Izmir Katip Celebi University
Not a member yet
2715 research outputs found
Sort by
KRONİK OBSTRÜKTİF AKCİĞER HASTALARINDA KRONİK HASTALIK TEDAVİSİNİN FONKSİYONEL DEĞERLENDİRMESİ – YORGUNLUK (FACIT-F) ÖLÇEĞİ TÜRKÇE VERSİYONUNUN PSİKOMETRİK ÖZELLİKLERİNİN İNCELENMESİ
Giriş/Amaç: Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı (KOAH), solunum semptomlarının yanı sıra yorgunluğun da eşlik ettiği küresel bir sağlık sorunudur. Yorgunluk, KOAH hastalarının fonksiyonel performansını önemli ölçüde etkileyen bir durumdur ve yaşam kalitesini düşürebilir. Çalışmamızın amacı FACIT Yorgunluk Ölçeği Türkçe versiyonunun KOAH’ta psikometrik özelliklerinin incelenmesidir. Materyal-Metot: Çalışmaya 50-82 yaş arası (68,04 ± 8,14 yıl) 85 KOAH tanılı hasta dahil edildi. İç tutarlılık Cronbach alfa değeri ile, ölçümler arası güvenirlik sınıf içi korelasyon katsayısı (ICC) hesaplanarak değerlendirildi. Geçerlik analizinde faktör analiziyapıldı veölçeğin, Piper Yorgunluk Ölçeği, KOAH ve Astım Yorgunluk Ölçeği, (mMRC) Dispne Skalası, Duygu Durumları Profil Ölçeği, St. George’s Yaşam Kalitesi Ölçeği, CAT Değerlendirme Ölçeği ve CES-Depresyon Ölçeği skorları ile korelasyonları incelendi. Bulgular: FACIT YorgunlukÖlçeği güvenirlik analizleri sonucunda Cronbach alfa katsayısı (α=0,942) ve ICC değeri 0,951 bulundu. FACIT Yorgunluk Ölçeği skorunun Piper Yorgunluk Ölçeği alt skorları ve toplam puanı (r=-0,701-(0,848), p<0,001) ve KOAH Astım Yorgunluk Ölçeği skoru (r=-0,809, p<0,001) ile yüksek düzeyde korelasyon gösterdiği sonucuna varıldı.FACIT Yorgunluk Ölçeği skoru St. George yaşam kalitesi skorları ile orta düzeyde (r=-0,482,0,686, p<0,001) ilişki gösterdi. Faktör analizi sonrasıölçeğin tek faktörlüolduğu saptandı. Faktör yükleri 0,617 ile 0,894 arasında değişmekteydi. Sonuç: FACIT Yorgunluk Ölçeği Türkçe versiyonu KOAH tanılı hastalarda yorgunluğu ölçmek için geçerli ve güvenilir bir ölçek olup yorgunluğu değerlendiren diğer ölçeklerle uyumludur
GRAFEN OKSİT KATKILI NANOKOMPOZİTLERİN ELEKTROKİMYASAL VE OPTİK BİYOSENSÖR PLATFORMU OLARAK KULLANILMASI
Çapı 3-20 nm aralığında olan grafen oksit kuantum noktaları (GOQD'ler), yüksek
kimyasal kararlılık, iyi iletkenlik ve lüminesans, geniş bant optik absorpsiyon gibi
benzersiz özellikleri sayesinde optik cihazlar ve biyosensör uygulamaları için giderek
daha önemli hale gelmiştir.GOQD'ler büyük kenar etkileri ve kuantum
hapsedilmeleri nedeniyle sıfır boyutlu (0 D), farklı elektronik ve optik özellikler
sergilerler. PVDF(Polivinilidin Diflorür),esneklik,düşük ağırlık,düşük termal
iletkenlik,yüksek kimyasal korozyon direnci ve ısı direncine sahiptir.Ayrıca FDA
onaylıdır ve toksik olmadığı için gıda ürünleriyle de tekrar tekrar temasta
kullanılabilir [1-2].Bu çalışmada,GOQD ve PVDF’in bu özelliklerinden yararlanarak
nanokompozit tabanlı enzim biyosensörleri tasarlanmış ve hem elektrokimsayal hem
de optik karakterizasyonları gerçekleştirilerek performans değerlendirmesi
yapılmıştır. Bu amaçla, öncelikle atık tonerden hidrotermal sentez yöntemi ile
GOQDs üretilmiş, yapısal ve optik olarak karakterize edilmiştir.Sonrasında,
sentezlenen yüksek oranda hidrofilik özellik gösteren bu kuantum noktalar optimize
edilen koşullarda yüksek hidrofobik özelliğe sahip PVDF ile elektroeğirme yöntemi
ile GOQDs/PVDF nanofiberleri oluşturmuşlardır.Uygun fiber sentezi için sıcaklık,
süre ve çözelti konsantrasyonu optimizasyon çalışmaları gerçekleştirilerek kararlı,
seçiciliği yüksek enzimatik biyosensör platformu sağlanmıştır.Biyosensör
performansı çalışmalarında çevre koşullarına karşı yüksek dayanıma ve çalışma
kolaylığına sahip olması açısından glikoz oksidaz enzimi model enzim olarak
seçilerek EDC/NHS kimyası ile yüzeye kovalent olarak bağlanması hedeflenmiştir.
