Izmir Katip Celebi University
Not a member yet
2715 research outputs found
Sort by
ONLINE İÇERİK SAĞLAYICILARININ TÜRKİYE’DE HİZMET VERMEYE BAŞLAMASININ YERLİ YAPIMLARIN GÖRSEL EFEKT KULLANIMINA ETKİSİ
Fotoğraf makinesinin icadı ile görsel alanda ilk çalışmalar başlamıştır. Bu ilk çalışmalarla birlikte, görsel alandaki çalışmalar hız kazanmış, görsel araçlar ve teknikler sürekli gelişmiştir. Bu ilerleyiş ve gelişmelerin temel sebebi ise insanların sürekli daha yaratıcı ve daha güzel çalışmaları ortaya koyma isteği olarak görülmektedir. Özellikle sinemanın ortaya çıkmasından sonra insanlar, çeşitli teknikler üreterek sinemanın sürekli olarak ilerlemesini ve gelişmesini sağlamışlardır. Bunların en önemlilerinden birisi de çekilen ham görüntülerin arka arkaya koyularak anlam yaratacak bir görüntü bütünlüğünün oluşturulmasını sağlayan kurgudur. Devam eden yıllarda kurgunun yetersiz kaldığı yerlerde ham film şeridi üzerine çeşitli teknikler kullanılarak basit ama etkili görsel efekt çalışmaları yapılmıştır. Bu çalışmalar yıllar içinde görsel efekt sektörünün doğmasına sebep olmuştur. Bu çalışmada görsel efektin ne olduğunu, hangi sebeplerden dolayı görsel efektin ortaya çıktığını ve bu sektörün zaman içinde nasıl bir endüstri haline geldiği araştırılacaktır. Televizyon ve sinema sektörü, uzun yıllar boyunca insanlar tarafından yaygın bir şekilde kullanılmıştır. Ancak, internet ve teknoloji alanındaki hızlı gelişmeler, online içerik sağlayıcılarının ortaya çıkmasına yol açarak, insanların geleneksel televizyon kanallarından veya diğer medya kaynaklarından ziyade internet üzerinden içerik tüketmesine neden olmuştur. Bu yeni nesil içerik sağlayıcıları, kullanıcıların tercihlerine göre kişiselleştirilmiş içerikler sunarak, izleme deneyimini tamamen iv değiştirmiştir. Online içerik sağlayıcılarının ortaya çıkması, tüketim ve üretimde büyük bir artışa yol açmıştır. Geleneksel medya platformlarına kıyasla daha fazla seçenek sunan online platformlar, insanların içerik tüketme alışkanlıklarında büyük bir değişime sebep olmuştur. İçerik sayısındaki artışa paralel olarak üretilen içeriklerdeki görsel efekt kullanımı da artmıştır. Bu çalışmada teknolojinin ilerlemesiyle insanların izleme alışkanlıklarının değişmesi ve geleneksel televizyon izleme alışkanlıklarının yerini online içerik sağlayıcılarına bırakması incelenecektir. Bu nedenle online içerik sağlayıcılarının doğuşundan ve gelişiminden bahsedilecektir. Bu online içerik sağlayıcılarının Türkiye’deki görsel efekt sektörünü ve yerli yapımların görsel efekt kullanımını nasıl etkilediği incelenerek, ne tür değişimlere sebep olduğu araştırılacaktır
1923’TEN GÜNÜMÜZE İZMİR’DE TURİZM HAREKETLERİNİN TARİHSEL GELİŞİMİ
