Izmir Katip Celebi University
Not a member yet
2715 research outputs found
Sort by
TOPKAPI SARAYI’NDA CAMİ, MESCİT ve NAMAZGÂHLAR
Çalışmamızda Topkapı Sarayı’nda yer alan cami, mescit ve namazgâhlar, mimari özellikleri ve süsleme sanatları açısından ayrıntılı bir şekilde ele alınmıştır. Çalışmamızın birinci bölümünde öncelikle, Osmanlı saraylarına değinilmiş, daha sonra Topkapı Sarayı avluları ve Harem’i hakkında bilgiler verilmiştir. Çalışmamızın ikinci bölümünde, katalog formatında oluşturulmuş olup, Topkapı Sarayı’nda yer alan cami, mescit ve namazgâhlar olmak üzere üç ana başlık altında analiz edilmiştir. Bu bölümde arşiv belgeleri, minyatür ve gravürlerden sıklıkla faydalanılmış, sarayda günümüze ulaşan, 6 cami, 4 mescit ve 3 namazgâh olduğu gözlemlenmiştir. Ayrıca yapıların kitabelerine, restorasyon süreçlerine, bânilerine, inşa tarihlerine ve kimler tarafından kullanıldığına dair hususlar da kapsamlı bir şekilde incelenmiştir. Araştırmada yapıların planları, ölçüleri alınarak oluşturulmuş ve fotoğraflanarak tespitleri sağlanmıştır. Üçüncü bölümde Topkapı Sarayı’nda günümüze ulaşmayan ancak tarihsel kayıtlarda yer alan cami, mescitler değerlendirilmiştir. Bu kapsamda 10 yapı detaylı bir şekilde, el yazmalarında yer alan minyatür ve gravürlerden, aynı zamanda başucu kitaplardan yararlanılarak ortaya konulmuştur. Dördüncü bölümde ise, çalışmada ele alınan yapılar hem kendi aralarında, hem de diğer Osmanlı saraylarındaki dinî yapılar ile karşılaştırılmıştır. Bu bağlamda, Topkapı Sarayı’ndaki dinî yapıların diğer örneklerle benzerlikleri ve farklılıkları ortaya konmuş; özgün nitelikleri İslam Sanat Tarihi açısından irdelenmiştir. Bu araştırmada toplamda, 92 adet belge, 67 adet şekil, 292 adet fotoğraf kullanılmıştır
OSMANLI ANADOLUSU’NDA TEFECİLİK VE KIRSAL BORÇLULUK (1800-1923)
Bu tez temel olarak 1800-1923 yılları arasında Osmanlı Anadolusu’nda kırsal borçluluk ve tefecilik olgusuna odaklanmaktadır. Arşiv belgelerine, Ziraat Bankası ilanlarına ve İsmet Paşa'nın teftiş raporuna dayanan çalışma, tefecilerin kim olduğunu, kırsal borçluluk dinamikleri ve devletin kredi piyasasındaki yerini analiz etmektedir. 18. yüzyılın ikinci yarısında Osmanlı merkezi kırsal borçlulukla daha fazla ilgilenmeye ve köylülerle kreditörler arasında aracı olarak ortaya çıkmaya başladı. Devletin bu stratejisi büyük ölçüde bir sonraki yüzyılda devam ederken merkezi bürokrasi köylü borçluluğunun sebepleri olarak çevresel şartların, iklim koşullarının, modern tarımsal bilgisinin eksikliğinin ve tefecilerin ahlaksızlığının altını çizmeye başladı. Her ne kadar Osmanlı belgeleri kreditörleri çoğunlukla tefeciler olarak tanımlasa da çalışma kredi sağlayıcıların tek bir homojen grup olmadığını göstermektedir. Kredi ilişkilerinin yaygınlığı köylünün toprağının elden çıkmasına sebep olurken 19. yüzyıl Osmanlı arazi hukukunun dönüşümünü de şekillendirdi. Ziraat Bankası’nın ortaya çıkması merkezi bürokrasinin kredi piyasalarını kurumsallaştırma amacını simgeliyordu. Çalışma, bankanın Anadolu kırsalında 19. yüzyılın sonlarından itibaren sadece kredi dağıtmadığını mülkiyet transferinde de önemli bir rol oynadığını iddia etmektedir
