DSpace at Dokuz Eylul University
Not a member yet
    10837 research outputs found

    A COMPARISON BETWEEN CHRISTIANITY AND ISLAM ACCORDING TO WILFRED CANTWELL SMITH

    Full text link
    Tarih boyunca geleneksel oryantalizmin İslam'a bakışı, büyük ölçüde olumsuz ve dışlayıcı olmuştur. Bununla birlikte modern dönemde başlayan Hıristiyan - Müslüman iletişim ve ilişkileri, bu yaklaşım tarzını büyük ölçüde yetersiz kılmaktadır. Bu bağlamda ılımlı Batı'lı din araştırmacılan, her iki kesimi birden tatmin edip uzlaştırmaya yönelik yeni yaklaşım tarzlan geliştirme çabası içine girmiştir. Bunların en önemlilerinden biri olan W. Cantwell Smith, Hıristiyanlık ile İslam arasında geleneksel bakış açılarını eleştirip bir yana bırakan yeni karşılaştırmalar yapmıştır. Bu aşamada her iki kesimi birden ikna etmekten ziyade belli ölçüde rahatsız eden bu yeni yaklaşım tarzı, en azından Hıristiyan ve Müslüman kesimlerin birbirini doğru anlamasına katkı sağlaması ve daha sorıra yapılacak tarafsız araştırmalara öncülük etmesi itibanyla büyük değer ve anlam taşımaktadır. Throughout the history the orientalist approach to Islam has been largely negative and exclusionary. However, with the beginning of the modern era, Christian - Muslim relations make this approach largely ineffective. In this co n text, moderate W estern religious scholars started to devise satisfying approaches to compromise the two parties. One of the most important of these scholars is W. Cantwell Smith, who has made · comparisons which eriticize the traditional perspectives between Christianity and Islam. At this stage, his approach to some extent disturbed both sides rather than trying to persuade. Nevertheless, this new approach has great value since it contributes to the Christian and Muslim groups to understand each other correctly and lead future objective researches

    An empirical application for understanding investor's behavior who invest in the ISE stock exchange

    No full text
    İktisatçıların iktisadi analizlerinde ağırlıklı olarak matematiği kullanmaya başladıkları 1940'lı yıllardan günümüze kadar geliştirilen her ekonomik model her bir öncekinden daha rasyonel insanlar geliştirdi. Ekonomik modeller içine sıkıştırılan insan, duygularından arınmış, faydasını en üst düzeye çıkarmaya çalışan rasyonel varlıklar olarak tanımlandı. İktisat dışındaki psikoloji, sosyal psikoloji, sosyoloji ve sosyal sosyoloji gibi insan davranışlarını inceleyen sosyal bilimlerde elde edilen bulgular; insanın iktisat modellerinde varsayıldığından farklı özellikleri olduğunu ve farklı davranış biçimleri sergilediğini göstermektedir. Geleneksel finans modellerinin finans piyasasında olup bitenleri açıklamakta yetersiz kalındığı durumlarda biliş psikolojisi alanındaki çalışmalardan elde edilen bulgulardan destek alınmıştır. Bu çalışmalara davranışsal finans denilmektedir. Davranışsal finans yaklaşımına göre insanların bazı bilişsel yanlılıkları olduğunu, duyguların ve ruh halinin insan davranışını etkilediğini bu nedenle de insanların teoride öngörüldüğü gibi daima optimum tercihlerini yapamayacaklarını bir başka değişle; yatırım kararları rasyonel temelli olmaktan ziyade, sezgilere ve hislere dayalı alınmakta olduğunu anlatır. Bu çalışmada, davranışsal finans hakkında genel bir bilgi vermeye çalışılmakta ayrıca literatürde ortaya konulan temel bulgular çerçevesinde; İMKB bireysel yatırımcılarının davranışları ve psikolojik yönelimleri belirlenmeye çalışılmaktadır. Finance Program Each economic model that has been developed since 1940?s when economistsstarted to use mathematics mostly in economiç analysis until today has built up more rational people that the former one. People who have been stuck into economic models are defined as rational beings that are free from feelings and trying to maximize their usefulness. Finding gained in other social sciences observing human behaviors such as psychology, social psychology, social and social sociology apart from economic indicate that human has different behaviors than the ones supposed in economic models and they show different way of behaviors. In the points where traditional economic models are insufficient to explain what go around in the finance market, findings received in cognitive psychology have given support.These studies are called as behavioral finance. According to behavioral finance people have some cognitive partialities, feelings and temper influence human behavior and therefore people cannot make optimum choices all the time as foreseen in theory, in other words investment decisions are given on the basis of instinct and feelings instead of being rational basis. The aim of this study is to give general information about behavior finance and to determine behaviors and psychological tendencies of Istanbul Stock Exchange (IMKB) individual investors within the frame of basic findings put forth in literatür

