OpenMETU (Middle East Technical University)
Not a member yet
110280 research outputs found
Sort by
Ürünlerdeki Talep Değişkenliğinin Etkilerini Azaltmaya yönelik Bir Tahmin Modeli Oluşturma
Economic changes, global cases, technological advancements, market competition, and the nature of product demand increase demand variability. From a supply chain management perspective, developing a method that can effectively forecast this fluctuating demand is crucial for increasing profitability and optimizing inventory management. In this thesis, real-world data from a home appliance company is utilized to improve forecasting accuracy for cooling and freezer products, aiming to optimize supply chain strategies. A data-driven approach is adopted by utilizing various forecasting models such as SARIMA, LSTM, and Prophet. Additionally, external factors such as the impact of COVID-19, economic indicators, and inventory levels are considered. Model performance is improved through hyperparameter optimization and evaluated using metrics such as MAE, RMSE, and SMAPE.
The study aims to enhance demand forecasting accuracy and optimize supply chain strategies by exploring various clustering techniques to refine product and country groupings. The models are applied to both product-level and product-region-level datasets. The best result for product-level forecasting is obtained using the Prophet model without exogenous variables, which exceeds the base model by 11%. For product-region-level forecasting, the SARIMA model using exogenous variables achieves the best performance, exceeding the base model by 24%. Furthermore, for both breakdowns (product; product-region), the evaluation results indicate that clustering products and countries with similar sales dynamics enhances forecasting performance. Consequently, this thesis contributes to the literature by focusing on the underexplored home appliance sector, particularly refrigerators and freezers, and providing actionable forecasting approaches for supply chain optimization.Ekonomik değişiklikler, küresel olaylar, teknolojik gelişmeler, pazar rekabeti ve ürün talebinin doğal yapısı gibi faktörler, talepteki değişkenliği artırmaktadır. Tedarik zinciri yönetimi açısından, bu değişken talebi etkili bir şekilde tahmin edebilecek bir yöntem geliştirmek, karlılığı artırmak ve envanter yönetimini verimli hale getirmek adına son derece önemlidir. Bu tezde, dayanıklı tüketim ürünleri üreten bir şirketten alınan veriler kullanılarak, soğutma ve dondurucu ürünleri için tahmin doğruluğunu artırmaya yönelik çalışmalar yapılmış ve tedarik zinciri stratejilerinin optimize edilmesi hedeflenmiştir. SARIMA, LSTM ve Prophet gibi çeşitli tahmin modellerini kullanarak veri odaklı bir yaklaşım benimsenmektedir. Ayrıca, Covid-19 etkisi, ekonomik göstergeler ve envanter seviyeleri gibi dışsal faktörler de dikkate alınmıştır. Modellerin performansı, hiper parametre optimizasyonu yapılarak iyileştirilmiş ve MAE, RMSE ve SMAPE gibi değerlendirme metrikleri kullanılarak karşılaştırılmıştır. Çalışma, ürün ve ülke gruplamalarını iyileştirmek için çeşitli kümeleme tekniklerini inceleyerek, talep tahminlerinin doğruluğunu artırmayı ve tedarik zinciri stratejilerinin iyileştirilmesi amaçlamaktadır. Modeller, ürün düzeyindeki ve ürün-bölge düzeyindeki veri setlerine uygulanmıştır. Ürün düzeyindeki tahmin için en iyi sonuç temel modelden %11 daha iyi performans gösteren Prophet modeli ile elde edilirken; ürün-bölge düzeyindeki tahmin için en iyi sonuç temel modelden %24 daha iyi performans gösteren dışsal değişkenlerin dahil edildiği SARIMA modeli ile elde edilmiştir. Ayrıca, her iki kırınım (ürün; ürün-bölge) için de değerlendirme sonuçları, benzer satış dinamiklerine sahip ürün ve ülkelerin gruplandırılmasının tahminleme performansını artırdığını göstermektedir. Sonuç olarak, bu tez, yeterince araştırılmamış beyaz eşya sektörü, özellikle buzdolapları ve derin dondurucular üzerine odaklanarak ve tedarik zinciri optimizasyonu için uygulanabilir tahminleme yaklaşımları sunarak literatüre katkıda bulunmaktadır.M.S. - Master of Scienc
