DSpace at Dokuz Eylul University
Not a member yet
    10837 research outputs found

    John Finnis'understanding of natural law

    No full text
    Doğal yasa anlayışı, Antik Yunan'dan günümüze, etik nihilizme, etik sübjektivizme ve etik rölativizme karşı ortaya çıkmış, evrensel adalet arayışından doğan bir anlayıştır. Ahlak, hukuk, siyaset ve din felsefesi gibi alanların kökenindeki temel, ortak ve evrensel değer ve iyi arayışını göstermektedir. Bu doğrultuda düşünce tarihi boyunca pek çok doğal yasa teorisinin ortaya çıkmasıyla bir doğal yasa geleneği oluşmuştur. Bu çalışmada, doğal yasa geleneği bağlamında, John Finnis'in doğal yasa anlayışı incelenmiştir. Çalışma, giriş ve sonuçla birlikte dört bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde doğal yasanın problematiği üzerinde durulmuştur. Birinci bölümde, John Finnis'in anlayışına hazırlık olmak üzere doğal yasa geleneği ele alınmıştır. Cicero, Thomas Aquinas ve Hugo Grotius'un doğal yasa teorileri ve ayırt edici yönleri tesbit edilmiştir. İkinci bölümde, John Finnis'in doğal yasa anlayışı analiz edilmiştir. Temel insani iyileri esas alan Finnis'in kuramının ayırt edici yönleri ortaya konulmaya ve doğal yasa geleneğindeki yeri saptanmaya çalışılmıştır. Sonuç bölümünde ise bu araştırmada ulaşılmış bazı önemli noktalar vurgulanmıştır. Natural law understanding, dated to Antique Greeks, stemmed from that it was against ethical nihilism, ethical subjectivisim, and ethical relativism and that it was to search for universal justice. It is concerned about to search for common, universal value and good, which is located on the basis of areas like ethics, moral philosophy, the philosophy of law, politics, and religion. There is a tradition of natural law which contained many theories of natural law in the history of thought. This thesis examines John Finnis? understanding of Natural law in the light of natural law tradition. The thesis contains four chapter including introduction and conclusion. Introductory chapter deals with the problematic of natural law. First chapter investigates the tradition of natural law, especially natural law theories of Cicero, Thomas Aquinas, and Hugo Grotius. Second chapter analyzes John Finnis? theory of natural law which based on main human values and goods. It tries to estimate distinguishing features of Finnis? theory and its place in the tradition of natural law. The thesis ends with a concluding remark about some of the main points which came out during the course of study

