OpenMETU (Middle East Technical University)
Not a member yet
110280 research outputs found
Sort by
Assessment of Low Impact Development Strategies with Multi-Scale, Multi-Criteria Decision Making Approaches for Urban Flood Resilience
Evirici ve stator sargıları kullanılarak sürekli mıknatıslı senkron motorun rotorundaki ferritin mıknatıslandırılması
Permanent magnet synchronous machines (PMSMs) utilize permanent magnets (PMs) embedded in the rotor to establish a magnetic field, replacing conventional rotor windings. One of the primary challenges encountered in manufacturing PMSMs is placing these magnets onto the rotor, which becomes especially difficult due to the strong magnetic attraction forces involved. Among the materials suitable for PMs, ferrite—a ferromagnetic ceramic material—presents a low-cost alternative to rare-earth magnets. Ferrite magnets are easier to magnetize and more readily available, albeit with lower magnetic performance. This thesis investigates the feasibility of performing post-assembly magnetization (PAM) utilizing the inverter and stator windings to magnetize ferrite PMs while they are inside the motor, aiming to eliminate the need for external magnetization equipment. To evaluate this, both a capacitor discharge impulse magnetizer and a two-level, three-phase inverter are designed and implemented. The design methodologies and the reasoning behind key circuit decisions are presented in detail. Experimental validation is performed through a permanent magnet-assisted synchronous reluctance motor equipped with ferrite PMs, on which PAM is attempted using both the capacitor discharge circuit and the inverter. Results demonstrate that up to 96% of the pre-magnetized magnet performance can be achieved when a current, which is approximately ten times the motor’s rated current, is applied. The findings suggest that PAM using the designed inverter circuit is viable, as long as the power source supplying the inverter can provide sufficient current.Sürekli mıknatıslı senkron makineler, rotora yerleştirilen sürekli mıknatıslar sayesinde manyetik alan oluşturarak geleneksel rotor sargılarının yerini alır. Sürekli mıknatıslı senkron makinelerin üretiminde karşılaşılan temel zorluklardan biri, bu mıknatısların rotora yerleştirilmesi sürecidir. Bu işlem, mıknatısların oluşturduğu güçlü manyetik çekim kuvvetleri nedeniyle özellikle zordur. Sürekli mıknatıslar için uygun malzemeler arasında ferrit—ferromanyetik seramik bir malzeme—nadir toprak elementi içeren mıknatıslara göre düşük maliyetli bir alternatif sunar. Ferrit mıknatıslar yalnızca daha kolay mıknatıslanmakla kalmaz, aynı zamanda daha kolay temin edilebilir; ancak manyetik performansları daha düşüktür. Bu tezde, sürekli mıknatıs malzemesi olarak ferrit seçilmiştir. Tezin temel amacı, ferrit mıknatısların dış bir mıknatıslandırma ekipmanına ihtiyaç duyulmadan, makine tamamen monte edilmiş haldeyken motor sürücüsü ve stator sargıları kullanılarak mıknatıslandırılmasının mümkün olup olmadığını araştırmaktır. Bu amaçla, bir kapasitör deşarj darbeli mıknatıslandırıcı devresi ile iki seviyeli, üç fazlı bir evirici tasarlanmış ve uygulanmıştır. Her iki devrenin tasarım metodolojileri ve kritik devre kararlarının arkasındaki gerekçeler ayrıntılı şekilde sunulmuştur. Deneysel doğrulama, ferrit sürekli mıknatıslarla donatılmış sürekli mıknatıs destekli senkron relüktans motoru kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Montaj sonrası mıknatıslandırma işlemi, hem kapasitör deşarj devresi hem de evirici ile denenmiştir. Elde edilen sonuçlar, motora nominal akımının yaklaşık on katı kadar bir akım uygulandığında mıknatısların önceden mıknatıslandırılmış mıknatıslara göre manyetik performansının %96’sına kadar ulaşılabildiğini göstermektedir. Bulgular, evirici devresi kullanarak montaj sonrası mıknatıslandırmanın uygulanabilir olduğunu, ancak etkinliğinin esas olarak eviriciyi besleyen güç kaynağının akım kapasitesine bağlı olduğunu ortaya koymaktadır.M.S. - Master of Scienc
PRO-ENVIRONMENTAL BEHAVIORS IN TÜRKIYE: A SCALE DEVELOPMENT STUDY