Biyosensör oluşturulması sırasında,her bir bileşenin performans üzerine sinerjik
etkisi elektrokimyasal olarak ölçülmüştür
PVC MALZEMEDEN YAPILMIŞ TÜPLERİN BÜKÜM NOKTALARINDA KİNK OLUŞUMU ÜZERİNE BİR İNCELEME
Bu tez, medikal sektöründe yaygın olarak kullanılan Polivinil Klorür malzemeden üretilmiş olan PVC tüp gibi esnek malzemelerde meydana gelen bir tür deformasyonu veya bükülme hatası olan kink oluşumunu incelemektedir. Araştırmanın amacı, bu tüplerin klinik uygulamalarda güvenli ve etkili bir şekilde kullanılabilmesi için kink oluşumunun önlenmesine yönelik faktörleri anlamaktır.
Tez kapsamında, öncelikle PVC tüpte kink oluşumunun akış karakteristikleriyle
ilişkisi araştırılmış ve kink oluşumunun malzemeye etkileri mekanik testler (Çekme,
sertlik, Mikroskop yardımıyla inceleme) uygulanmıştır.
Akış testi, ISO 13868 Annex-1 standartlarına uygun olarak gerçekleştirilmiştir.
Tüpler, hızlandırılmış yaşlandırma sürecine tabi tutulmuş ve daha sonra akış testine
tabi tutulmuştur. Daha sonra sırasıyla Mikroskop yardımıyla görsel inceleme, sertlik
testi ve çekme testi uygulanmıştır.
Sonuçlar, test malzemesi olarak seçilen PVC tüplerin büküm noktalarında kink
oluşmadığı, akış performansında kayıp olmadığı ve mekanik özelliklerinde mevcut
koşullarda değişiklik olmadığını göstermiştir. Bu sonuçlar, medikal sektöründe
kullanılan PVC tüplerin klinik uygulamalarda güvenli bir şekilde kullanılabileceğini
desteklemektedir.
Bu araştırma sonucunda, medikal sektöründe PVC malzemeden yapılan tüplerin
kullanımıyla ilgilenen araştırmacılara ve endüstri profesyonellerine yol gösterici
bilgiler sunmaktadır. Ayrıca, kink oluşumunun önlenmesi ve tüplerin performansının
artırılması için ileri çalışmalara temel oluşturabilecek bir temel sağlamaktadı
İş Sağlığı ve Güvenliği Uygulamalarının Çalışanların Yaşam Standardına Etkisi
İş Sağlığı ve Güvenliği (İSG) uygulamaları; çalışanların can ve mal kayıplarının önüne geçilmesi, sağlıklarının bozulmasını engellemek, meslek hastalıklarının önüne geçmek, çalışanların fiziksel ve ruhsal sağlıklarını korumak, çalışma hayatlarının daha konforlu hale getirilmesi için yapılan sistemli ve bilinçli çalışmalar olarak tanımlanabilir. Ülkemizde 2012 yılında 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu yürürlüğe girmiş ve çalışanların tümü Kanun kapsamı içerisine alınmıştır. Bu Kanunun amacı; iş yerlerinde iş sağlığı ve güvenliğinin temin edilmesi ve mevcut sağlık ve güvenlik koşullarının geliştirilmesi amacıyla işveren ve çalışanların görevlerini, yetkilerini, sorumluluklarını, haklarını ve yükümlülüklerini düzenlemektir. Bu Kanun ile getirilen yeniliklerden en önemlilerinden birisi ise çalışan sayısına bakılmaksızın tüm işyerlerinin Kanun kapsamına alınması ve iş sağlığı güvenliği hizmetlerinin iş güvenliği uzmanları ve işyeri hekimleri gibi profesyonellerce verilmesi olmuştur. Yapılan bu çalışmanın amacı; literatürde yer alan İSG alanında ülkemizde yapılmış bazı çalışmalarda İSG uygulamalarının çalışanların iş performansı, örgütsel bağlılık, kişisel ve duygusal bağlılık, iş ile ilgili beklentileri, tatmini, örgütsel güven, memnuniyet düzeyi, iş doyumu, çalışma yaşamı kalitesi, motivasyon düzeyi gibi alanlardaki etkisini araştırmaktır. Bu çalışmada İSG alanında ülkemizde yapılmış ve literatürde yer alan bazı çalışmaların sonuçlarının derlenmesi (literatür taraması) gerçekleştirilmiştir. Literatür taramasında, İSG uygulamalarının bir iş yerinde çalışanların yaşam doyumunu arttırdığı, çalışma yaşamı kalitesini geliştirdiği, iş performansı, örgütsel bağlılık, kişisel ve duygusal bağlılık, iş ile ilgili beklentiler, iş tatmini, iş doyumu, iş verimliliği, örgütsel güven, memnuniyet düzeyi, motivasyon düzeyi gibi konularda pozitif yönde etkili olduğu görülmüştür