    THE DEVELOPMENT OF TEACHERS ATTITUDE SCALE TOWARDS EDUCATIONAL RESEARCH: THE VALIDITY AND RELIABILITY STUDY

    Get PDF
    Eğitimin kalitesini arttırmak amacıyla bilim insanları tarafından farklı konularda birçok eğitim araştırması yapılmaktadır. Diğer taraftan öğretmenlerden bu araştırma sonuçları bulgularına dayanarak uygulamalar yapmaları beklenmektedir. Öğretmenlerin eğitim araştırmalarının bulgularından yararlanmalarında bu araştırmalara karşı tutumları önemli bir yer tutmaktadır. Bu çalışmanın amacı öğretmenlerinin eğitim araştırmalarına karşı tutumlarının belirlenmesine yönelik "Eğitim Araştırmalarına Yönelik Öğretmen Tutum Ölçeği (EAÖTÖ)" olarak adlandırılan Likert tipi bir ölçek geliştirmektir. Çalışmada karma araştırma deseni kullanılmış olup nicel ve nitel verilerden yararlanılmıştır. Çalışmanın örneklemini 504 öğretmen oluşturmaktadır. EAÖTÖ'nün geliştirilmesindeki basamaklar; Kuramsal Çerçevesinin Oluşturulması; Madde Havuzunun Oluşturulması; Uzman Görüşe Başvurma; Geçerlik ve Güvenirlik İçin İstatistiksel Analizler; şeklindedir. EÖATÖ'nün geliştirilmesinde madde analizi, açımlayıcı faktör analizi, doğrulayıcı faktör analizi, Güvenirlik katsayısı (Cronbach's Alpha) değerleri hesaplanmıştır. Sonuç olarak EAÖTÖ 3 faktörlü yapıda (Eğitim Araştırmalarının Gerekliliği, Eğitim Araştırmalarına Değer Verme, Eğitim Araştırmalarının Uygulanabilirliği) 20 maddeden oluşturulmuş olup, Güvenirlik katsayısı Cronbach's Alpha 0.88 olarak hesaplanmıştır. Educational researches have been carried out by scientists in different subjects in order to improve the quality of education. On the other hand teachers are expected to apply the findings of this research results into practice. Teacher' attitudes towards education research are important in accepting the findings of education researches. The aim of this study was to develop "Teachers Attitude Scale Towards Educational Research (TASTER)" which is a Likert-type scale in order to determine teachers' attitudes towards educational research. Mixed research design has been utilized as the research method and data were obtained as both qualitative and quantitative means. The study sample was composed of 504 teachers. Steps in the development of TASTER are; establishment of theoretical framework; creation of item pool; getting the expert opinion; statistical analysis for reliability and validity. Item analysis, exploratory factor analysis, confirmatory factor analysis and reliability coefficient (Cronbach's alpha) were used in the development of TASTER. As a result of the study, three-factor structure of TASTER composed of 20 items were formed and the Cronbach's alpha reliability coefficient was calculated as 0.88

    ANALYSIS OF THE EFFECT OF DISCOVERY LEARNING ON ELEMENTARY SCHOOL STUDENTS' GEOMETRIC THINKING LEVELS

    Get PDF
    Araştırma, ilköğretim 7. sınıf öğrencilerin geometrik düşünme düzeylerinin geliştirilmesinde buluş yoluyla öğrenme stratejisinin etkisini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Buluş yoluyla öğretimin öğrencilerin geometrik düşünme düzeylerine etkisini belirlemek amacıyla ön test-son test kontrol gruplu deneysel desen kullanılmıştır. Araştırma, İzmir ilinde bulunan iki özel ilköğretim okulunda 7. sınıfa devam eden 118 öğrenci ile gerçekleştirilmiştir. Bu öğrencilere geliştirilen "Geometrik Düşünme Düzey Belirleme Testi" ve deney grubunda yer alan öğrencilere buluş yoluyla öğrenme stratejisine göre hazırlanan etkinlikler uygulanmıştır. Deneysel çalışma bulgularına dayanılarak buluş yoluyla öğrenme yaklaşımına göre tasarlanan öğretimde keşfetmeye yönelik etkinliklerin öğrencilerin geometrik düşünme düzeylerini geliştirdiği söylenebilir. This research aims to investigate the effect of the strategy of learning through discovery while developing 7th grade students geometric thinking levels. . It involves experimental pre-test post test model to define the effect of the strategy of learning through discovery to the students' geometric thinking levels. The study covers 118 students attending 7th grades in two different private schools at İzmir. Developed "Geometric Thinking Level Assessment Test" was applied to all students. On the other hand, activities prepared in accordance with the strategy of learning through discovery were applied only to the students in the experimental group. On the bases of the results of experimental study findings it can be stated that the activities which are designed so stat students can make discoveries help students improve their geometric thinking levels

