DSpace at Dokuz Eylul University
Not a member yet
10837 research outputs found
Sort by
Marka Kişiliğinin Sembolik Tüketim Üzerine Etkisi: Moda Sektörü Üzerine Bir Uygulama
Günümüz dünyasında, tüketim; bireylerin kendilerini ifade ediş biçimleri anlamına gelmeye başlamıştır. Tüketiciler aldıkları ürünlerin fonksiyonel özelliklerinden çok markasına ve estetik özelliklerine odaklanmaktadır. Bireyler markanın kişilik özelliklerini değerlendirip kendilerine uygun bir marka tercih etmeye başlamışlardır. Bu noktada tüketicilerin satınalma davranışları şekillenir ve bu farklılaşmayı takip etmek oldukça kritik hale gelir. Markanın kişiliğini oluşturan sembolik ve fonksiyonel özelliklerinin tüketiciler için ne anlama geldiğini incelemek pazarlama açısından önem taşımaktadır.Bu araştırmanın amacı; özellikle sembolik tüketim ve marka kişiliğinin arasında bir ilişki olup olmadığını anlamaktır. Dolayısıyla müşteri tarafından algılanan kalitenin markanın sembolik özellikleriyle ilişkisi açığa çıkacaktır. Bu sebeple markanın sembolik ve fonksiyonel özellikleri göz önüne alınarak tüketicinin marka tercih sebeplerini ortaya koyan bir model geliştirilmiştir. Modelin test edilmesi amacıyla internetten yayınlanan bir anket uygulanmıştır. Anketlerde verilen bilgiler doğrultusunda, tekstil ve hazır giyim sektöründe faaliyet gösteren markaların fonksiyonel özelliklerinin yanısıra, sembolik özelliklerinin de marka seçimlerinde etkili olduğu regresyon modellemeleri ile görülmüştür. Ayrıca, algılanan kalite oranının arttırılması için; markanın fonksiyonel özelliklerin yanısıra sembolik özelliklerinin de etkili birer değişken olduğu saptanmıştır. Psikolojik ve sosyolojik ihtiyaçlar, marka seçiminde etkili birer parametre haline gelmiştir. In today's world, consumption refers to the way individuals express themselves. Consumers focus on the products? aesthetics features and brand more than functional features. Individuals evaluate the personal characteristics of brand and make their choices according to these evaluations. At this point, consumers? buying behavior is being shaped and it is critical for companies to follow this change. It is essential for marketing to research into what symbolic and functional features of a brand that generates brand identity mean for consumers. The purpose of this research is to understand if there is a relationship between symbolic consumption and brand personality. Therefore the relation between perceived quality and symbolic functions of brand will be revealed. For this reason, a model which presents reasons of consumers? brand choices with paying with respect to brand?s symbolic and functional characteristics has been developed. An online survey was applied to test this model. From the results of survey it is observed that symbolic characteristics of brands in textile and apparel industry are also influential besides functional features of brands. It is also observed that symbolic characteristics alongside with functional characteristics are effective variables to increase the perceived quality of brand. Psychological and sociological needs became effective parameters of brand choic
Çoklu röle ile sönümlemeli kanal üzerinde işbirlikli iletişim
Bu tezinamacı çoklu röle yardımıyla sönümlemeli kanal üzerinde işbirlikli iletişim tekniklerini incelemek ve geliştirmektir.Bu çalışmadaki ilk araştırma kuvvetlendir ilet (AF) and çöz ilet (DF) protokolleri için tek yön röle tabanlı işbirliği şemalarının performans değerlendirmesidir. Çoklu rölelerde sönümlemeli kanallar için işbirliği şemaları analiz edilmiştir. Çoklu röleye sahip işbirliği şemaları tek röleli işbirliği şemalarına göre daha iyi bir performansa sahiptir. Bu çalışmadaki ikinci araştırma alanı iki yönlü röle ağları ve AF ve DF metotları için iki yönlü röle ağları tabanlı en uygun ışın şekillendiricinin performans değerlendirmeleriüzerinedir. Biz aynı zamanda AF ve DF metotları için röle seçim algoritmaları ve sönümlemeli kanallar için fırsatçı röle şemaları amaçlıyoruz. Amaçladığımız şemalarda, ilk olarak uygun ışın şekillendirme değerleri oluşturuluyor ve farklı algoritmalar tarafından seçilen en iyi röle ile karşılaştırılıyor. Sonuç olarak karşılaştırdığımızda ışın şekillendirme fırsatçı röle ye gore daha