1155 research outputs found
Sort by
An investigation on plasma progesterone levels during pregnancy and at parturition in the Ivesi sheep
In this study, plasma progesterone concentrations in a total of 45 Ivesi sheep were investigated during pregnancy and parturition. Blood samples were collected from all the sheep studied every 20 days commencing on the 30th day of pregnancy. Plasma progesterone levels were determined by radioimmunoassay. During the second half of the pregnancy, progesterone concentrations in the sheep giving birth to one, two and three lambs were 2.02±0.08 ng/ml, 3.24±1.18 ng/ml and 4.90±0.85 ng/ml, respectively. There was no significant variation in progesterone levels between sheep with male and female offspring. At parturition, plasma progesterone concentrations did not differ significantly between the animals. The present results indicate that plasma progesterone levels could be used not only to determine the pregnancy status of the animal but also to predict the number of fetuses after th second half of the pregnanc
An investigation on plasma progesterone levels during pregnancy and at parturition in the Ivesi sheep
In this study, plasma progesterone concentrations in a total of 45 Ivesi sheep were investigated during pregnancy and parturition. Blood samples were collected from all the sheep studied every 20 days commencing on the 30th day of pregnancy. Plasma progesterone levels were determined by radioimmunoassay. During the second half of the pregnancy, progesterone concentrations in the sheep giving birth to one, two and three lambs were 2.02±0.08 ng/ml, 3.24±1.18 ng/ml and 4.90±0.85 ng/ml, respectively. There was no significant variation in progesterone levels between sheep with male and female offspring. At parturition, plasma progesterone concentrations did not differ significantly between the animals. The present results indicate that plasma progesterone levels could be used not only to determine the pregnancy status of the animal but also to predict the number of fetuses after th second half of the pregnanc
İnek ve düvelerde prolapsus vaginanın sebepleri ve tedavisi üzerine çalışma
Yaşları 2-11 arasında değişen, 53 baş prolapsus vaginalı inek ve düvenin materyal olarak kullanıldığı bu çalışmada, hastalığın gebelikle ilişkili olarak, daha çok gebeliğin 7. ayında ve sonrasında ortaya çıktığı görüldü (% 79.25). Görülme insidansının, gebelik veya doğum sayısı ve yaşa paralel olarak arttığı, en sık olarak da gebeliklerin yoğunlaştığı ve doğumların yaklaştığı bahar aylarında şekillendiği dikkati çekti.
Vakaların 37’sinde (36’sı ileri gebelik, 1’i folliküler kistle ilgili) hiperöstrogenik etkinin, 17’sinde ahır zemininin geriye doğru fazlaca meyilli olmasının, 5’inde yavrunun kuru doğum kanalından veya büyük yavruların doğum kanalından zorla çekilip çıkarılmasının, 3’ünde cervix uteri spazmının ve 6’sında vaginal irritasyonların sebep olduğu ıkınmaların, prolapsus vaginanın şekillenmesinde etkili olduğu tespit edildi.
Prolapsus şekillenen 37 hayvandan 14’ünde, daha önceki gebeliklerinde de en az bir defa prolapsus vaginanın şekillenmiş olduğu tespit edildi.