ADLİ TIPTA BİLİMSEL GERÇEKLİKLERİN İNŞASI: TÜRKİYE’DE YAZILMIŞ ADLİ TIP TEZLERİNDE TOPLUMSAL CİNSİYETE DAYALI ŞİDDETİN LATOURCU ANALİZİ
This dissertation investigates the epistemological foundations of forensic medicine in Turkey, focusing on how scientific knowledge about gender-based violence is actively constructed rather than neutrally documented. Using Bruno Latour’s actor-network theory and the concept of “science-in-the-making”, this analysis examines 22 forensic medicine specialization theses as epistemic tools that translate violence into standardized medico-legal facts. The study argues that forensic medicine does not merely record trauma but shapes the very categories of “trauma”, “victimhood”, and “violence” through institutional protocols, legal frameworks, diagnostic tools, and rhetorical practices. These theses act as Latourian “immutable mobiles”, circulating through academic, legal, and bureaucratic networks, thereby stabilizing specific definitions of harm and legitimacy. The analysis shows how bodily and psychological injuries become visible, legible, and actionable through processes of inscription, quantification, and classification. Legal texts function as non-human actors influencing forensic reasoning and co-producing medico-legal knowledge. The dissertation also explores forensic medicine’s dual role as a site of care and an instrument of legal governance, highlighting the ethical and political tensions in this hybridity. By interrogating how gender-based violence is framed, codified, and authorized within forensic texts, the study contributes to feminist epistemology, science and technology studies (STS), and medical sociology. Ultimately, it advocates for a reflexive and pluralistic approach to forensic knowledge production, one that acknowledges the complexities of experience and challenges the technocratic reduction of violence to measurable evidence. The findings offer not only theoretical insight but also practical recommendations for more ethically and socially responsive forensic practices.Bu tez, Türkiye’de adli tıbbın epistemolojik temellerini inceleyerek, özellikle kadına yönelik şiddet gibi toplumsal cinsiyete dayalı şiddet hakkında bilimsel bilginin tarafsızca kaydedilmekten çok aktif olarak inşa edildiğini ortaya koymaktadır. Bruno Latour’un aktör-ağ teorisi ve “bilim-yapım süreci (science-in-making)” kavramı kullanılarak, 22 adli tıp uzmanlık tezi, yaşanan şiddet deneyimlerini standartlaşmış adli-tıbbi gerçeklere çeviren epistemik araçlar olarak analiz edilmiştir. Çalışma, adli tıbbın sadece travmayı kaydetmekle kalmayıp, “travma”, “mağduriyet” ve “şiddet” kategorilerini kurumsal protokoller, yasal çerçeveler, tanısal araçlar ve retorik uygulamalar aracılığıyla şekillendirdiğini savunmaktadır. Bu tezler, Latour’un “sabit bilgi taşıyıcıları (immutable mobiles)” kavramına uygun şekilde akademik, hukuki ve bürokratik ağlarda dolaşarak zarar ve meşruiyetin belirli tanımlarını sabitlemektedir. Analiz, bedensel ve psikolojik yaralanmaların yazıya dökülme, nicelenme ve sınıflandırma süreçleriyle görünür, anlaşılır ve uygulanabilir hale geldiğini göstermektedir. Türk Ceza Kanunu ve 6284 sayılı Kanun gibi yasal metinler, adli tıp akıl yürütmesini etkileyen ve adli-tıbbi bilginin epistemik yapısını birlikte oluşturan insan olmayan aktörler olarak ele alınmıştır. Tez ayrıca adli tıbbın hem bakım alanı hem de yasal denetim mekanizması olarak oynadığı ikili rolü ve bu hibrit yapıdaki etik ve politik gerilimleri irdelemektedir. Toplumsal cinsiyete dayalı şiddetin adli metinler içinde nasıl çerçevelendiğini, kodlandığını ve meşrulaştırıldığını sorgulayan bu çalışma; feminist epistemolojiye, bilim ve teknoloji çalışmalarına (STS) ve tıp sosyolojisine katkı sunmaktadır. Sonuç olarak, tez, yaşanmış deneyimlerin karmaşıklığını dikkate alan ve şiddeti ölçülebilir veriye indirgeme eğilimini sorgulayan daha refleksif ve çoğulcu bir adli bilgi üretim yaklaşımı önermektedir. Bulgular, kuramsal katkıların yanı sıra daha etik ve toplumsal olarak duyarlı adli uygulamalara yönelik pratik öneriler de sunmaktadır.Ph.D. - Doctoral Progra