    Effect of triclosan coated sutures on surgical site infections in pilonidal sinus: Single blind randomized controlled study

    No full text
    Giriş: Cerrahi dikişlerin yara kontaminasyonu için odak oluşturabileceği 30 yıldan fazladır bilinmektedir. Triklosan ile kaplı dikiş materyalinin in vitro ve in vivo çalışmalarında bakteri yükünü azalttığı bildirilmiştir. Bu çalışmada trikolsan kaplı dikişlerin cerrahi alan enfeksiyonu üzerindeki etkisini araştırmak amaçlanmıştır. Genel cerrahi pratiğinde yara iyileşmesi ve cerrahi alan enfeksiyonu ile ilişkili sorunların en sık yaşandığı hastalıklardan birisi olması nedeniyle antibiyotik kaplı dikişlerin etkinliğini araştırmak üzere pilonidal sinüs hastaları seçilmiştir. Gereç-Yöntem: Ocak 2010-Ocak 2013 tarihleri arasında pilonidal sinüs nedeniyle Dokuz Eylül Üniversitesi Genel Cerrahi ve İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi polikliniklerine başvuran 125 hasta randomize edildi. Hastaların hepsine sinüs eksizyonu ve primer kapama yapıldı. Çalışma grubundaki 63 hastada monoflaman polidioksanon 1/0, triklosan kaplı poliglaktin 3/0 ve triklosan kaplı monoflaman polidioksanon 3/0; kontrol grubundaki 62 hastada monoflaman polipropilen 1/0, poliglaktin 3/0 ve poliproplen 3/0 dikişlerle primer kapama yapıldı. İki grup cerrahi alan enfeksiyonu açısından karşılaştırıldı. Bulgular: Demografik ve cerrahi özellikler açısından iki grup arasında herhangi bir fark yoktu. Postoperatif ilk 1 ay içinde 17 (%13.6) hastada cerrahi alan enfeksiyonu saptandı. Triklosan kaplı dikişlerle yarası kapatılan 63 hastada cerrahi alan enfeksiyonu oranı %9.5 (n=6) ve kontrol grubundaki 62 hastada CAE oranı %17.7 (n=11) idi. İki grup arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı değildi (p=0.180). Yirmi beş (%20) hastada seroma saptandı. Bu hastaların 19?u triklosan, 6?sı kontrol grubundaydı. Triklosan grubundaki hastalarda seroma oranı istatistiksel olarak anlamlı şekilde yüksekti (p= 0.004). Triklosan grubundaki 9 hastada, kontrol grubundaki 3 hastada CAE olmaksızın yara yeri ayrılması gözlendi. Aradaki fark istatistiksel olarak anlamlı değildi (p=0.073). Ortalama iyileşme süresi tüm hastalar için 18.2±7.3 (14-45), triklosan grubunda 18.4±7.9 (14-40) ve kontrol grubunda 18±6.5 (14-45) gün idi. İyileşme süresi açısından iki grup arasında bir fark yoktu (p=0.818) Sonuç: Çalışma sonucunda triklosan kaplı dikişlerin kullanıldığı grupta cerrahi alan enfeksiyonu oranı kontrol grubuna göre daha düşük bulunmasına karşın aradaki fark istatistiksel olarak anlamlı değildi. Triklosan kaplı dikişler cerrahi alan enfeksiyonu oranını azaltabilir. Konuyla ilgili daha çok hasta içeren çalışmalara gereksinim vardır. Introduction: Surgical sutures have been considered as an infectious focus for over 30 years. Bacterial colonization on suture materials was showed in many studies. In vivo and in vitro studies have shown that triklosan coated sutures may decrease bacterial colonization in surgical site. In this study we aimed to investigate the effect of triklosan coated sutures on surgical site infections in pilonidal sinus disease. Materials-Method: Between January 2010-January 2013 116 patients presented with pilonidal sinus in Dokuz Eylul University General Surgey and Izmir Ataturk State hospital policlinics were randomized into 2 groups. In study group triklosan coated monofilament polydioxanone 1/0, triklosan coated polyglactin 3/0 and triklosan coated monofilament polydioxanone 3/0; in control group monofilament polypropylene 1/0, polyglactin 3/0 and monofilament polypropylene 3/0 sutures were used for primary closure. Surgical site infection rates were compared between two groups. Results: Demographic and surgical features were similar between two groups. Overall surgical site infection rate after 30 days was 13.6% (n=17). In triklosan group 6 (9.5%) patients had surgical site infection. Surgical site infection rate in control group was 17.7% (n=11). Difference between two groups was not statistically significant (p=0.180). Overall seroma rate was %20 (n=25). Seroma rate in triklosan group was significantly higher than control group (30% vs 9.6%, p=0.004). Wound dehiscence rates in triklosan and control groups were 14.2% and 4.8% respectively (p=0.073). Conclusion: In regard to our study triklosan coated sutures have a lower surgical site infection rate but the difference between two groups was not statistically significant. Triklosan coated sutures may decrease surgical site infections but more randomized studies with large series should be performed