BRİTANYA SİYASETİNDE LİDERLERİN AVRUPA ŞÜPHECİLİĞİ: MARGARET THATCHER VE DAVID CAMERON’IN KARŞILAŞTIRMALI ANALİZİ
Bu çalışmada, lider düzeyinde Avrupa şüpheciliğinin karşılaştırmalı analizini incelenmektedir. Bu doğrultuda tarihsel olarak Avrupa entegrasyonuna temkinli bir yaklaşımı olan Britanya’nın eski başbakanları Margaret Thatcher ve David Cameron’ın Avrupa şüpheciliklerinin karşılaştırması gerçekleştirilmiştir. Avrupa şüpheciliği olgusunun karşılaştırılabilir hale getirilmesi için ‘Operasyonel Kod Analizi’ aracılığıyla, liderlerin şüphecilik seviyeleri belirlenmiştir. Ardından ‘Liderlik Türü Analizi’nde yer alan liderlik özelliklerinin değer kombinasyonlarına bağlı Avrupa şüphecisi lider tipolojileri oluşturularak, incelenen liderlerin Avrupa’ya yönelik tutumlarındaki liderlik türleri tartışılmıştır. Son olarak, liderlerin psikososyal gelişimleri çerçevesinde psikobiyografik karşılaştırma yapılmıştır. Sonuçlar, her iki liderin de dönemsel olarak değişen Avrupa şüphecilik seviyelerine ve farklı liderlik türlerine sahip olduğunu göstermektedir. Thatcher’ın şüpheciliği özellikle iktidarının son döneminde belirgin şekilde artarken, Cameron’ın tutumu daha istikrarlı ve ılımlı bir seyir izlemiştir. Ancak, Avrupa şüpheciliği ile liderlik türleri arasında doğrudan bir bağlantı tespit edilememiştir. Liderlerin psikobiyografi verileri ise hayatlarının belirli evrelerinde kazandıkları baskın özelliklerin Avrupa’ya yönelik tutumlarına yansıdığını göstermiştir
EVLİYÂ ÇELEBİ SEYAHATNÂMESİ’NDE CİNSEL SÖZVARLIĞI VE CİNSEL ALAN ARGOSU
Çeşitli kaynaklarda birbirinden farklı biçimlerde açıklanması, argonun tanımlanmasının güçlüğüne işaret eder. Bu çalışmada, Türk kültürünün anıt eserlerinden biri olan Evliyâ Çelebi Seyahatnâmesi’nden elde edilen örneklerle, argo kullanımı ve argonun dil içindeki görünümüne yoğunlaşılmış, argonun sosyal alt gruplar tarafından gizlilik amacı ile kullanılan bir sosyolekt olmasının ötesinde ima yoluyla açıklık, aykırılık, muziplik (Crystal, 2010) gibi işlek olan başka özellikleri de vurgulanmış ve argonun statik bir söz varlığından öte bir tür dili kullanma biçimi olduğu öne sürülmüştür. Konuşma diline ait çok fazla verinin bulunmadığı tarihi bir dönemin argosunu incelemenin güçlüğünü biraz hafifletmek için birey ve toplum açısından tartışmasız tabulardan biri olan cinsel alan üzerine yoğunlaşılmıştır. Dolayısıyla malzeme olarak Seyahatnâme’deki cinsel sözvarlığı belirlenmiş ve bu sözvarlığının barındırdığı örtmeceler üzerine yoğunlaşılıp argo ile ilişkisi değerlendirilmiştir. Bu alana ait örtmece ifadeler taranmış ve sıradan örtmeceler ile argo örtmeceler arasındaki geçişkenlik göz önünde bulundurulup elde edilen 561 ifade taşıdıkları tabu yükü bakımından analize değer görülmüştür. İlk aşamada kavramsal sınıflandırması yapılan bu örtmece ifadelerin bağlam içindeki anlamları açıklanmış ve bu anlamları edinme biçimleri üzerinde durulmuştur. İkinci aşamada bu ifadelerin varsa başka tarihi metinlerdeki karşılıkları tespit edilmiştir. Üçüncü aşamada ise tekrar eden örnekler göz ardı edildiğinde elde kalan 351 adet tabu yüklü ifade, tabunun ifşa edilme biçimine göre analiz edilip argo-örtmece ikiliğinin (Allan ve Burridge, 2006) neresinde yer aldıkları tablo biçiminde gösterilmiştir. Bu incelemeler sonucunda örtmece ve argo arasındaki ilişki ve argo kullanımının söylem üzerindeki etkileri ortaya konmuştur. Tarihi bir metin örnekleminde tabu, örtmece ve argo ilişkisini ele alan bu çalışmanın hem çağdaş hem de tarihi metinler üzerinde yapılacak benzer çalışmalara ışık tutması ön görülmektedir