iyi bir performansa sahip olduğu görülmektedir. Sonçalışma alanıçoklu antene sahip röle istasyonlarının dikgenfrekans bölmeli çoklama (OFDM) tabanlı iki yönlü röle kanalında kaynaklar arasındaki iletişimi sağlamak için uygulanmasıdır.Bu modelde kanal durum bilgisi yalnızca röle istasyonlarında gereklidir. Bu çalışmada ZF kriteri kullanılarak röle istasyonunda uzamsal filtreleme uygulanması amaçlanmıştır. Frekans seçici kanal üzerinde simülasyonlar gerçekleştirilmiştir. Simülasyon sonuçları çoklu röle istasyonu uygulamasının DF metodu için tek röle kullanımına göre daha iyi sonuçlar verdiğini göstermiştir. The aim of this thesisis to analyze and develop cooperative communication techniques over fading channel with the aid of multiple relays. The initial researchin this studyis the performance evaluation of cooperation schemes based one way relaying network for amplify and forward (AF) and decode and forward (DF) methods. For multiple relays, cooperation schemes areanalyzed for fading channels. It is shown that cooperation scheme which has multiple relays has better performance than the scheme has single relay. The second research in this studyis the performance evaluation of on the two way relaying network and optimal beamforming schemes based two way relaying network for AF and DF methods. We propose an opportunistic relaying for fading channels and relay selection algorithms for AF and DF methods at the same time. In the proposed schemes, firstly optimal beamforming values are founded and compared with a single best relayselected by different algorithms. Results depictthat beamforming achieves a better performance compared to the opportunistic beamforming. The finalresearch directionis on applying relay stations (RS) with multiple antennasto provide communication between two nodesintheorthogonal frequency division multiplexing (OFDM) based two way relay channel. This scheme entails the channel state information only at RS.In this study, it is aimed to Spatial filtering is implemented at the RS using ZF criterion. Simulations are realized in presence of frequency selective environment. The simulation results show that using of multiple RS is better than using of single RSfor DF metho
Role of base flows on the mathematical structure of river flows
Bu çalışmada, Dicle Nehri-Botan Çayı Billoris (2633) gözlem istasyonunda 1955- 2004 döneminde ölçülen günlük akışlar sayısal filtreleme yöntemiyle yüzeysel ve taban akışı bileşenlerine ayrılmıştır. Daha sonra, günlük akışlar toplanarak aylık akış zaman serileri oluşturulmuştur. Çalışmanın bütün aşamalarında sayısal filtreleme ile tahmin edilen yüzeysel ve taban akışı bileşenlerinin gerçek durumu temsil ettiği varsayılmıştır. Yüzeysel ve taban akışı bileşenlerinin ve toplam akışların aylık ortalama, standart sapma, çarpıklık katsayısı ve birinci serisel korelasyon katsayısı gibi örnek istatistiklerine eklenik nisbi periyodogram analizi uygulanarak, akış bileşenlerinin harmonik karakteristiklerinin toplam akışların periyodik özelliklerine etkisi araştırılmıştır. Bu çalışma, taban akışı sürecinin mevsimsel yapısının toplam akış istatistiklerinin genlik ve açısal fazlarının yanı sıra, frekans dağılımını (çarpıklık katsayısı gibi) ve serisel bağımlılık yapısını da etkilediğini göstermiştir. Çalışmanın ikinci aşamasında tam standardize orijinal ve normalize edilmiş (dönüşümden geçirilmiş) toplam akış ve akış bileşenleri serilerine mevsimsel olmayan (Box-Jenkins türü) stasyoner stokastik zaman serisi modelleri uyarlanmıştır. Bu modelleme çalışmaları, özellikle küçük zaman kaymalarında taban akışlarınıntoplam akışlardaki serisel bağımlılığı yüzeysel akışların nerede ise iki katı kadar arttırdığını göstermektedir. Bu yüzden yüzeysel akışların ARMA(1,1) yapısı taban akışlarının AR(3) yapısı tarafından baskı altına alınmakta ve toplam akışlar ortalamasal bir AR(3) model yapısına bürünmektedir. Çalışmanın son bölümünde, yüzeysel akış ve taban akışı bileşenlerinin alansal yağış girdilerine verdikleri tepkileri karşılaştırmak amacıyla toplam akışlara ve akış bileşenlerine yağış girdili transfer fonksiyonu modelleri (TFM), diğer bir deyişle ARX (na, nb, nk) modelleri uyarlanmıştır. Alansal aylık yağışların hemen hemen gürültü yapısında olduğu