Bezmialem Vakıf Üniversitesi Kurumsal Akademik Arşiv
Not a member yet
597 research outputs found
Sort by
Evaluation of chronotype and sleep quality in infertile population and comparison with fertile population: a cross-sectional study
PURPOSE: Infertility is a stressful condition for couples and can affect patients\" circadian rhythm and sleep quality. The goal of this study is to assess differences in chronotype and sleep quality between infertile and fertile people. METHODS: A cross-sectional study was conducted. The infertile patient population consisted study group. Primiparous patients without any known gynecological disease who presented for routine cervical cancer screening follow-up were included in the control group. The Turkish version of the Morningness-Eveningness Questionnaire (MEQ) and Pittsburg Sleep Quality Index (PSQI) scores were evaluated between groups. RESULTS: A total of 227 patients were assessed. There were 110 patients in the study (infertile) group and 117 patients in the control (fertile) group. The evening chronotype proportion (23.6 vs. 0.9%, p < 0.001) was higher in the infertile group. The median of MEQ score was significantly higher in the fertile patients (50, IQR = 43 - 55 vs. 56, IQR = 51 - 59; p < 0.001), and the median of PSQI score was significantly higher in the infertile patients (5, IQR = 4 - 6, vs. 4, IQR = 3 - 5; p < 0.001). CONCLUSIONS: In this study, we found significantly worse sleep quality, and more evening chronotype in the patients with infertility
Association of trochlear dysplasia with knee meniscal–cartilage damage and anterior cruciate ligament mucoid degeneration
© 2022 The Royal College of RadiologistsAIM: The purpose of this study was to evaluate meniscal and tibiofemoral cartilage injury in patients with trochlear dysplasia (TD) and investigate whether there were correlations between TD grade and meniscal and cartilage injury. In addition, the relationship between TD and mucoid degeneration of the anterior cruciate ligament (ACL-MD) was investigated. MATERİALS AND METHODS: Magnetic resonance imaging (MRI) examinations of 133 patients with TD were included in the study. TD was graded (types A, B, C, D). The tibial tuberosity (TT)–TG distance was also measured. The ACL was assessed for ACL-MD. Both menisci were evaluated for the degeneration and tears. Medial–lateral tibial plateau (MTP–LTP), medial–lateral femoral condyles (MFC–LFC), and trochlear cartilage were examined for focal cartilage defect (FCD). RESULTS: ACL-MD was present in 42 of the patients with TD (31.6%). There was a significant positive relationship between ACL-MD and TT–TG distance. Meniscal tear was detected in 40 (30.1%) of all patients. FCD were detected in the tibiofemoral compartments in 41 (30.8%) of 133 patients. There was a significant positive relationship between the presence of FCD in the LFC and the type of TD (p<0.01). FCD was present in the LFC of all cases in the type D. A significant positive relationship was found between the TT–TG distance and the presence of FCD, especially in the anterior part of LFC (p<0.01). There was a significant relationship between the lateral trochlear cartilage defect and the type of dysplasia (p=0.037). CONCLUSİON: TD is a significant risk factor for ACL-MD, meniscal, and tibiofemoral cartilage injury
Monopolar elektrokoterin farklı güçlerde orta kulağa uygulanmasının iç kulağa etkisi
AMAÇ: Çoğu ameliyatta kesi ve kanama kontrolü üçün monopolarelektrokoter yaygın olarak kullanılan cerrrahi bir enstrümandır. Ancakmonopolar elektorkoterin iç kulak üzerine etkisi bilinmemektedir.Çalışmamızda monopolar elektrokoterin iç kulak üzerine etkisinin odyo-lojik ve histopatolojik olarak incelenmesi amaçlandı.GEREÇ VE YÖNTEM: Çalışmamıza 32 adet sağlıklı dişi SpragueDawley sıçan (200-240 gr) dahil edildi. Ratlar her biri sekizerli olacakşekilde dört gruba ayrıldı.Grup 1: Monopolar elektrokoter-5WGrup 2: Monopolar elektrokoter-10WGrup 3: Monopolar elektrokoter-20WGrup 4: KontrolTüm gruplardaki ratlara bazal odyometrik ölçümler (DistorsiyonProduct Otoakustik Emisyon (DPOAE) ve Auditory Branstem Respones(ABR)) yapıldı.Grup 1,2 ve 3 e bazal odiyometrik ölçümler yapıldıktan sonra pro-montorium üzerine transtimpanik olarak monopolar elektrokoterin iğneucu ile mikroskop altında 2sn koterizasyon yapıldı. Kontrol grubuna her-hangibir işlem uygulanmadı. Tüm gruplarda çalışmanın 7 ve 14. günle-rinde odiyometrik ölçümler tekrarlandı.