İzmir, sahip olduğu doğal, kültürel ve tarihi varlıklar ile önemli bir turizm şehridir. 19. Yüzyıldan bu yana modern turizm hareketlerine sahne olan İzmir, bünyesinde pek çok turizm türüne uygun, farklı turistik çekim unsurlarını barındırmaktadır. Cumhuriyetin ilk yıllarından 1950’li yıllara kadar olan süreçte dünya ve Türkiye, sosyal ve ekonomik anlamda çalkantılı bir süreçten geçmiştir. Bu dönemde Türkiye’nin finansal olarak kısıtlı imkân ve kaynağa sahip olması sebebiyle planlı dönem öncesi süreçte Türk ve İzmir turizmin gelişimine uygun bir ortamın varlığından söz etmek pek mümkün olmamıştır. Bu durum 1960’lı ve 1970’li yıllarda da devam etmiş, bu dönemlerde ulaşım ve konaklama alanındaki eksiklikler İzmir turizminde etkisini yoğun şekilde hissettirmiştir. 1982 tarihinde çıkarılan Turizmi Teşvik Kanunu ile beraber Türkiye’de konaklama yatırımı yapılmasının kolaylaştırılması adına bazı teşvikler getirilmiş ve bu dönemde izlenilen politikalar sonucunda İzmir turizminin bugünkü konumunun temelleri atılmıştır. 1990’lı yıllardan itibaren Türk turizm politikalarında alternatif turizm çeşitlerine daha çok yer verilmeye başlanmış, bu durum 2000’li yıllarda artarak devam etmiştir. Türk turizm politikalarındaki bu değişim İzmir’e de yansımış ve bilhassa 2000’li yıllar ile beraber kongre, termal ve sağlık turizmi gibi alternatif turizm çeşitleri İzmir turizmine dair tartışma ve çözüm önerilerinde kendine geniş yer bulmuştur. iv Son 20 yılda alanyazın ve sektör temsilcileri tarafından İzmir’in sahip olduğu doğal, kültürel ve tarihi zenginlikler nedeniyle turizm alanında önemli bir potansiyele sahip olduğu ancak bu potansiyelin iyi değerlendirilemediği görüşü sıklıkla dile getirilmektedir. Bu sebeple bu araştırmada cumhuriyet dönemi İzmir turizminin tarihsel süreci ortaya koyulmuş ve mevcut durumun geçmiş ile bağı sorgulanmıştır. Ayrıca İzmir turizmine dair güncel tartışmalara da değinilerek görüş ve önerilerde bulunulmuştur
KAMU YÖNETİŞİMİ BAĞLAMINDA DEVLET MEMURLARININ KÜLTÜREL ZEKA BOYUTLARININ DEĞERLENDİRİLMESİ: İZMİR İLİ ÖRNEĞİ
Çağdaş bir kamu anlayışı beklenilen durumda denetimin dışsal yönetimle değil, tüm aktörlerin dahil olduğu karşılıklı iletişim ile sağlanan bir kamu yönetişimi anlayışıyla gerçekleştiği görülmektedir. İyi yönetişimi kamuda var edebilmek memurların kişilikleriyle bağlantılı olduğundan kişilik katmanlarından birisi olan zeka kavramı incelenmiştir. Çalışmamız, zeka türleri arasından KZ üzerine sürdürülmüştür. Çünkü KZ ortalamamız yüksekse farklı kültürden bir kişinin hareket, davranış, ses, mimik, ton ve vurgusunu kişiyle sanki aynı kültür içinde yaşıyormuş gibi anlayabiliriz. Böylece çokkültürlü ortama sahip kamu kurumlarında KZ'nın varlığı başarının anahtarını getirmektedir. Memurların KZ konusundaki bilgisi iyi yönetişim uygulamaları sergilemede gerekli olacağından araştırmamız, İzmir İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü ile İzmir İl Müze Müdürlüğü'nde anket yoluyla yapılmıştır. Anketler yüz yüze görüşme ile uygulandığından KZ kavramı her katılımcıya anlatılmış böylece bahsi geçen kurumlarda konuya yönelik farkındalık oluşturulmuştur. Çalışmanın evreni 215 ve örneklemi 170 kişidir. Uygulanan KZÖ'i 20 maddeli, 7 likertli ve 4 alt boyutludur. Veriler SPSS 22.0 istatistik paket programı kullanılarak değerlendirilmiştir. Bulgular; Ölçeğin