    An analysis of logistics centers with regards to air transportation: A case study for Turkey

    No full text
    Lojistik merkezler, ticari operasyonlarda lojistik faaliyetlerin çeşitli kullanıcılar tarafından yürütüldüğü ve tüm ulaştırma modlarıyla bağlantılı özel alanlardır. Dünya genelindeki örnekleri intermodal taşımacılığı teşvik edici nitelikteyken, ülkemizde kısıtlı ulaştırma modları kullanılmakta ve hava taşımacılığı göz ardı edilmektedir. Bu çalışmada lojistik merkezlerin havayolu ulaştırması yönlü analizi yapılmaya çalışılmış ve hava lojistiği adına bir farkındalık yaratabilmek amaçlanmıştır. Çalışmanın birinci bölümünde lojistik merkezler ve ulaştırma modları hakkında genel bilgilere yer verilmiştir. İkinci bölümde ise lojistik ve havayolu taşımacılığı ilişkisi araştırılarak dünyadaki hava taşımacılığı odaklı lojistik merkezler örnek olarak aktarılmıştır. Son bölümde ise Tekirdağ ? Çorlu Havaalanı odaklı bir uygulama yapılarak çalışmanın amacı ortaya konulmuştur. Bu doğrultuda nitel araştırma yöntemlerinden görüşme formu tekniğiyle lojistik hizmet veren firmalar ve ilgili otoriteleri ile görüşülmüştür. Sonuç olarak, ülkemizde hava lojistiği faaliyetlerinin sınırlı düzeyde yapılabildiği ve bu yükü de Atatürk Havalimanı?nın üstlendiği vurgulanmıştır. Bu noktada, hava lojistiğini geliştirebilmek adına alternatif çalışma ve düzenlemelerin yapılması gerekliliği ortaya çıkmaktadır. Logistics centers are specific areas where all logistics activities are carried out by varies users with all transportation modes in trade operations. While world?s logistics centers examples promote intermodal transportation, our country?s projects have limited modes and ignore air transportation. In this study, making an analysis of logistics centers with regards to air transportation and trying to create awareness about air logistics. First chapter of study includes general information about logistics centers and transportation modes. In second chapter, logistics and air transportation relation is evaluated and some air logistics centers are exampled. Last chapter of study is aimed to show purpose of study with Tekirdağ ? Çorlu Airport case. For that purpose, qualitative research methods are used to have an interview logistics service providers and relevant authorities. As a conclusion, it is emphasized that air logistics operations in Turkey have been done constrictedly and all of these operation are carried out by Ataturk Airport. In this point, the requirement of alternative regulations and studies for development of air logistics operations is revealed

    The effect of steroid-sirolimus combination on the experimental model of sclerosing encapsulated peritonitis in rats

