Bezmialem Vakıf Üniversitesi Kurumsal Akademik Arşiv
Not a member yet
597 research outputs found
Sort by
Sabit fonksiyonel tedavinin temporomandibular eklem üzerine etkilerinin karşılaştırılması: pilot çalışma
Physical Multimorbidity and Sarcopenia among Adults Aged ≥65 Years in Low- and Middle-Income Countries.
Verbascum Siniatum Ekstraktının Osteosarkom Hücreleri Üzerindeki Sitotoksik veApoptotik Etkilerinin İncelenmesi
Gastrointestinal Sistemin Primer ve Sekonder Hematolenfoid Neoplazileri: Tek Merkez Deneyimi
Giriş: Gastrointestinal sistem, hematolenfoid neoplazilerin en sık görüldüğü ekstranodal bölgedir. Bununla birlikte inflamatuar lezyonlar ve epiteliyal neoplazilere kıyasla oldukça nadir gözlenen bu grup neoplazilerde tanı zorlukları yaşanabilmektedir. Bu çalışmada gastrointestinal sistemin sık görülen hematolenfoid neoplazilerinin klinikopatolojik özelliklerini sunmayı, nadir görülen antitelere ise dikkat çekmeyi amaçladık. Gereç ve yöntemler: Patoloji arşivimizden, 2014-2021 yılları arasında, gastrointestinal sistem infiltrasyonu ile hematolenfoid neoplazi tanısı alan 46 hasta retrospektif olarak tespit edilmiştir. Patoloji raporları yanı sıra demografik ve klinik verilere, endoskopi ve görüntüleme bulgularına hastane bilgi sisteminden ulaşılmıştır. Bulgular: Otuzaltı hastada primer odak gastrointestinal sistemdi. Dokuz hastada, gastrointestinal infiltrasyon sistemik hastalığın sekonder yayılımı olarak kabul edildi. Hastalardan birinde, mevcut verilerle primer veya sekonder hastalık ayrımı yapılamadı. Ortalama yaş 56 idi. Olguların yaklaşık dörtteüçü (%73,9) endoskopik biyopsi ile tanı aldı. Hastaların sıklıkla başvuru sebebi nonspesifik gastrointestinal semptomlardı (%73,9). Barsak yerleşimli orgularda ise ileus tablosu ile karşılaşıldı. En sık tanı diffüz büyük B hücreli lenfoma (n:26), ardından MALT lenfomaydı (n:6). Duodenal tip foliküler lenfoma tanısı alan dört hastamız mevcuttu. Nadir vakalarımız; IRF4 ile ilişkili büyük B hücreli lenfoma (n:1), EBV pozitif büyük B hücreli lenfoma (n:1), ekstrakaviter/solid varyant primer efüzyon lenfoma (n:1), myeloid sarkomdu (n:1)., Tartışma: Difüz büyük B hücreli lenfoma hasta sayısının MALT lenfomanın dört katından fazla olması beklenmeyen bir farktır. Özellikle nadir görülen yüksek dereceli lenfomalar ve myeloid neoplazilerin, az diferansiye karsinomlarla karıştırılabilme olasılığı önemli bir handikaptır. Duodenal lenfoid foliküller dikkatlice değerlendirilmeli ve immünhistokimyasal değerlendirme yapılmalıdır. Anahtar kelimeler: Gastrointestinal Neoplaziler, Lenfoma, Hematolojik Neoplazile
Association of CHA2DS2-VASc score with successful recanalization in acute ischemic stroke patients undergoing endovascular thrombectomy
Introduction: The CHA2DS2-VASc (congestive heart failure, hypertension, age, diabetes mellitus, stroke, vascular disease and sex) score is a simple risk stratification algorithm to estimate stroke/thromboembolic risk in patients with non-valvular atrial fibrillation (AF). Higher pre-stroke CHA2DS2-VASc score is known to be associated with greater stroke severity and poorer outcomes. AF patients generally have higher CHA2DS2-VASc scores than non-AF patients. The Modified Thrombolysis in Cerebral Infarction (mTICI) score is the most widely used grading system to assess the result of recanalizing therapies in acute ischemic stroke (AIS). mTICI 2c and mTICI 3 are conventionally accepted as successful recanalization.
Aim: We investigated whether pre-stroke CHA2DS2-VASc score is associated with mTICI recanalization score in AIS patients with and without AF undergoing percutaneous thrombectomy.
Material and methods: One hundred fifty-nine patients with the diagnosis of AIS who were admitted within 6 h from symptom onset were included in the study (mean age: 65.7 ±12.9). All subjects underwent endovascular treatment. CHA2DS2-VASc scores of the participants were calculated. Subjects were grouped according to mTICI scores achieved after endovascular treatment. mTICI 2c and mTICI 3 were accepted as successful recanalization.
