DSpace at Dokuz Eylul University
Not a member yet
    10837 research outputs found

    BSC VE GF-AHP İLE LOJİSTİK ŞİRKETLERİ İÇİN STRATEJİ PLANLAMA VE YÖNETİMİ

    Get PDF
    Traditional performance assessment is mainly based on financial aspects, but the significance of non-financial aspects such as customer satisfaction or innovation becomes important factors for business success especially in service areas. The aim of this paper is to investigate the appropriate strategy and performance measurement in logistics companies by using the Balanced Scorecard (BSC) method with fuzzy AHP (FAHP) approach to ensure comprehensive performance analysis of both financial and non-financial aspects. Since the major customer of logistics companies are traders and manufactures, they provide a series of transportation solution or other logistics activities. In this paper, the relative algorithm is proposed to measure each dimension of BSC. According to their significance level, all dimensions are ranked to pay attention respectively for the selection of the strategy of the logistic companies. The weight of each technical criterion which is important for the strategy of logistics companies is found to calculate the relative weight of each dimension of BSC. The most important measures of each BSC dimension are return on investment, safety and reliability, administrative performance, employee satisfaction. Klasik performans değerlendirmesi çoğunlukla finansal beklentiler üzerine kuruludur, fakat finansal olmayan faktörler, örneğin tüketici memnuniyeti veya yenilik-değişim, şirketlerin başarılı olmasında özellikle servis alanlarında önemli olmaya başladı. Bu çalışmanın amacı Dengeli Sonuç Kartı (Balanced Scorecard-BSC) ve bulanık analitik hiyerarşi süreci metodları kullanılarak lojistik şirketleri için finansal ve finansal olmayan faktörler göz önünde bulundurularak uygun strateji ve performans ölçümünü araştırmaktır. Başlıca lojistik şirketlerinin müşterileri alıcı ve üreticiler olduğundan dolayı, lojistik şirketleri farklı ulaşım yolları ve çözümleri sağlarlar. Bu makalede, BSC'ın her bir boyutunun ölçülmesi için göreli algoritma önerildi. Her bir boyut için elde edilen önem derecelerine göre, boyutların hepsi derecelendirilerek lojistik şirketleri için strateji seçimi belirlenmeye çalışıldı. Lojistik şirketlerinin strateji seçimi için önemli olan her bir teknik kriterin ağırlıkları hesaplanarak BSC'ın boyutları için göreceli ağırlıklar bulundu. Stratejik öneme sahip kriterler sırasıyla yatırım getirisi, emniyet ve güvenirlilik, idari performans, çalışan memnuniyetidi

    Serigraphic print on wet clay

    No full text
    Yaş Çamur Üzerine Serigraf Baskı? başlıklı tez çalışmamda seramik sanatında sıklıkla ve birçok değişik yöntemlerle kullanılan serigrafi yöntemini inceledim. Şimdiye kadar serigrafide alanında birçok değişik yöntem kullanılmış, bununla beraber deri sertliğindeki ve yaş çamurun üzerine serigrafi yoluyla birçok transfer yöntemi denenmiştir. Bu çalışmamada serigrafi yöntemini deri sertliğine gelmemiş olan yaş çamur üzerine doğrudan baskı yöntemiyle grafiksel tasarımın aktarımı çalışması yapılmıştır. Araştırmanın ilk bölümünde ?Baskının Tanımı ve Tarihçesi?, ikinci bölümde ?Seramik Yüzeylerde Baskı ve Tarihçesi? ve üçüncü bölümünde ise araştırmamın asıl konusu olan ?Yaş Çamur Üzerine Transfer Yöntemleri? incelenmiş ?Yaş Çamur Üzerine Transfer Yöntemi? nin üzerinde durulmuştur. Dördüncü bölümde ?Serigrafinin Tanımı ve Tarihi?, beşinci bölümde ?Serigrafi Baskısında Kullanılan Araç ve Gereçler? e? yer verilmiştir. Altıncı bölümde elde edilen verilerin ışığında, yaş çamur üzerine farklı bir transfer yöntemi olan serigrafi yöntemiyle baskının aşamasının uygulaması yapılmış ve aşamaları fotoğraflanmıştır. Yaş çamur üzerine serigraf baskı yönteminin bize sağladığı avantajlar arasında baskı yapılan çamura istenilen şekli verebilmesine olanak vermiştir. Çıkartma yöntemiyle ulaşamadığımız kıvrımlara baskı yapmamızı sağladığı gibi diğer kağıt üzerinden transferlere göre daha net ve keskin çizgiler çıkmasını sağlamaktadır. With my study titled ?Serigraphic print on wet clay?, I have studied serigraphic method which is used commonly in several ways in ceramic art. So far while in serigraphy different methods have been being used, different transfer methods on wet clay which is hard like leather have been being tried. With this work, graphic design transfer by direct print method with serigraphic method on wet clay which is not as hard as leather, was done. At the first part of the study ?the history and description of printing?, at the second part ?printing on ceramic surfaces and its history? and at the third part ?transfer methods on wet clay surface? which is the main issue of my study, were studied and put emphasis on ?transfer methods on wet clay surface?. At the fourth part ?description and history of serigraphy?, at the fifth part ?tools and equipment used in serigraphic printing? issues were mentioned. At the last part of the study in the scope of acquired donnee, practice of printing by serigraphic method which is a different transfer method on wet clay, was tried and photographed the processes. One of the advantage of serigraphic printing method on wet clay is allowing us to give desired shape on clay. This method also enables to print on curves which are inaccessible by discarding method, in comparison with transfer from paper it provides clearer and sharper lines