    The Study of Decision Making About the Delivery Type of Pregnant Women

    Get PDF
    Yöntem;Tanımlayıcı bir çalışmadır. Araştırma kapsamına, İzmir ilinde bulunan 600 primipar gebe alınmıştır. Veri toplama aracı olarak,Sosyo-Demografik Özellikler Soru Formu, Doğum Şekline Karar Verme Durumlarına İlişkin Soru Formu ve Melbourne Karar Verme StilleriÖlçeği-II kullanılmıştır. Veriler katılımcıların soru formları kendilerinin doldurması ve iki soruda yüz yüze görüşme tekniği kullanılaraktoplanmıştır. Bulgular: Gebelerin %81.3' ünün doğum şekline karar verme aşamasında söz sahibi olmak istediği belirlenmiştir. Gebelerdoğum şekli kararları açısından incelendiğinde, %67.2' sinin normal doğuma ve %13.7' sinin sezaryen doğuma karar verdikleri, %19.2'sinin ise halen kararsız olduğu saptanmıştır. Gebelerin yaşları, eğitim durumları, çalışma durumu, izlenilen sağlık kuruluşu, doğum şeklitercihleri, doğum şekli tercihlerinin sorulma durumları, doğum şekline karar verme aşamasında söz sahibi olmayı isteme durumları ile doğumşekli kararları arasında anlamlı bir fark olduğu belirlenmiştir (p< .05). Kaçıngan karar verme puanı yüksek olan gebelerin doğum şeklikonusunda kararsız olduğu, erteleyici karar verme puanı yüksek olan gebelerin ise normal doğuma karar verdikleri saptanmıştır (p< .05).Sonuç: Primigravidalar, doğum şekli konusunda belirsizlik yaşamaktadırlar ve izlemlerini yapan hekim, ebe ve hemşireler tarafındanbilgilendirilerek doğum şekli kararlarını belirlemek istemektedirler. Gebelerin doğru doğum şekline karar vermeleri konusunda desteklendiğive düşüncelerinin önemsendiği eğitim ortamlarına gereksinimlerinin olduğu saptanmıştır. Objectives: Look into the decision making states about the delivery mode of primigravidas and the effective factors. Methods: This is asectional and descriptive study. In the research , there were totally 600 primipar pregnants. Question Form, including the DemographicCharacteristics ,Pregnacy stories and Decision Making States about The Delivery Mode and Melbourne Decision Making Stales Scale-IIwere used as a means of data collection. Results: It was confirmed that 81.3% primipar pregnants wanted to be closely involved withdesicion making stage about their delivery modes. When we investigated the pregnants according to their delivery mode decisions, it wasalso confirmed that 67.2% pregnants decided to have a vaginal delivery, 13.7% pregnants decided to have cesarean delivery and 19.2%pregnants were still ambivalent about their delivery modes. In addition to this, it was stated that there was a meaningful difference betweenthe ages of pregnants, educational backgrounds, professional, medical establishments, pregnancy weeks, their preferences about the deliverymode, the states of being asked how to make the delivery, their desires for participation in the decision making stage about the deliverymode or not and the delivery mode decisions (p< .05). It was stated that the individuals having a high point in the prudent decision makingwere undecided about their delivery modes and the individuals having a high point in the dilatory decision making decided to have avaginal delivery (p< .05). Conclusion: Because of having uncertainty about the Delivery Operation, the primipar Sregnants wants to decidetheir delivery mode with a health guidence. It has been confirmed that the pregnants needs training about the correct delivery mode decisionand they wants to be overrated in their delivery mode decision