    No full text
    Son dönem böbrek hastalığında böbrek yerine koyma tedavisi olarak uygulanmakta olan periton diyalizinin (PD) avantajlarının yanı sıra uzun dönem uygulanmasını sınırlayan ciddi komplikasyonları da bulunmaktadır. Bunların başlıcaları bakteriyel peritonit ve sklerozan enkapsüle peritonit (SEP) tir. SEP; periton zarında skleroz gelişmesine neden olan patolojik süreçleri ve buna bağlı olarak bağırsak anslarının ince bir zarla koza şeklinde sarılması ile ortaya çıkan klinik durumları tanımlamaktadır. Periton diyalizinin nadir fakat mortalitesi yüksek bir komplikasyonudur. SEP gelişmesinde rol oynayan başlıca faktörler; uzun PD süresi, peritonit atakları, periton zarının biyouyumsuz sıvılara maruz kalması ve epitelyum-mezenkimal dönüşüme (EMT) uğraması ve PD sonlandırılmasıdır. Böbrek nakli yapılan PD hastalarında gelişen SEP için immünsüpresif protokollerde kullanılan kalsinörin inhibitörlerinin profibrotik etkilerinin risk faktörü olabileceği ileri sürülmektedir. Günümüzde SEP tedavisi tam olarak mümkün değildir. İmmünsüpresif ajanların etkinliği insanlarda ve deneysel SEP modellerinde kanıtlanmıştır. Sıçanlarda oluşturulan SEP örneklerinde mTOR [mammalian target of rapamycin] inhibitörleri everolimus ve sirolimusun etkinliği gösterilmiştir. Sirolimus ile steroid birlikte kullanımının (kombinasyonunun) etkinliği konusunda literatürde deneysel veri yoktur. Amaç : Bu çalışmada deneysel olarak SEP oluşturulmuş sıçanlarda sirolimus ve steroid birlikte kullanımın SEP histopatolojisi üzerine etkinliğini araştırmayı amaçladık. Gereç ve yöntem : Çalışmaya 42 adet erkek ve 200-250 gram ağırlığında Wistar sıçanları alındı. SEP modeli, 3 hafta süreyle her gün karın sağ alt kadrandan periton içine (i.p) olarak isotonik sıvıda çözünmüş % 0.1 klorheksidin glukonat (KG) ve % 15 etanol solüsyonundan 10 ml/kg uygulanması ile oluşturuldu. Sıçanlar 6 gruba ayrıldı; kontrol grubuna (K) i.p 2 ml isotonik/gün/3 hafta; klorheksidin glukonat (KG) grubuna 2 ml KG/200gr/gün/3 hafta uygulanarak 3. hafta sonunda bu gruplardaki sıçanlara eter anestezi uygulanarak yaşamları sonlandırıldı.. Dinlenme (D) grubuna 2 ml KG/gün/3 hafta ve sonrasında 3 hafta süreyle periton dinlenmesi uygulandı. Kortikosteroid (P) grubuna 3 hafta süreyle KG /gün ve izleyen 3 hafta prednizolon (10 mg/L, içme suyunda) ; sirolimus (Sir) grubuna 3 hafta KG ve izleyen 3 hafta sirolimus (1 mg/kg/gün, gastrik gavaj ile) ; kortikosteroid-sirolimus (P-Sir) grubuna 3 hafta KG ve sonrasında 3 hafta prednizolon 10 mg/L ve sirolimus uygulandı. Altı hafta sonunda sıçanların eter anestezi ile yaşamları sonlandırıldı ve injeksiyon yerinin karşı tarafından pariyetal, eş zamanlı olarak da karaciğer visseral periton örnekleri alındı. Patolojik inceleme için Hematoxylen & Eosin (HE) ve Mason Trichrome (MT) boyaları kullanıldı. Işık mikroskopisi ile periton kalınlığı, fibrozis, ve damar yoğunluğu değerlendirildi. Bulgular : Pariyetal periton kalınlığı KG ve D gruplarında K, P, Sir ve P-Sir gruplarına göre anlamlı olarak artmış saptandı (p<0.05). K, P, Sir ve P-Sir grupları arasında pariyetal periton kalınlıkları açısından anlamlı bir fark saptanmadı (p>0.05). İstatistiksel bulgular fibrozis ve damar yoğunluk verileri açısından da aynı şekilde gözlendi. Visseral periton kalınlığı, fibrozis skoru ve damar yoğunluğu açısından da gruplar arasında yapılan karşılaştırmada; KG ve D gruplarında periton kalınlığı, fibrozis skoru ve damarlanma yoğunluğu K grubuna göre anlamlı olarak artmış bulundu (p<0.05). P, Sir, P-Sir gruplarında K grubu ile kıyaslandığında fark anlamlı saptanmadı. Çalışma sonunda D grubu ile KG grubu arasında anlamlı bir fark gözlenmezken; P, Sir ve P-Sir gruplarında KG ve D gruplarına göre tüm parametrelerde anlamlı gerileme saptandı ( p<0.05). Sonuç : Bu çalışmada deneysel olarak SEP oluşturulmuş sıçanlarda sirolimus-prednizolon birlikte kullanımının tek başına sirolimus ve prednizolon tedavilerine bir üstünlüğü olmadığı gösterilmiştir. Peritoneal dialysis (PD) , an alternative renal replacement treatment modality for end stage renal failure patients, has some serious complications that limits it for long-term use besides its certain advantages. Major complications are bacterial peritonitis and sclerosing encapsulated peritonitis (SEP). SEP is a clinical syndrome resulting from the pathologic processes that terminate with peritoneal sclerosis and coccooning of intestinal loops. It is a nadir but seriously fatal complication of PD. Major risk factors playing role in development of SEP are prolonged PD duration, infectious peritonitis episodes, exposure of peritoneal membrane to bioincompatible solutions, EMT, and cessation of PD. SEP occurring in PD patients who underwent renal transplantation has been attributed to the use of profibrotic effects of calcineurine inhibitors of immunosuppressive regimens. At present there is not any established treatment modality for SEP. The effects of some immunosuppressive agents have been documented in both human and experimental studies. The inhibitors of mammalian target of rapamycin (mTOR), everolimus and sirolimus, have attenuated SEP findings in experimental rat models. The effect of combination of sirolimus with steroid has not been documented so far. Objective : The aim of the study was to determine the effect of combination of sirolimus and steroid on experimental SEP model developed in rats. Materials and method : 42 wistar albino male rats were divided into 6 groups : 1) control group (C), 2 ml isotonic saline injected intraperitoneally (i.p) daily for 3 weeks, 2) chlorhexidine gluconate group (KG), 2 ml 0.1%CG and 15% ethanol dissolved in saline injected i.p daily for 3 weeks ,3) resting group (R) , CG for three weeks plus 3 weeks peritoneal rest, 4) prednisolone group (P), CG for 3 weeks and then prednisolone 0.1mg/kg (10 mg in 1 L tap water) for 3 weeks by feeding tube, 5) sirolimus group (Sir), CG for 3 weeks and then oral sirolimus ( 1mg /kg/day) for 3 weeks , 6) prednisolone-sirolimus group (P-Sir), CG for 3 weeks and then orally prednisolone and sirolimus for 3 weeks. At the end of 6 weeks rats were sacrified by ether anestezia. The specimens were collected from opposite siye of injection for parieatal peritoneum and from liver surface for visceral. The specimens were stained by Hematoxylen & Eosin (HE) and Mason Trichrome (MT) dyes for pathologic examinations. Peritoneal thickness, fibrosis, and vascular intensity were determined under light microscopy. Results : In the CG and R groups there was a significant increase in peritoneal thickness, fibrosis score and vascular intensity compared to C, P, Sir, and P-Sir groups in both parietal and visceral peritoneum (p<0.05). The parameters at the end of the study were not different in C, P, Sir , and P-Sir groups. The difference between P, Sir, and P-Sir groups were not significant. Resting was shown to be ineffective in attenuating SEP parameters. Conclusion : In this study we observed that sirolimus-prednisolone combination was equally effective in experimental SEP model compared to prednisolone and sirolimus only regimens

