1155 research outputs found
Sort by
Bir ölüm ritüeli olarak Mevlit ve Din görevlileri
Her kültür çevresinde olduğu gibi İslam kültür çevresinde de ölüm olgusu karşısında
belli ritüeller yapılmaktadır. Bahsedilen ritüellerden birisi de Mevlit’tir. Mevlit, İslam
Peygamberi’nin doğum günü olarak bilinmesine rağmen, daha çok belli gün veya gecelerde
yapılan merasimlere verilen bir isimdir. Mevlit, günümüzde sadece ölüm vak'alarında değil;
doğum, sünnet, Hacc’a gidiş veya dönüş, Kur’an hatmi gibi birçok durumda gerçekleştirilen
bir ritüeldir. Mevlit merasimlerinin her Müslüman tarafından gerçekleştirilmesi olası iken,
daha çok bu ritüelde din görevlileri devreye girmektedir. Bu çalışmada, Mevlit olgusu, din
görevlileri ile bağlantılı olarak ele alınacak ve bazı değerlendirmelerde bulunulacaktır.Elektronik Sosyal Bilimler Dergisi (www.esosder.com
İsviçre Esmeri ineklerde meme özellikleri ve süt verimleri ile CMT skoru arasındaki ilişkiler üzerine bir çalışma
Bu çalışma, Malatya’daki bir süt sığırı işletmesinde bulunan İsviçre Esmeri ineklerde meme özellikleri ve süt verimleri ile CMT skoru arasındaki ilişkileri tespit etmek amacıyla yapılmıştır.
Çalışmanın materyalini yaşları 2-8 arasında değişen toplam 54 baş İsviçre Esmeri inek oluşturmuştur. Çalışma süresince ineklerin yaşı, laktasyon sayısı, laktasyon ve günlük ortalama süt verimi ve laktasyon dönemleri ile CMT skoru arasındaki ilişkiler belirlenmiştir. Bu araştırmada, hayvanların meme özellikleri ile ilgili olarak ön meme başı uzunluğu, ön meme başları arası mesafe ve ön meme başının yerden yüksekliği gibi özellikler de değerlendirilmiştir.
Sonuç olarak, İsviçre Esmeri ineklerde, laktasyon sayısı ve yaş ilerledikçe CMT pozitifliğin görülme oranının arttığı, yüksek süt verimli ineklerde ve laktasyonun 4-6. aylarında CMT skorunun daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca, ön meme başının yerden yüksekliği az olan hayvanlarda CMT pozitiflik oranının daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Ancak; CMT pozitiflik açısından diğer meme özelliklerine ait alt gruplarda istatistiki düzeyde önemli bir farklılık tespit edilememiştir.
Bu çalışma ile süt sığırı işletmeleri için önemli bir problem olan mastitisten korunmada, sütçü ineklerin yetiştirme veya damızlık amaçlı seçimi sırasında verim ve pedigri kayıtları yanında, CMT skoruyla ilişkili bazı meme özelliklerinin de dikkate alınmasının gerektiği sonucuna varılmıştır
TraT and CNF2 genes of escherichia coli isolated from milk of healthy cows and sheep
The objectives of the present study were to isolate Escherichia coli from milk of apparently healthy cows and sheep and to investigate
the presence of traT and cytotoxic necrotising factor-2 (CNF2) virulence genes by multiplex polymerase chain reaction
(PCR). Milk samples collected from a total of 1028 apparently healthy ruminants (737 cows and 291 sheep) in eastern Turkey were
streaked onto 5% sheep-blood agar. E. coli was isolated and identified by biochemical tests in 5.9% (61/1028) of milk samples.
Correct amplification with the molecular length of 232 bp was obtained from all E. coli isolates by the species-specific PCR. The
isolation rates of the agent were calculated to be 7.6% (56/737) in cows and 1.7% (5/291) in sheep. The difference between these
proportions was statistically significant (p<0.001). Multiplex PCR showed that traT and CNF2 genes were present in 62.3% and
6.6% of all isolates, respectively. Both genes were present in 16.4% of the isolates, with only 14.7% having neither gene
Investigation of arcobacters in meat and faecal samples of clinically healthy cattle in Turkey
Aims: To investigate the presence of Arcobacter spp. in minced beef meat (n ¼ 97) and rectal faecal samples
(n ¼ 200) collected from cattle immediately after slaughter at a local abattoir in Turkey.