    Alüminyum profil gövdeli bir dik işlem merkezinin sonlu elemanlarla analizi

    No full text
    Günümüzde, dik işlem merkezleri endüstriyel uygulamalarda yaygın olarak kullanılmaktadır. Bu sebeple dik işlem merkezlerinin tasarım ve analizlerinin önemi artmaktadır. Makina tasarımcıları tasarım işlemlerinde bilgisayar destekli mühendislik yöntemlerini sıklıkla kullanmaktadırlar. Bu çalışmada alüminyum gövdeli bir dik işlem merkezi için bir sonlu eleman modeli geliştirilmiş ve sonlu eleman analizleri yapılmıştır. Titreşim analizi; doğal frekanslar, titreşim biçimleri vb. gibi yapısal modal parametreleri belirlemek için yapısal mühendislikte yaygın kullanılan bir yöntemdir. Bu çalışmada bir dik işlem merkezinin titreşim analizi ele alınmıştır. Titreşim analizi için sonlu elemanlar yöntemi kullanılmıştır. ANSYS parametrik tasarım dili kullanılarak dik işlem merkezinin bir sonlu elemanlar modeli geliştirilmiştir. Sonra titreşim analizi sonuçları elde edilmiştir. Sonlu eleman modelini doğrulamak için deneysel modal testler yapılmıştır. Hareket sonrası oluşan titreşimler artık titreşimler olarak adlandırılmaktadır. Artık titreşimler, esnek sistemlerde uç nokta konumlandırılmasında oldukça etkilidir. Dik işlem merkezinin artık titreşimlerini kontrol etmek için açık kontrol ile trapez hız profili hem deneysel hem de numerik olarak uygulanmıştır. Nowadays, vertical machining centers are extensively used in industrial applications. Therefore, importance of design and analysis of vertical machining centers is increasing. Machine designers are commonly used computer aided engineering methods in the design process. In this study, for a vertical machining center with aluminum profile framing, a finite element model developed and finite element analyses are employed. Vibration analysis is a method which has been widely used in structural engineering for determining structural modal parameters, such as natural frequencies, mode shapes, etc. In this study, vibration analysis of a vertical machining center which constructed with modular aluminum profile systems is considered. For the vibration analysis, finite elements method is used. A finite elements model of the vertical machining center is developed by using ANSYS parametric design language (APDL). Then, vibration analysis results have been obtained. To validate accuracy of the finite element model experimental modal testing is carried out. Vibrations arisen after the motion is called residual vibrations. Residual vibrations significantly affect positioning achievement of the end point in flexible systems. To control the residual vibrations of the vertical machining center, trapezoidal velocity profile is applied with open loop control both experimentally and numerically

    Evaluation of clinicopathological features of patients with gastric cancer retrospectively and correlations between survival

    No full text
    Amaç: Mide kanserli hastaların klinik verilerinin retrospektif olarak değerlendirilerek prognostik faktörlerin sağkalım ile ilişkisinin saptanması Gereç ve Yöntem: Ocak 2006 ile Aralık 2012 yılları arasında mide adenokarsinomu tanısı alan 311 hastanın kayıtları retrospektif olarak incelendi. Yaş, cinsiyet, kan grubu, tümör yeri, invazyon derinliği, histolojik diferansiyasyon derecesi (grade), cerrahi tipleri, kemoterapi ve radyoterapi alma durumlarının sağkalım süresine etkisine bakıldı. Bulgular: Çalışmamıza mide adenokarsinomu tanısı almış 311 olgu dahil edildi. Olgularımızın % 68, 8? i erkek, % 31, 2?si kadındı. Erkek cinsiyette yaş ortalaması 58,6 ± 10,5, kadın cinsiyette yaş ortalaması 58,1 ± 14,5 iken grubun yaş ortalaması 58,8 ±11,9 idi. Olguların % 95,6? sı histopatolojik olarak adenokanser türünde saptandı. TNM evrelemesine göre olgularımızın %11? i evre 1 % 21,1? i evre 2, % 27?si evre 3, % 40,7?si evre 4 olarak saptandı. Olguların % 40,7? si tanı anında metastatik idi. En sık metastazın peritona olduğu görüldü. 