Çalışmanın odyolojik aşaması bittikten sonra ratların kokleaları eksizeedildi ve histopatolojik değerlendirme yapıldıBULGULAR: Grup 1,2,3 ve 4 ün bazal 7 ve 14. günlerindeki yüksekfrekans DPOAE amplitütleri (701 Hz, 997 Hz, 1401 Hz, 1977 Hz, 2834.Hz, 4002 Hz, 5636 Hz, 7988 Hz, 11288 Hz, 15991 Hz, 22608 Hz)(veABR eşikleri (10 kHz, 16kHz, 20 KhZ, 32kHz) arasında anlamlı farkyoktu (p>0,05).Tüm gruplarda kokleadaki spiral ganglion hücrelerinde ve sinir lifle-rinde hem hidropik dejenerasyon hemde nükleer kayıp gözlenmedi. Herüç grupda da histopatolojik değerlendirmede normal koklea yapısı göz-lenmiş olup gruplar arasında anlamlı fark bulunmamaktadır (p>0.05)SONUÇ: Farklı güçlerde (5W,10W ve 20 W) monopolar elektorkoteruygulaması sonrasında 7 ve 14. günlerde yapılan odyolojik ve hsitopa-tolojik değerlendirmelerde iç kulakta herhangibir zararlı etki saptanma-mıştır. Bu çalışma iç kulağın yakınında monopolar elektrokoterin güven-le kullanılabileceğini düşündümektedir
Static Postural Control Data Analysis in Patients with Ankylosing Spondylitis
Objective: The purpose of our study is to find out how ankylosing spondylitis, a chronic inflammatory disease, affects balance. Material and Methods: Thirty-one healthy volunteers and thirty five patients who were diagnosed with ankylosing spondylitis and had no other disease that could affect balance participated in the study. Bipedal balance analysis was performed in each group with eyes open and closed. The position of the center of pressure during the measurement was evaluated. Results: The medio-lateral (ML) deviation of the center of pressure (p=0.035) and the total path length (PL) (p=0.042) were significantly higher in the patient group when measured with eyes open. PL was significantly longer in the patient group when measured with eyes closed (p=0.002). Conclusion: We have seen that ankylosing spondylitis affects balance negatively. Since this disease usually occurs in the young population, it should be taken into account that balance impairment can complicate daily life, especially in the working world. For this reason, it can be useful to consider the balance disorder in the treatment and the patients should be monitored for an extended period of time
Kronik Hemodiyaliz Hastalarında BNT162b2 ve CoronaVac’a Karşı Hümoral Yanıt: Çok Merkezli Prospektif Çalışma
Hemşirelik Öğrencilerinin Merhamet Düzeylerinin Organ Bağışına Yönelik Tutumları ile İlişkisi
Amaç: Organ bağışı ve nakil sürecinde sağlık ekibinin büyük bir gücü olan hemşirelerin önemli sorumlulukları vardır. Bu nedenle geleceğin hemşireleri olarak organ bağışı ve nakil sürecinde aktif rol alacak öğrencilerin organ bağışına yönelik tutumlarını, bilgisini ve organ bağışını etkileyen faktörleri belirlemek toplumun organ bağışı konusunda farkındalık kazanması açısından önem taşımaktadır. Organ bağışını olumlu olarak etkileyebilecek faktörlerden birinin de merhamet duygusu olduğu düşünülmektedir. Bu bağlamda araştırma, hemşirelik öğrencilerinin merhamet düzeylerinin organ bağışına yönelik tutumları ile ilişkisini belirlemek amacıyla gerçekleştirildi. Yöntem :Araştırma, tanımlayıcı ve ilişki arayıcı bir çalışmadır. Araştırmanın evrenini, bir vakıf üniversitesinin 1. 2. 3. ve 4. sınıflarında öğrenim gören toplam 208 hemşirelik öğrencisi, örneklemini ise verilerin toplandığı tarihte devamsızlık yapmayan ve araştırmaya katılmayı kabul eden 194 öğrencisi oluşturdu. Veriler, ‘‘Öğrenci Bilgi Formu’’ \"Merhamet Ölçeği\" ve ‘‘Organ Bağışı Tutum Ölçeği’’ kullanılarak yüz yüze toplandı. Verilerin istatistiksel analizleri için SPSS 21.0 programı kullanıldı. Veriler değerlendirilirken, tanımlayıcı istatistiksel testler, Student t testi, One Way Anova testi ve korelasyon analizi kullanıldı. Bulgular :Çalışmaya katılan öğrencilerin %90,2’si kadın, %32.0’si 2. sınıf öğrencisidir. Öğrencilerin %57,2’sinin organ bağışında bulunmayı