    A study of preservice teachers attitude,perception and hopelessness levels towards their professions

    No full text
    Bu çalışmanın amacı Dokuz Eylül Üniversitesi Eğitim Fakültesi İlköğretim Matematik Öğretmenliği Bölümü dördüncü sınıf öğrencilerinin öğretmenlik mesleğine yönelik mesleki tutum, algı ve umutsuzluk düzeyleri arasındaki ilişkiyi ve bu değerlendirmelerin bağlı olduğu faktörleri incelemektir. Araştırma, 2012-2013 öğretim yılında Dokuz Eylül Üniversitesi Buca Eğitim Fakültesi İlköğretim Matematik Öğretmenliği Bölümü?nde örgün ve ikinci öğretim dördüncü sınıfa devam eden 178 öğrenci ile gerçekleştirilmiştir. Bu araştırma kapsamında Beck Umutsuzluk Ölçeği, ?Öğretmenlik Mesleğine Yönelik Tutum Ölçeği? ve ?Öğretmenlik Mesleğine Yönelik Algı Ölçeği? kullanılacaktır , araştırmanın yöntemi betimsel yöntemdir. Araştırmada kullanılacak olan ve veri toplama araçlarıyla toplanan veriler, araştırma amaçları doğrultusunda betimsel ve ilişkisel istatistiki işlemlere tabi tutulmuştur. Araştırmada elde edilen veriler SPSS 15.0 paket programı yardımı ile analiz edilmiştir. Araştırmanın bulgularını çözümlemek için t-testi, tek yönlü varyans analizi(ANOVA) , Cronbach alfa katsayısı, Pearson korelasyon katsayısı,Sperman korelasyon katsayısı,Man-Whitney U testi , Kruskal Wallis testi, frekans ve ortalama verileri kullanılmıştır. Araştırmanın sonuçlarına göre, Dokuz Eylül Üniversitesi Buca Eğitim Fakültesi İlköğretim Matematik Öğretmenliği Bölümü'nde dördüncü sınıfa devam eden öğrencilerin öğretmenlik mesleğine yönelik tutum ve algıları arasında pozitif yönde, anlamlı bir ilişki, öğretmenlik mesleğine yönelik tutum ve umutsuzluk düzeyleri arasında negatif yönde, anlamlı bir ilişki, öğretmenlik mesleğine yönelik algı ve umutsuzluk düzeyleri arasında negatif yönde, anlamlı bir ilişki olduğu saptanmıştır. Öğretmenlik mesleğine yönelik tutum, algı ve umutsuzluk düzeyleri cinsiyet, gelir düzeyi, ikamet yeri, anne-baba eğitim düzeyleri değişkenleri açısından anlamlı bir farklılık göstermezken; öğretmenlik mesleğine yönelik tutum, algı ve umutsuzluk düzeyleri ile mesleği seçme nedenleri arasında anlamlı bir ilişki olduğu sonucuna ulaşılmıştır.Cinsiyet değişkeni ile sadece umutsuzluk düzeyi arasında anlamlı bir ilişki olduğu görülmüştür The aim of this study is to examine relations between occupational attitude, perception and despair levels of Dokuz Eylül University, Education Faculty, Primary Education Mathematics Teaching Department, fourth grade students in respect to teaching occupation as well as the factors related to those assessment. Research was implemented on 178 fourth grade students of Dokuz Eylül University, Buca Education Faculty, Primary Education Mathematics Teaching Department formal and secondary education. ?Beck Hopelessness Scale?, ?Scale for Attitude Towards Teaching Occupation Scale? and ?Scale for Perception of Teaching Occupation? shall be used in this study, and the research method is descriptive research. Data to be collected by collecting tools for use in the research are subjected to descriptive and relative statistical process based on research objectives. Data obtained from the research are analyzed using SPSS 15.0 pack program. T-test, One-Way Analysis of Variance (ANOVA), Cronbach Alpha Coefficient, Pearson Correlation Coefficient,Sperman CorrelationCoefficient,Man-Whitney U Test , Kruskal Wallis Test, frequencyand medium data are used in order to analyze research findings. According to research results, it is found out that there is a positive, meaningful relation between attitude and perception of Dokuz Eylül University, Buca Education faculty, Primary Education Mathematics Teaching Department fourth grade students towards teaching occupation, a negative, meaningful relation between attitude and hopelessness towards teaching occupation, and a negative, meaningful relation between perception and hopelessness towards teaching occupation. Attitude, perception and hopelessness levels towards teaching occupation does not indicate any difference in terms of income level, district of residence, parent educationlevels variants; whereas there is a meaningful relation between attitude, perception and hopelessness levels towards teaching occupation and choice of occupation and there is a meaningful relation between only hoplessnes levels towards sex

