OpenMETU (Middle East Technical University)
Not a member yet
110280 research outputs found
Sort by
Türkiye kıyılarında bulunan arkeolojik alanların deniz seviyesi yükselmesine olan kırılganlığı
Coasts have always been the centers of cultural exchange and trade, which can be seen clearly by the cultural heritage sites left behind. Those sites hold the essence of a society with its art and history, in addition to providing significant resources for the land’s economic and social development. With its 8333 km long coastline, Türkiye is one of the countries with numerous coastal cultural heritage sites, and it is expected that the rise of sea levels due to climate change will negatively affect those sites at different levels.
This study aims to assess the vulnerability of archaeological heritage sites protected by law along the coasts of Türkiye to sea level rise and its impacts (coastal erosion, flooding, and permanent loss of land caused by extreme water levels). For this purpose, a coastal cultural heritage vulnerability assessment model (CCHVAM) is developed and utilized. It is found that over 35% of the coastal cultural heritage sites of Turkey have high vulnerability to sea level rise based on both the SSP2-4.5 and the SSP5-8.5 scenarios. Furthermore, coastal erosion analysis is performed using the
vi
Digital Shoreline Analysis System (DSAS) and the Shoreline Simulation (ShorelineS) Model on two of the assessed heritage sites. The analyses performed on the shorelines of the Anemurium Ancient City and the Soli-Pompeiopolis Ancient City revealed that there are many ancient buildings on the beach in these sites, and they are threatened by coastal erosion. Finally, it is found by the projections made that in these two sites, the average coastline movement is over 20 m landward by 2050.Kıyılar, tarih boyunca kültürel etkileşimin ve ticaretin merkezleri olmuştur, günümüze ulaşan kültürel miras alanları da bunu açıkça göstermektedir. Bu alanlar, sanatsal ve tarihi nitelikleriyle toplumun özünü yansıtırken aynı zamanda da ekonomik ve sosyal kalkınma için önemli kaynaklar sağlıyor. 8333 km uzunluğundaki kıyı şeridiyle Türkiye, çok sayıda kültürel miras alanına sahip ülkelerden biridir. Ancak iklim değişikliği sebebiyle deniz seviyesinin yükselmesi ve bu alanları olumsuz etkilemesi öngörülmektedir.
Çalışma kapsamında, Türkiye kıyılarında bulunan ve ilgili yasalarla koruma altına alınmış olan arkeolojik miras alanlarının deniz seviyesinin yükselmesi ve etkilerine (kıyı erozyonu, su baskını ve ekstrem su seviyeleri sebebiyle kalıcı arazi kaybı) karşı kırılganlığı değerlendirilmiştir. Bu amaçla, miras alanlarının bulunduğu kıyıların kırılganlığını, bu alanların hassasiyetleri ve uyum kapasiteleri ile bütünleştiren bir Kültürel Miras Kırılganlık Değerlendirme Modeli (CCHVAM) geliştirilmiş ve kullanılmıştır. Yapılan analizler sonucunda, Türkiye’deki kıyısal kültürel miras alanlarının %35’ten fazlasının, hem SSP2-4.5 hem de SSP5-8.5 senaryolarına göre,
viii
deniz seviyesi yükselmesine karşı yüksek kırılganlığa sahip olduğu belirlenmiştir. Ayrıca değerlendirilen alanlardan iki tanesi için kıyı erozyonu analizi da yapılarak model çıktılarının tutarlılığı kontrol edilmiştir. Anemurium Antik Kenti ve Soli-Pompeiopolis Antik Kenti kıyılarında DSAS ve ShorelineS Modeli ile yapılan analizler, bu alanlardaki birçok antik yapının doğrudan sahilde bulunduğunu ve kıyı erozyonu tehdidi altında olduğunu ortaya koymuştur. Son olarak, yapılan projeksiyonlar, bu iki bölgede 2050 yılına kadar kıyı çizgisinin kıyı yönünde 20 metreden fazla ilerleyeceğini göstermiştir.M.S. - Master of Scienc
Türkiye'de çevrimiçi platformlarda en çok satılan oyuncakların gelişimsel alanlara ve becerilere göre dağılımının incelenmesi