Methods and Results: Meat samples were examined using three different isolation procedures (CATsupplemented
media, de Boer arcobacter isolation method and membrane filtration method), but only one method
(CAT-supplemented media) was employed for faecal samples. The isolated Arcobacter strains were identified
by genus- and species-(multiplex) specific PCR assays. Arcobacter spp. were isolated from 5 and 9Æ5% of meat and
faecal samples respectively. Although the only Arcobacter sp. found in meat samples was Arcobacter butzleri,
all three pathogenic species – A. butzleri, A. cryaerophilus and A. skirrowii – were detected in the rectal swabs. No
Arcobacter was isolated when the de Boer method was used for minced meat samples but the same five meat
samples were found positive for arcobacters when CAT-supplemented media and membrane filtration method
were used.
Conclusions: The membrane filtration method was found to be superior to the CAT-supplemented media,
because it led to a reduction in competing microflora. However, the necessity for one filter and medium for each
sample makes this method somewhat expensive. The multiplex-PCR (m-PCR) assay shortened significantly the
time required for the identification of Arcobacter spp. and also removed the possibility of false positive results due to
other campylobacteria.
Significance and Impact of the Study: This study reports the isolation of Arcobacter spp. in cattle for the first
time in Turkey. The m-PCR assay enables the identification and differentiation of all arcobacters simultaneously in
one-step PCR
Bazı toprak ve bitki örtüsü özellikleri arasındaki ilişkiler
Bu çalışmada Erzurum merkez ilçenin sütevler mahallesinde yarısı otlatmaya açık yarısı ise koruma altında olan bir mera alanının iki farklı kesiminde; 1996 ve 1997 yıllarında yürütülen çalışmadan elde edilen bazı bitki örtüsü ve toprak özellikleri karşılaştırılmıştır. Bitki örtüsü özellikleri olarak; toprağı kaplama oranı, örtü materyali ve toprakaltı bioması miktarı ile mera kalite derecesi, toprak özellikleri ise; kil, silt ve kum oranı, agregat stabilitesi, su ve hava geçirgenliği, strüktür stabilitesi, kütle yoğunluğu, kireç oranı ve organik madde oranları olarak incelenmiştir. Toprak özellikleri ile bitki örtüsü arasında yapılan nonlinear regresyon analizlerinde; su geçirgenliği-örtü materyali miktarı, organik madde-toprakaltı bioması miktarı (-), silt ve kum oranı ile mera kalite derecesi arasında önemli ilişkiler kaydedilmiştir
Çukurova Bölgesindeki maki vejetasyonunda çalı kontrolünün Otsu vejetasyon üzerine etkileri
Çukurova Bölgesindeki çalı tipi vejetasyonun baskın olduğu makiliklerde, çalıların mekanik olarak
kesilmesinden sonra değişik uygulamalarla çalıların yeniden sürgün vermelerinin önlenmesi ve bu uygulamaların
otsu vejetasyon üzerindeki etkisinin incelenmesi amacıyla yürütülen bu çalışma, 2002-2003 yıllarında Çukurova
Üniversitesi Kampus alanı içerisindeki bir maki tipi bir vejetasyonda yürütülmüştür.
Araştırma, tesadüf blokları deneme desenine göre 3 tekrarlamalı olarak yürütülmüştür. Denemede,
parsellerdeki çalılar toprak yüzeyinden tahra ile kesildikten sonra yeni sürgün çıkışını kontrol altına almak için
glyphosate aktif maddesi içeren Roundap herbisiti (1000 cc/da) ve glufosinate arnınonium aktif maddesi içeren
Basta herbisiti (1500 cc/da) kullanılmıştır. Ayrıca, otsu vejetasyonu geliştirmek için 10 kg/da saf azot gelecek
şekilde Üre ve 10 kg/da saf fosfor gelecek şekilde Triple Süper Fosfat uygulaması yapılmıştır.
Araştırma sonuçları, vejetasyondaki çalıların kesilmesinden sonra yapılan farklı uygulamaların, bitki ile
kaplı alan oranı ve bitki ile kaplı alandaki botanik kompozisyonu önemli derecede etkilemediğini göstermiştir.