Geçtiğimiz yıllardaki küresel sıcaklık artışı, orman yangınları ve kuraklıklar, insanların çevreyi korumak için harekete geçmemeleri halinde neler olabileceğinin bir göstergesi niteliğindedir. Gezegeni kurtarmada insan eylemlerinin önemini göz önünde bulundurarak, bu çalışmada, Avrupa'nın çevresel olarak en çok kirlenen ülkelerinden biri olan Türkiye'de çevreci davranışları ölçmek için kültüre özgü bir araç geliştirdik. Pilot çalışmada, çevre psikolojisi konusunda uzman kişilerle birlikte 52 maddelik bir havuz oluşturduk. Daha sonra, Türkiye Çevreci Davranış Ölçeğini geliştirmek ve psikometrik özelliklerini test etmek amacıyla iki çalışma yürüttük. Birinci çalışmada, ölçeğin faktör yapısı üniversite öğrencilerinden oluşan bir örneklem üzerinde inceledik (N = 454). Açımlayıcı faktör analizleri sonucunda toplam varyansın %60.03%'ünü açıklayan, 4 faktörlü 17 maddelik bir yapı elde ettik. Faktörler çevre okuryazarlığı (5 madde), atıkların azaltılması (5 madde), çevreye duyarlı tüketim (5 madde) ve kolektif eylem (2 madde) olarak belirlendi. Bulgulara göre, ölçeğin iç tutarlılığı psikometrik olarak sağlamdır ve uyum geçerliliği Çevresel Tutum Ölçeği ve Yeni Çevresel Paradigma Ölçeği ile pozitif korelasyonlarla desteklenmektedir. İkinci çalışmada, ölçeğin yapı geçerliliğini doğrulayıcı faktör analizi ile test ettik (N = 449) ve yapının verilerle kabul edilebilir bir uyum gösterdiği sonucuna vardık. Bulgular ölçeğin Türkiye bağlamında çevreci davranışları değerlendirmek için güvenilir ve geçerli bir araç olduğunu göstererek, gelecekteki araştırmalar ve çevre politikası geliştirme için değerli bilgiler sunmaktadır.The increase in the global temperature, wildres, and droughts that occurred in the past decades have presented a preview of what would happen if people do not start taking action to protect the environment. Considering the importance of human actions to save the planet, we developed a culture-specic tool to measure pro-environmental behaviors in Türkiye, one of the most polluted countries in Europe. In a pilot study, we created a pool of 52 items with subject matter experts on environmental psychology. Then, we conducted two studies to develop the Turkish Pro-Environmental Behavior Scale (TPEBS) and test its psychometric qualities. In Study 1, we examined the scale's factor structure on a sample of college students (N = 454). Exploratory factor analysis resulted in a 17-item, 4-factor structure explaining 60.03% % of the total variance. Factors were identied as environmental literacy (5 items), reducing waste (5 items), environmentally conscious consumption (5 items), and collective action (2 items). Findings indicated that the scale's internal consistency was sound, and the positive correlations with the Environmental Attitude Scale and the New Ecological Paradigm Scale supported the convergent validity. In Study 2, we tested the construct validity of the TPEBS through conrmatory factor analysis (N = 449), and the structure showed an acceptable t with the data. The tests of the internal consistency estimates further supported the reliability of the scale. These ndings suggest that the TPEBS is a reliable and valid tool to assess pro-environmental behaviors within the Turkish context, offering valuable insights for future research and environmental policy development
How Women and Men Should (Not) Be: Gender Rules and Their Alignment With Status Beliefs Across Nations
Gender rules, that is, prescriptive and proscriptive gender stereotypes, dictate how women and men should and should not be, and thereby perpetuate the gender hierarchy that privileges men over women. Across seven nations that span the continuum of gender equality, we investigated gender status norms by identifying the extent to which gender rules correspond with social status beliefs. As expected, in all investigated nations, participants (N = 4,327) believed that men should not show low-status traits reflecting weakness (e.g., weak, naive) but should show high-status traits reflecting agency (e.g., leadership