Results: Successful reperfusion was observed in 130 (81.8%) of all patients who underwent endovascular treatment (mTICI flow ≥ 2c) and first-pass reperfusion was observed in 107 (67.3%) patients. When the patients with successful (mTICI flow ≥ 2c) and unsuccessful (mTICI flow ≤ 2b) reperfusion were divided into groups, no significant difference was observed between the patients in terms of comorbidities such as AF, hypertension, hyperlipidemia, coronary artery disease and cerebrovascular accident history. Patients with unsuccessful reperfusion were older than patients with successful reperfusion (71.4 ±11.2 vs. 64.5 ±13.01, p = 0.006), with a higher CHA2DS2-VASc score (4.1 ±1.5 vs. 3.04 ±1.6, p = 0.002). In addition, the duration of the procedure was longer in the unsuccessful reperfusion group (92.4 ±27.2 min vs. 65.0 ±25.1 min, p < 0.001). CHA2DS2-VASc score significantly correlated with successful recanalization (correlation coefficient; 0.243, p = 0.002). Multivariate logistic regression analysis revealed that only CHA2DS2-VASc score (OR = 1.43, 95% CI: 1.09-1.87, p = 0.006) and procedure time (OR = 1.03, 95% CI: 1.01-1.05, p < 0.001) were independent predictors of successful reperfusion. The receiver-operating characteristic (ROC) curve was used to determine the cut-off value for the CHA2DS2-VASc score that best predicts successful reperfusion. The optimal threshold was 3.5, with a sensitivity of 58.6% and specificity of 59.2% (area under the curve (AUC): 0.669, p = 0.005).
Conclusions: For the first time in the literature, we investigated and demonstrated that pre-stroke CHA2DS2-VASc score was associated with success of recanalization as assessed with mTICI 2c and mTICI 3 in a cohort of AIS patients regardless of AF presence who underwent endovascular treatment. Our findings deserve to be tested with large scale long term studies
The Effect of Bemiparine Na and Hyaluronic Acid on Postoperative Adhesions in Rat Uterine Horn Model
Quality of Upper Extremity Skills and Disability Inventory via Manual Ability Classification in Children with Neonatal Brachial Plexus Palsy
Lohusalarda Doğum Korkusu: Bir Vakıf Üniversitesi Hastanesi Örneği
Giriş: Gebelik ve doğum sürecinde kadınların doğum korkusu deneyimleyebilmektedir. Kadınların yaşadıkları bu korku doğum öncesi, sonrası ve sonrasında yaşananları doğrudan etkiler. Bu nedenle doğum korkusu korkularından ve ormandan çıkmalarını belirlemenin resmilik görüntüsüne yol gösterici gideceği ve sezeryanların düşmesine neden olacağı Yedi. Amaç: Bu doğum eyleminden sonra doğuma maruz kalan korkunun ölçümlerini belirleme değerleri. Yöntem: Araştırmanın örneklemesini Ocak -Nisan 2022 arasında bir vakıf üniversitesi hastanesine muhafaza ve kabul eden 107 lohusa oluşturuyor. Veriler \"Kişisel Bilgi Formu\" ve Wijma ve ark. tarafından barındırılan \"Wijma Doğum Beklentisi/Deneyimi Ölçeği (W-DEQ) B versiyonu\" kullanılarak toplanmıştır. Ölçek kadın doğum sonrası korku ve deneyimlerini ölçmektedir. W-DEQ puanları dört alt grupta değerlendirilmektedir. Bunlar; düşük doğum korkusu yaşayanlar ≤37, orta derecede doğum korkusu yaşayanlar 38-65, ağır doğum korkusu yaşayan kadınlar 66-84 ve klinik doğum korkusu yaşayanların puanı ≥ 85 olduğu biliniyor. Verilerin değerlendirilmesinde bekletme yöntemleri olarak sayı, yüzde, ortalama, standart sapma kullanılmıştır. Wijma ölçekleri ve alt kaynaklarının iç sahipliği ve güvenirliği Cronbach\"s Alpha=0,899 olarak bulundu. Verilerin dalgalanma analizi SPSS 22.0 programı kullanılarak analiz edilmiştir. Bulgular: Çalışmaya katılan lohusaların doğum beklentisi W-DEQ puanları %28\"i orta (n:30), %34,6\"sı ağır (n:37), %37,4\"ü klinik düzeyde problem (n:40) olarak dağılmaktadırlar. Katılanların \"Wijma Doğum Beklentisi\" toplam puan ortalaması ise 81,551±23, 775 (min=40; maks=169) ayna olarak. Doğum şekli normal olanların %25,6\"ı orta (n=10), %30,8\"i ağır (n=12), %43,6\"ı klinik düzeyde (n=17) problemli; sezaryen olanların %29,4\"ü orta (n=20), %36,8\"i ağır (n=25), %33,8\"nin klinik düzeyinde (n=23) problemli olduğu görülmektedir. W-DEQ puanları, normal doğum yapanların 84.744 (n= 39), sezeryan olanların ise 79.721(n= 68) olduğu. Ancak Wijma Doğum Beklentisi ile doğum şekli arasında anlamlı bir ilişki bulunmamıştır (X2=1,016; p=0,602>0.05). W-DEQ toplam puanları eğitim, yaş, kronik hastalık, sürekli ilaç kullanma durumu, şu anda çalışma durumu, gebelik ve doğum sayısı, daha önceki doğumlarda olumsuz bir deneyim yaşama durumu, eşin ve hamile hamile isteme durumu, olumsuz doğum deneyimine sahip olma oranlarına göre değişkenliği göstermiyor(p>0.05). Sonuç ve Öneriler: Çalışmanın sonuçlarına göre kadınların doğum sonrası korku düzeylerini etkileyen faktörlerin daha detaylı araştırılması, bu faktörlere bağlı ortaya çıkan doğum korkusunu önlemeye veya ortadan kaldırmaya yönelik eğitim ve girişimlerin planlanması önerilmektedir