MADDE BAĞIMLILIĞI VE KULLANIMINA YÖNELİK SÖYLEMİN SOSYOLOJİK İNCELEMESİ
Madde bağımlılığı ve kullanımı; bireylerin sağlığına büyük zararlar veren ve ekonomik ve sosyal hayatlarını yıkıma uğratan, toplumların güvenliğini ve geleceğini tehdit eden, suç ve terör örgütlerinin finansmanını sağlaması sebebiyle devletlerin güvenliklerini tehdit eden günümüzün en önemli sosyal problemlerinden biridir. Birçok farklı disiplinin çalışma alanına giren madde kullanımı ve bağımlılığı, sosyal bilimler için meselenin sosyal ilişkisel boyutlarının anlaşılması açısından önemli bir çalışma konusudur. Bu çalışmada madde bağımlılığı ve kullanımının, madde kullanıcılarının sosyal hayatlarına zarar veren boyutları üzerinde durulmaktadır. Damga, sosyal dışlanma ve sosyal sapma süreçleri etrafında şekillenen bu çalışma, madde kullanıcısı bireylerin toplumsal hayatta yüzleştikleri problemleri ve bu problemler bağlamında yaşadıkları kimlik bunalımlarını odağına almaktadır. Sosyal problemlere ek olarak madde kullanımına bağlı olarak görülen sağlık problemleri, bulaşıcı hastalık riskleri, aşırı doz ölüm vakaları gibi konular da tartışılmaktadır. Madde kullanıcısına yönelik olarak geliştirilebilecek zarar azaltımı politikaları, Avrupa Birliği üye ülkeleri örnekleri bağlamında açıklanmaktadır. Çalışmada ülkemizdeki ve dünyadaki madde kullanımına ve bağımlılığına yönelik yürütülen çalışmalar incelenmektedir. Bu bağlamda Türkiye özelinde; bakanlıkların yürüttükleri çalışmalar ve politikalar ile Emniyet Genel Müdürlüğü’nün yürüttüğü çalışmalar, bu çalışmalar sonucunda yayınladıkları yıl sonu faaliyet raporları incelenecektir. Bunlara ek olarak TBMM araştırma komisyonları ve ulusal eylem planları gibi kapsamlı çalışmalar meselenin anlaşılmasında başvurulacak kaynakları oluşturmaktadır. Madde iv kullanımı ve bağımlılığı tüm dünyanın ortak problemidir. Küresel ölçekli bir problem olması sebebiyle yasadışı madde ile mücadelede uluslararası işbirliği ve dayanışma önemli bir yer tutmaktadır. Bu sebeple Türkiye özelindeki raporlara ek olarak dünyadaki genel durumu anlamlandırmak adına uluslararası kuruluşların raporları çalışmanın önemli bir başka veri kaynağını oluşturmaktadır. Bu bağlamda Birleşmiş Milletler Uyuşturucu ve Suç Ofisi (UNODC), Avrupa Birliği Uyuşturucu Ajansı (EUDA), Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) kurumlarının raporları incelenip, dünyadaki genel durum ve mevcut politikaların bir yorumu sunulacaktır. Çalışmanın son bölümünü, söylem türleri ve analizleri oluşturmaktadır. Ulusal ve uluslararası raporlardan elde ettiğimiz veriler, nitel bir araştırma yöntemi kapsamında yorumsamacı bir bakışla ele alınacaktır. Söylem analizi tekniği ile kurguladığım söylem türleri, madde kullanımı ve bağımlılığına dair mevcut anlayışların kavranmasını amaçlamaktadır. Bu anlamıyla çalışma, Türkiye’deki madde kullanımı ve bağımlılığına yönelik geliştirilen politikaların daha kapsayıcı bir biçimde genişlemesine katkı sunmayı amaçlamaktadır