ability, ambitious). Correlational analyses found that the more gender-equal a nation, the more men's agency prescriptions were aligned with high-status and their weakness proscriptions with low-status characteristics. Moreover, participants believed that women should not show high-status traits reflecting dominance (e.g., dominant, demanding) in the United States, Turkey, India, and Ghana-that is, in the relatively less gender-equal nations. Yet, no trait was proscribed for women in the relatively more gender-equal nations of Switzerland and Sweden. The status alignment of women's prescriptions and proscriptions did not relate to nations' achieved gender equality. We discuss how the alignment of men's gender rules with status beliefs represents a hidden barrier to achieving full gender equality
Modernist İkiliklerin Reddinin Yeni Ortak Akıl Olarak Kabulü: Modern Fizik ve Kültürel Çalışmalarda Kanonlaşma
Modernist dikotomilerin, özellikle de Kartezyen özne-nesne ayrımının reddi, çağdaş bilim ve bilgi çalışmalarında, yeni materyalizm içinde ise daha belirgin olmak üzere, baskın bir tema haline gelmiştir. Birçok çağdaş kuramcı, hem doğa bilimleri ile beşeri bilimler arasındaki ortak söylemsel alanı vurgulayarak hem de modernist ikiliklerin karşılıklı reddine işaret ederek, bu alanlar arasında epistemolojik bir kesişim noktası kurmayı amaçlamaktadır. Kültürel çalışmalar ve kuantum fiziği, moderniteye kök salmış olan bu ikilikleri aşan disiplinler olarak sıklıkla görülür. Benim araştırmam, böyle bir bilimsel dönüşümün anlatılıp anlatılmadığını ve eğer anlatılıyorsa, bunun nasıl tasvir edildiğini sorgulamaktadır. Yeni materyalist yaklaşımların aksine, ki bunlar sıklıkla bilimi soyut haliyle inceler, bu çalışma, yaygın olarak kullanılan akademik ders kitapları aracılığıyla bilginin kanonlaşma sürecine odaklanmaktadır. Bu amaçla, iki temel ders kitabı analiz edilmiştir: Arthur Beiser'ın Concepts of Modern Physics (Modern Fizik Kavramları) ve Longhurst ve diğerlerinin Introducing Cultural Studies (Kültürel Çalışmalara Giriş). Bu makale, Gaston Bachelard'ın analitik çerçevesini, özellikle de "epistemolojik engel" ve "epistemolojik kopuş" kavramlarını kullanarak, söz konusu kitapların bilgi üretimindeki dönüşümü, özellikle de modernist paradigmalardan çağdaş anlayışlara geçişi nasıl anlattığını incelemektedir. Analizden üç temel bulgu ortaya çıkmaktadır. İlk olarak, her iki ders kitabı da modernist, Kartezyen özneden bir kopuşu anlatır. Ancak, her ikisi de açıklamalarının altında yatan mantıkta modernist perspektife sıkı sıkıya bağlı kalmaya devam eder. Son olarak, modernist mantık sürerken, başlangıçta modernist olan kavramlar, çoğullaştırma ve tikelilleştirme yoluyla önemli dönüşümlere uğrar. Longhurst'un kitabında, sosyal olguların karmaşıklığı sıklıkla yaş, cinsiyet, sınıf ve ırk gibi sabit kimlikler olarak ele alınan, özcüleştirilmiş bir dizi değişkene indirgenir. Beiser'ın kitabında ise, kuantum olgularının belirsiz ve koşullu karakteri, Planck sabiti gibi birkaç mutlak sabite ve bu sabitlerden türetilen, foton soğurumu, salım modları ve atomik orbital enerji seviyeleri gibi önceden tanımlanmış etkilere damıtılmıştır. Amacım, modernist mantığın reddinin, ders kitaplarında kanonlaşmış yeni ortak akıl olduğunu, ancak bu sürecin basit bir reddetme yerine, modernist kavramların karmaşık bir şekilde yeniden üretilmesini ve tikelilleştirilmesini içerdiğini göstermektir
Exploring the role of growth hormone secretagogue receptor 1A (GHSR 1A) and γ-melanocyte stimulating hormone (γ-MSH) in obesity regulation
Material Characterization Based on Capacitive and Dielectric Properties for Waste Recycling
This paper outlines the development process for a capacitive sensing technique used to detect the material of an object placed in the sensor field. The sensor operates by detecting small capacitive changes due to the variations in material dielectric properties, which can be measured and used to determine the type of material. The proposed use case is in recycling plants and devices that depend heavily on material classification for the segregation of trash. This work highlights the feasibility of employing such a sensor and the possibility of utilizing it to classify material types