This study aims to examine the distribution of the best-selling educational toys on the most popular online shopping platforms in Turkey in terms of which developmental areas and skills they target for children aged 3-6. Children and their development are of great importance for both parents and educators. Play, as the pathway for children's learning, and toys, as the fundamental tools of play, hold equal significance. Toys contribute significantly to a child's development as they facilitate play, which is a child's natural way of learning. Both educators and parents aim for the toys they provide to have educational value for children, thus they seek to offer diverse play experiences with different toys. However, this is not always the case. In reality, there are numerous toys marketed with labels such as "educational," "developmental," and "instructive," but it is often unclear whether they truly deserve these labels or why they do. The fact that toys with similar features are sold under different names or brands can also mislead consumers and hinder the holistic development of children. Nowadays, shopping has transformed compared to the past, with online shopping gaining increasing popularity due to its convenience and cost-effectiveness. These platforms offer consumers hundreds of thousands of toy options. While this variety may seem satisfying in terms of quantity, it may not be so in terms of quality or diversity of use. Knowing which developmental areas and skills toys support, as well as analyzing the market, allows consumers to reconsider their choices and obliges manufacturers to respond to the demands generated by increased consumer awareness. Therefore, this study created a population by collecting the top 900 best-selling toys for the 3-6 age group from three leading shopping sites in Türkiye: Trendyol, Hepsiburada, and N11, with an equal number from each platform. Using a random sample of 300 toys from this population, content analysis was used to determine which developmental areas and skills these toys support and their price ranges. The distribution of the intended use and functional output of the toys was presented to both consumers and manufacturers. In this way, the necessity for more rational consumption and production actions to support children through multiple means has been emphasized.Bu çalışma, Türkiye'deki en popüler online alışveriş platformlarında en çok satan eğitici oyuncakların 3-6 yaş arası çocuklar için hangi gelişim alanlarına ve becerilere yönelik olduğu açısından dağılımını incelemeyi amaçlamaktadır. Çocuklar ve gelişimleri hem ebeveynler hem de eğitimciler için çok önemlidir. Çocuğun öğrenme yolu olan oyun ve oyunun temel araçları olan oyuncaklar da aynı derecede önemlidir. Oyuncaklar, çocuğun doğal öğrenme yolu olan oyuna olanak sunduğu için çocuğun gelişimine ciddi katkılar sağlar. Hem eğitimciler hem de ebeveynler, çocuklara sundukları oyuncakların eğitici yönleri olmasını hedefler. Bu nedenle farklı oyuncaklarla farklı oyun deneyimleri sunmak isterler. Ancak durum her zaman düşünüldüğü gibi değildir. Aslında "eğitici", "geliştirici", "öğretici" gibi sıfatlarla satışa sunulan tonlarca oyuncak vardır ancak bu sıfatları gerçekten hak edip etmedikleri veya neden hak ettikleri net değildir. Oyuncakların benzer özelliklere sahip olmasına rağmen farklı isim veya markalarla satılması da tüketiciyi yanıltan ve çocuğun çok yönlü olarak desteklenmesini engelleyen bir etkendir. Günümüzde alışveriş de geçmişe göre farklılaşmış, pratikliği ve ekonomik olması nedeniyle online alışveriş giderek popülerlik kazanmaktadır. Bu platformlarda tüketicilere yüz binlerce oyuncak seçeneği sunulmaktadır. Bu çeşitlilik sayı olarak tatmin edici görünse de kalite ya da kullanım çeşitliliği olarak öyle olmayabilir. Oyuncakların hangi gelişim alanını ve beceriyi desteklediğini bilmek ve pazarı analiz etmek hem tüketicilerin tercihlerini gözden geçirmelerine hem de üreticilerin tüketicilerin artan farkındalığının getireceği talepleri karşılamak durumunda kalmalarına olanak sağlar. Bu nedenle bu çalışmada Türkiye'de en çok tercih edilen alışveriş siteleri olan Trendyol, Hepsiburada ve N11 platformlarında 3-6 yaş grubuna hitap eden en çok satan ilk 900 oyuncak üç platformdan eşit olarak toplanarak bir popülasyon oluşturulmuştur. Popülasyondan rastgele seçilen 300 oyuncakla, satışa sunulan oyuncakların hangi gelişim alanında hangi becerileri desteklediği ve hangi fiyat aralıklarında oldukları içerik analizi yoluyla belirlenmiştir. Bu çalışma ile satışa sunulan oyuncakların kullanım amacı ve işlem çıktısı açısından dağılımı hem tüketicilere hem de üreticilere sunulmuştur. Bu şekilde çocukları çoklu yollarla desteklemek için daha rasyonel tüketim ve üretim eylemlerinin gerekliliği vurgulanmıştır.M.S. - Master of Scienc
Fluctuations of Omega-killed level-dependent spectrally negative Lévy processes