faktör analizine uygun örneklem büyüklüğüne sahip olduğu KMO değeri (.906) sonucu ile anlaşılmaktadır. %74’lük varyans açıklama oranı, ölçeğin yeterli faktör gücüne sahip olduğunu göstermiştir. KZÖ ifadelerinin .555- iv .867 aralığında faktör yüklerine sahip olduğu görülmüştür böylece çalışmamız sırasında hiçbir ifadenin çıkarılmasına gerek kalmamıştır. Güvenilirliği hesaplamak için kullanılan Cronbach Alpha değerleri, α=.888-.931 arasındadır dolayısıyla ölçek boyutları iyi güvenilirlik seviyelerinde denilebilmektedir. KZ ve alt boyutları cinsiyet, memleket, kurum pozisyonu, yaş, eğitim durumu, yabancı dil, toplam iş tecrübesi faktörlerine göre farklılık göstermekte fakat medeni durum, kurumdaki iş tecrübesi faktörlerine göre farklılık göstermemektedir
Bor Nitrür (BN) ve Tungsten Karbür (WC) Dolgulu Epoksi Reçine Kompozitlerin Radyasyon Geçirgenliği, Termal Özellikleri ve Mekanik Özelliklerinin İncelenmesi
X-ışını veya gama-ışını elektromanyetik radyasyon veya nötron partikül emisyonları gibi yüksek enerjili radyasyonlar, sağlık ve havacılık gibi pek çok alanda kullanılmaktadır. Şimdiye kadar, istenmeyen radyasyonları azaltmak veya absorbe etmek için beton, polimer kompozitler, kurşun gibi ağır metaller, kurşun oksit/tungsten/kalay kompozitleri vb. dahil olmak üzere bir dizi koruyucu malzeme çeşitli çalışmalarda ve teorik araştırmalarda kullanılmıştır. Bu malzemeler arasında tungsten, yüksek erime noktası, yüksek enerji eşiği püskürtme için minimum erozyon, yüksek termal iletkenlik ve düşük şişme gibi özellikleri sayesinde dikkat çekmektedir. Ayrıca, yüksek yoğunlukları ve avantajlı mekanik nitelikleri nedeniyle, tungsten kompozit malzemeler, yüksek gama radyasyonu koruma uygulamaları için kullanılmaktadır. Bu çalışmada metal işleme tezgahlarından elde edilen tungsten karbür ve bor nitrürün farklı oranlarda katkılanarak epoksi kompozitleri üretilmiştir. Üretilen kompozitlerin termal kararlılıkları ve gama radyasyonuna karşı davranışları Cs-137, gama radyoizotop kaynağı kullanılarak incelenmiştir. Son olarak, elde edilen tüm sonuçlar değerlendirilmiş ve birbirleriyle karşılaştırılmıştır
HALİL B. AHMED’İN EL-CÜMEL Fİ’N-NAHV ADLI ESERİNDE MANSÛBÂT
Dilbilimcilere göre sembolik bir sistem olan dil, bir topluluğu meydana getiren bireylerin fikir ve hislerinin, o toplumda kullanılan ortak ögeler ve kaidelerden faydalanarak karşı tarafa aktarılmasında yardımcı olan çok fonksiyonlu ve gelişmiş bir araçtır. Aslında insanın insan kimliğini kazanmasında ve onunla diğer canlıların arasını ayıran temel özelliklerin en başında düşünüyor olma ve konuşuyor olma potansiyeline sahip olması gelmektedir. Düşünebilen insanın, düşündüklerini karşı tarafa aktarması da „„dil‟‟ denilen bu soyut sistem aracığıyla mümkün olabilmektedir. İster konuşma dili ister yazı dili olsun dilin ortaya çıkmasında insanların bir cemiyet halinde yaşamanın etkisi bulunmaktadır. Çünkü cemiyetin olmadığı bir ortamda insanların sosyalleşmesi, diğer insanlarla ortak bir dünya inşa etmesi, kültürel gelişimini