Conservation of Gencay Kasapçı Wall Panel in METU Faculty of Architecture
Orta Doğu Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi’nin ana giriş mekânında yer alan duvar panosu 1968 yılında Gencay Kasapçı tarafından doğrudan yerine özel tasarlanmış ve üretilmiştir. Ancak panonun meydana geliş hikayesi yüzünü örtmek amacıyla talep edildiği duvarın inşasına uzanmaktadır. Sanatçıları ve hayata geçiriliş yılları farklı olsa da bina ve duvar panosunun ortak bir algının, döneme özgü bir görme biçiminin ürünleri olduğu açıktır. Nitekim, zaman içinde değişen anlamlarıyla duvar panosunu oluşturan sonsuz noktalar kısa süre içinde bulunduğu binanın odak noktalarından biri olmuş, içinde yer aldığı yapılı çevre ve kullanıcılarının ayrılamaz bir parçası haline gelmiştir. Duvar panosunun yerine montajı sırasında, duvarın alt kısmında yer alan ısıtıcının kaldırılmaması konusunda, dönem yöneticileri tarafından verilen karar sonucu bir kısmı eksik olarak bırakılmış, bu mağduriyet eksik bırakılma sebebi ortadan kalktıktan sonra dahi devam etmiştir. Bununla birlikte, pano yıllar içinde artan ilgiyle bilinçli-bilinçsiz tahribata maruz kalmıştır. 2016 yılında dönemin Fakülte Yönetimi tarafından duvar panosunun korunmasına yönelik çalışmalar yapılmasına karar verilmiştir. Koruma süreci boyunca, eserin yapı ve kullanıcıları ile kurduğu özel bağın ürünü olan bireysel ve kolektif anıların önemi ve içinde bulunduğu yapılı çevre ile birlikte sahip oldukları bir aradalığın değeri göz önünde bulundurulmuştur. Onarım ve yeniden-tamamlama sürecinde eseri anlamaya, belgelemeye, korumaya ve izlemeye yönelik yapılan tüm çalışmalar bu bakış açısı rehberliğinde gerçekleştirilmiştir.The wall panel at the main entrance of the Middle East Technical University Faculty of Architecture was designed and produced by Gencay Kasapçı in 1968 specifically for this location. However, the story of the panel’s creation related to the construction of the wall. Although the artists and the dates
of their production differ, it is clear that the panel and building are the products of a common perception and a common way of seeing specific
to the period. As a matter of fact, with their changing meanings over time, the infinite dots that constitute the wall panel have become one of the focal points of the building in a short time and have become an inseparable part of the built environment and its users. As a result of the decision taken by the administrators of that period during the assembly of the wall panel, a part of it was not placed, and this situation persisted even after the original reason for leaving it incomplete was no longer relevant. Furthermore, the panel has been subjected to both intentional and unintentional damage with increasing interest over the years. In 2016, the Faculty Management decided to initiate conservation efforts. Throughout the process, the significance of individual and collective memory, arising from the unique relationship between the artefact and its users, and the value of the coexistence of the ceramic and architectural artefacts have been taken into consideration. This perspective has guided all efforts to understand, document, protect and monitor the wall panel during the conservation and re-completion process.Publisher's Versio
A small molecule enhances arrestin-3 binding to the β2-adrenergic receptor
