REFLEKTİF Sosyal Bilimler Dergisi
Not a member yet
270 research outputs found
Sort by
Engellilerin Medyada İstihdamı Üzerine Düşünmek: Adana’da Bir Saha Araştırması
There is a major employment crisis both in the world and in Turkey, and how the employment of vulnerable groups such as disabled people is considered within this crisis is an important issue that is often not prioritised. This study examines how ideas about disability employment are shaped in the media sector, where the general employment crisis is deepening, in a micro-universe in Adana. In this qualitative study, semi-structured interviews were conducted with 31 people from 19 media organisations, and the data obtained from the field were analysed under the headings of employment contraction, jobs for disabled people, and the relationship between employment and representation using the method of thematic analysis. In the light of the research findings, it can be said that the employment of disabled people in the media is viewed with prejudices; some myths about working in the media, such as speed and robustness, cannot be reconciled with disability; the decline in employment and the change in professional practices due to technology cannot bring about a change in established beliefs about the employment of disabled people.Hem dünyada hem Türkiye’de büyük bir istihdam krizi yaşanmaktadır ve engelliler gibi kırılgan grupların istihdamının bu kriz içinde nasıl düşünüldüğü çoğunlukla önceliklendirilmeyen ancak önemli bir konudur. Bu çalışma, genel istihdam krizinin derinleştiği medya sektöründe engelli istihdamına ilişkin kavrayışların nasıl şekillendiğini Adana’da bir mikro evren özelinde irdelemektedir. Niteliksel yöntemin benimsendiği araştırmada 19 medya kuruluşundan 31 kişiyle yarı yapılandırılmış derinlemesine görüşme yapılmış, sahadan elde edilen veriler tematik analiz yöntemi ile istihdamda daralma, engellilerin yapacakları işler ve istihdam ve temsil ilişkisi başlıkları altında analiz edilmiştir. Araştırmanın bulguları ışığında engellilerin medyada istihdamı üzerine önyargılarla düşünüldüğü; medyada çalışmaya ilişkin hız ve sağlamlık gibi kimi mitlerin engellilikle bağdaştırılamadığı; istihdamda daralmanın ve teknolojiye bağlı olarak mesleki pratiklerde yaşanan dönüşümün engelli istihdamına ilişkin yerleşik kanılarda bir değişim yaratamadığı söylenebilir
Sanal Bir Öğrenci Topluluğundaki Sahipsiz Köpek Gönderilerinin Söylem Çözümlemesi
This study examines the discursive construction and contestation of stray dogs as a security threat within a closed Facebook community comprising Middle East Technical University (METU) students, alumni, and personnel. Utilizing Critical Discourse Analysis (CDA) and Computer-Mediated Discourse Analysis (CMDA), it explores how stray dogs are represented, how security measures against them are justified, and how pro-stray individuals are discursively constructed. The findings reveal the centrality of anthropomorphism, appeals to nature, and narratives in securitizing stray dogs and delegitimizing their defenders. Additionally, anti-stray discourse often invokes anthropocentric empathy hierarchies and developmentalist rhetoric, portraying stray dogs as existential threats to urban safety. The study also highlights the use of irony, memes, and parodic resonance as “semiotic weapons” to ridicule pro-stray advocates. By addressing the grassroots dimensions of stray dog securitization in Turkey, this paper contributes to critical animal studies, urban sociology, and discourse analysis, bridging gaps in the existing literature.Bu çalışma, Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) öğrencileri, mezunları ve personelinden oluşan kapalı bir Facebook topluluğunda, sahipsiz köpeklerin güvenlik tehdidi olarak söylemsel inşasını ve buna yönelik itirazları incelemektedir. Eleştirel Söylem Çözümlemesi ve Bilgisayar Destekli Söylem Çözümlemesi yöntemlerini kullanarak, bölgedeki sahipsiz köpeklerin nasıl temsil edildiğini, onlara karşı alınan güvenlik önlemlerinin nasıl gerekçelendirildiğini ve köpeklerin haklarını savunan bireylerin söylemsel olarak nasıl inşa edildiğini araştırmaktadır. Bulgular, köpeklerin güvenlikleştirilmesi ve savunucularının itibarsızlaştırılmasında antropomorfizm, doğaya atıflar ve kişisel anlatıların merkezi bir rol oynadığını ortaya koymaktadır. Ayrıca, köpek karşıtı söylemler, sıklıkla insanmerkezci empati hiyerarşileri ve kalkınmacı retoriği kullanarak sokak köpeklerini kentsel güvenlik için varoluşsal tehditler olarak göstermektedir. Çalışma, köpek yanlılarını alaya almak için ironi, memler ve parodik yankılanmanın "anlamsal silahlar" olarak kullanımına da dikkat çekmektedir. Türkiye’de sokak köpeklerinin güvenlikleştirilmesinin tabandan gelen boyutlarını ele alarak, bu makale eleştirel hayvan çalışmaları, kentsel sosyoloji ve söylem çözümlemesi katkıda bulunmaktadır