devam ettirmesi ve hepsinden önemlisi dilin zuhur etmesi mümkün görünmemektedir. Her millet kendi dilini ve kültürünü yüzyıllar boyunca yoğurmuştur. Bir nehir misali diller akış halindedir ve sürekli değişmekle birlikte bazı unsurlar kalıcıdır. Diğer diller gibi Arap dili de tarih boyunca bu süreçten geçmiş ve geçmeye de devam etmektedir. Arap dili, dünyada en çok konuşulan ve revaçta olan diller arasında bulunmaktadır. Bu kadar yaygın olması ve kullanılmasında şüphesiz ki Kur‟an-ı Kerim‟in Arap diliyle vahyedilmesinin tesiri büyüktür. Kur‟an‟ın Arapça ile vahyedilmesi Arapçayı Müslümanlar nezdinde ayrı bir yere konumlandırılmasına etki etmiştir. Kısacası din dili olması sebebiyle Arap dilinin ses, biçim, sözdizim vb. özellikleri hakkında tarih boyunca çeşitli âlimler kalem oynatmıştır. Bunların en önemlilerinden biri Halil b. Ahmed‟dir (ö. 175). Arap diline hizmet hususunda Halil b. Ahmed‟in rolü tartışılmazdır. Kur‟an-ı Kerim‟in harekelenmesi, sözlük çalışmalarının yapılması, arûz ilminin keşfedilmesi, musîkî alanında çalışmaların yapılması, Arapçada harflerin taşıdığı anlamlar üzerinde çalışmaların yapılması ve Arapça dilbilgisinin geliştirilmesi ve sistemleştirilmesi Halil b. Ahmed‟in üstlendiği görevlerden en önemlileridir. Halil b. Ahmed, bu konularla ilgili çeşitli eserler telif etmiştir. Arap nahviyle ilgili ele aldığı el-Cümel fi‟n-Nahv adlı eserinde Arap dili gramerinin tümünü -ki bu yüzden el-Cümel ismini almıştır- sistematik bir şekilde ayrı başlıklar halinde ele almıştır. Bu başlıklardan ilki olan vücûhu‟n-nasb ana başlığı altında elli bir alt başlık halinde işlediği mansûbât kısmı çalışmamızın ana konusunu oluşturmaktadır
Determination of Health Beliefs Regarding Drug Use of Individuals Over 65 Years of Age Diagnosed with Hypertension
Amaç: Bu çalışma hipertansiyon tanısı almış 65 yaş üzeri bireylerin ilaç kullanımına ilişkin sağlık inançlarını belirlemek amacıyla yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Tanımlayıcı ve kesitsel türdeki bu çalışma, Ekim 2021-Ocak 2022 tarihleri arasında 65 yaş üzeri, hipertansiyon tanısı almış ve hipertansiyon ilacı reçete edilmiş 444 geriatrik bireyle yürütülmüştür. Araştırmada veriler, Kişisel Bilgi Formu ve İlaç Kullanmaya İlişkin Sağlık İnanç Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Bulgular: Çalışmaya katılan 444 bireyin %55,2’si 65-69 yaş grubunda, %64,9’u kadın, %29,5’inin 6-10 yıldır hipertansiyon hastası ve %61,3’ünün ailesinde hipertansiyon öyküsü olduğu belirlenmiştir. Bireylerin %19,8’i ilaç alma zamanı için bir hatırlatıcı kullandığını, %76,8’i ilaçlarını düzenli kullandığını ve %42,1’i ise yan etkilerini bildiğini belirtmiştir. İlaç Kullanmaya İlişkin Sağlık İnanç Ölçeği’nin toplam puan ortalaması 148,15±12,36’dır. Yaş, cinsiyet, taburcu olurken eğitim alma, ilaçlar için hatırlatıcı kullanma, ilaçlarını düzenli kullanma, kullandıkları ilacın yan etkisini ve ne kadar süre ile kullanılması gerektiğini bilme gibi faktörlerin sağlık inanç ölçeği toplam puanlarını anlamlı düzeyde etkilediği saptanmıştır (p<0,05). Sonuç: 65 yaş üzeri bireylerin ilaç kullanmaya ilişkin sağlık inançlarının yüksek düzeyde olduğu, eğitim alma ve ilaçlar konusunda bilgi sahibi olmanın sağlık inancını olumlu yönde etkilediği görülmüştür. Hemşirelerin 65 yaş üzeri hipertansif bireylere ilaç kullanmaya yönelik eğitim ve danışmanlık hizmeti vermelerinin önemli olacağı düşünülmektedir