Kentsel Dönüşüm ve Sosyal Etkileri
Bu çalışma, kentsel dönüşüm projelerinin sosyal etkilerini anlamaya yönelik bir çaba olarak ortaya çıkmıştır. Geleneksel olarak, kentsel dönüşüm genellikle fiziksel çevre üzerindeki değişimleri vurgularken, bu çalışma, bu sürecin toplumsal yapılara, kültürel değerlere ve sosyal eşitsizliklere olan etkilerini derinlemesine incelemektedir. Çalışmanın odak noktası, belirli bir kentsel dönüşüm projesinin sosyal etkilerini anlamaktır. Bu bağlamda, kentsel dönüşümün toplumsal yapı üzerindeki etkileri, geleneksel toplulukların dönüşüm sürecindeki rolü, sosyal güç dinamikleri ve eşitsizlik, konut politikalarının sosyal eşitsizlik üzerindeki etkileri, yoksulluk ve evsizlikle mücadelede kentsel dönüşümün rolü gibi temel konular incelenmiştir. Özellikle, bu çalışmada bir kentsel dönüşüm projesi detaylı bir şekilde analiz edilmiş ve proje sürecinde ortaya çıkan toplumsal dinamikler, sosyal etkiler ve kültürel değerler üzerindeki değişimler ele alınmıştır. Bulgular, kentsel dönüşümün sadece fiziksel çevreyi değil, aynı zamanda insanların günlük yaşantılarını, ilişkilerini ve toplumsal kimliklerini nasıl dönüştürdüğünü göstermiştir. Bu çalışmanın sonuçları, kentsel planlama ve politika yapım süreçlerine yeni bir perspektif sunmayı amaçlamaktadır. Kentsel dönüşüm projelerinin başarıyla uygulanabilmesi için, sadece fiziksel değişimlere odaklanmanın ötesine geçerek, sosyal etkilerin derinlemesine anlaşılması gerektiği vurgulanmaktadır. Çalışma, gelecekteki araştırmalar için temel bir çerçeve oluşturarak, kentsel dönüşümde sosyal etkilerin daha iyi yönetilmesi adına önemli bir adım atmayı amaçlamaktadır
Müzik Kuramlarından Aralık Bilgisinin Öğretimine Yönelik Web Uygulamasının Geliştirilmesi
Teknoloji alanında gerçekleşen değişim ve gelişimler, toplumu ve eğitim süreçlerini etkilemektedir. Bu değişim, müzik eğitimi alanında da gerçekleşmektedir. Müzik eğitimi, uygulamalı ve pratiğe dayalı bir alan olsa da bu uygulamalar teorik bilgelere dayanmaktadır. Alana yönelik bu teorik bilgilere yönelik web teknolojileri kullanılarak, müzik eğitimine yardımcı kaynaklar oluşturulabilinir. Aralık eğitimi de, müzik teorisi ve müziksel işitme alanlarının önemli bir alt başlığıdır. Akorların kurulmasında ve melodilerin oluşturulmasında aralıklardan faydalanılmaktadır. Bu araştırma, web teknolojilerinden yararlanarak aralık eğitimini destekleyici bir uygulama geliştirmeyi amaçlamaktadır. Geliştirilen uygulamanın önyüzünde, HTML, CSS ve Next.js framework kullanılmış, notaların görselleştirilmesinde Vexflow.js kütüphanesinden destek alınmıştır. Uygulamanın arkayüzünde, Firebase uygulamasından faydalanılarak, kullanıcı işlemleri ve veritabanı oluşturulmuştur
Opencart Açık Kaynak Kodlu ETicaret Web Yazılımının Yerel Bir Muhasebe Programı Olan CetaSoft ve Trendyol Pazaryeri ile Api Entegrasyonu