MÜZİK KURUMLARINDA ENTROPİ: OSMANLI VE CUMHURİYET DÖNEMLERİ ÖRNEĞİ
Müzik kültürün bir çıktısı olmakla birlikte toplumlar arasında bir etkileşim ve iletişim dili olması sebebiyle sosyal bir kavram olarak karşımıza çıkmaktadır. Fizikte termodinamiğin II. yasası olarak bilinen entropi yasası fen bilimlerine olduğu gibi sosyal bilimler alanına da ışık tutmaktadır. Bu bağlamda Osmanlı ve Cumhuriyet ile birlikte günümüze değin kurulmuş olan müzik kurumları kurumsal entropi kavramı altında incelenmiştir. Çalışmada, kurumların tarihsel süreçleri incelenerek, müzikte ve kurumlarda yaşanan değişim, dönüşüm ve uygulamaların, kurumların düzenlerini oluşturmalarında ya da mevcut sistemlerindeki düzensizliklerinin tespit edilmesi amaçlanmıştır. Toplumsal hareketlerin etkisi, devlet ya da siyasi erkin iktisadi, siyasi ve ideolojik müdahalelerle birlikte dünya kapsamında gelişen durumlar kurumların düzen ve düzensizliklerinde etkili bir role sahiptirler. Bu dış etkiler ve evrensel yasanın gereği oluşan iç etkiler kurumların entropik süreçlerini belirlemektedir. Osmanlı Devleti döneminde faaliyetlerini sürdürmüş olan Enderun Mektebi, Mehterhane, Müzikayi Hümayun ve Darülelhan, Cumhuriyet ile birlikte kurulan Riyaseti Cumhur Musiki Heyeti, Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası, Devlet Senfoni Orkestraları, Devlet Opera ve Balesi, Klasik Türk müziği toplulukları, Türk Halk müziği topluluklarının ve müzik eğitim kurumlarının tarihsel süreçleri incelenerek entropik süreçleri ortaya çıkarılmıştır. Devlet Planlama Teşkilatı raporları iv ile devletin kültür sanat politikaları uygulamalarıyla Cumhuriyet dönemi kurumlarına olan düzenleyici ya da düzensizleştirici etkiler belirlenerek yapılan müdahalelerin entropik sonuçları analiz edilmiştir. Osmanlı’dan Cumhuriyet’e ve günümüze uzanan müzik kurumlarının, kurumsal entropi kavramı çerçevesinde incelenmesiyle, düzen ile düzensizlik arasında sürekli dalgalı bir seyir halinde olduğu tespit edilmiştir. Bu dalgalı yapı, entropik sürecin tek yönlü hareket etmediğini, müdahale ve uygulamalarla inici ve çıkıcı seyrettiğini ortaya koymuştur. Aynı zamanda ekserji ile işlev kaybı arasında da bir değişim ve dönüşüm döngüsü gözlemlenmiştir. Kurumsal sürdürülebilirliğin yalnızca düzenleyici müdahalelerin sıklığına değil, bu müdahalelerin niteliğine ve sistemin doğasına uygunluğuna bağlı olduğu gözlemlenmiştir. Tüm bu sonuçlara göre müzik kurumlarının kurumsal devamlılığı, sadece müzik ürünleri üreterek değil, uzun dönemli planlar ve stratejiler ortaya koyarak, dışsal müdahalelerden en az etki almasını sağlayacak şekilde özerk yapılar haline getirilmesi ile mümkün olduğu sonucuna varılmıştır
Huntit, Hidromagnezit ve Kaolin ile Takviye Edilmiş Alev Geciktirici Kompozit Malzemelerin Üretimi ve Termal Performans Analizi