GEMİ KAYNAKLI ATIKLARLA MODİFİYE EDİLMİŞ BİTÜMLÜ BAĞLAYICILARIN VE KARIŞIMLARIN PERFORMANSI
Marine transportation, which depends on petroleum-based fuels, moves roughly 80–90% of the world’s cargo. Moreover, oily discharges from vessels cause 80% ofmarine pollution. Accordingly, MARPOL convention regulates the management ofpetroleum-derived wastes to minimize environmental risk from ship-generatedwastes. During the treatment of the collected ship-generated oil wastes, valuablesolvents and light oils are recovered by a distillation procedure. Bottom residue, andthe potentially valuable hydrocarbon fractions it contains, is typically eliminatedthrough incineration. Incineration releases environmentally harmful fumes; instead,utilizing bottom residue as a binder modifier would prevent this waste. In this study,ship-generated waste residue was reclaimed in a laboratory environment.Subsequently, the residue was utilized in various ratios for the modification ofB40/60 base binder to derive performance-equivalent counterparts for controlbinders (B50/70, B70/100, and B100/150). Their physical and rheological propertieswere compared with the control binders. Then, both base and modified binders arecombined with two different aggregate sources to prepare 8 different Marshall mixdesigns and 4 different chip seals. Subsequently, their performances are compared with dynamic creep, indirect tensile strength, tensile strength ratio, and Vialitadhesion tests. Eventually, tests revealed that ship-generated waste modified bindersslightly reduce asphalt concrete performance, particularly under highertemperatures, yet resulting mixtures remain field-viable, providing a sustainablealternative. Moreover, statistical analysis proved that compared to key variables suchas test temperature, aggregate and binder properties, the impact of ship-generatedwaste remains secondary. Consequently, it is proven that the use of ship-generatedwaste is viable as a modifier.Petrol türevli yakıtlara bağlı olan deniz ulaşımı, dünya yük taşımacılığının yaklaşık
%80–90’ını gerçekleştirmektedir. Bununla birlikte, gemilerden kaynaklanan atık
yağlar deniz kirliliğinin %80’ini oluşturmaktadır. Bu doğrultuda MARPOL
Sözleşmesi, gemi kaynaklı petrol türevi atıkların yönetimini düzenleyerek çevresel
riski en aza indirmeyi hedeflemektedir. Düzenlemelere uygun olarak toplanan gemi
kaynaklı atıkların arıtım sürecinde, distilasyon işlemiyle değerli solventler ve hafif
yağlar geri kazanılmaktadır. Elde edilen dip kalıntı ve içerdiği değerli hidrokarbon
fraksiyonları ise çoğunlukla yakma yöntemiyle bertaraf edilmektedir. Dip kalıntının
yakılarak bertarafı atmosfere zararlı emisyonlar oluşturmaktadır. Bu kalıntının
bitümlü bağlayıcıların modifikasyonunda değerlendirilmesi hem atık oluşumunu
ortadan kaldıracak hem de çevresel etkileri en aza indirecektir. Bu çalışmada gemi
kaynaklı atık kalıntısı laboratuvar koşullarında geri kazanılmıştır. Gemi kaynaklı
atık kalıntı, B40/60 temel bitümlü bağlayıcı ile çeşitli oranlarda modifiye edilmiş,
oluşan bağlayıcıların kontrol bağlayıcıları (B50/70, B70/100, B100/150) ile eşdeğer
performans göstermesi hedeflenmiştir. Elde edilen temel ve modifiyeli bağlayıcıların
fiziksel ve reolojik özellikleri kıyaslanmıştır. Ardından temel ve modifiye bağlayıcılar iki farklı agrega kaynağıyla birleştirilerek sekiz Marshall tasarımı ve
dört sathi kaplama karışımı hazırlanmış; dinamik sünme, endirekt çekme
mukavemeti, çekme mukavemeti oranı ve Vialit yapışma testleriyle performansları
değerlendirilmiştir. Yapılan testler, atıkla modifiye edilmiş bağlayıcıların özellikle
yüksek sıcaklıklarda asfalt betonunun performansını bir miktar düşürdüğünü ortaya
koysa da, söz konusu karışımlar saha koşullarında uygulanabilir olup sürdürülebilir
bir alternatif sunmaktadır. İstatistiksel analiz, test sıcaklığı, agrega ve bağlayıcı
özellikleri gibi kilit değişkenlerin ardından gemi atığı etkisinin ikincil kaldığını