In this paper, we solve exit problems for a level-dependent Lévy process which is exponentially killed with a killing intensity that depends on the present state of the process. Moreover, we analyse the respective resolvents. All identities are given in terms of new generalisations of scale functions (counterparts of the scale function from the theory of Lévy processes), which are solutions of Volterra integral equations. Furthermore, we obtain similar results for the reflected level-dependent Lévy processes. The existence of the solution of the stochastic differential equation for reflected level-dependent Lévy processes is also discussed. Finally, to illustrate our result, the probability of bankruptcy is obtained for an insurance risk process
Pre-processing of paleogenomes: mitigating reference bias and postmortem damage in ancient genome data
We investigate alternative strategies against reference bias and postmortem damage in low coverage paleogenomes. Compared to alignment to the linear reference genome, we show that masking known polymorphic sites and graph alignment effectively remove reference bias, but only starting from raw read files. We next study approaches to overcome postmortem damage: trimming, rescaling, and our newly developed algorithm, bamRefine (github.com/etkayapar/bamRefine and zenodo.org/records/14234666), masking reads only at positions possibly affected by PMD. We propose graph alignment coupled with bamRefine as a simple strategy to minimize data loss and bias, and urge the community to publish FASTQ files
Gelişen planlama teorisinin etkisinin doğa tabanlı çözümler kavramı aracılığıyla araştırılması
Since the beginning of industrialization in the early 1800s, spatial and urban development policies and trends have changed significantly. With the rapid urban population growth in the 20th century, policies based on economic growth have irreversibly and negatively affected most urban ecosystems globally. Climate change has begun to occur due to fossil carbon-intensive technologies that have evolved together with urban systems and lifestyles. While previously a more top-down planning approach with very general studies and projects was dominant, today it is accepted that the place-dependent approaches are also essential elements in the solution. For example, the importance given to basic climate change concepts such as mitigation and adaptation in the latest IPCC reports reveals this. The fact that a single type of mitigation or adaptation policy cannot be applied to all cities increases the importance of local dynamics in policies and practices that will enable cities to develop in many areas. The study aims to understand the evolving planning theory and its impact on urban practices through the concept of Nature-based Solutions. For this purpose, the changes in the planning theory stages were first revealed. The basic values defining nature-based solutions were investigated through literature studies. As a result of examining successful project examples of nature-based solutions, the Izmir - Urban GreenUp project selected from Türkiye was analyzed using comparison methods. Thus, as a reflection of the changing planning theory, the effects of nature-based solutions, which are handled with varying approaches in practice, on Izmir urban planning were examined.Sanayileşmenin başladığı 1800'lü yılların başlarından bu yana mekânsal ve kentsel gelişim politikaları ve eğilimleri büyük ölçüde değişti. 20. yüzyılda hızlı kentsel nüfus artışıyla birlikte ekonomik büyümeyi temel alan politikalar, küresel anlamda çoğu kentsel ekosistemi geri dönülemez ve olumsuz yönde etkiledi. İklim değişikliği, kentsel sistemlerin ve yaşam tarzlarının birlikte evrimleştiği fosil karbon yoğun teknolojiler nedeniyle meydana geldi. Önceleri çok genel çalışma ve projelerle daha yukarıdan aşağıya doğru bir planlama yaklaşımı hakimken, günümüzde kentsel sorunların çözümünde yer-bağımlı çözümlerin de oldukça önemli olduğu kabulü hakimdir. Örneğin son IPCC raporlarında, azaltım ve uyum gibi temel iklim değişikliği kavramlarına verilen önem de bunu ortaya koymaktadır. Tek tip bir azaltım veya uyum politikasının tüm şehirlere uygulanamaması, yerel dinamiklerin kentlerin birçok konuda gelişmelerini sağlayacak politika ve uygulamalardaki önemini artırmaktadır. Bu çalışmanın amacı gelişen planlama teorisi ve bunun kentsel uygulamalara olan etkisini Doğa Temelli Çözümler konsepti üzerinden anlamaktır. Bu sebeple planlama teorisinin zaman içerisindeki değişimi ele alınmıştır. Doğa temelli çözümleri tanımlayan temel değerler literatür çalışmaları ile ortaya konulmuştur. Doğa temelli çözüm projelerinin uygulandığı iyi dünya örneklerinin incelenmesi ve karşılaştırma yöntemleri ile Türkiye’de çalışma alanı olarak seçilen İzmir - Urban GreenUp projesi analiz edilmiştir. Böylelikle gelişen teorinin bir yansıması olarak uygulamada farklı yaklaşımlarla ele alınan doğa temelli çözümlerin İzmir kent planlamasına olan etkileri incelenmiştir.M.S. - Master of Scienc