görüldüğünden, girdi ve çıktılara ön arıtma uygulamak gerekmemiştir. TFM analizleri, her üç girdi-çıktı ilişkisinin de bir ARX(2,2,0) modeli ile tanımlanabileceğini göstermiştir. Ancak, muhtemelen güçlü içsel bağımlılık yapısı nedeniyle taban akışları için kurulan ARX(2,2,0) modeli en güçlü modeldir. In this study, daily flows recorded at Billoris (2633) located on the Tigris River- Botan Creek for the period 1955-2004 are separated into surface and baseflow components by the method of digital filtering. Then, the monthly surface flow and baseflow time series are made up by aggregating the estimated daily flow components at each month. In the all stages of this research it is assumed that the surface and baseflow components estimated through digital filtering procedure were representative to the actual situation. Impacts of the surface and baseflow components on the periodic (seasonal) structure of total flows are investigated by relative cumulative periodogram (linespectrum) analyses applied on the seasonal sample statistics, such as the twelve monthly means, standard deviations, skewnesses and lag-one seasonal autocorrelations. This research have shown us that the seasonal structure of the baseflow process is considerably effective not only on the amplitudes and angular phases of total flows but also on its distributional (such as the skewnesses) and serial dependence structure.At the second stage of the study non-seasonal stochastic time series models (namely, the Box-Jenkins type stationary mathematical models) are fitted for the fully standardized original and normalized (transformed) time series of total flows and surface and baseflow components. These modeling attempts revealed that baseflow components cause to increase the serial dependence of total flows as twice as the serial dependence of surface flow components especially at small lags. Hence, the ARMA(1,1) structure of the surface flow components is dominated by the AR(3) structure of the baseflow components, resulting an intermediate AR(3) model structure for the total flows. At the last stage of the study the transfer function models (TFM) with rainfall inputs, namely the ARX (na, nb, nk) models, are fitted for the monthly total flows and for the flow components in order to compare the responses of the surface flow and baseflow components to the areal rainfall inputs. It is found that the areal monthly rainfall series is almost a noise, and therefore prewhitening of the input and outputs is not necessary. The TFM analyses have shown us that all the three input-output relationships can be represented by an ARX(2,2,0) model. However, the most powerful TFM is found to be the ARX(2,2,0) model of baseflow components, probably because of the strong serial dependence structure of this components
Buckling analysis of the laminated composite plates with delamination
Bu çalışmada, delaminasyonlu tabakalı kompozit plakaların burkulma davranışları araştırılmıştır. İki farklı sınır koşulu için üç boyutlu sonlu elemanlar modeli oluşturularak kompozit plakaların burkulma yükleri belirlenmiştir. Sonlu elemanlar yöntemi ile burkulma yükleri üzerine delaminasyonun çapı ve konumu, fiber oryantasyonu ve farklı sınır koşullarının etkileri incelenmiştir. ANSYS programı kullanılarak, APDL (ANSYS Parametric Design Language) kodu geliştirilmiştir. Çalışmada kullanılan sekiz tabakalı kompozit plakaların fiber oryantasyonları; ? [0] ? _4s, ? [45/-45] ? _2s ve ? [90/-90] ? _2s olarak seçilmiştir. İlk olarak hasarsız tabakalı kompozit plakalardaki burkulma yükleri belirlenmiştir. Sonuçlar grafik ve tablolar halinde sunulmuştur. In this study, the buckling behavior of the laminated composite plates with delamination has been investigated. Buckling loads of the composite plates have been determined by generating three-dimensional finite elements model. Effects of the diameter and location of the delamination, fiber orientation and different boundary conditions on the buckling loads have been examined by the Finite Elements Method. APDL (ANSYS Parametric Desing Language) code has been developed by using ANSYS program. Fiber orientations of the eight-layered composite plates used in the study have been chosen as ? [0] ? _4s, ? [45/-45] ? _2s and ? [90,/-90] ? _2s. First, the buckling loads of intact laminated composite plates have been determined. The results have been presented graphically and in tabular