Bu makalede, açık kaynaklı e-ticaret web yazılımı OpenCart'ın, yerel muhasebe programı Cetasoft ve popüler pazaryeri Trendyol ile gerçekleştirdiği API entegrasyonuna odaklandık. OpenCart'ın esnek yapısı, Cetasoft'un ön muhasebe çözümü ve Trendyol'un geniş müşteri kitlesi, işletmelere birleşik bir e-ticaret deneyimi sunabilir. Bu entegrasyon sayesinde, finansal süreçlerin düzenli takibi, pazaryeri yönetimi ve müşteri ilişkilerinin güçlendirilmesi mümkün olabilir. Sonuç olarak, bu entegrasyonlar işletme özelinde daha etkili bir rekabet avantajı sağlayabilir ve e-ticaret deneyimini daha entegre hale getirir
Mikroservis Yönetim Sistemi
Tezsiz Yüksek Lisans Bitirme ProjesiBu çalışma, Flask mikro web çerçevesi ve Python kullanarak geliştirilmiş bir merkezi yönetim sistemi olan "Mikroservis Yönetim Sistemi "ni tanıtmaktadır. Proje, yerel ağ üzerinden erişilebilen kullanıcı ve konfigürasyon yönetimi, kayıt takibi ve istek sınırlandırma özelliklerini sunmaktadır. Kullanıcılar için CRUD (Oluşturma, Yazma, Güncelleme, Silme) işlemleri, günlük istek limitleri ve IP (Internet protokol) tabanlı erişim kontrolü sağlanmaktadır. Flask-Admin modülü ile kullanıcı dostu bir arayüz oluşturulmuştur. Bu çalışma, küçük ve orta ölçekli işletmelerin merkezi yönetim sistemi ihtiyacını karşılamakta, kullanıcı ve sistem yönetimini kolaylaştırarak operasyonel verimliliği artırmayı hedeflemektedir. Uygulama, Render platformu üzerinde uygulama dağıtılmıştır. Bu çalışma, merkezi yönetim sistemlerinin etkinliğini ve güvenliğini artırmak için önemli bulgular sunmaktadır
Development of a Multi-Walled Carbon Nanotube Conductive Paste for Mass Production of Screen Printed Paper-Based Electrochemical Sensors: Application in Bisphenol A Detection in Tap Water
Kağıt tabanlı elektrokimyasal sensörlerin kitlesel üretimi, maliyet etkinliği, taşınabilirlik, hızlı analiz yetenekleri, minimal örnek gereksinimleri ve çevre dostu özellikleri açısından hayati öneme sahiptir. Bu sensörler, çeşitli ortamlarda teşhis, izleme ve analiz için uygun fiyatlı çözümler sunarak, geleneksel sensör teknolojilerine sürdürülebilir ve erişilebilir alternatifler sağlar. Bu çalışmada, kağıt tabanlı elektrokimyasal sensörlerin çoklu üretimi için ekran baskı teknolojisi kullanılarak yeni bir çok duvarlı karbon nanotüp (MWCNT) bazlı iletken mürekkep/pasta formülasyonu geliştirilmiştir. Karbon bazlı mürekkep/pasta, A4 kağıdına çalışma ve karşıt elektrotların üst kısımlarının şablonla baskısı için uygun bir doku elde etmek amacıyla uygun bir MWCNT, akrilik boya, dimetil sülfoksit ve sodyum dodesil sülfat kombinasyonundan hazırlanmıştır. Bu arada, çalışma elektrodu ve karşıt elektrodun alt kısmı ile referans elektrotların baskısı için gümüş mürekkep/pasta üretilmekte ve karakterize edilmiştir. Elektrokimyasal ölçümler sırasında elektrotları yalıtmak için, elektrotların baskısından önce ve sonra olmak üzere iki hidrofobik yalıtım tabakası, sırasıyla balmumu ve ekran baskı kullanılarak kağıda basılmıştır. Sensör üretimi tamamlandıktan sonra, mekanik dayanıklılıkları uzun süreli sıvı maruziyeti sonrası değerlendirilmiştir hem elektrokimyasal hem de fiziksel olarak karakterize edilmiştir.. Ayrıca, sensörler sudaki Bisfenol A’nın (BPA) tespiti için uygulanmıştır. BPA tespiti, insan sağlığı üzerindeki potansiyel olumsuz etkileri nedeniyle