Yapay Zeka ve Kişiselleştirme: Sosyal Medya İçgörülerinden Hedefli Pazarlamaya
In today's digital landscape, integrating artificial intelligence (AI) and personalization is vital for understanding and engaging audiences on social media platforms. This thesis investigates scalable AI-driven methods to extract meaningful insights from social media content and transform them into actionable strategies for targeted marketing. The research begins with Twitter account classification, where AI models leverage metadata to differentiate individual and organizational accounts. Building upon this, the thesis introduces a framework for personalized paragraph generation aimed at creating compelling landing pages. Using advanced text generation techniques, AI systems produce coherent, relevant, and engaging content tailored to user needs. The study further explores targeted marketing strategies by applying text analysis methods to design and generate personalized landing pages informed by social media insights. This approach bridges the gap between audience understanding and practical marketing applications. To enable deeper content personalization, the thesis develops techniques for aspect-based sentiment analysis. These methods facilitate scalable and detailed sentiment evaluation, addressing challenges such as echo chambers and bias while improving content relevance and fairness. Additionally, the thesis proposes a programmable, stance-directed AI architecture that generates human-like, personalized social media content. This framework aligns AI outputs with user preferences and stances, fostering humanized and context-aware communication strategies. Through theoretical advancements and experimental validation, this work demonstrates how AI can bridge the gap between social media insights, user segmentation, and targeted marketing.Günümüz dijital ortamında yapay zeka (AI) ve kişiselleştirmenin entegrasyonu, sosyal medya platformlarında kitleleri anlamak ve onlarla etkileşim kurmak için hayati öneme sahiptir. Bu tez, sosyal medya içeriğinden anlamlı içgörüler çıkarmak ve bunları hedeflenmiş pazarlama için uygulanabilir stratejilere dönüştürmek amacıyla ölçeklenebilir, yapay zeka destekli yöntemleri araştırmaktadır. Araştırma, Twitter hesap sınıflandırması ile başlamaktadır; burada yapay zeka modelleri, bireysel ve kurumsal hesapları ayırt etmek için meta verilerden yararlanmaktadır. Bunun üzerine inşa edilen tez, etkileyici açılış sayfaları oluşturmak için kişiselleştirilmiş paragraf üretim çerçevesi sunmaktadır. Gelişmiş metin üretim tekniklerini kullanarak, yapay zeka sistemleri kullanıcı ihtiyaçlarına yönelik tutarlı, ilgili ve ilgi çekici içerikler üretmektedir. Çalışma, ayrıca, sosyal medya içgörülerinden faydalanarak kişiselleştirilmiş açılış sayfaları tasarlamak ve üretmek amacıyla metin analiz yöntemlerini uygulayarak hedeflenmiş pazarlama stratejilerini araştırmaktadır. Bu yaklaşım, kitleleri anlama ile pratik pazarlama uygulamaları arasındaki boşluğu kapatmaktadır. Daha detaylı içerik kişiselleştirmesini sağlamak için tez, konu bazlı duygu analizi tekniklerini geliştirmektedir. Bu yöntemler, yankı odaları ve önyargı gibi zorlukları ele alırken içerik alakalılığını ve adaletini iyileştirerek ölçeklenebilir ve detaylı duygu değerlendirmesini mümkün kılar. Ek olarak, bu çalışma, insan benzeri, kişiselleştirilmiş sosyal medya içeriği üreten programlanabilir, duruş-yönelimli bir yapay zeka mimarisi önermektedir. Bu çerçeve, yapay zeka çıktılarının kullanıcı tercihleri ve duruşları ile uyumlu olmasını sağlayarak insanlaştırılmış ve bağlama duyarlı iletişim stratejilerini teşvik eder. Teorik ilerlemeler ve deneysel doğrulama yoluyla bu çalışma, yapay zekanın sosyal medya içgörüleri, kullanıcı segmentasyonu ve hedeflenmiş pazarlama arasındaki boşluğu nasıl kapatabileceğini göstermektedir.Ph.D. - Doctoral Progra