    Improving of knowledge and behaviors on nutrition and physical activities through health education of 3rd grade primary school students

    No full text
    İlköğretim 3. sınıf öğrencilerinin sağlık eğitimi yoluyla beslenme ve bedensel etkinlik konusundaki bilgilerinin ve davranışlarının geliştirilmesini amaçlayan araştırma girişimsel tiptedir. Araştırmanın örnek büyüklüğü girişim grubuyla kontrol grubu arasında %50?lik bir fark olacağı öngörülerek %80 güç, %95 güven aralığında hesaplandığında, her bir grup için en az 64 kişi olarak belirlenmiştir. Girişim okulunda 69, kontrol okulunda 68 öğrenciye ulaşılmıştır. Araştırma iki yıl devam etmiştir. Girişim okulunda öğrencilere, ailelerine ve öğretmenlere beslenme konusunda sağlık eğitimi verilmiştir. Öğrencilere etkileşimli eğitim yöntemleri kullanılarak yılda 14 hafta sağlık eğitimi verilmiştir. Ailelere ve öğretmenlere sağlık eğitimi 1 saatlik sunumla yapılmıştır. Öğrencilerin bilgi durumu veri toplama aracı ile her sorunun doğru cevabına bir puan verilerek 20 puan üzerinden değerlendirilmiştir. Öğrencilerin beslenme davranışı değişikliği, düzenli öğün, sebze-meyve, süt ve ürünleri, et, tavuk, balık, yumurta yeme, besin değeri olmayan yiyecekleri yememe ve toplam beslenme davranışı üzerinden değerlendirilmiştir. Bedensel etkinlik davranışı ise öğrencinin bir günde televizyon ve bilgisayar karşısında geçirdiği süre ile değerlendirilmiştir. Verilerinin çözümlenmesinde sayı yüzde dağılımı, Wilcoxon işaretli sıra testi, Ki-kare testi (McNemar), Mann-Whitney U testi kullanılmıştır. İki yıl sağlık eğitimi verilen girişim grubu öğrencilerinin beslenme davranışında sadece besin değeri olmayan yiyecekleri yememe anlamlı olarak artmıştır (p<0.05). Hiçbir girişim yapılmayan kontrol grubunda ise öğrencilerin beslenme davranışında sebze, meyve, et, tavuk, balık, yumurta yemeleri anlamlı olarak düşmüştür (p<0.05). Her iki gruptaki öğrencilerin de bedensel etkinlik davranışında değişim olmamıştır. Öğrencilerin bilgi durumları ise; girişim grubunda anlamlı olarak yükselirken kontrol grubunda benzer düzeyde kalmıştır. Araştırmada etkileşimli eğitim teknikleri kullanılarak uygulanan iki yıllık sağlık eğitiminin öğrencilerin bilgisini olumlu yönde değiştirdiği, beslenme davranışında olumlu kazanımlar sağlarken, bedensel etkinlik davranışında etkili olmadığı görülmüştür. The research which consist to improve nutrition and physical activities of 3rd grade students through health education is interventional research study. The sample size of the study is determined as 64 person for each group, for predicted the % 50 differences between the intervention group and control group after calculation of the 80% power, 95% confidence interval. 69 student in intervention school and 68 student in control school were reached. Research has continued for two years. In the intervention school, to the students, to their family and to their teachers were trained on nutrition health education. Health education is given to the students through interactive education methods for 14 weeks a year. Health education to the families and to the teachers was made by one hour presentation. Knowledge level of the students are evaluated by data collecting instrument, as rating 1 point for each correct answer that based on 20 point. Changing on nutrition behavior of the students were evaluated on regular meal, vegetable and fruit; milk and milk product; consuming frequency of meat, of chicken, of fish, of egg and non consuming of junk food and total nutrition behaviors. Physical activity behavior was evaluated on spending time by watching TV and staying on computer. Percentage distribution of points, Wilcoxon signed-rank test, Mann-Whitney U test were used for analyzing the datas. Nonconsuming of the junk food is increased significantly in intervention group students who have health training for two years (p<0.05). Consuming of vegetable, fruit, meat, chicken, fish, egg is significantly decreased in control group which have any intervention (p<0.05). There were not any changing on physical activity in both group. Knowledge status of the students is increased significantly in intervention group, but kept same level in control group. In this research, health training for two years applied through interactive education methods is changed the knowledge of the students and provided positive gains on nutrition behaviors, but it doesn?t have any effects on physical activity behaviors