Excessive signaling by various GPCRs underlies a variety of human disorders. Suppression of GPCRs by “enhanced” arrestin mutants was proposed as therapy. We hypothesized that GPCR binding of endogenous arrestins can be increased by small molecules stabilizing pre-activated conformation. Using molecular dynamics, we identified potentially druggable pockets in pre-activated conformation of arrestin-3 and discovered a compound targeting one of these pockets. Saturation-transfer difference NMR data showed that the compound binds at the back loop of arrestin-3. FRET- and NanoBiT-based assays in living cells showed that the compound increased in-cell arrestin-3, but not arrestin-2, binding to basal β2-adrenergic receptor and its phosphorylation-deficient mutant, but not to muscarinic M2 receptor. These experiments demonstrated the feasibility of enhancing the binding of endogenous wild type arrestin-3 to GPCRs in a receptor-specific and arrestin-subtype selective manner
İki paralel film çekim ekibi ile film sahnelerinin çizelgelenmesi ve yeniden çizelgelenmesi
This study addresses the movie scenes scheduling problem (MSSP) and rescheduling problem for two parallel film units shooting scenes simultaneously at disjoint sets in different locations. To reflect the dynamics of real-life film productions, the model incorporates precedence relations to organize the shooting sequence of scenes at each set and establish connections between them, as well as forced relations for dependencies that cannot be captured by precedence relations. A cost structure is implemented in which some actors receive fixed salaries, while others are paid daily wages. In addition, blocking times indicating actor unavailability periods and time windows specifying shooting periods of scenes are considered. The objective of scheduling is to generate schedules with minimum cost. For this purpose, a mixed-integer linear programming (MILP) model is developed. To account for all possible disruptions that may occur during film production, the rescheduling problem is examined as well. A bi-objective MILP model is developed to minimize both the total absolute deviation of scenes completion times from the previous schedule and the cost objective, aiming to maintain schedule stability at the minimum possible cost. The rescheduling problem is solved using lexicographic and ε-constraint approaches to explore the trade-offs between the two objectives. A total of 42 instances are generated for the scheduling problem. For the rescheduling problem, 5 instances involving different solution strategies are analyzed using 85 MILP model runs. All problem instances are solved using the Gurobi Solver in Python. Optimal solutions are obtained in very short computational times for both scheduling and rescheduling problems.Bu çalışmada, farklı konumlardaki setlerde eşzamanlı olarak sahne çekimleri yapan iki paralel film ekibine ait film sahneleri çizelgeleme (MSSP) ve yeniden çizelgeleme problemi ele alınır. Bu çalışmaya gerçek film prodüksiyonlarının da dinamiklerini yansıtmak amacıyla, her setteki sahnelerin çekim sıralamasını düzenlemek ve birbirleri arasında bağlantı kurabilmek adına öncüllük ilişkileri ve bunlarla ifade edilemeyenler için ise zorunlu ilişkiler ile birlikte; bazı oyuncuların sabit, bazı oyuncuların ise günlük ücret aldıkları bir maliyet yapısı kullanılır. Aynı zamanda oyuncuların uygun olmadıkları aralıkları ifade eden engelleme süreleri ve bazı sahnelerin çekilmesi gereken zaman aralıkları da göz önünde bulundurulur. Çizelgeleme probleminde en düşük maliyetteki çizelgelerin oluşturulması hedeflenir. Bunun için bir karma tam-sayılı doğrusal programlama (MILP) modeli geliştirilir. Film çekimlerinde yaşanabilecek bütün aksaklıkları da göz önünde bulundurabilmek için çizelgeleme probleminin yanı sıra yeniden çizelgeleme problemi de ele alınır. Bu problemde, bir önceki çizelgedeki sahnelerin her birinin tamamlanma zamanından sapma miktarının toplamını sınırlamak amacıyla, en düşük toplam maliyet ölçütünün yanı sıra önceki çizelgeden toplam mutlak sapma ölçütünü de minimize eden, çizelge istikrarını mümkün olan en düşük maliyetle korumayı amaçlayan iki amaçlı bir MILP modeli geliştirilir. Bu yeniden-çizelgeleme problemi, iki ölçüt arasındaki ödünleşmeleri gözlemleyebilmek için leksikografik ve ε-kısıt yöntemleri ile çözülür. Çizelgeleme problemi için toplam 42 örnek problem oluşturulur. Yeniden-çizelgeleme problemi için ise toplam 5 örnek oluşturulur; bu 5 örnek için farklı çözüm yollarının kullanıldığı toplam 85 MILP modeli çalıştırılarak analizler yapılır. Tüm örnekler Python ortamında, Gurobi Solver kullanılarak çözülür. Hem çizelgeleme hem de yeniden-çizelgeleme test problemleri için oldukça kısa çözüm sürelerinde optimal sonuçlar elde edilir.M.S. - Master of Scienc