Duygusal Yemenin Öngörücü Faktörleri Olarak Sosyodemografik Özellikler, Çocukluk Çağı Travması, Kişilik Özellikleri ve Psikolojik Belirti Düzeyinin Değerlendirilmesi
This study examined the relationship of sociodemographic variables, childhood traumas,
personality traits, and psychological symptoms with emotional eating in adults. The study was
conducted on a total of 382 individuals aged 18-65 years. The Turkish Emotional Eating Scale, the
Childhood Trauma Questionnaire (CTQ), the Brief Symptom Inventory, the Eysenck Personality
Questionnaire Revised-Abbreviated (EPQR-A), and the Demographic Information Form were
administered to the participants. Non-parametric and regression analyses were performed due to
the distribution pattern. All childhood trauma subscales were found to be associated with
emotional eating except for the physical neglect subscale. When the relationship between
psychological symptoms and emotional eating was examined, a significant positive relationship
was found. The neuroticism sub-dimension of personality traits was positively associated with
emotional eating. When socio-demographic variables were analyzed, a significant relationship was
found between emotional eating and gender, marital status, educational status, income status,
employment status, self-image, and efforts to lose weight. It was found that BSI anxiety, self-
perception, age, occupation, mental disorder, gender, height, CTQ total score, emotional abuse,
and somatization variables significantly predicted emotional eating behavior, and the variables
explained 40.40% of the variance. The research findings were discussed in the context of the
literature.Bu çalışmada yetişkin bireylerde sosyodemografik değişkenler, çocukluk çağı travmalarının,
kişilik özelliklerinin ve psikolojik belirtilerin duygusal yeme ile olan ilişkisi incelenmektedir. 18-
65 yaş arasında toplamda 382 kişiyle çalışma yürütülmüştür. Katılımcılara Türkçe Duygusal Yeme
Ölçeği, Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği (ÇÇTÖ), Kısa Semptom Envanteri, Gözden Geçirilmiş
Eysenck Kişilik Anketi-Kısaltılmış Formu (EKA-GGK) ve Demografik Bilgi Formu uygulanmıştır.
Dağılım paterni nedeniyle parametrik olmayan analizler ve regresyon analizi yapılmıştır. Fiziksel
ihmal alt boyutu dışında çocukluk çağı travmalarının tüm altı ölçekleri, duygusal yeme ile ilişkili
bulunmuştur. Psikolojik belirtiler ile duygusal yeme davranışı arasındaki ilişki incelendiğinde ise
pozitif yönde anlamlı ilişki saptanmıştır. Kişilik özelliklerinin nörotisizm alt boyutu ile duygusal
yeme davranışının pozitif yönde ilişkili olduğu bulunmuştur. Sosyodemografik değişkenler
incelendiğinde, cinsiyet, medeni durum, eğitim durumu, gelir durumu, çalışma durumu, kişinin
kendini nasıl gördüğü ve kilo vermek için çaba sarf etme değişkenleri ile duygusal yeme arasında
anlamlı ilişki bulunmuştur. KSE anksiyete, kişinin kendini nasıl gördüğü, yaş, meslek, psikolojik
rahatsızlık, cinsiyet, boy, ÇÇTÖ toplam puanı, duygusal istismar, KSE somatizasyon
değişkenlerinin duygusal yeme davranışını anlamlı olarak yordadığı saptanmıştır ve değişkenlerin
varyansın %40,40’ını açıkladığı saptanmıştır. Literatür kapsamında araştırma bulguları
tartışılmıştır.Publisher's Versio
Direct-Print 3D Electrodes for Large-Scale, High-Density, and Customizable Neural Interfaces
Silicon-based microelectronics can scalably record and modulate neural activity at high spatiotemporal resolution, but their planar form factor poses challenges in targeting 3D neural structures. A method for fabricating tissue-penetrating 3D microelectrodes directly onto planar microelectronics using high-resolution 3D printing via 2-photon polymerization and scalable microfabrication technologies are presented. This approach enables customizable electrode shape, height, and positioning for precise targeting of neuron populations distributed in 3D. The effectiveness of this approach is demonstrated in tackling the critical challenge of interfacing with the retina-specifically, selectively targeting retinal ganglion cell (RGC) somas while avoiding the axon bundle layer. 6,600-microelectrode, 35 mu m pitch, tissue-penetrating arrays are fabricated to obtain high-fidelity, high-resolution, and large-scale retinal recording that reveals little axonal interference, a capability previously undemonstrated. Confocal microscopy further confirms the precise placement of the microelectrodes. This technology can be a versatile solution for interfacing silicon microelectronics with neural structures at a large scale and cellular resolution