    Metropolis revisited: dialectic of enlightenment, modernity and architectural modernizm

    Get PDF
    Theodor Adorno ve Max Horkheimer, 'Aydınlanma'nın Diyalektiği: Felsefi Fragmanlar' (1947) adlı yapıtlarında, Aydınlanma projesinin yapısı gereği totaliter olduğunu ve mitolojiyi insan düşüncesinden kovmuş olmasına rağmen kendisinin mite gerilediğini öne sürmektedirler. Aydınlanma paradigmasının ürünü olan birer sanat dalı olarak erken 20. yüzyıl sineması ve mimarlık, Adorno ve Horkheimer'in bu savlarını doğrulamaktadırlar. Fritz Lang'in Metropolis (1927) adlı filmi; bir paradig- ma değişimi olarak Aydınlanma'nın, tarihsel bir dönem olarak Modernite'nin ve bu tarihsel döneme özgü bir üslup olarak Modern Mimari hareketin birbirleri ile ilişkilerinin çözümlenebilmesine olanak sağlayan çok katmanlı bir anlamsal yapı- ya sahiptir. Filmde Aydınlanma-mitoloji ile Modern Mimari-tarihsel içerik diyalektikleri paralel olarak işlenmiştir. Filmdeki, Metropolis'in makine estetiğine dayalı fütüristik ütopik mimarisi ile distopik tekno-totaliter toplumsal düzen arasındaki gerilim, gerçekte tarihsel üsluplardan yararlanmayı reddeden Modern Mimari hareketin ütopik karakteri ile mitoloji olarak tarihsel birikim arasındaki gerilimi yansıtmaktadır. Theodor Adorno and Max Horkheimer asserted that the project of enlightenment which itself is already totalitarian ai- med to overthrow the myths from the human mind and to install human beings as masters reverted to mythology at the end, in their master work 'Dialectic of Enlightment: Philosophical Fragments' (1947). As artistic products of Enlightment Project, cinema and architecture of early twentieth century affirmed Adorno and Horkheimer's thesis. Fritz Lang's Metro- polis (1927)'s multi-layered messages enables us to comprehend the relationships between Enlightment as a paratigmatic change, Modernity as a historical period, Architectural Modernism as an artistic style which is a product of this paradigm and this historical period. In this film, dialectics of Enlightment/mitology and Architectural Modernism/historical content entwined. In reality, the tension between utopian futuristic architecture based on machine aesthetics of Metropolis and its distopian techno-totaliterian social order reflected the tension between utopian characteristic of Modern Avant-garde in architecture who rejects to use historical styles and historical content as mitology