6 Şubat Depremleri Sonrası Mülksüzleştirme Yoluyla Birikim
To overcome its internal contradictions and open new areas for capital accumulation capitalism was reshaped with neoliberal paradigm in the 1970s. David Harvey explains the new accumulation model that emerged after the crisis of capitalism in the 1970s with the thesis of “accumulation by dispossession”. He particularly emphasizes that urban spaces have become important centers of this new wave of accumulation. According to Harvey, capital accumulation can only occur in an environment where both basic institutional structures such as private property, freedom of contract and law, and monetary security are ensured. Therefore, there is a need for a strong state that holds the monopoly of coercion. The state plays an important role in the accumulation process by both regulating capitalist institutions and privatizing or nationalizing assets. This study discusses the dynamics of the accumulation by dispossession process following the earthquakes centered in Maraş on February 6, 2023, which caused major destruction in 11 provinces in Turkey. The study concludes that post-earthquake practices such as urgent expropriation, reserve construction area and risky area declarations are legal tools of dispossession. These practices primarily serve capitalist accumulation through wealth transfer, not collective interest. In this context, it is possible to say that the ruling class alliance urbanized the hegemony by force through the reconstruction process of the cities destroyed after the earthquake. A reconstruction process that disregards right to the city and is carried out through the seizure of urban commons will deepen existing class inequalities and lead to cultural and ecological destruction.Kapitalizm 1970’li yıllarla birlikte içsel çelişkilerinin üstesinden gelmek ve sermaye birikimine yayılacak yeni alanlar açmak üzere neoliberal paradigmayla yeniden biçimlenmiştir. David Harvey kapitalizmin 70’ler krizinin ardından ortaya çıkan sermayenin yeni birikim modelini “mülksüzleştirerek birikim/el koyarak birikim” teziyle açıklamakta ve özellikle kentsel mekanların mülksüzleştirme yoluyla birikim dalgasının önemli birer merkezi haline geldiğini vurgulamaktadır. Harvey’e göre sermaye birikimi sözleşme özgürlüğü, hukuk ve özel mülkiyet gibi temel kurumsal yapılar ile para güvenliğinin sağlandığı bir ortamda gerçekleşebilir. Bunun için de zor tekelini elinde bulunduran güçlü bir devlete ihtiyaç vardır. Devlet hem sermaye birikimine temel oluşturmak üzere varlıkları devletleştirerek ya da özelleştirerek hem de kapitalist kurumların düzenlenmesini sağlayarak birikim sürecinde önemli rol oynamaktadır. Bu çalışmada Türkiye’de 6 Şubat 2023 tarihinde Maraş merkezli gerçekleşen ve 11 kentte büyük yıkımla sonuçlanan depremlerin ardından mülksüzleştirme yoluyla birikim sürecinin dinamikleri tartışılmaktadır. Çalışma acele kamulaştırma, rezerv yapı alanı ve riskli alan ilanları gibi deprem sonrası uygulamaların kentin yapılı çevresi içerisinde yer alan taşınmazlar üzerinden gerçekleştirilen mülksüzleştirmenin yasal araçları olduğu; öncelikli olarak kolektif çıkara değil servet transferi yoluyla kapitalist birikime hizmet ettiği sonucuna ulaşmaktadır. Bu bağlamda deprem sonrası yıkıma uğrayan kentlerin yeniden inşa süreciyle egemen sınıf ittifakının hegemonyayı zor yoluyla kentselleştirdiğini söylemek mümkündür. Kent hakkını gözetmeden ve kentsel müştereklere el konulması yoluyla işletilen yeniden inşa sürecinin var olan sınıfsal eşitsizlikleri derinleştireceği ve aynı zamanda kültürel ve ekolojik tahribata yol açacağı açıktır
Ankara’daki İranlıların Göç Deneyimleri Üzerinden Kesişimsel Bir Analiz