Erken sporülasyon transkripsiyon faktörü rsfa’nın Bacillus subtilis’te bac operonu aktivitesinin düzenlenmesi üzerine etkisi
Bacillus subtilis is a Gram-positive, endospore-forming bacterium widely employed
in both fundamental research and various biotechnological applications. This
organism produces bacilysin, the simplest known peptide antibiotic. Previous -
omics-based studies conducted in our laboratory demonstrated that a bacilysindeficient
mutant derivative of the PY79 strain, namely OGU1, exhibits lower
expression of numerous sporulation-related genes, suggesting a potential regulatory
role of bacilysin in sporulation processes. The rsfA gene encodes a transcription
factor which has its own regulon. Although the rsfA regulon remains poorly
characterized in the literature, RsfA is known to participate in two major sporulation
regulons governed by the sigma factors SigF and SigG. Previous findings have
shown that rsfA is transcriptionally upregulated in OGU1 relative to PY79, while its
protein product RsfA is downregulated, suggesting a possible post-transcriptional
regulation. The present thesis investigates the molecular interactions between RsfA
protein and the bacABCDEF operon responsible for bacilysin biosynthesis. In this
study, rsfA was first cloned into E. coli cells using a suitable cloning plasmid vector
and subsequently subcloned into OGU1 using an appropriate expression vector. The
consequences of RsfA overproduction on sporulation, bac operon expression, and
bacilysin production were then assessed through comparative phenotypic analyses,
RT-qPCRs, β-galactosidase assay, and bacilysin bioassay. Furthermore,
electrophoretic mobility shift assays (EMSA) were conducted to explore potential
direct interactions between purified RsfA protein and the bac operon promoter, as
well as those between bacilysin molecule and the rsfA promoter.Bacillus subtilis, Gram pozitif, endospor oluşturan bir bakteri olup temel
araştırmalarda ve çeşitli biyoteknolojik uygulamalarda yaygın olarak
kullanılmaktadır. Bu organizma, en basit yapıya sahip peptit antibiyotik olan
basilisini sentezlemektedir. Laboratuvarımızda yürütülmüş olan -omik temelli
çalışmalar, bir PY79 suşu türevi olup basilisin üretemeyen OGU1 suşunun pek çok
sporulasyon geninin ifadesinde yetersiz kaldığını ortaya koymuştur. Transkriptomik
ve proteomik analizler, OGU1 suşunda, ana suş PY79’a kıyasla çok sayıda
sporulasyonla ilgili genin daha düşük düzeyde ifade edildiğini göstermiş olup bu
bulgular, basilisin biyosentezinin sporulasyon genlerinin regülasyonunda önemli bir
role sahip olduğunu düşündürmüştür. rsfA, kendi regulonuna sahip bir transkripsiyon
faktörünü kodlamaktadır. Her ne kadar rsfA regulonu literatürde yeterince
karakterize edilmemiş olsa da, bu genin sporulasyon sürecinde görev alan iki önemli
sigma faktörü regulonu, SigF ve SigG regulonları içinde yer aldığı bilinmektedir.
Önceki bulgulara göre, rsfA OGU1 suşunda mRNA düzeyinde PY79’a göre yukarı
regüle edilirken, RsfA proteini ise aşağı regüle edilmiştir. Bu tez kapsamında, rsfA, bacABCDEF operonu ve basilisin biyosentezi arasındaki moleküler ilişkiler detaylı
olarak araştırılmıştır. Bu kapsamda, rsfA, OGU1 suşuna klonlanarak aşırı ifadesi
sağlanmıştır. RsfA’nın aşırı ekspresyonunun sporulasyon süreci, bac operonunun
transkripsiyonu ve bacilysin biyosentezi üzerindeki etkileri; fenotipik karşılaştırmalı
analizler, RT-qPCR, β-galaktozidaz aktivite testleri ve bacilysin biyoanalizleri ile
değerlendirilmiştir. Ayrıca, E. coli hücrelerine klonlanmış ve aşırı ifade edilme
sonrası saflaştırılmış RsfA ile bac operonu promotörü arasındaki olası doğrudan
etkileşim EMSA (Elektroforetik Mobilite Shift Analizi) yöntemi ile incelenmiştir.