    Çalışan atamalı hücresel imalat sistemi tasarımı

    No full text
    Hücresel imalat sistemleri, imalat alanında çok etkili bir yöntemdir, özellikle şekil, fonksiyon veya üretim yöntemi açısından benzer parçalar söz konusu olduğu zaman. Hücresel imalat sisteminin temel problemi Hücre Oluşturma Problemi'dir. Bu tezde, alternatif rota, makinalarda parça bazlı farklı imalat süreleri, üretim maliyeti, hücreler arası parça bazlı taşıma maliyeti, makine bazlı zorluk derecesi, operatör bazlı yetenek derecesi, çok fonksiyonlu operatörler, ve çalışan eğitim maliyeti bilgilerini içeren nitelikleri belli bir hücre oluşturma problemi çalışılmıştır. Problemi çözmek için Tavlama Benzetimi algoritmasına dayanan bir algoritma sunulmuştur. Hücre sayısı belirlemek için sunulan algoritmanın içinde Bashir ve Karaa (2008) tarafından bulunan Kaiser Kuralı kullanılmıştır. Oluşturulan algoritmayı denemek için rastgele üç hücre oluşturma problemi geliştirilmiştir, küçük boyda olan 5 makine ve 7 parçadan, orta boyda olan 10 makine ve 15 parçadan ve büyük boyda olan 18 makine ve 30 parçadan oluşmuştur. Sonuçlar, sunulan algoritmanın, üretim maliyeti, hücreler arası taşıma ve çalışan eğitim maliyetinden oluşan minimum toplam sistem maliyetini veren iyi sonuçlar ortaya çıkarmıştır. Ayrıca eğitim maliyeti ve hücreler arası taşıma maliyetinin toplam maliyet üzerindeki etkisi, birim maliyetler değiştirilerek analiz edilmiştir. Cellular manufacturing is one of the most effective approaches in manufacturing area, when the system contains similar products by shapes, functions or production methods. Cell Formation Problem is the main problem in cellular manufacturing systems. In this thesis, a specific cell formation problem, which consists of alternative routes of parts, different process times at different machines for each part, manufacturing cost, different inter-cell material handling cost for different parts, different machine complexity degree, different talent worker degree, different worker talent degree, multifunctional workers and worker training cost. To solve the problem, an algorithm based on Simulated Annealing algorithm is presented. The number of the cells is determined in the presented algorithm using Kaiser?s Rule by Bashir and Karaa (2008). To test the proposed algorithm, three cell formation problems are randomly generated, the small sized consists of five machines and seven parts; the medium sized consists of ten machines and fifteen parts; and the large sized consists of eighteen machines and thirty parts. The results show that the proposed algorithm produces good results giving the minimum total cost which includes manufacturing cost, inter-cell material handling cost, and worker training cost. Also effects of the inter-cell material handling cost and the worker training cost on the total cost are analyzed by changing each cos