Migration and refugee issues have impacted many countries, with Turkey being among the most affected due to its Middle Eastern geopolitical position. This study examines the experiences of Iranian refugees in Ankara, shaped at the intersection of their diverse identity affiliations. In this context, it focuses on how the refugee experiences of Iranians residing in Ankara are shaped by their ethnic, gender, class, refugee, and foreign identities. Accordingly, in-depth face-to-face interviews were conducted with a total of 10 Iranian refugees—five men and five women—who migrated to Turkey after 2009 and who ethnically identify as Azeri-Turk, Kurdish, or Persian. The study reveals that Iranian refugees in Ankara experience multidimensional exclusion, particularly due to their foreign and refugee identities, as well as their ethnic, gender, and class identities, which intersect to further marginalize them. In response to these overlapping discrimination processes, Iranian refugees adopt strategies such as ‘identity concealment’ as a means of coping.Günümüz dünyasının temel bir sorunu olarak göç ve mülteciler meselesi Türkiye başta olmak üzere çoğu ülkeyi farklı şekillerde etkilemiştir. Türkiye’nin özellikle Ortadoğu’daki jeopolitik konumu, Türkiye’yi göç bağlamında en fazla etkilenen ülke haline getirmiştir. Bu araştırma, Ankara’da kayda değer bir görünürlükleri olan İranlı mültecilerin taşıdıkları farklı kimlik aidiyetleri kesişiminde şekillenen deneyimlerini irdelemiştir. Bu bağlamda Ankara’da ikamet eden İranlıların etnik, cinsiyet, sınıf, mülteci ve yabancı kimliklerine istinaden mültecilik deneyimlerinin nasıl şekillendiğine odaklanmıştır. Buna binaen 2009’dan sonra Türkiye’ye göç eden, etnik anlamda Azeri-Türkü, Kürt ve Fars olarak farklılaşan 5 erkek ve 5 kadın olmak üzere toplamda 10 İranlı mülteci ile yüz yüze derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Bu araştırma, Ankara’da yaşayan İranlı mültecilerin taşıdıkları yabancı ve mülteci kimlikleri başta olmak üzere etnik, cinsiyet ve sınıf gibi kimlikleri de kesişimsel bir biçimde marjinalleştirilmelerine, katmanlı ve çok boyutlu bir dışlanma sürecine maruz bırakıldıklarını göstermektedir. İranlı mülteciler ise şekillenen katmanlı ayrımcılık süreçlerine karşı ‘kimlik gizleme’ gibi stratejisine başvurmaktadırlar
Çocukizm ve Yöntem Olarak Çocuk: Çocuk ve Yetişkin Konumlarını Sorgulama
This article focuses on childism and child as method approaches. Childism is a critical lens developed to empower children by changing adultist norms. Child as method is a critical approach that analyses socio-political practices through the positions attributed to child(ren). These approaches offer new ways of thinking about child(ren) in childhood studies, which have developed out of the sociology of childhood\u27s theorisation of children and childhood. In doing so, they especially draw on feminist and postcolonial studies. Moreover, they not only contribute to childhood studies but also invite social sciences to include child(ren) more in their analyses and question adultist ways of producing knowledge. This study highlights these approaches\u27 critiques of adultist knowledge production and their thinking practices beyond the child-adult dichotomy. Thus, it tries to open up space for these approaches in the limited Turkish literature on childhood studies; and hopes to make visible the theoretical and methodological suggestions that these approaches can offer to future debates. Bu makale, çocukizm ve yöntem olarak çocuk yaklaşımlarını odağına alıyor. Çocukizm yetişkinci normları değiştirerek çocukların güçlenmesi için geliştirilmiş eleştirel bir mercektir. Yöntem olarak çocuk ise çocuk(lara) atfedilen konumlar üzerinden sosyo-politik uygulamaları analiz eden eleştirel bir yaklaşımdır. Bu yaklaşımlar çocukluk sosyolojisinin çocuk ve çocukluğu teorileştirmesiyle gelişen çocukluk çalışmalarına çocuk(luk)ları düşünmede yeni yollar öneriyorlar. Bunu yaparken özellikle feminist ve postkolonyal çalışmalarla yakın temaslar kuruyorlar. Sadece çocukluk çalışmalarına katkı sunmakla kalmıyor, aynı zamanda yetişkinci bilgi üretme biçimlerini sorgulamaya davet ettikleri sosyal bilimleri, çocuk(luk)ları analizlere daha çok dahil etmeye çağırıyorlar. Bu çalışma da, söz konusu yaklaşımların yetişkinci bilgi üretimi eleştirilerini ve çocuk-yetişkin ikilemi ötesindeki düşünme pratiklerini öne çıkarıyor. Böylece, Türkçedeki sınırlı çocukluk çalışmaları literatüründe bu yaklaşımlar için alan açmaya çalışıyor; ve bu yaklaşımların gelecekteki tartışmalara sunabileceği teorik ve metodolojik önerilerini görünür kılmayı umuyor