düşünmediği ve %96,4’ünün kendini merhametli biri olarak tanımladığı saptandı. Öğrencilerin Merhamet ölçeğinden aldıkları toplam puan ortalaması 100.40±12,64 olarak bulundu. Organ Bağışı Tutum ölçeğinden aldıkları toplam pozitif puan ortalaması 98,35±16,30, toplam negatif puan ortalaması ise 58,45±18,88 olarak saptandı. Öğrencilerin cinsiyet (p=0,008) ve sınıf (p=0.025) değişkenlerine göre merhamet düzeylerinde anlamlı farklılık olduğu görüldü. Öğrencilerin merhamet düzeyleri ile organ bağışına yönelik pozitif tutumları arasında zayıf düzeyde pozitif yönde anlamlı ilişki (r=0.378, p=0.000), organ bağışına yönelik negatif tutumları arasında ise zayıf düzeyde negatif yönde anlamlı ilişki (r=:-0.356, p=0.000) saptandı. Sonuç ve Öneriler: Hemşirelik öğrencilerinin merhamet düzeylerinin yüksek, organ bağışına yönelik tutumlarının ise olumlu olduğu belirlendi. Kadın öğrencilerin merhamet düzeylerinin erkek öğrencilerden yüksek olduğu ve 3.sınıf öğrencilerinin diğer sınıflardaki öğrencilere göre daha yüksek merhamet düzeyine sahip olduğu görüldü. Öğrencilerin merhamet düzeyleri ile organ bağışına yönelik tutumları arasında anlamlı ilişki saptandı. Toplumsal farkındalığın arttırılmasında önemli rol oynayan geleceğin sağlık profesyonelleri olarak hemşirelik öğrencilerinin merhamet düzeylerini ve organ bağışı konusunda pozitif tutumunu geliştirmeye yönelik eğitimlerin planlanması, bu gelişimi destekleyecek farklı öğretim yöntemlerinin kullanılması ve uygulama alanlarının oluşturulması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Hemşirelik öğrencisi, merhamet, organ bağışı, tutu
Erken Çocukluk Döneminde Gerçekleştirilen Maksiller Protraksiyon: Literatür Derlemesi ve Vaka Örnekleri
Amaç: Literatürde yüz maskesiyle ilgili üst yaş limiti tanımlanmış olsa da alt yaş sınırı hakkında fikir birliği yoktur. Amacımız, yüz maskesinin erken çocukluk döneminde kullanımıyla ilgili literatür bilgisi derlemek ve bu dönemde yüz maskesi ile tedavi edilmiş vakalar sunmaktır. Olgu: Pubmed, Medline, Google Scholar, Cochrane, Scielo veritabanlarından 7 yaş altı yüz maskesi kullanımıyla ilgili Sınıf III maloklüzyon, yüz maskesi tedavisi, erken tedavi anahtar kelimeleri kullanılarak yayınlar araştırılmıştır. Literatürde yüz maskesi tedavisiyle ilgili yapılan çalışmalarda hastaya önerilen tedavi sürelerine yer verilmiştir, ancak kullanım süresinin objektif kaydı yapılan çalışma sayısı oldukça azdır. Yüz maskesi kullanım süresini apareye mikrosensör yerleştirilerek ölçen bir vaka raporunda hastalara günlük 16 saat kullanım önerilmiştir ancak sensör kayıtlarına göre hastalar günlük ortalama 10.8 saat kullanmıştır. Alt çenesinin önde olduğu şikayetiyle kliniğimize başvuran maksiller retrognatiye bağlı iskeletsel Sınıf III maloklüzyona sahip 4 yaş 2 aylık bir hastaya hızlı üst çene genişletmesinin ardından 9-11 saat boyunca günde 350-450 gram kuvvetle yüz maskesi kullanımı önerilmiştir. Benzer şikayetle gelen 5 yaş 10 aylık bir başka hastaya hızlı üst çene genişletmesi yapılmış, yüz maskesini sadece gece kullanması öğütlenmiş ve tek taraflı 400 gram kuvvet verilmiştir. Maksiller protraksiyon ile eşzamanlı alt dişlerin oklüzal yüzeylerine kompozit konularak sürmekte olan birinci daimi molarların uzamasıyla oklüzyon düzleminin rotasyonu hedeflenmiştir. Her iki vakada Sınıf II kanin ilişkisine ulaşılınca retansiyonla devam edilmiştir. Hastalardan tedavi öncesi ve sonrası alınan lateral sefalometrik röntgenlerde ölçümler Nemoceph® NEMOTEC (Madrid Spain) ile gerçekleştirilmiştir. Vakalarda maksillanın anteriora hareketi saptanmıştır; SNA değeri ve Co–A mesafesi artmıştır. Mandibula aşağı ve geriye doğru yönlenmiştir. Vakaların aktif tedavi süresi 4 ay sürmüştür. Sonuç: Sınıf III maloklüzyonun 4-7 yaşları arasında meydana geldiği kabul edilen ilk büyüme atağı sırasında tedavisiyle çevre dokuların, mandibulanın daha uygun bir fonksiyonel zarf içinde gelişimini sağlayabileceği düşünülmektedir. Sunulan olgularda kısa sürede, düşük kuvvet uygulanarak anlamlı iyileşmeler elde edilmiştir. Tedavinin kısa olması hasta konforunu ve kooperasyonunu arttırmaktadır. Anahtar Kelimeler: erken tedavi, Sınıf III maloklüzyon, yüz maskesi tedavis