170 olguya (% 83,3) cerrahi uygulandığı en sık total gastrektomi yapıldığı görüldü. 148 olgu (% 72,5) kemoterapi, 103 olgu (% 50,5) adjuvan kemoradyoterapi aldı. Olgularımız izlem süresi ve genel sağkalım süresi açısından değerlendirildiğinde; izlem süresi için interquartil aralık ortanca 14 ay (7-29 ay) genel sağkalım süresi ortanca değeri: 20,3 ay (18,6-22,1 ay) 5-yıllık sağkalım ise % 30,1 olarak hesaplandı. Olguların T evresi ve N evresi arttıkça yaşam süresinin azaldığı saptandı. Sağkalım ile anlamlı ilişkili diğer prognostik faktörler, tümörün yerleşim yeri, Lauren sınıflaması, lenfovasküler ve perinöral invazyon durumu, histolojik diferansiyasyon durumu olarak saptandı. Sağkalım ile hastanın yaşı, cinsiyeti, kan grubu, histopatolojisi arasında ilişki saptanmadı. Sonuç: Mide kanserinin her evresinde tanımlanan birçok faktörün prognozla ilişkisi olduğu görüldü. Ancak tanımlanan prognostik faktörlere rağmen mide kanserinin özellikle ileri evre hastalarda mortal seyrettiği saptandı. Hastalığın etkin tedavi edilmesi için yeni tedavi yaklaşımlarına ve yeni tedavi ajanlarına ihtiyaç vardır ve hedefe yönelik tedavilerdeki gelişmeler takip edilmelidir. Aim: Determining the prognostic factors via evaluation of clinical data of patients with gastric cancer retrospectively and determining the correlations of prognostic factors between survival. Material and method: Records of 311 patients who were diagnosed as gastric adenocarcinoma between January 2006 and December 2012 were evaluated retrospectively. The associations of age, sexuality, blood group, localization of the tumor, grade of indifferentiation, type of surgery, chemotherapy and radiotherapy with the survival time is evaluated. Results: A total of 311 cases with gastric adenocarcinoma were included in the study. Among the cases, 68,8 % were male and 31,2 % were female. The mean ages were 58.6 ± 10.5 for males, 58.1 ± 14.5 for females and 58.8 ±11.9 for all. According to the TNM staging system; 11 % of our cases were stage I, 21,1 % were stage II, 27 % were stage III, 40,7 % were stage IV. At the diagnosis 40,7 % of were in metastatic stage. The most common metastatic organ was peritoneum. One hundred and seventy cases had surgical therapy. The most common surgical type was total gastrectomy. One hundred and forty eight cases (72.5 %) had chemotherapy and one hundred and three cases (50,5 %) had adjuvant chemoradiotherapy.The median values were 14 months (7 - 29 moths, interquartile rate) for general following time, 20,3 months (18,6 - 22,1 months) for overall survival and five year survival rate was 30.1%. Increasing T stage and N stage of cases resulted in a decrease in survival. Other prognostic factors related significantly with survival were the location of tumor, Lauren classification, lymphovascular invasion, perineural invasion, grade of differentiation. No prognostic significance of the patient?s age, sex, blood group or tumor histopathology was detected. Conclusion: It is established that most of the defined factors are associated with prognosis in every stage of gastric cancer. Although the defined prognostic factors, gastric cancer remains mortal especially patients in late stage. The new terapeutic agents or approaches are required to treat the disease more effectively and the developments in targeted therapy must be followed up