Bu çalışma, Huntit-Hidromagnezit (H/HM) ve Kaolin ile güçlendirilmiş, halojensiz alev geciktirici düşük yoğunluklu polietilen (LDPE) bazlı kompozitlerin geliştirilmesi ve karakterizasyonuna odaklanmaktadır. Amaç, yerel kaynaklı bu inorganik dolgu maddelerinin LDPE kompozitlerin termal kararlılığı, alev geciktiriciliği ve mekanik özellikleri üzerindeki sinerjik etkilerini araştırmaktır. H/HM (%0–60) ve Kaolin (%0–60) farklı oranlarda içeren kompozitler ergitme karıştırma yöntemiyle hazırlanmış ve performansları UL-94 dikey yanma testi, Sınırlayıcı Oksijen İndeksi (LOI), Termogravimetrik Analiz (TGA) ve mekanik testler (çekme ve eğilme) gibi standart testlerle değerlendirilmiştir. Sonuçlar, H/HM eklenmesinin alev geciktiriciliği önemli ölçüde artırdığını göstermiş; 40PE/60HHM ve 40PE/40HHM/20KAO formülasyonları UL-94 testlerinde V0 derecesi elde ederek damlamasız kendi kendine sönme davranışı göstermiştir. Kaolin, yanma sırasında koruyucu bir bariyer oluşturarak termal yalıtımı iyileştirmiş ve damlama davranışını azaltmıştır. TGA, daha yüksek dolgu içeriğiyle termal kararlılığın arttığını ortaya koymuş; mekanik testler ise modülün (çekmede 964.07 MPa’ya ve eğilmede 959 N/mm²’ye kadar) yükseldiğini ancak kopma uzamasının azaldığını göstermiştir. H/HM ve Kaolin kombinasyonu, alev geciktiricilik ve mekanik performansta dengeli bir iyileşme sağlamış, geleneksel alev geciktiricilere sürdürülebilir, toksik olmayan bir alternatif sunmuştur. Bu bulgular, yerel mineral kaynaklarını kullanarak inşaat, ulaşım ve elektronik gibi alanlarda sıkı yangın güvenliği standartlarını karşılayan çevre dostu malzemelerin geliştirilmesine katkıda bulunmaktadır
EVLİLİĞİN MALİ HAKLARINDAN MEHİR İLE İLGİLİ AHKAM AYETLERİ
Bu tezde, İslam aile hukukunun dikkat çeken konularından biri olan mehir, yalnızca bir nikâh şartı olarak değil; aynı zamanda evlilik hayatına yüklediği anlam, taşıdığı mesaj ve sağladığı faydalar üzerinden ele alınmıştır. Genel olarak “mehir neden vardır?” sorusunun cevabıyla meseleye yaklaşılmış, bu uygulamanın sadece geçmişte değil, bugün de birey ve toplum için ne gibi hikmetler barındırdığı ortaya konulmaya çalışılmıştır. Çalışmanın ilk kısmında, tarih boyunca farklı din ve kültürlerde mehir benzeri uygulamalara kısaca değinilmiş, ardından İslam'ın bu konuda nasıl bir farklılık getirdiği gösterilmiştir. Kur’an’da geçen mehirle ilgili akhâm ayetler, klasik tefsir kaynaklarına başvurularak yorumlanmış; fıkıh kitaplarındaki görüşlerle birlikte mezheplerin konuya bakışları karşılaştırmalı olarak değerlendirilmiştir. Bu tez, salt teknik meselelerle sınırlı kalmamış, daha çok konunun hikmet yönüne de odaklanmış, “mehir ne işe yarar, niçin vardır, topluma ve bireye ne kazandırır?” gibi sorulara samimi ama ilmî bir dille cevap vermeyi hedeflemiştir. Böylece hem teorik bilgiye katkı sunmak hem de sahada karşılaşılan bazı yanlış algıları düzeltmek amaçlanmıştır
KİŞİ HÜRRİYETİ VE GÜVENLİĞİ HAKKININ ULUSLARARASI VE BÖLGESEL ANLAMDA KORUNMASI
Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı, demokratik toplumların temelini oluşturur. Toplumun çeşitli kesimlerinin farklı düşünceleri ve yaşam tarzları olduğu gözetilerek, kişi özgürlüğü ve güvenliği haklarına saygı gösterilmelidir. Fakat bu haklar, genel ahlak, kamu düzeni ve diğer bireylerin haklarıyla dengelenmelidir. Tezin kapsamı dahilinde kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının tarihçesi incelenecek olup kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına ilişkin çalışmalar yasal mevzuatlar incelenecektir. Aynı zamanda karşılaştırmalı hukuk bakımından söz konusu hakkın ihlaline ilişkin olarak uluslararası ve bölgesel anlamda denetim mekanizmaları ele alınacaktır. Uluslararası denetim mekanizmaları ve aynı zamanda bölgesel anlamda denetim mekanizmaları kapsamında kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı ihlalleri ile ilgili olarak yapılan başvurular ve bu başvurular kapsamında mahkemeler ve/veya uluslararası denetim mekanizmalarınca verilen kararlar incelenmiş ve bu kapsamda kararların bağlayıcılığı ve verilen kararların uygulanmalarının denetimine değinilmiştir. Ayrıca söz konusu kararların devletleri bağlayıcılığı konusunda inceleme yapılarak yaptırımlar konusunda bir çıkarım yapılacaktır
THE IMPACT OF THE DEINFLUENCING PHENOMENON ON CONSUMER DECISIONS ON TIKTOK: AN ANALYSIS AND STRATEGIC REVIEW
TikTok gibi kısa video içeriklerinin ve sosyal medya platformlarının yükselişi, tüketici davranışını önemli ölçüde etkilemiştir. Bu değişen dijital ortamda, deinfluencing olarak bilinen yeni bir trend ortaya çıkmıştır. Deinfluencing, aşırı tüketimi caydıran ve popüler ürün tavsiyelerini sorgulayan içeriklerle karakterize edilir. Bu çalışma, deinfluencing videolarının tüketici tutumlarını ve satın alma niyetlerini nasıl şekillendirdiğini araştırmayı amaçlamaktadır. Araştırma, Ajzen’in Planlanmış Davranış Teorisi (TPB) temel alınarak, tutum, öznel norm ve algılanan davranışsal kontrol bileşenlerinin deinfluencing içeriğinden nasıl etkilendiğini incelemektedir. Çalışmada nitel bir araştırma deseni benimsenmiş ve 22 katılımcı ile yarı yapılandırılmış derinlemesine görüşmeler yapılmıştır. Katılımcılar kolayda örnekleme yöntemiyle seçilmiştir. Veriler, tematik analiz yöntemi ile analiz edilmiştir. Analiz sonucunda dört ana tema belirlenmiştir: özgünlük, etki, şüphecilik ve aşinalık. Bulgular, özgünlüğün güven oluşturmada kilit bir rol oynadığını ortaya koymuştur. İzleyiciler, deinfluencer'ları daha otantik ve güvenilir bulmaktadır. Bunun nedeni, deinfluencer'ların bir ürünü satma amacının olmamasıdır. Bu nedenle, fikirlerini daha fazla takip etme eğilimindedirler. Etki teması, deinfluencing içeriğinin sosyal baskıyı nasıl sorguladığını ve daha eleştirel bir tüketici davranışını teşvik ettiğini vurgulamaktadır. Şüphecilik teması, deinfluencer'ların tüketicilerin fikirlerinden şüphe duymalarına ve çelişmelerine neden olduğunu ve bunun da satın alma niyetini azalttığını göstermektedir. Aşinalık teması ise, deinfluencer'lar veya influencer'larla vi kurulan duygusal bağların, mesajın kaynağına bağlı olarak davranış değişikliğini güçlendirebileceğini veya buna direnebileceğini ortaya koymaktadır. Çalışmada elde edilen sonuçlar, deinfluencing videolarının tüketici davranışı üzerindeki etkilerini ortaya koymaktadır. Bulguların hem teorik hem de uygulamalı çalışmalara olası katkıları, araştırmanın sonunda değerlendirilmiştir