    THE EXTRAORDİNARY CONGRESS OF REPUBLİCAN PEOPLE'S PARTY OF 1946

    Full text link
    Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) 1946 yılına kadar toplam yedi kurultay düzenlemiştir. Bunların tümü CHP'nin tek parti iktidarı döneminde yapılmıştır. Bu kurultaylarda alınan kararlar, sadece parti üzerinde etkili olmakla kalmamış, ülkede izlenecek ekonomik, toplumsal ve siyasal politikaların belirlenmesi açısından da önemli bir zemin oluşturmuşlardır. 1946'da Türkiye'de birtakım iç ve dış dinamiklerin etkisiyle çok partili siyasi yaşama geçilmiştir. Bu gelişme, ülkenin içinde bulunduğu ortamı değiştirmiştir. CHP'nin 1946 Olağanüstü Kurultayı da, çok partili siyasal yaşama geçildikten sonra toplanmış olup, partinin ortaya çıkan yeni koşullara göre hem kendini hem de ülke siyasetini yeniden biçimlendirmesi amacıyla yapılmıştır. Bununla birlikte 1946 Kurultayı'nın önceliği, ülke siyasetinin çok partili yaşam koşullarına uygun duruma getirilmesi olmuştur. Republican People's Party organized totally seven congresses until the year of 1946. All of them were organized when Republican People's Party was in power during the singleparty period. The decisions that were taken in these congresses not only had effects for the party, but also provided basis for determination of economic and social policies and political lines of the country. In 1946 the multi-party system was settled in Turkey by the influence of some internal and external dynamics. This progress converted the political atmosphere of the country. The Extraordinary Congress of Republican People's Party of 1946 was carried out with the purpose of reforming both the party and the politics of the country considering the new conditions after the multi-party system was settled. Furthermore, the priority of the Congress of 1946 was to make the politics of the country convenient for the multi-party system