    The relationship between brain neurotrophic factors and thyroi̇d function, vitamin B12, folic acid in mood disorders

    No full text
    Amaç: Duygudurum bozuklukları işlevselliği ciddi ölçüde bozan kronik seyirli hastalıklardır. Duygudurum bozukluklarının etiyolojisi tam olarak anlaşılamamakla birlikte nörotrofik faktörlerin, tiroid işlev bozukluklarının, B12 vitamini ve folik asit yetersizliğinin etiyolojide rolü olduğu bilinmektedir. Bu çalışmanın amacı duygudurum bozukluğu olan hastalarda serum BDNF ve GDNF?nin TSH, sT3, sT4, B12 vitamini ve folik asit ile ilişkisini incelemektir. Yöntem: Çalışmaya 145 hasta (37 ötimi, 41 mani, 29 bipolar bozukluk depresif epizod, 38 major depresif epizod) ve 67 sağlıklı gönüllü alındı. Serum BDNF ve GDNF düzeyleri ticari sandviç ? ELISA kiti kullanılarak, TSH, sT3, sT4 düzeyleri ?chemiluminescent? yöntemi kullanılarak ve B12 vitamini ve folik asit düzeyleri ?Chemiluminesans Microparticle Immunoassay? (CMIA) yöntemi ile ölçüldü. Hastalar DSM-IV-TR için yapılandırılmış klinik görüşme (SCID-I), Young Mani Derecelendirme ölçeği (YMDÖ), Hamilton Depresyon Derecelendirme Ölçeği-17 (HAMD), Klinik Genel Derecelendirme Ölçeği (CGI), İşlevselliğin Genel Değerlendirilmesi Ölçeği (GAF) ile değerlendirildi. İstatistiksel analizler için SPSS 15.0 paket programı kullanıldı. Gruplar arası karşılaştırmada kategorik değerler için Ki-kare, sürekli değişkenler için Kruskall Wallis, ikili karşılaştırmalarda Mann Whitney U, sürekli değişkenlerin korelasyonu içine Spearman korelasyon analizi kullanıldı. Bulgular: Serum BDNF düzeyleri duygudurum episodlarında sağlıklı gönüllülerden düşük ve hastalık şiddetleri ile korele idi. GDNF düzeyleri farklı değildi. sT3 düzeyleri bipolar bozukluğun ötimik, manik, depresif epizodlarındaki hastalar ve unipolar depresyonu olan hastalarda sağlıklı gönüllülerden düşüktü. sT4, B12 vitamini, folik asit değerleri açısından gruplar arasında anlamlı fark saptanmadı. Bipolar depresyonda BDNF ile sT4 arasında pozitif, unipolar depresyonda GDNF ile sT4 arasında negatif korelasyon saptandı. Tartışma: BDNF nin duygudurum epizodları için biyokimyasal bir gösterge olduğu bulgusu bu çalışmada da doğrulanmıştır. Depresif epizodda, sT4?ün BDNF?ye paralel, GDNF ile ise zıt yönde hareket ederek patofizyolojiye katkıda bulunabileceği gösterilmiştir. Objective: Mood disorders is a chronic disease which severely disrupt the functionality. Its etiology is still unknown. But neurotrophic factors, thyroid abnormalities, deficiency of vitamin B12 and folic acid play the role in the etiology. The aim of this study is to examine the relationship between BDNF, GDNF and TSH, fT3, fT4, vitamin B12 and folic acid in patients with mood disorders. Method: One hundred and forty-five patients (thirty-seven euthymic, forty-one manic, twenty-nine bipolar depression, thirty-eight unipolar depression) and sixty-seven healthy controls were enrolled in the study. Serum BDNF and GDNF levels were measured using a sandwich-ELISA kit, TSH, fT3, fT4 levels were measured with chemiluminescent method and vitamin B12, folic acid levels were measured with Cemiluminesans Microparticle Immunoassay (CMIA) method. Patients were evaluated with Structured Clinical Interview for DSM-IV-TR (SCID-I), Young Mania Rating Scale (YMRS), Hamilton Depression Ratig Scale-17 (HAMD), Clinical Global Impression Scale (CGI) and Global Assessment of Functioning Scale (GAF)., Kruskall Wallis, Mann Whitney U, chi-square, Spearman correlation analysis were used for statistical analysis by SPSS15.0 programme. Results: Serum BDNF levels were lower in bipolar disorder episodes (manic or depressive episodes), and unipolar disorders than healthy volunteers and correlated with episode severities. GDNF levels were not different. fT3 levels were lower in manic, depressive and even euthymic episodes, and unipolar depression than healthy controls. fT4, vitamine B12 and folic acid did not differ among the groups. There was a positive correlation between BDNF and fT4 in bipolar depression, a negative correlation between GDNF and fT4 in unipolar depression. Conclusion: Our findings support the concept of decreased BDNF levels as a state-marker in mood episodes. fT4 was shown to contribute to the pathophysiology in depressive episodes, by acting parallel to BDNF and opposite to GDNF level

    Measuring and modelling traffic induced vibrations as a decisive tool in planning and conservation of historic areas