ÖĞRENDİĞİNİ ANLAT (TEACH-BACK) YÖNTEMİYLE YAPILAN EMZİRME EĞİTİMİNİN ANNELERDE EMZİRME BAŞARISI VE EMZİRME ÖZ YETERLİLİĞİNE ETKİSİ
Amaç: Bu çalışmanın amacı, annelere öğrendiğini anlat (teach-back) yöntemi kullanılarak verilen emzirme eğitiminin annenin emzirme öz yeterliliğine etkisinin incelenmesidir. Gereç- Yöntem: Yarı deneysel ön test- son test kontrol gruplu izlem tasarımındaki araştırma bir eğitim ve araştırma hastanesinin birinci basamak yeni doğan yoğun bakım ünitesinin anne bebek uyum odasında kalan anneler ile Ekim 2021-Kasım 2022 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın evreni Ocak- Haziran 2022 tarihleri arasında yenidoğan yoğun bakım ünitesinin anne bebek uyum odasında kalan annelerden oluşmuştur (Toplam 70 anne, 35 müdahale, 35 kontrol). Araştırmada müdahale ve kontrol grubu verileri üç görüşmede Kişisel Bilgi Toplama Formu, LATCH Emzirmeyi Tanılama ve Değerlendirme Ölçeği ve Emzirme Öz Yeterlilik Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Öğrendiğini Anlat (Teach-Back) yöntemi ile Emzirme Eğitim Materyali kullanılarak eğitim gerçekleştirilmiştir. Kontrol grubu anneler kliniğin rutin eğitimini almıştır. Girişimsel Olmayan Araştırmalar Etik Kurulu’ndan etik kurul izni, eğitim ve araştırma hastanesinden kurum izni, annelerden yazılı onam alınmıştır. Bulgular: Müdahale grubundaki annelerin yaş ortalaması 25,37±4,86, kontrol grubundaki 26,45±4.56’dır (p>0.05). LATCH Emzirme Değerlendirme Ölçme Aracı toplam puan ortalamaları müdahale ve kontrol gruplarında ilk görüşmede farklı olmayıp (p=,187) ikinci (p=,012) ve üçüncü (p=,002) görüşmelerde müdahale grubunun puanları daha yüksek bulunmuştur. Eğitim öncesi Postpartum Emzirme Öz vi Yeterlilik ölçeği toplam puan ortalamalarının her iki grup arasında farklı olmadığı belirlenirken (p=,158), öğrendiğini anlat yöntemi ile yapılan eğitim sonrasında müdahale grubunun ortalamasının kontrol grubunun ortalamasından yüksek olduğu belirlenmiştir (ikinci görüşme p=,000; üçüncü görüşme p=,001). Her iki grup için de grup içi karşılaştırmalarda eğitim öncesi, eğitim sonrası ve eğitimden bir ay sonrası LATCH Emzirme Değerlendirme Ölçme Aracı ve Postpartum Emzirme Öz Yeterlilik ölçeği toplam puan ortalamaları arasında fark olduğu belirlenmiştir (p<0,05). Sonuç: Annelere Öğrendiğini Anlat (Teach-Back) yöntemi ile yapılan emzirme eğitiminin emzirme süreci ve annenin emzirme öz yeterliliğini arttırdığı belirlenmiştir
ADÖLESAN AİLESEL AKDENİZ ATEŞİ HASTALARININ FİZİKSEL AKTİVİTE SEVİYELERİNİN OBJEKTİF OLARAK BELİRLENMESİ