Gebeliğin erken dönemlerinde veya doğum sonrası şekillenen ve tedavide inatçılık gösteren prolapsus vagina durumlarında Caslick operasyonunun, doğuma yakın günlerde şekillenenlerde metal plakalarla sağrı dikişinin, doğum anında şekillenenlerde de operasyon sezaryenden iyi sonuç alındığı, basit vulva dikişi konanlarda daha sonra nükslerin şekillendiği görüldü
Kahvehanelerin sosyal hayattaki yeri
Teknolojinin hızla ilerlediği çağımızda, insanların yerine getirmekte olduğu üretici fonksiyonların çoğu, makineler tarafından yerine getirildiğinden dolayı ortaya çıkan boş zamanların en verimli şekilde nasıl değerlendirilebileceği problemi karşımıza çıkmaktadır. Göç neticesinde sağlıksız bir biçimde büyüyen kentler de asrımızın en önemli problemlerinden birisidir. Köylerde iş bulabilme imkânına sahip olmayan insanların kentlerde toplanması, kentlerin de yeni gelenlerin hepsine iş imkânı sağlama yönünden yetersiz kalması büyük bir iş potansiyelinin atıl kalması anlamına gelmektedir. Kır ve özellikle de kent hayatının bir parçası haline gelen kahvehaneler, insanların boş zamanlarında en çok uğradıkları yerler arasındadır. Önceleri sohbet, muhabbet ve tartışma mekânları olan kahvehaneler bugün bu fonksiyonunu büyük ölçüde kaybetmiş bulunmaktadırlar. Kahvehanelere devam eden kimseler saatlerce oyun oynamakta ve adeta toplumsal hayattan tecrit edilmiş olmaktadırlar. İster gelenekselleşmiş olmasından, isterse boş zamanda gidilecek yer olmayışı yüzünden cazip hale gelen kahvehanelerde bulunan insanların, en faydalı bir şekilde toplumsal hayata kazandırılmaları şarttır. Araştırmada, kahvehanelerin tarihi gelişimi de göz önünde bulundurularak bu gibi yerlerdeki günlük hayat incelenmiş ve mevcut durum ortaya konulmaya çalışılmıştır.Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergis
Bazı adi fiğ (Vicia sativa L.) hat ve çeşitlerinin Erzurum sulu şartlarına adaptasyonu üzerine bir çalışma
Uludağ Üniversitesi Ziraat Fakültesinden temin edilen 11 adi fiğ hattı ve 2 çeşit (Karaelçi ve Kubilay)'ın Erzurum ekolojik şartlarına adapte olabilme yeteneklerinin incelendiği bu çalışma 1994 ve 1995 yıllarında sulu şartlarda yürütülmüştür.
İncelenen hat ve çeşitlere göre değişmekle birlikte dekara ortalama 414.3 kg kuru ot, 101.4 kg tohum verimi alınmıştır. Ortalama 48.5 cm olan bitki boyu hat ve çeşitlere göre değişirken, ham protein oranı (%17.63) ve ada dal sayısı (1.79 adet) yönünden bir istatistiki farklılık ortaya çıkmamıştır. Ortalama 2.40 adet olan ada dalda yan dal sayısı ile 83.1 g olan bin tane ağırlığı yönünden çeşitler arasında istatistiki farklılıklar gözlenmiştir.
Korelasyon analizi ile kuru ot verimi yüksek hat yada çeşitlerde tohum veriminin de yüksek olduğu, iri tanelilerde ise hem kuru ot hemde tohum veriminin düşük olduğu ortaya konulmuştur.
Bu Çalışma sonuçlarına göre Karaelçi çeşidi ile 17-1, 64 ve 28 nolu hatların Erzurum'da benzer ekolojiler için uygun olduğu kanaatine varılmıştır
Osmanlı'nın son dönemindeki üç düşünce akımının sosyolojik analizi: Batılılaşma, İslamcılık ve Milliyetçilik
İbn-i Haldun, "Mukaddime"sinde devletlerin de insanlar gibi tabii bir ömrünün olduğunu, ayrıca
medeniyetlerin doğrusal bir çizgiden ziyade döngüsel (devrevi) bir yol izlediklerini belirtir. Ona göre,
herhangi bir medeniyet doğar, büyür ve ölür. Yıkılan medeniyetin temelleri üzerine kurulan medeniyet de
diğerinin izlediği yolu takip eder.
Türk-İslam medeniyetinin önemli bir kısmını oluşturan Osmanlı, 14. yüzyılın başlarında kurulmuş, 15
ve 16. yüzyıllarda medeniyet bakımından zirveye çıkmış ve bundan sonra da yavaş yavaş irtifa
kaybetmiştir. Osmanlı'nın gerilemesinin ilk belirtilerinden birisi; 1699 yılında imzalanan Karlofça
Antlaşması'dır. Bu anlaşmadan sonra Batı'nın üstünlüğü kabul edilmiş ve takip edilemeyen Batı'daki
gelişmelerin izlenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. İlk olarak askerî alanda uygulanmaya başlanan Batıcı
reformlar diğer alanlarda da etkisini tedricen göstermiştir. Bu durum karşısında "aydın" olarak bilinen
kesim farklı tutumlar takınmışlardır. Devletin kurtarılması meselesi öncelikli konular arasına girmiş ve
devleti kurtarmanın hangi yolla gerçekleştirileceği büyük tartışmalara neden olmuştur.