    Aristotle and Farabi free will

    No full text
    Hürriyet (özgürlük) kavramı, herkes için kabul gören ortak bir tanımı ifade etmemektedir. Hürriyetin müşterek bir kavramsal tanımının yapılamıyor olması, onun duygusal bir yaşam durumunu karşılıyor olmasından kaynaklanmaktadır. Bu ?yaşama hali? kendisini ?seçme? ve ?eylem? unsurlarıyla ortaya koyabilmektedir. Her insan, hürriyetinin bilincine ?eylem?de varmaktadır. Çünkü hürriyeti elinden alındığı an insan, hürriyetsizliğinin verdiği rahatsızlık durumunu yaşamakta ve hürriyetin öneminin farkındalığını duymaktadır. Yine de sözü edilen bu durum, ?seçme?nin insan hürriyeti adına göz ardı edilebilir bir evre olduğu biçiminde yanlış anlaşılmamalıdır. Gerek, ? seçme? gerekse ? eylem? hürriyetin anlamsal iki ayrı önemli evresini oluşturmaktadır. Seçme hürriyeti; tercihi ifade etmektedir. Tercih, iradeyle gerçekleştirilen bir seçim durumudur. Ancak ?irade? tercihe göre çok daha kapsamlı bir kavramdır. Çünkü tercih, yalnız düşünen insana özgüdür. Dolayısıyla irade özgürlüğüne sahip olan insan ancak tercihte bulunabilmekte, seçim hürriyetine sahip olabilmektedir. Yine insan, elinde olan şeyler üzerine enine boyuna düşünerek tercih etmektedir. Aristoteles?te ve Farabi?de iradi özgürlük önce teolojik, daha sonra da beşeri zemininde değerlendirilmektedir. Filozoflarımız adına konunun teolojik düzlemde değerlendirilmesi, onların metafizik algılarının incelenmesini zorunlu kılmaktadır. Filozoflarımız için Metafiziğin bilgisi en üstün bilgidir. Çünkü Metafizik, en üstün varlık olan Tanrı?yı konu almaktadır. Bu bağlamda özgür irade ay-üstü alemde önce Tanrısal Varlık (irade-i külli) adına değerlendirilmelidir. Daha sonra da özgür irade hiyerarşik düzlemde epistemolojik ve ontolojik olarak Tanrı?dan daha aşığı da yer alan ay-üstü varlıkları adına değerlendirilir. Bu anlamda ay-üstü eylemde ?mutlak determinizm? görülmektedir. Konu ay-altı alemi adına değerlendirildiğinde ay-altı alemi varlıklarının içerisinde de bir hiyerarşik dizilim söz konusu olmaktadır. Bu dizilim çevresinde en üstte düşünen bir varlık olması bakımından insan olmak üzere, sırasıyla hayvan, bitki ve cansız varlıklara uzanan bir yapı görülmektedir. Dolayısıyla söz edilen bu ay-altı alemi varlıkları adına iradi özgürlük değerlendirilmektedir. Ancak ay-altı dünyada, ay-üstü alemi kadar katı bir determinizm değil, ?ılımlı determinizm? görülmektedir. Çünkü düşünen bir varlık olması bakımından insan yalnız iradi bir varlık değil (irade-i cüzi), tercih eden bir varlıktır. O, tercihini iyi yönde kullanabileceği gibi kötü yönde de kullanabilmektedir. Ancak insanın doğuştan sahip olduğu istidatlarını iyi yönde kullanabilmesi için iradi bir eğitime ihtiyacı vardır. Bu iradi eğitimi insana sunacak olan kişi ise, seçkin bir kişi olmakla, ?ilk yönetici? olmalıdır. O; hikmet sahibi, bilge kişidir. Bu anlamda ilk yönetici, insanı Tanrısal mutluluğa, gerçek mutluluğa ulaştıracak olan kılavuzdur. Her insanın ilk yönetici olması imkan dahilin de olmadığı gibi, her insanın doğuştan yalnız iyi istidatla donatılmış olması da söz konusu değildir. İnsanda doğuştan hem iyi; hem de kötü istidatlar vardır. Yalnızca Tanrısal varlık, özü gereği iyiliğe sahip olmakta, O; kötü olma zıtlığını içermemektedir. Oysa insanda iyilik ile kötülük iki zıt güç olarak bulunmaktadır. Önemli olan onun iyi olan istidatını ortaya çıkarabilmesidir. Beşeri mutluluk, Tanrısal iradeye bağlı olarak gerçekleşmektedir. Ancak tercihini kötü yönde kullanarak kötü eylemde bulunmak da insana özgü bir durumdur. Dolayısıyla beşeri düzlemde ?zorunlu bir determinizm? den söz edilememektedir. The concept of liberty (freedom), does not express a common definition which is accepted by everybody. A common cognitive definition of liberty cannot be done due to its meeting an emotional life state. This ?state of life? can reveal itself with its components ; ?selection? and ?action?. However, all people comprehend liberty not in ?selection? but in ?action? since, the moment a human being?s freedom is taken away, human being has experienced inconvenience resulting from having no liberty and has an awareness of its importance. Nevertheless, the situation that is being mentioned should not be misunderstood as ?selection? is an ignorable phase. Not only ?selection? but also ? action? composes two different lexical phases of liberty. Freedom of choice; expresses preference. Preference is a state of choice substantiating with free will. However, free will is more comprehensive rather than preference. Because, while voluntary actions are for children and animals, preference is exclusive to thinking people. Therefore, human being who has free will can choose and can have freedom of choice. Also, human being chooses by thinking the things he has over. According to Aristotle and Farabi, free will is evaluated firstly based on theological and then on humane. Evaluation of the subject on teological plane by the philosophers necessitates them to analyze metaphysics. Knowledge of metaphysics is the most superior knowledge. Because metaphysics is about the God,principle of absolute being. In this regard, free will should be evaluated on lunar base in the name of deity. Then, it should be evaluated on hierarchic plane epistemologically and ontologically in the name of lunar beings which are lower than God. But, free will cannot be mentioned for neither God nor the each of lunar beings. In this sense, ?absolute Determinism? is seen on the lunar based action. When it is evaluated on behalf of sub-lunar universe, there is a hierarchic array amongst the sub lunar beings, as well. In this array, human beings are in the top due to their thinking capacity, and then animals, plants and non-living things can be seen in an order. As a result, free will is evaluated for this sublunar beings. However, ?moderate determinism? is seen in sublunar world not a ?strict determinism? as on the lunar base. Owing to the fact that humans are thinking beings, they are not only willed but also a being who can make a choice. They can use their preference positively but also they can use it negatively, too. However, human beings need a volitional education to use his aptitude in a positive way. The person who will present this volitional education should be exclusive ?first director? . He is the wise man who has wisdom. In this sense, first director is the pioneer who will takes people into deific happiness, real happiness. It is not possible for every human being to be the first director but also it is not possible for every human being to have a good aptitude. Human being has both good and bad aptitudes congenitally. Only Deity has goodness due to his essence, he; does not have contrast of evil. In fact, human beings have both goodness and evil as two averse powers. The important point for them is to reveal the good characteristics. Humane happiness substantiates depending upon deific will. But choosing the evil is also a behavior peculiar to human being. As conclusion, on humane basis, ?a compulsory determinizm ? cannot be mentione