Santralİstanbul Kampüsü’nde Yaratıcı Bir Aradalık: Karakter Tasarımı Dersi Çıktıları
This paper examines the final project outputs and process of the Character Design course (VCD 204) offered in the Visual Communication Design Program at Istanbul Bilgi University during the Spring 2024 semester. Through close reading, it explores how students\u27 relationships with the santralistanbul campus and the living entities on the campus contribute to the digital character design process. The project aims to strengthen students\u27 connection with the campus and develop awareness regarding the campus\u27s living beings. Additionally, the project utilizes social design concepts such as community engagement and world building. Through this work, students have had the opportunity to examine the campus from a nonhuman perspective and gain environmental awareness. This study discusses how creativity and awareness-based projects can enhance environmental consciousness in urban heritage sites like the campus and how new interactions emerging from digital art sources can contribute to a sustainable future.Bu makale, 2024 bahar döneminde İstanbul Bilgi Üniversitesi Görsel İletişim Tasarımı Programı\u27nda verilen VCD 204 kodlu Karakter Tasarımı dersinin final projesine ait seçili çıktıları ve proje sürecini paylaşarak, öğrencilerin santralistanbul kampüsü ve kampüste bulunan insan olmayan varlıklarla olan ilişkilerini ve bu etkileşimlerin dijital karakter tasarımı süreçlerine katkılarını yakın okuma yöntemiyle ele almaktadır. Proje ile öğrencilerin kampüs ile olan bağını güçlendirmek ve kampüsteki canlılara dair farkındalık geliştirmeleri hedeflenmiştir. Proje aynı zamanda kampüste topluluk inşası (community building) ve evren inşa etme (world building) gibi sosyal tasarım konseptlerinden de yararlanmaktadır. Çalışma ile öğrenciler kampüsü insan olmayanlar gözünden inceleme fırsatı yakalamış ve çevresel farkındalık kazanmışlardır. Bu çalışma, yaratıcılık ve farkındalık temelli projelerin kampüs gibi kentsel miras alanlarında çevresel bilinci nasıl artırabileceğini ve sürdürülebilir bir gelecek için dijital sanat kaynaklı yeni etkileşimlerin nasıl ortaya çıkarılabileceğini tartışmaktadır
Çoklu Kriz Çağında Örgütsel Dayanıklılık: Yapay Zekâ Temelli Model Önerisi
This study proposes an AI-based model to address organizational resilience in the context of external crisis factors. While the existing literature predominantly focuses on internal processes, the impact of external factors remains underexplored. By integrating technologies such as big data analytics, machine learning, and natural language processing, the proposed model enhances organizations\u27 ability to respond swiftly to external crises and build sustainable resilience. This research addresses theoretical gaps and offers a practical framework for advancing crisis management practices through AI-based solutions.Bu çalışma, çoklu kriz çağında örgütsel dayanıklılığı dışsal kriz faktörleri bağlamında ele alan yenilikçi bir yapay zekâ temelli model sunmayı amaçlamaktadır. Literatür, örgütsel dayanıklılığın genellikle içsel süreçler ve verilere dayalı bir perspektifle ele alındığını, dışsal faktörlerin etkilerinin ise sınırlı bir şekilde incelendiğini ortaya koymaktadır. Bu araştırma, yapay zekâ destekli erken uyarı sistemlerinin örgütsel dayanıklılık üzerindeki potansiyel rolünü incelemekte ve büyük veri analitiği, makine öğrenimi, doğal dil işleme gibi teknolojileri entegre eden bir model önermektedir. Model, organizasyonların dışsal krizlere karşı hızlı ve etkili yanıt verme, proaktif stratejiler geliştirme ve sürdürülebilir dayanıklılık oluşturma kapasitelerini artırmayı hedeflemektedir. Çalışma, dışsal kriz faktörlerinin örgütsel dayanıklılık üzerindeki etkilerine ilişkin teorik boşlukları doldurmayı ve yapay zekâ temelli bir model ile kriz yönetimi uygulamalarına yönelik özgün bir çerçeve sunmayı hedeflemektedir