    Organizational trust perceptions of teachers in vocational high schools: A case study in Izmir

    No full text
    Bu araştırma, meslek liselerinde çalışan öğretmenlerin güven algılarının hangi demografik değişkenlere bağlı olarak, farklılık gösterdiğini belirlemeyi amaçlamaktadır. Bu araştırmanın hedef evreni İzmir ili genelindeki meslek liselerinde çalışan öğretmenlerden oluşmaktadır. Araştırmanın örneklemi ise İzmir ilçelerinin gelişmişlik sıralamasına göre oluşturulmuş olan tabakalardan seçkisiz atama yöntemi ile belirlenmiş ilçelerdeki tüm meslek liselerinde çalışan öğretmenlerdir. Araştırma sürecinde belirlenen okullardan toplam 698 öğretmen, alan şefi ve müdür yardımcısına ulaşılabilmiştir ve bu kişilerin görüşleri değerlendirmeye alınmıştır. Araştırmada öğretmenlerin güven algılarını belirleyebilmek için ?Örgütsel Güven Ölçeği? kullanılmıştır. Araştırma sonucu elde edilen verilerin çözümlenmesi SPSS istatistik programı kullanılarak gerçekleştirilmiş ve aşağıdaki bulgulara ulaşılmıştır: Yöneticilere güven boyutunda anlamlı farklılık gösteren bağımsız değişkenin sadece öğretmenlerin çalıştıkları okul türü olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Meslektaşa güven alt boyutunda anlamlı farklılık gösteren değişkenler çalışanların bulunduğu okuldaki toplam öğretmen sayısı ve çalışılan okul türü olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Paydaşlara güven alt boyutunda öğretmenlerde ve yöneticilerde cinsiyet, öğretmenlerde; yaş, medeni durum ve meslek dersi öğretmeni olup olmama değişkenlerinin her birinin anlamlı farklılık gösterdiği sonucuna ulaşılmıştır. Katılımcıların hizmet alanlarının(öğretmen, alan şefi, müdür yardımcısı) örgütsel güveninin tüm alt boyutlarında, çalışılan okul türünün ise paydaşlara güven boyutu hariç tüm güven boyutlarında anlamlı farklılık gösterdiği sonucuna ulaşılmıştır. This study consists of teachers working in vocational high schools throughout the province of Izmir target universe. The sample of the study of development of the districts of Izmir, which was created by order of the layers determined by the method of randomly assigning teachers working in vocational institutions in all districts. During the research, a total of 698 teachers, and their opinions were achieved and they were evaluated

    Matrisler için özdeğer ve iz eşitsizlikleri

    No full text
    Matris Teori?de spectrum hakkında sahip olunulan her bilgi bize matrisleri daha iyi anlama gücü verir. Spektrumu, spectral yarıçap ve en küçük özdeğer hakkında edinilen bilgilerle tanımlayabiliriz. Bu tezde, bir matrisin spectral yarıçapı için alt ve üst sınırlar belirleme ile en küçük yarıçapı için alt sınır belirleme konularındaki çalışmalar araştırılmıştır. Bu çalışmalarda Hadamard, Kronecker ve Fan çarpımlarının yeni tip matrisler oluşturmak için sıkça kullanıldığı görülmüştür. Ayrıca, mevcut birçok sonuçlar da bu çarpımlar ve onların cebirsel özellikleri için geliştirilmiştir. Bunlara ek olarak, bir M-matris ve tersinin Hadamard çarpımlarının en küçük özdeğeri için alt sınırlar incelenmiş ve yeni alt sınırlar bulunmuştur. In matrix theory, the more information about the spectrum gives the power of understanding matrices better. The spectrum can be identified by the knowledge of the spectral radius and the minimum eigenvalue of a matrix. In this thesis, the studies about the lower and upper bounds for the spectral radius and the lower bounds for the minimum eigenvalue of a matrix are investigated. In these studies, the Hadamard, the Kronecker and the Fan product of matrices are widely used to establish new types of matrices. Then several existing results are improved for these products and their algebraic characterizations. Furthermore, the lower bounds for the minimum eigenvalue of the Hadamard product of an M-matrix and its inverse are examined and some new lower bounds are computed