Dilbilgisi-çeviri ve iletişimsel yöntemlerin kelime öğretimi üzerindeki etkisi
Bu çalışmanın amacı, Gramer-Çeviri Yöntemi ve İletişimsel Dil Öğretimi?ne dayanarak yapılan öğretimin 10. sınıf öğrencilerinin kelime gelişimi ve kalılcılığında önemli bir fark olup olmadığını araştırmaktır. Yapılan bu yarı-deneysel araştırma, 2011-2012 akademik yılında Şanlıurfa Ticaret Meslek Lisesi?nde 10. sınıftaki 50 öğrencinin katılımıyla gerçekleştirilmiştir. Bu araştırma için bir kontrol ve bir deney grubu belirlenmiştir ve her iki gruba da farklı iki yöntemle kelime öğretilen deney sürecinden önce ön-test uygulanmıştır. Deney sürecinde, bir grup Gramer-Çeviri Yöntemine göre çeviri, tanımlama, boşluk doldurma, zıt anlam eş anlam gibi aktiviteler ile kelime öğrenirken; diğer grup İletişimsel Dil Öğretimi?ne uygun bir şekilde bilgi tamamlama, dil oyunları, rol yapma gibi daha iletişimsel aktivitelerle kelime öğretimi görmüştür. Öğrencilere, dört haftalık deney sürecinin sonunda öğrencilerin ne kadar geliştiklerini görmek amacıyla son-test ve son-testten bir ay sonra öğrenilen kelimelerin ne kadarının hatırlandığını görmek amacıyla geciktirilmiş test uygulanmıştır. Böylece, Gramer-Çeviri Yönetmi?nin mi yoksa İletişimsel Dil Öğretimi?nin mi kelime öğretiminde daha etkili olduğunu bulmak amaçlanmıştır. Bilgisayar ortamında SPSS programında analiz edilen sonuçlar Gramer-Çeviri Yöntemi?ne kıyasla İletişimsel Dil Öğretimi?nin daha etkili olduğunu sunmamıza olanak vermiştir ve kelime dağarcığının gelişimi ve kalıcılığı açısından cinsiyetler arasında önemli bir farklılığın olmadığı bulunmuştur. Bu araştırmanın verileri ve analizine göre, özellikle 10. sınıf düzeyinde yabancı dil öğretim programlarının İletişimsel Dil Öğretimi kurallarına göre şekillenmesi gerektiğini iddia etmek mümkündür. The aim of this study was to investigate whether there is a significant difference in learners? vocabulary development and retention depending on the teaching method, Grammar-Translation Method and Communicative Language Teaching, at tenth grade. The quasi-experimental research, which was done for this investigation, took place in 2011-2012 academic year by the attendance of 50 learners at tenth grade in Şanlıurfa Vocational High School. One control group and one experimental group were determined for this study and both groups took pre-test before treatment process in which learners were taught vocabulary through teaching methods previously clarified. In treatment process, one group studied on activities based on translation, definition, fill in the blanks, antonym and synonym according to Grammar-Translation Method; while other group was busy with more communicative activities based on information gap activities, games, role-plays suitable to Communicative Language Teaching Method. At the end of four-week treatment process, learners were presented post-test and delayed-post-test one month after the post-test to measure the development and retention levels of vocabulary. It was aimed with these applications to find out whether Grammar-Translation Method or Communicative Language Teaching was more effective teaching method for vocabulary teaching. The results, analyzed in SPSS program on computer, let us present Communicative Language Teaching Method as more effective when compared to Grammar-Translation Method and no significant difference was found between genders in terms of vocabulary development and retention. According to the data and analysis of this research, it is possible to claim that foreign language teaching programs should be shaped according to the principles of Communicative Language Teaching especially at tenth grade
Depo gazının matematiksel modeller kullanılarak belirlenmesi