Amaç: Bu çalışmanın amacı, ailesel Akdeniz ateşine (familial Mediterranean fever, FMF) sahip adölesanlarda günlük önerilen fiziksel aktivite hedefine (60 dakika orta/şiddetli fiziksel aktivite) ulaşma düzeyini belirlemek; cinsiyet, egzersize bağlı bacak ağrısı varlığı ve haftanın günlerine göre fiziksel aktivite seviyesindeki farkları incelemek ve fiziksel aktivite seviyesi ile kas kuvveti, fonksiyonel düzey ve yaşam kalitesi arasındaki ilişkileri araştırmaktı. Yöntemler: Alt ekstremite kas kuvveti (hand-held dinamometre), alt ekstremite fonksiyonel kapasitesi (altı dakika yürüme mesafesi, on tekrarlı sandalyeden kalk ve geri otur testi ve dokuz basamak merdiven testi) ve yaşam kalitesi (PedsQL 3.0 Artrit Modülü) değerlendirildi. Fiziksel aktivite süreleri, bir fiziksel aktivite takip cihazı (Actigraph wGT3X-BT) ile 2 hafta içi ve 2 hafta sonu gün üzerinden hesaplandı. Bulgular: Çalışma yaş ortalaması 15,5±1,7 yıl olan 30 adölesan ile tamamlandı. Hiçbir hasta ölçülen günlerin tamamında fiziksel aktivite önerilerini yerine getirmemişti ve 17 hasta (%57) ölçülen günlerin hiçbirinde önerilen düzeyde fiziksel aktivite gerçekleştirmemişti. Cinsiyet, egzersize bağlı bacak ağrısı varlığı veya haftanın günlerinin fiziksel aktivite üzerine bir etkisi saptanmadı (p>0,05). Toplam adım sayısı ile hastalık süresi (rho= -0,385, p= 0,036) ve dokuz basamak merdiven testi süresi arasında (rho= -0,406, p:0,026) ve hafif şiddetli fiziksel aktivite süresi ile hastalık süresi arasında zayıf düzeyde negatif yönde anlamlı korelasyonlar bulundu (rho= -0,409, p= 0,025). Sonuç: Sonuçlarımıza, göre FMF'li adölesanlar önerilen günlük fiziksel aktivite önerilerini karşılayamamaktadır
HAVA AMBULANSI ACİL SAĞLIK HİZMETLERİ TARAFINDAN HASTANE ÖNCESİ TEDAVİSİ VEYA SEVKİ SAĞLANAN HASTALARIN DEĞERLENDİRİLMESİ
Amaç: Bir vakanın olay yerinden alınıp hastaya ulaşana kadar geçen sürenin hayati önem taşımaktadır. Ülke genelinde, son yıllarda, çok kısa sürede çok sayıda acil sağlık hizmetlerine ihtiyaç nedeniyle başvuru yapıldığı görülmektedir. Bu nedenle 112 komuta kontrol merkezi (KKM) ve ambulansların önemi ve yönetiminin ne kadar önemli olduğu bir kez daha ortaya çıkmaktadır. Hava ambulansı ile hasta nakli hastane öncesi ve hastaneler arası acil sağlık hizmetlerinin önemli bir parçasıdır ve tüm dünyada hava ambulanslarının kullanımı hızla artmaktadır. Bu çalışmada bölgemiz için hava ambulans hizmetlerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmaya, son 6 yıl içinde hava ambulansıyla olay yerinden veya herhangi bir sağlık kuruluşundan hava ambulansıyla sevk edilen 18 yaş ve üstü hastalar alınmıştır. Hastaların verileri ve nakil sebepleri kaydedilmiş ve istatistiksel olarak karşılaştırılmıştır. Sonuç: Hava ambulansı ile hasta transferi acil vakalarda hızlı ulaşım sağlamaktadır. Hava ambulansında görev alan ekibin hem nitelik hem de nicelik açısından yeterliliği önemlidir. Hasta transferinde hava yolu tercih edilmesinin hasta için önemli bir avantaj olduğu görülmektedir
HEMŞİRE TARAFINDAN SPİNAL KORD AMELİYATI OLACAK HASTALARA VERİLEN EĞİTİMİN HAREKET YAKALAMA TEKNOLOJİSİ KULLANILARAK AMELİYAT SONRASI MOBİLİZASYON VE GÜNLÜK YAŞAM AKTİVİTELERİ ÜZERİNE ETKİSİNİN BELİRLENMESİ