    Citizenship in Turkish law in the light of constitutional developments

    No full text
    Anayasa Hukukunun temel konularından biri olan vatandaşlık, Türk Anayasalarında benzer şekilde tanımlanmaktadır. Anayasalarda vatandaşı, Türk olarak ifade eden benzer tanımlar, etnik ya da dini herhangi bir ayrımcılık unsuru taşımamaktadır. Ayrıca bu tanım, belli bir etnisiteye de göndermede bulunmamaktadır. Anayasalarda, vatandaşlık hukuki ve tarafsız bir şekilde tanımlanmıştır. Uygulamada, vatandaşlık konusunda ortaya çıkan problemler, Türk Anayasalarındaki vatandaşlık tanımından kaynaklanmamaktadır. Vatandaşlık, devletin kuruluş amaçları, tarihsel kökleri ve kültürel, sosyal coğrafyasıyla ilintili olarak, bizzat ilgili devletin inisiyatifiyle tanımlanmaktadır. Anayasalarda vatandaşlığın, anayasal terminoloji bağlamında nasıl tanımlanması ve düzenlenmesi gerektiği, her zaman ve sadece, hukuki bir amaç ve metot ışığında irdelenmemektedir. Ulus-devleti tartışmaya açmak adına, vatandaşlık tanımı tartışmaya açılabilmektedir. Ulus-devlet inşa süreci, her devlette benzer tecrübelerin ışığında yaşanmıştır. Bu süreç, hukuka aykırı değil hukuk dışıdır. Başka bir anlatımla, bu süreçte ortaya çıkan problemleri, sadece hukuk içinde ifade edebilmek mümkün değildir. Citizenship which is one of the basic subjects of Constitutional Law, is defined similarly in all Turkish Constitutions. The definition of a citizen as ?Turk? doesn?t include a religious or an ethnic discriminative aspect. Moreover, this definition never refers to an ethnic meaning. Citizenship is defined legally in other words objectively. The problems about citizenship come out in the practice of Turkey?s conditions don?t result from the definition of citizenship in Turkish Constitutions. Citizenship is defined by the state itself according to its objectives, historical roots and cultural, social geography. The citizenship as a concept to be formulated and defined in terms of constitutional terminology in Turkish Constitutions isn?t always discussed in a frame of legal objectives and methodology. For the purpose of discussing the concept of nation state, the definitions of citizenship in Constitutions could be discussed. The construction period of a nation state is experienced through similar practices in every state. This period should not be considered ?againt law?, this period is ?outside the scope of law?. In other words, the problems appearing during this process cannot be always evaluated in terms of law