    No full text
    Trafik kaynaklı titreşimler Dünya?nın pek çok ülkesinde inceleme konusu olup; bu çalışmada konut kullanımlı tescilli taş yapılarda oluşan trafik kaynaklı titreşim düzeyleri ölçülmüş ve koruma amaçlı imar planı kararları ile kontrol edilebilen değişkenlerle açıklanmaya çalışılmıştır. Çalışma kapsamında İzmir İli, Ödemiş İlçesi, Birgi Beldesi?nde bulunan on adet tescilli yapıda kontrollü olarak geçirilen kamyon, minibüs, ambulans, itfaiye, özel araç ve traktör ile oluşan titreşim düzeyleri yapının girişinde yola bakan iki köşesi ile orta noktasına sabitlenen sensörler ile ölçülmüştür. Çalışma kapsamında 630 adet ölçüm değeri elde edilmiş, ancak orta noktada konumlandırılan sensörden alınan değerlerin daha sağlıklı olması nedeniyle hatasız olduğu tespit edilen 199 titreşim değeri analizlerde kullanılmıştır. Çalışmada, yapıda oluşan trafik kaynaklı titreşim düzeyi (1) yapıya ve (2) taşıta, (3) çevreye ait özellikler ile (4) koruma amaçlı imar planı kararları ile kontrol edilebilen değişkenler ile çoklu doğrusal regrasyon yöntemi ile açıklanmaya çalışılmıştır. Elde edilen final modelde bağımlı değişkenin varyansının yüzde 86,3?ü (R kare değeri 0,863) açıklanabilmiştir. Yapıya bitişik bir bahçe duvarı bulunması, yapının önünde açık alan niteliğinde bir alan olması, yapının iki tarafında yapıya bitişik ve daha az yükseklikte binalar bulunması, tekerleklerin tümünün aynı çapta olması ve yapının önünde su kanalı bulunması; titreşim düzeyiyle ters orantılı bulunmuştur. Yapının önündeki yol kesişim noktası sayısı, yapı büyüklüğü, taşıtın toplam ağırlığı ve eğim durumu ise yapıda oluşan titreşim düzeyiyle doğru orantılı bulunmuştur. Bununla birlikte ölçüm yapılan yapının zemin malzemesinin karo olması, trafik kaynaklı titreşimleri diğer zemin malzemelerine göre en fazla azalttığı tespit edilen malzemeyken; karoyu sırasıyla mozaik kaplama, beton, ahşap, taş döşeme, kayrak taşı ve toprak takip etmektedir. Taşıt hızı hariç, değişkenlerin tümü 0,05 düzeyinde istatistiksel açıdan anlamlı bulunmuştur. The level traffic induced vibrations on historic stone buildings are measured, and then statistically modeled using explanatory variables that can be controlled through planning decisions. The traffic induced vibration levels are measured for 10 historic stone buildings in Birgi, İzmir, Turkey using a truck, a midibus, an ambulance, a fire truck, a tractor, and a car. Three sensors are used in each building, where one of them is placed in the middle of the ground floor and the remaining two on the front corners of the building at the same floor. The final model explains 86,3 percent of the variation in the traffic induced peak vibration levels on historic stone buildings. Presence of a wall detached to the building, presence of an empty space (like a porch or a park) in front of the building, presence of detached buildings on sides of the building, presence of a water canal in front of the building are found to be negatively related to traffic vibration levels. The vehicles with same-diameter-tires are also found to induce less vibration on historic stone buildings compared to the vehicles with asymmetric-diameter-tires (like tractors). The number of intersections in front of the building, size of the building, slope, and total vehicle weight are found to be positively related to traffic vibration levels. The material of the ground floor is also found effective in traffic induced vibrations, where soil yields the highest vibration level. Slate, stone, wood, concrete, mosaic coating and tile materials yield less vibration levels orderly. All variables, but the speed of the vehicle, are found to be statistically significant at the 0,05 level

