yapay zeka tarafından üretilen eserler arasındaki ayrım önemli konular olarak ortaya çıkmaktadır. Makale, müzik endüstrisinde üretken yapay zeka sistemlerinin çevresel etkilerini ele almadaki bir boşluğa dikkat çekmektedir. Ortaya çıkan zorlukları ele almak için sürekli araştırma ve diyalog çağrısında bulunarak, yapay zekanın dönüştürücü potansiyelini yönlendirirken müzik yaratımında etik değerleri korumak için çok taraflı işbirliğini vurgulamaktadır