    Assessments of climate change effects on river flows

    No full text
    İklim değişikliğinin nedenlerini ve sonuçlarını değerlendirmek amacıyla, Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (IPCC) kapsamında hazırlanan dördüncü değerlendirme raporuna göre (AR4), yeryüzünde pek çok bölgenin yağış ve özellikle sıcaklık değerlerinde istatistiksel açıdan anlamlı değişimler öngörülmektedir. Bu değişimlerden en çok etkilenebilecek hidrolojik süreçlerin başında akarsu akışlarının geleceği düşünülmektedir. Çalışmada, iklim değişikliğinden etkilenebilecek su kaynaklarından biri olan Tahtalı baraj havzası örneği ele alınmıştır. Çalışma kapsamında, AR4'te belirtilen farklı iklim senaryoları ve bu senaryolar altında çalıştırılan on dört iklim modeli kullanılarak her bir iklim modelinin havzadaki yağış ve sıcaklık değişimleri belirlenmiştir. Bu değişimler, çalışma kapsamında geliştirilen istatistiksel ölçek indirgeme modeli ile istasyon ölçeğine indirgenerek yerel iklim değişimleri elde edilmiştir. Çalışma kapsamında ele alınan on dört iklim modeline ek olarak yağış ve sıcaklıklar için günümüz iklimine ait istatistiklerin yıl içindeki değişimini daha iyi temsil edebilen iklim modellerinin karışımından oluşan bir kombine iklim modeli de önerilmiştir. Ardından on dört iklim modeline ve Kombine modele ait yağış ve sıcaklık değişimleri, farklı parametrik yağış-akış modelleri ile akışlara dönüştürülerek havzanın gelecek dönemlerde yaşanması beklenen yağış ve sıcaklık değişimlerine karşı duyarlılığı farklı istatistiksel yaklaşımlar da kullanılarak sınanmıştır. Bunların yanı sıra, gelecek dönem yağış ve sıcaklık değişimlerinden etkilenen Tahtalı barajı akışları, farklı hazne teorileri ile değerlendirilerek haznenin iklim değişikliği altındaki performansı sınanmıştır. Bu sınamalarda, minimum akımlar yönteminden, klasik hazne işletme çalışmasının yapılabildiği aylık su bütçesinden ve Gould olasılık matrisi yönteminden yararlanılmıştır. Minimum akımlar yöntemi ile kritik dönem uzunluklarının gelecekteki değişimi sınanmış, aylık su bütçesi ve olasılık matrisi yöntemleriyle ise haznenin arz-performans ilişkileri araştırılmıştır. Kombine iklim modeli sonuçları dikkate alındığında yağışların iyimser tahminle %3, kötümser tahminle %13 azalabileceği, sıcaklıkların iyimser tahminle 1.5 0C, kötümser tahminle 2.1 0C artabileceği ve akımların iyimser tahminle %9, kötümser tahminle %22 azalabileceği öngörülmektedir. Bu koşullar altında, gelecek dönemde barajdan çekilebilecek içmesuyu miktarlarının iyimser tahminle %11, kötümser tahminle %35 azalabileceği ve buna bağlı olarak bölgede önemli arz açıkları oluşabileceği düşünülmektedir. Significant variations are foreseen in precipitation and especially temperature values in many regions of the world, with reference to the Fourth Assessment Report (AR4) prepared on the purpose of evaluating the reasons and consequences of the climate change effects in detail within the scope of Intergovernmental Panel on Climate Change (IPCC). It has been considered that, river flows are the primary hydrological processes to be affected from these variations. In the study presented, Tahtali catchment, the foremost fresh water resource of coastal Aegean region which may be affected by the climate change has been examined. Precipitation and temperature variations have been determined according to climate models by using various climate scenarios and selected fourteen models operated under these scenarios specified in the AR4 report. These variations were downscaled to station scale by statistical downscaling model that was developed within the study and thus, variations on local climate were obtained. In addition to used fourteen climate models, a combined climate model, which represents the monthly variations of present day statistics for precipitation and temperature, has been also proposed. The vulnerability of basin to precipitation and temperature variations those of which might be possible in the future periods has also been examined by performing several statistical approaches via transforming the downscaled precipitation and temperature variations of fourteen climate models and combined climate model into runoff by several parametric rainfall-runoff models. In addition to these, Tahtali flows affected by future precipitation and temperature variations were evaluated by several reservoir theories and the performance of the reservoir under the climate change was tested. In implementing these tests, minimum flows method, monthly water budget that gives the ability to perform classical reservoir operation and Gould probability matrix were utilized. Among these methods, the future variations of critical period durations were examined by using the minimum flows method and with the behavior analysis and probability matrix method, the yield-performance relations of the reservoir has been evaluated. When combined climate model results were taken into consideration, decreases of 3% and 13% are foreseen for the optimistic and pessimistic scenarios of precipitation. The increases of 1.5 0C and 2.1 0C are also foreseen for the optimistic and pessimistic scenarios of temperature. The decreases of 9% and 22% are foreseen for the optimistic and pessimistic scenarios of runoff. Under these conditions, it has been also predicted that urban water supply from the reservoir would decrease %11 according to optimistic scenario and %35 according to pessimistic scenario

    3,017

    full texts

    10,837

    metadata records
    Updated in last 30 days.
    DSpace at Dokuz Eylul University
    Access Repository Dashboard
    Do you manage Open Research Online? Become a CORE Member to access insider analytics, issue reports and manage access to outputs from your repository in the CORE Repository Dashboard! 👇