Amaç: Bu araştırmada LDH cerrahisi geçirecek hastalara ameliyat öncesi dönemde yürüme, yatak içi dönme, oturma ve obje kaldırma gibi hareketler ile ilişkili verilen videolu eğitim programının hareket yakalama teknolojisi kullanılarak ameliyat sonrası dönemde hastaların mobilizasyonundaki ve günlük yaşam aktiviteleri üzerindeki etkisinin belirlenmesi amaçlandı. Yöntem: Çalışma yarı deneysel tipte bir çalışmadır. Araştırma İzmir İli Konak İlçesinde bulunan bir Üniversite Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Kliniğinde yürütülmüştür.Araştırmanın örneklemini 18-75 yaş arası olan,Lomber Disk Hernisi nedeniyle ameliyat olacak, araştırmayı kabul eden 10 kontrol ve 10 deney grubu olmak üzere 20 kişi oluşturmuştur. Veriler araştırmacılar tarafından doldurulan hastaların sosyodemografik özelliklerini belirten Kişisel Bilgi Formu ,Hareket Yakalama Teknolojisi Programı (ROKOKO), VAS Ağrı Skalası ve Barthel Günlük Yaşam Aktiviteleri İndeksi kullanılarak toplanılmıştır. Araştırmada elde edilen veriler free trial version of SPSS Statistics (Statistical Package for Social Sciences) for Windows 25.0 programı kullanılarak analiz edilmiştir. Bulgular: Araştırmaya dahil olan hastaların %55’inin erkek, deney grubunun yaş ortalaması 60.10±7.87 ve kontrol grubunun bireylerin ise 53.70±11.02 olduğu bulunmuştur.Bireylerin 2-4 gün arasında taburcu olduğu, herninin en çok %30 oranla L4-L5 ve %20 oranla L5-S1 vertebralarında olduğu görülmüştür. Dört aşamalı ve her aşamada bireylerin yürüme,oturma,obje kaldırma ve yatak içi dönme hareketleri Hareket Yakalama Teknolojisi Programı (ROKOKO) ile ölçülmüştür.Rokoko ile bireylerin hareketliliği incelenildiğinde deney grubu bireylerin bel açıklığı yüzde oranının her aşamada kontrol grubu bireylere göre daha düşük olduğu bulunmuştur. Ancak deney grubu bireylerin oturma,obje kaldırma ve yatak içi dönme hareketlerinin son aşamadaki ölçüm yüzdeleri önceki aşamalara göre yüksek bulunuştur.Bireylerin vi gruplara göre Barthel Günlük .Yaşam Aktiviteleri İndeksi puanlarını incelendiğinde;gruplar arasında anlamlı fark bulunmamıştır. Ancak deney ve kontrol grubu kendi içlerinde incelendiğinde iki gruptada son aşama puanlarının diğer aşamalara göre yüksek olduğu görülmüştür. Sonuçlar: Hemşirelerin eğitici rolü kullanılarak teknolojik imkanlar dahilinde sözel ve yazılı materyallere ek olarak görsel ve işitsel eğitim meteryallerinin kullanılması,lomber disk hernisi cerrahisi geçirecek hastalara ve yakınlarına ameliyat öncesi ve sonrası döneme yönelik eğitim verilmelidir. Verilecek eğitim de bireyin yaşına,eğitim durumuna,sosyal ve kişisel farklılıklarına dikkat edilerek hazırlanmalıdır ve hastalık öyküsü, cerrahi deneyim ve travma maruziyetine göre genişletilebilir. LDH tanılı hastalara yönelik hazırlanan görsel-işitsel (video) eğitim materyalinin geliştirilmesi,bu tür çalışmaların daha geniş zaman diliminde ve daha fazla örneklem grubunda uygulanması gereklidi