belirtmektedir. Bu nedenle, gemi kaynaklı atıkla modifiye bağlayıcıların kullanıma
geçirilmesi; kalıntının standartlaştırılmış biçimde işlenmesini, polimer-bağlayıcı
etkileşimlerinin ayrıntılı olarak incelenmesini ve maliyet analizlerinin
gerçekleştirilmesini gerektirmektedir.M.S. - Master of ScienceTÜBİTAK - Project Code: 221M07
“Gelecek Nesle Rehberlik:” Genç Futbolunda Teknik Beceri Gelişimine Yönelik Yapay Zeka Destekli Giyilebilir Teknolojilerin Tasarımı
This thesis explores how AI-powered wearable devices can better support the development of technical skill and talent identification in youth football. Focusing on the intersection of industrial design, sport technology, and player experience, the study takes an autoethnographic research approach grounded in my personal background as a former youth player who trained largely without access to professional guidance or feedback. The research begins by identifying key developmental needs of young footballers, followed by an analysis of performance indicators commonly used in sports academies and elite-level tracking systems. This framework is then used to evaluate the Playermaker wearable device, assessing how its current features align with the practical realities of youth training and performance. Through a combination of reflective writing, user-centered analysis, and design critique, the study identifies specific limitations in how wearables currently present performance data, particularly around contextual feedback, training balance, and the communication of progress over time. The thesis argues that existing tools often prioritize data collection over meaningful insight, leaving young players unsure how to translate metrics into action. Based on these findings, the study offers design suggestions for future wearable systems, emphasizing personalized feedback, better trend visualization, and more useful benchmarking tools for players in different age groups and positions. By connecting personal experience with design research, this thesis aims to contribute to more effective and user-aware development of wearable technologies in youth football.Bu tez, yapay zeka destekli giyilebilir cihazların genç futbolunda teknik beceri ve yetenek tanımlamasının gelişimini nasıl daha iyi destekleyebileceğini araştırmaktadır. Endüstriyel tasarım, spor teknolojisi ve oyuncu deneyiminin kesişimine odaklanan çalışma, büyük ölçüde profesyonel rehberlik veya geri bildirime erişim olmadan antrenman yapan eski bir genç oyuncu olarak kişisel geçmişe dayanan otoetnografik bir araştırma yaklaşımı benimsemektedir. Araştırma, genç futbolcuların temel gelişim ihtiyaçlarının belirlenmesiyle başlamakta, ardından spor akademilerinde ve elit seviye takip sistemlerinde yaygın olarak kullanılan performans göstergelerinin analizi takip etmektedir. Bu çerçeve daha sonra Playermaker giyilebilir cihazını değerlendirmek için kullanılmakta, mevcut özelliklerinin genç futbolcuların antrenman ve performans pratikleriyle ne ölçüde örtüştüğü incelenmektedir. Çalışma, öz-düşünsel yazım, kullanıcı odaklı analiz ve tasarım eleştirisini bir araya getirerek giyilebilir teknolojilerin performans verilerini sunma biçimlerinde, özellikle bağlamsal geri bildirim, antrenman dengesi ve ilerlemenin zaman içindeki aktarımıyla ilgili belirli sınırlılıkları ortaya koymaktadır. Tez, mevcut araçların genellikle anlamlı içgörülerden ziyade veri toplamaya öncelik verdiğini ve bu nedenle genç oyuncuların metrikleri eyleme nasıl dönüştüreceklerinden emin olamadıklarını savunmaktadır. Bu bulgulara dayanarak, çalışma, kişiselleştirilmiş geri bildirim, daha iyi trend görselleştirme ve farklı yaş grupları ve pozisyonlardaki oyuncular için daha kullanışlı kıyaslama araçlarına vurgu yaparak, gelecekteki giyilebilir sistemler için tasarım önerileri sunmaktadır. Kişisel deneyim ile tasarım araştırmasını ilişkilendirerek, bu tez, genç futbolunda giyilebilir teknolojilerin daha etkili ve kullanıcı dostu bir şekilde geliştirilmesine katkıda bulunmayı amaçlamaktadır.M.S. - Master of Scienc