2012 yılına gelindiğinde, katı Türkiye'de ve dünya'da atıkların giderimin de kullanılan en yaygın yöntem deponi sahalarında depolanmalarıdır. Gelişmiş ve uygulanan atık işlem teknikleri, kompostlama, gazifikasyon ve yakma olmak üzere 1980'li yıllardan beri gelişmiş ülkelerde kullanılmasına rağmen yaygınlaşamamışlardır. Bu tekniklerin yaygınlaşamama sebebi katı atıkların deponi sahalarında depolamanın basit ve çoğunlukla ilk yatırım maliyetlerinin ve işletme maliyetlerinin az olaması sebebi ile ekonomik olmamasıdır. Tez kapsamında adım adım evsel kaynaklı katı atıkların özellikleri, depolama teknikleri, deponi sahalarında oluşan reaksiyonların sonucunda katı atık içerisinde oluşan sızıntı suyu ve deponi gazı ve kinetikleri yer almaktadır. Bu tanımlamaların ardından deponi gazı miktarının belirlenmesi için kullanılan matematiksel modeller tanıtılmaktadır ve dört farklı modelleme de deponi gazı miktarı belirlenmesi çalışma kapsamında yer almaktadır. Örnek uygulama çalışmasında İzmir-Türkiye Harmandalı Katı Atık Depolama Sahası'nın Deponi gazı kapasitesi tespit çalışması yapılmaktadır. 90 ha Alana sahip 1992 yılından beri işletilen depolama sahası 2014 yılının sonun kadar işletileceği ön görülmektedir. Bu kapsamda İzmir İlinin katı atıklarının özelikleri dikkate alınarak model sabitleri olan k ve L0 hesaplanarak deponi gazı modellemeleri çalıştırılarak sonuçlar karşılaştırılıp tartışılmıştır. In the year of 2012, the landfilling is the most common solid waste disposal method both in the world and in Turkey. Developed and improved waste processing techniques such as composting, gasification, and incineration has started to be used after 1980s, especially in developed countries, but still not widespread. Because landfilling is the simplest and the most economically available method among the others with its low initial investment and operational costs. In the content of the thesis, as initial steps; the properties of MSW are introduced followed by the presentation of landfilling techniques, reactions occur in the waste body, and leachate production. Then, LFG generation and kinetics are given followed by LFG mathematical modeling. Four different LFG generation models are introduced in this part of the study. A case study is included to the thesis; the determination of LFG capacity of the Harmandali landfill site in Izmir-Turkey. This landfill has 90 ha of area and has been operated since 1992. The site will be closed by the end of 2014. For this purpose, the composition and characteristics of Izmir MSW is obtained, and used for the calculation of the model variables of k and L0. The studied LFG models were operated with obtained variables and the results are compared and discussed
JUDICIAL ACT AS A SPEECH ACT
Yargı edimi, en genel anlamıyla, doğada karşımıza çıkan bir olguyu ya da insanın yapıp etmiş olduğu bir şeyi (bir eylemini, bir eserini) genel bir yasanın, ilkenin ya da kuralın "terazisinde tartma" edimidir ve iki temel yönü vardır. Birincisi, ancak ve ancak dille yerine getirilir: bir karar ve o karara götüren gerekçelersöyleyerek ya da yazarak dile getirilmeden bir yargı ediminde bulunulamaz. İkincisi, hayatın her alanına yayılır ama yargı konusu edilen şeyin ne olduğuna ve yargı ediminde bulunurken kullanılan genel ilkeye bağlı olarak iki farklı türü vardır: (1) doğa olaylarını her türlü tartışmadan uzak olarak kabul ettiğimiz doğa yasalarının "terazisinde tartma" edimi olarak yargı edimi ve (2) insanın yapıp ettiklerini tartışmaya açık olduğunu kabul ettiğimiz genel ilke ya da kuralların "terazisinde tartma" edimi olarak yargı edimi. Bu yazıda, ikinci türe giren ve yargıçlartarafından yerine getirilen yargı edimin karmaşık ve çok boyutlu bir edim olduğuna dikkat çekilmekte, arkasından yargı ediminin bir dil edimi olduğu belirtilip dil edimleri konusunda genel bir söz edimleri kuramı geliştirmiş olan John L. Austin ve John R. Searle'ün gözünde yargı ediminin ne tür bir dil edimi olduğuna bakılmakta, sonra çağdaş bir hukuk kuramcısının bu genel söz edimleri kuramından yola çıkarak bir yargı kararı örneği üzerinden yaptığı bir yargı edimi çözümlemesi üzerinde durulmakta, en sonunda söz edimleri kuramı çerçevesinde yapılan bu yargı edimi çözümlemesinin, siyaset, etik, estetik ve zanaat alanlarında kendisini gösteren yargı edimleri konusunda bize sunduğu olanaklar üzerinde durulmaktadır. Judicial act, in its most general meaning, is the act of evaluating a natural phenomenon or human practice in terms of a general law, principle or rule. It involves two aspects. First, it can only be carried out through language: There cannot be judicial act without expressing, verbally or in writing, the decisions and the justification for the decisions. Second, it is found in all facets of life but it is distinguished into two depending on the general principle utilized in the judicial act: (1) Judicial act as evaluating a natural phenomenon in terms of natural laws taken to be indisputable. (2) Judicial act evaluating human practice in terms of general principles or rules, which can be debated. Judicial acts in the second category, carried out by judges, are complex and multidimensional acts. They are linguistic acts that need to be analyzed from the perspectives of John L. Austin and John R. Searle who developed a theory of speech acts. In this article, departing from the general speech acts theory of a modern legal theorist, a judicial acts analysis is examined. The article then dwells upon the possibilities this analysis provides regarding the judicial acts seen in the areas of politics, ethics, aesthetics and craft
The Consumption Behavior of Tourists who Visit at Night Clubs in Tourism Destinations: An Investigation on Local Young Tourists
Yapılan bu araştırmanın amacını turizm destinasyonlarında gece kulüplerini ziyaret eden yerli genç turistlerin, gece kulüplerini tercih nedenleriyle gece kulüplerindeki tüketim alışkanlıklarının ortaya konulması oluşturmaktadır. Bu amacın gerçekleştirilebilmesi için oluşturulan anket formu, 2013 yılının Mart ve Ağustos aylarında turizm faaliyetlerine katılmış ve seyahatleri esnasında en az bir defa gece kulüplerini ziyaret etmiş 276 yerli genç turist üzerinde gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın sonucunda tatilleri esnasında erkeklerin, kadınlara göre daha yüksek düzeyde gece kulüplerini ziyaret ettiği sonucu tespit edilirken; genç turistlerin en yüksek düzeyde üç saat civarında gece kulüplerinde kaldığı sonucu bulunmuştur. Ayrıca, yerli genç turistlerin tatilleri esnasında gece kulüplerini ziyaret etmesinde alkol almak ve stres atmanın önemli iki neden olduğu, bu araştırma kapsamında ortaya konulan diğer bir bulgu olmuştur The aim of this study is to identify of local young tourists' purpose of visit at night clubs when they go on holiday and to investigate their consumption behavior when they use night club services. To perform on this aim, the developed questionnaire form is filled out by 276 Turkish tourists who attended local tourism activities between the months of March and August 2013 and attended night club activities at least once when they were on holiday. According to the findings of the study, male tourists visited night clubs more frequently than females when they were on holiday while a high proportion of the young tourists stayed at night clubs for almost three hours
The Permission of Parents in the International Field and in Turkish Law in the Context of Equal Treatment Principle
THE EFFECTS OF ANIMATIONS ON PROSPECTIVE TEACHERS' ATTITUDE TOWARD BIOLOGY
Bu çalışmanın amacı bilgisayar animasyonlarının Fen Bilgisi ve Sınıf Öğretmenliği öğrencilerinin biyoloji dersine yönelik tutumlarına etkisini araştırmaktır. Bu amaçla Bartın Üniversitesi Eğitim Fakültesi Sınıf Öğretmenliği ve Fen Bilgisi Öğretmenliği Genel Biyoloji dersindeki "hücre" ve "dokular" konularında bilgisayar animasyonları kullanılmıştır. Çalışmaya bu sınıflarda öğrenim gören 28 Fen Bilgisi, 45 Sınıf Öğretmenliği öğrencileri katılmıştır. Öğrencilere uygulama öncesi ve uygulama sonrası Biyoloji Tutum Ölçeği uygulanmıştır. Araştırma sonunda Fen Bilgisi ve Sınıf Öğretmenliği öğrencilerinin biyoloji dersine yönelik tutum puanlarının ortalamalarında anlamlı düzeyde artış belirlenmiştir. The aim of this study was to investigate the effect of using animation on attitude towards biology lesson of prospective teachers. The study was carried out with the participation of 28 prospective Science teachers and 45 prospective Primary teachers at Bartin University during term of 2012-2013. To make animations cells and tissues pictures which taken by microscope were used. Some animations which were ready were used to make new animations. Result of the study reveals that use of animation in lessons was effectively on attitude towards biology lesson of prospective teachers.