önemlidir. BPA, gıda ve içecek kaplarında kullanılan plastikler ve reçineler ile diğer tüketici ürünlerinde yaygın olarak bulunan bir kimyasaldır. Araştırmalar, BPA maruziyetinin özellikle östrojen seviyelerini bozabileceğini ve üreme bozuklukları, gelişimsel anormallikler ve belirli kanser türlerinin riskinde artış gibi çeşitli sağlık sorunlarına yol açabileceğini önermektedir. Bu nedenle, BPA seviyelerinin doğru ve maliyet-etkin bir şekilde tespiti, bu potansiyel zararlı bileşiğe maruz kalma risklerinin değerlendirilmesi, düzenleyici önlemlerin uygulanması ve insan maruziyetini en aza indirmek için stratejiler geliştirilmesi açısından hayati öneme sahiptir. Sonuçlar, pSPE'lerin 0.084 µM LOD değerine ve 1.3 µA·mM−1
·cm−2 duyarlılığına sahip olduğunu gösterdi. Bu tezde geliştirilen tek kullanımlık sensörlerin, BPA gibi toksik bileşiklerin düşük maliyetli izlenmesine katkı sağlama potansiyeline sahip olduğu sonucuna varılmıştır
Havacılık Endüstrisi İçin Yapay Zeka Tabanlı Uçuş Kontrol Yazılımlarının Geliştirilmesi ve Uygulanması
Yüksek Lisans Bitirme ProjesiGünümüzde havacılık endüstrisi, teknolojik ilerlemelerle birlikte sürekli olarak dönüşmektedir. Bu dönüşümün önemli bir parçası da yapay zeka tabanlı uçuş kontrol yazılımlarının geliştirilmesi ve uygulanmasıdır. Bu çalışmada, bu yenilikçi yaklaşımın havacılık endüstrisine getirdiği faydaları ve gelecekteki potansiyelini ele almaktadır. Yapay zeka teknolojileri, havacılık endüstrisinde uçuş kontrolü ve operasyonel yönetimde önemli bir rol oynamaktadır. Özellikle derin öğrenme, genetik algoritmalar, uzman sistemler ve benzeri teknikler, karmaşık veri setlerini analiz ederek gerçek zamanlı kararlar alabilen ve uçuş operasyonlarını optimize edebilen yazılımların geliştirilmesine olanak sağlamaktadır. Yapay zeka tabanlı uçuş kontrol yazılımlarının geliştirilme süreci, bir dizi önemli adımı içermektedir. Veri toplama ve işleme, model eğitimi, test aşamaları ve sürekli iyileştirme süreçleri, bu yazılımların başarılı bir şekilde geliştirilmesi için gereklidir. Bu süreçlerde, havacılık endüstrisinin spesifik ihtiyaçları ve güvenlik standartları göz önünde bulundurulmalıdır. Uygulama alanları açısından, yapay zeka tabanlı uçuş kontrol yazılımları geniş bir yelpazede kullanılabilmektedir. Hava trafik yönetimi, otomatik pilot sistemleri, pilot yardımcı araçlar ve daha fazlası, bu teknolojilerin etkili bir şekilde uygulanabileceği alanlardır. Özellikle otomatik iniş ve kalkış sistemleri gibi teknolojiler, hava trafiğindeki yoğunluğu azaltabilir ve güvenliği artırabilir. Ancak, bu yenilikçi teknolojilerin uygulanması sırasında dikkate alınması gereken bazı önemli faktörler bulunmaktadır. Güvenlik standartlarına ve havacılık düzenlemelerine uygunluk sağlanmalı ve yazılımların güvenilirliği test edilmelidir. Ayrıca, veri gizliliği ve güvenliği gibi konular da göz önünde bulundurulmalıdır. Sonuç olarak, yapay zeka tabanlı uçuş kontrol yazılımlarının havacılık endüstrisindeki geleceği oldukça parlak görünmektedir. Bu teknolojilerin daha da geliştirilmesi ve yaygınlaştırılmasıyla birlikte, havacılık operasyonlarının daha güvenli, verimli ve sürdürülebilir hale gelmesi beklenmektedir. Bu nedenle, havacılık endüstrisinin bu önemli alanında yapay zeka tabanlı çözümlere olan ilgi ve yatırımın artması beklenmektedir