Astrocytes in Primary Familial Brain Calcification (PFBC): Emphasis on the Importance of Induced Pluripotent Stem Cell-Derived Human Astrocyte Models
Miras değerine sahip geleneksel konutların enerji verimliliği için yöntemsel bir çerçeve: Güdül, Türkiye’deki bir hımış yapı örneği
Retrofitting heritage buildings is more complex than other existing buildings due to conservation constraints, material variability, and limited data on heat and moisture behavior, along with exemptions from energy regulations. These buildings often suffer from poor energy performance due to age-related deterioration and restrictive legal frameworks limiting maintenance. Retrofitting ensures their continued use and conservation, requiring a carefully guided decision-making process that balances energy efficiency, heritage preservation, and user needs by integrating end-user perspectives, socio-cultural factors, and technical solutions. This thesis developed a decision-support methodological framework integrating heritage impact assessments with hygrothermal performance evaluations to guide moisture-safe energy retrofits in Türkiye’s hımış dwellings. Using wide-ranging investigation methods including site surveys, building inspection surveys, resident questionnaires, and environmental monitoring, the study mapped pre- and post-retrofit building performance simulations. Findings show that the application of whole-building unified insulation system in hımış building due to its hybrid structure, traps moisture in unheated zones. While targeted retrofitting of timber-framed areas enhances thermal performance and preserves heritage integrity. The framework acts as a decision-support tool for heritage-compatible energy retrofits in hybrid hımış traditional buildings. This study aims to lay the groundwork for a policy framework supporting the energy-efficient retrofitting of Türkiye’s traditional dwellings, with a focus on heating performance and indoor hygrothermal balance. Güdül is selected as the case study due to its cold climate, making it ideal for addressing heating challenges in hımış dwellings, and its well-preserved architectural heritage.Miras değeri olan geleneksel binaların iyileştirmesi, koruma kısıtlamaları, malzeme çeşitliliği ve ısı-nem davranışlarına dair sınırlı veri nedeniyle diğer binalara göre daha karmaşıktır. Bu yapılar, yaşlanmaya bağlı bozulma ve katı yasal çerçevelerin bakım imkanlarını kısıtlaması nedeniyle genellikle zayıf enerji performansına sahiptir. Enerji iyileştirme müdahaleleri, bu yapıların sürdürülebilir kullanımını ve korunmasını sağlarken, enerji verimliliği, mirasın korunması ve kullanıcı ihtiyaçları arasındaki dengeyi gözeten, kullanıcı perspektiflerini, sosyo-kültürel faktörleri ve teknik çözümleri bütünleşik bir şekilde ele alan titiz bir karar verme sürecini gerektirir. Bu tez, Türkiye’nin hımış konutlarında nem güvenli enerji iyileştirmelerine rehberlik etmek amacıyla, miras etki ve higrotermal performans değerlendirmelerini birleştiren bir karar destek çerçevesi geliştirmiştir. Saha araştırmaları, bina denetimleri, çevresel izleme ve kullanıcı anketleri ile iyileştirme öncesi ve sonrası bina performansı haritalanmıştır. Bulgular, bütünleşik yalıtımın ısıtılmayan kâgir bölgesinde nemi hapsettiğini, ancak ahşap çerçeveli alanlarda hedefli iyileştirmelerin ısıl performansı artırırken miras bütünlüğünü koruduğunu göstermektedir. Geliştirilen çerçeve, hibrit hımış binalarda mirasa uyumlu enerji iyileştirmeleri için bir karar destek aracı olarak işlev görmektedir. Bu çalışma, Türkiye’nin geleneksel konutlarının enerji verimli iyileştirilmesini destekleyen bir politika çerçevesine zemin hazırlamayı amaçlamaktadır, özellikle ısıtma enerjisi performansını artırma ve iç mekân higrotermal dengesini koruma odaklıdır. Soğuk iklimi ve iyi korunmuş hımış konutları nedeniyle Güdül, hımış yapıların ısıtma kaynaklı enerji sorunlarını ele almak için ideal bir vaka alanı olarak seçilmiştir.Ph.D. - Doctoral ProgramTÜBİTAK (111N514)UCL Grand Challenges Small Grants 2019-202