Benzer şekilde, bacilysin molekülünün rsfA promotörü ile olası etkileşimi de EMSA
ile analiz edilmiştir.M.S. - Master of Scienc
Homojen olmayan geometrik Brown hareketine dayalı bir optimum ikili işlem stratejisi
This study develops an optimal pairs trading strategy based on the inhomogeneous geometric Brownian motion (IGBM) process. The proposed model aims to identify an upper boundary that maximizes the expected return of the strategy, given a predetermined lower boundary. Compared to well-known processes such as Ornstein-Uhlenbeck and Cox-Ingersoll-Ross, the IGBM process has received significantly less attention in the academic literature. In this research, we derive an analytical expression for the value function associated with the strategy. The theoretical analysis is validated through simulation studies and, empirical back-testing results provide strong evidence supporting the model’s profitability. The primary contribution of this study lies in deriving an explicit solution for the analytical value function of the pairs trading strategy and determining the optimal upper boundary within the framework of the IGBM process.Bu çalışma, homojen olmayan geometrik Brown hareketi sürecine dayalı olarak optimal bir ikili işlem stratejisi geliştirmektedir. Önerilen model, önceden belirlenmiş bir alt sınıra bağlı olarak stratejinin beklenen getirisini maksimize eden bir üst sınırın belirlenmesini amaçlamaktadır. Ornstein-Uhlenbeck ve Cox-Ingersoll-Ross gibi bilinen süreçlerle karşılaştırıldığında, çalışmanın odak noktası olan süreç akademik literatürde önemli ölçüde daha az ilgi görmüştür. Bu araştırmada, stratejiyle ilişkili değer fonksiyonu için analitik bir ifade türetilmiştir. Teorik analizler, simülasyon çalışmaları ile doğrulanmış olup, ampirik geriye dönük test sonuçları modelin kârlılığını güçlü bir şekilde desteklemektedir. Bu çalışmanın temel katkısı, homojen olmayan geometrik Brown hareketi süreci çerçevesinde ikili işlem stratejisine ilişkin analitik değer fonksiyonunun açık biçimli çözümünün elde edilmesi ve optimal üst sınırın belirlenmesidir.Ph.D. - Doctoral Progra
Temiz Hidrojenin AB, Almanya ve Türkiye'nin Enerji Dönüşümündeki Rolü
This thesis examines the key determinants that enable hydrogen to become a viable solution in the energy transition, with a comparative analysis of the USA, Germany, and Türkiye. While the existing literature predominantly highlights technological innovation, financial investment and national policy frameworks, this study argues that such efforts are insufficient without international relations and diplomatic solutions. Grounded in neoliberal institutionalist theory, the research shows that resolving interstate conflicts and establishing cooperative international mechanisms are essential for enabling hydrogen trade, technology transfer and cross-border infrastructure deployment. Through an analysis of national hydrogen strategies, value chain investments and diplomatic engagements, this thesis concludes that clean hydrogen can only become a scalable and sustainable energy solution through the international cooperations.Bu tez, hidrojenin enerji dönüşümünde uygulanabilir bir çözüm haline gelmesini mümkün kılan temel belirleyicileri, ABD, Almanya ve Türkiye örnekleri üzerinden karşılaştırmalı bir analizle incelemektedir. Mevcut literatür ağırlıklı olarak teknolojik yenilikler, finansal yatırımlar ve ulusal politika çerçevelerini ön plana çıkarsa da bu çalışma bu unsurların uluslararası ilişkiler ve diplomatik çözümler olmadan yetersiz kaldığını savunmaktadır. Neoliberal kurumsalcı teoriye dayanan araştırma, devletler arası çatışmaların çözülmesinin ve iş birliğine dayalı uluslararası mekanizmalarının kurulmasının; hidrojen ticareti, teknoloji transferi ve sınır ötesi altyapı entegrasyonu için hayati önemde olduğunu ortaya koymaktadır. Ulusal hidrojen stratejileri, değer zinciri yatırımları ve diplomatik girişimlerin analizine dayanan bu tez, temiz hidrojenin ölçeklenebilir ve sürdürülebilir bir enerji çözümüne dönüşebilmesinin ancak uluslararası iş birlikleri yoluyla mümkün olabileceği sonucuna varmaktadır.M.S. - Master of Scienc