    Von Papen's Ambassador to Turkey

    No full text
    İkinci Dünya Savaşı henüz başlamadan önce Türkiye'ye büyükelçi göreviyle gelen Von Papen, yaklaşık olarak beş yıl boyunca bu görevini yerine getirmiştir. Her ne kadar başarılı bir geçmişe sahip olduğu için atandığı iddia edilse de, aslında başka önemli sebepler de vardır. Bunların belki de en başında geleni, önemli tecrübelere sahip birisi olmasıdır. Diğer sebeplerden biri de, önemli bir coğrafyada yer alan Türkiye ile Almanya ilişkilerini olumlu bir seviyede tutabilecek belki de yegane insandır. Yine Birinci Dünya Savaşı sırasında Orta Doğu bölgesinde ve Türkiye'de Von Papen'in görev almış olması en önemli etkenlerden biridir. Çalışmanın amacı, biyografik bir eser ortaya koymaktan ziyade, Von Papen'in Türkiye'de görevli bulunduğu yıllarda yürütmüş olduğu faaliyetlerdir. Bu nedenle öncelikle Von Papen'in hayatı incelenmiş ve sonra elçilik yıllarına geçilmiştir. Elçilik yılları içerisinde Türk - İngiliz - Fransız ittifakının yapılmasını engellemek için yürüttüğü çalışmalar, Türk - Alman Saldırmazlık Paktı'nın imzalanması, Von Papen'e karşı girişilen suikast girişimi, Türkiye'nin Almanya ile olan siyasi ve diplomatik ilişkilerini kesmesi ve Von Papen'in Türkiye'den ayrılması araştırılmaya çalışılmıştır. Yet the task before the Second World War from the Von Papen ambassador to Turkey, has fulfilled this role for nearly five years. Assigned to each claim to have a history of how successful the fact that although there are other important reasons. The beginning of the best of these is perhaps the most important is to have someone with experience. One of the other reasons the region is also an important level of positive relations with Turkey and Germany, perhaps the only man to hold. However, during the First World War in the Middle East and Turkey, Von Papen is one of the most important factors to be served. The purpose of this study, rather than a biographical work reveals, Von Papen's officials during his years in Turkey are the activities that have been carried out. Therefore, first Von Papen's life has been examined and then passed to the embassy year. Embassy of the year in the Turkish - English - French alliance done to prevent the work undertaken, Turkish - German Non-Aggression Pact signing, Von Papen against the attempted assassination attempt in Turkey with Germany political and diplomatic relations cut and Von Papen Turkey 'the club has been investigated

    The Importance of Quality of Life in Children with Type 1 Diabetes Mellitus

    Get PDF
    Diabetes Mellitus, insülin sekresyonunun ve/veya insulin etkisinin mutlak ve göreceli azlığı sonucu karbonhidrat, yağ ve proteinmetabolizma bozukluklarına yol açan hiperglisemi ile karakterize kronik bir metabolizma hastalığıdır. Tip 1 Diyabet tanısı insan yaşamınıkalıcı olarak değiştirmektedir. Hastanın günlük insülin enjeksiyonu, kan şekeri takibi, gelişebilecek akut ve kronik komplikasyonlar çocuk veergenlerin sağlıkla ilgili yaşam kalitesini etkilemektedir. Tip 1 DM yaşam kalitesi hastalığın gidişinin önemli bir göstergesi olup, çocuğuniyilik halini göstermektedir. Metabolik kontrol ve komplikasyonların önlenmesi kadar, çocuğun iyilik hali ve yaşam kalitesi de tedavideeşdeğer öneme sahiptir. Hemşireliğin temel rolü olan bakımın hedefi, yaşam kalitesini desteklemektir. Hemşirelerin bakım verdiklerikişilerin yaşam kalitelerini nasıl algıladıklarını bilmesi ve bu doğrultuda bakım sunabilmesi için bu kavramı çok iyi anlamaları gerekmektedir Diabetes Mellitus is a chronic metabolic disorder characterized by hyperglycemia due to an absolute or relative deficiency ofinsulin secretion and/ or insulin effect, that may lead to various disorders of carbohydrate, fat and protein metabolism. Beingdiagnosed with Type 1 Diabetes change the lives of people permanently. Daily insulin injections, blood glucose (self)monitoring, possible acute and chronic complications affect the health-related quality of life of children and adolescents.Quality of life is a significant indicator of the course in Type 1 Diabetes, and indicates the well-being of the child. In treatmentof Diabetes, quality of life and well-being of the diabetic child are at equal significance as metabolic control and prevention ofpossible complications. The principle role of nursing, which is delivering health care, is to support the quality of life of thepatients. Nurses need to understand this concept very well to be able to identify patients' perceptions of their quality of life anddeliver health care accordingly

    3,017

    full texts

    10,837

    metadata records
    Updated in last 30 days.
    DSpace at Dokuz Eylul University
    Access Repository Dashboard
    Do you manage Open Research Online? Become a CORE Member to access insider analytics, issue reports and manage access to outputs from your repository in the CORE Repository Dashboard! 👇