    Partial Nullity Problem Based on Non-use of Registered Well-known Marks

    No full text

    SCIENCE AND TECHNOLOGY TEACHERS' PERCEPTIONS OF PROFESSIONAL TEACHER

    Get PDF
    Eğitim alanında yapılan reformların başarıya ulaşmalarında öğretmenlerin mesleklerinde profesyonel bir gelişim göstermesi kritik bir önem arz etmektedir. Bu çalışmada Fen ve Teknoloji öğretmenlerinin profesyonel öğretmen kavramına ilişkin algılarının belirlenmesi amaçlanmıştır. Çalışmanın örneklemini, Rize ilinde görev yapan 10 Fen ve Teknoloji öğretmeni oluşturmaktadır. Veriler yarı yapılandırılmış mülakat tekniği kullanılarak elde edilmiş ve analizinde betimsel analiz yönteminden faydalanılmıştır. Çalışmaya katılan Fen ve Teknoloji öğretmenlerinin çoğunun kendilerini profesyonel bir öğretmen olarak algılamadıkları ve profesyonelliğin zamanla oluşabileceği şeklinde bir düşünceyi benimsedikleri belirlenmiştir. Ayrıca öğretmenlerin önemli bir kısmı da hizmet içi eğitim fırsatlarının yetersiz olmasını profesyonel öğretmen olma yolunda bir dezavantaj olarak görmektedirler. Elde edilen bulgular, yenilenen Fen ve Teknoloji öğretim programının belirlediği teknolojinin kullanımı boyutundaki hedefler ile öğretmenlerin profesyonel olma ile ilgili algı ve uygulamalarının beklenildiği şekilde örtüşmediğini ortaya koymaktadır. Bu çalışma kapsamında, öğretmen yetiştirme programlarının ve hizmet içi eğitim kurslarının öğretmenlerin önerileri ve ihtiyaçları dikkate alınarak yeniden düzenlenmesi önerilmektedir. The professional development of teachers is a key factor in ensuring that educational reforms are effective. The aim of this study was to understand science and technology teachers' perceptions of professional teachers. The sample of the study was 10 science and technology teachers who work in Rize. Data were collected through semi-structured interview technique and analyzed via descriptive analysis method. It was determined that most of science and technology teachers don't think of themselves as professional teachers and believes the idea of that professionalism occurs in the course of time. Most of science and technology teachers mentioned the lack of in-service training opportunities become a disadvantage on the path towards being a professional teacher. The findings also showed that the goals of using technology in the renewed science and technology education curriculum and teachers' perceptions and practices don't match up with each other as expected. In this study, the teacher training programmes and in-service training courses recommended to be reorganized to take in consideration the needs and suggestions of teachers.</p

    3,017

    full texts

    10,837

    metadata records
    Updated in last 30 days.
    DSpace at Dokuz Eylul University
    Access Repository Dashboard
    Do you manage Open Research Online? Become a CORE Member to access insider analytics, issue reports and manage access to outputs from your repository in the CORE Repository Dashboard! 👇