Kimi aydınlar İslamî esaslardan ayrılmanın devleti yıkılma noktasına getirdiğini, bundan kurtulmanın
tek çaresinin, İslami esasların yeniden hayata hakim kılınması gerektiğini savunmuşlardır. Bunun yanında
İslamî esasları Batı medeniyetiyle bağdaştırmak ve yeniden yorumlamak gerektiğini belirtenler de
çıkmıştır. Bazıları ise, İslam'ın geri kalmaya neden olduğunu, bu nedenle de İslamî esasların toplum
hayatından tamamen silinmesi gerektiğini ileri sürmüşlerdir. Bu durum ister istemez farklı kesimlerin farklı
ideolojiler etrafında toplanmasını gerektirmiştir. Batılılaşma, İslamcılık, milliyetçilik ve Osmanlıcılık bu
ideolojilerden başlıcaları olarak kabul edilebilir.
Bu araştırmada Osmanlı'nın son döneminde ortaya çıkan düşünce akımlarından olan Batılılaşma,
İslamcılık ve milliyetçilik ele alınacak, bu düşünce akımlarının doğuşu ve gelişmesi anlatılacaktır. Ayrıca,
düşünce akımlarının belli başlı temsilcileri ele alınarak bunların idealize ettikleri toplum modeli ortaya
konulacaktır
Fırat Üniversitesi Veteriner Fakültesi Doğum ve Jinekoloji Kliniğine getirilen hayvanların analizi üzerine çalışma
Bu çalışmada, Fırat Üniversitesi Veteriner Fakültesi Doğum ve Jinekoloji Kliniğine 1978-1993 yılları arasında muayene ve tedavi için getirilen hayvanların, türlere, ırklara, yıllara, aylara, getiriliş sebebi, tespit edilen durum, bozukluk veya hastalıklarına göre dağılımları yapılarak incelendi. Hayvanların % 97’sinin sığır (inek-düve) olduğu, kliniğe getirilen hayvan sayısının her geçen yıl azaldığı ve son yıllarda günlük ortalama hayvan sayısının ikiyi bulmadığı tespit edildi. Getiriliş sebebi itibariyle, gebelik muayenesi % 48 ile birinci sırada yer aldı. Hastalıklardan en çok görülenleri, metritis (% 12.8), mastitis (% 9.22), retensiyo sekundinarum (% 4.1) ve ovaryum kistleri (% 3.8) olarak belirlendi. Klinik, öğrencilerin yetişmesinde önemli bir yer tutmakta, ancak, mevcut şartlarda bunu gereğince yerine getirememektedir
İnek vulvasında rastlanılan yassı hücreli karsinom olguları
Bu gözlemde, İsviçre Esmeri ırkı üç inekte, başlangıç ve seyri aynı olan, yassı hücreli vulva karsinomu olgusu takdim edildi. Hayvanların tümünde tedrici zayıflama görülürken, bir tanesinde meme lenf yumrusunda metastaz şekillenmişti. Metastaz şekillenen hayvan, izleyen günlerde aniden öldü. Vulvada şekillenen lezyonlardan yapılan kültürlerde, Micrococcus sedentarius tespit edildi. Hastalığın teşhisi, lezyonlu bölgeden alınan doku parçasının histopatolojik muayenesi ile yapıldı
İki düvede hymen zarından kaynaklanan güç doğum olgusu
Bu gözlemde, iki düvede hymen zarının sebep olduğu iki güç doğum vakası tanımlandı. Her iki düvede de hymen zarının bir makasla kesilmesiyle doğum kolaylıkla gerçekleştirildi ve annelere bir zarar vermeden yavrular canlı olarak elde edildi
İneklerde görülen prolapsus uterinin sebepleri, tedavi ve sonuçları üzerine bir çalışma
Bu çalışmada, doğum sonrası prolapsus uterili olan 9 inek kullanıldı. Hayvanların 11 adedi 2-4 yaş arasında iken geri kalan 18’i 5 veya daha yukarı yaşlarda idi. Yine, 29 vakanın 6 adedi ilk doğum sonrası oluştu, kalan 23 vaka birden fazla doğum yapmış olanlarda ortaya çıktı. Bu vakaların çoğu kış ve bahar aylarında görüldü.
Vakaların 14’ünde hipokalsemi ve 13’ünün de ahır zemininin bozukluğunun birlikte olduğu belirlendi. Yirmibeş vakada prolapsus, doğum sonrası ilk 12 saat içerisinde şekillendi. Yirmialtı hayvan, tedavi ile iyileşirken, 3 inek iç kanamadan öldü