Araştırma bulgularına dayanılarak, yapılan uygulamaların vejetasyonun kaplama derecesi ve bitki ile kaplı alandaki
botanik kompozisyondaki etkilerin ortaya çıkartılabilmesi için daha uzun süreli araştırmalara gereksinim olduğu
sonucuna varılmıştır. Ayrıca, kesilen çalıların yeniden sürgün vermelerini etkin bir şekilde kontrol edebilmek için
daha farklı herbisit çeşit ve dozları ile farklı uygulama zamanlarının incelenmesi gerektiği vurgulanmıştır
Farklı oranlarda ekilen Adi Fiğ (Vicia sativa L.) ve Arpa (Hordeum vulgare L.) karışımlarında biyolojik verim ve araziİ kullanım etkinliğinın belirlenmesi
Erzurum sulu şartlarında 1997 yılında yürütülen bu çalışmada adi fiğ (Vicia sativa L.) (karaelçi) ve arpa (Hordeum vulgare L.) (Tokak 157/37)’nın yalnız ve karışık ekimlerinin tohum verimi ve bazı özellikleri incelenmiştir. Fiğ ve arpa bitkilerinde en yüksek tohum verimini yalnız ekilen parseller (184.01 kg/da, 273 kg/da) verdi. Karışım parsellerinde arpanın %10-30 oranında yer aldığı parsellerde daha yüksek toplam tohum verimi belirlendi. En yüksek arazı kullanım etkinliği (LER) 1.11 ile % 90 adi fiğ + %10 arpa karışım oranında kaydedilirken, en düşük değer (0.71) % 60 adi fiğ + % 40 arpa karışım parselinde bulundu
Quality changes of yellow summer squash blossoms (Cucurbita pepo) during storage
Male and female summer squash (Cucurbita pepo ‘Dixie’) blossoms were
stored in vented, polystyrene clamshells (3 blossoms per container) for two weeks at
2.5 and 5.0 "C ± 1.0 “C ( 36 and 41 °F). Blossom appearance was visually evaluated
every three days and rated as marketable or unmarketable. Acceptable appearance
was retained for 7 days at both 2.5 and 5.0 "C, however microbial rot, petal necrosis,
and collapsed tissue were evident by 14 days at both storage temperatures, at which
point the blossoms were considered unmarketable. Weight loss after 7 days in
storage averaged 2.3 % at both 2.5 °C and 5.0 °C and it increased to 5.1% and 7.3 %
after 14 days at these respective temperatures. In a separate test, average respiration
rate of female flowers varied according to the storage temperature. During 7 days
storage, the respiration rate of female flowers held at 5.0 °C was relatively constant,
ranging from 70 to 90 ml-kg'1 h'1, however those held at 10.0 °C (50 °F) decreased
from 190 to 130 ml-kg ' h '
Çayır meralarda yabancı bitkitürlerinin kontrol altında tutulması
Çayır mera alanlarında gerek ortam
y e t e r s i z l i ğ i n e ve gerekse yararlanma
yanlışlıklarına bağlı olarak çeşitli nedenlerden
kaynaklanarak ortaya çıkan yabancı bitkilerle
savaşım; çayır meraların ıslahında uygulanan
en önemli kültürel yöntemlerden birini teşkil
etmektedir. Zira, çayır meraların yabancı
bitkilerle kaplanması; sadece otobur çiftlik
hayvanlarının sağlıklarına, ürünlerinin miktarına
ve kalitesine zarar vermekle kalmamakta, aynı
zamanda çayır-mera vejetasyonlarının
s a ğ l ı ğ ı n a ve tüm varlığına da zarar
vermektedirler. Hatta, çayır mera arazisinin
tahribatına ve erozyonun gelişerek tüm alanı
bozup işe yaramaz bir hale getirmesine ve
çölleşmesine de yol açabilmektedirler.
Yabancı bitki savaşımı, çayır mera ıslahında tek
başına dahi ıslahın gerçekleşmesinde rol
o y n a y a b i l m e k t e d i r . Bu uygulama ile,
vejetasyonun botanik kompozisyonuna katılan
değerli yembitkilerinin örtü derecesi, % 25'e
dahi düşmüş olsa, 2-3 yıl içinde % 80'e ve hatta
% 100'e çıkartabilmektedir. Bu yöntemin, mera
ıslahında daima öncelikle ele alınması
gerekmektedir
Osmanlı’dan günümüze demiryolu politikalarına genel bakış
Osmanlı devleti, 19. yüzyılın sonlarında, büyük borç batağında bulunmasına rağmen, demiryollarına
“hayır” dememiĢ, bütün olumsuzluklara rağmen, bu alandaki yatırımlardan geri kalmamıĢtır.
Demiryollarına verilen önem, Cumhuriyet’in ilk 15-20 yılı içinde de artarak devam etmiĢ, II.Dünya
SavaĢı’ndan sonra, bu politikada değiĢim olmuĢtur. Bahsedilen politika -daha doğrusu politikasızlık-,
günümüze kadar, demiryollarının aleyhine olacak Ģekilde artarak devam etmiĢtir.
Türkiye’deki ulaĢım politikalarına genel olarak bakıldığında, karayolu ulaĢtırma sisteminin “tekel”
durumunda olması için, büyük çaba gösterildiği görülmektedir. Dünya ve Türkiye otomotiv sanayi
sermayedarları, uluslararası petrol tekelleri, yerli ve yabancı büyük inĢaat Ģirketleri gibi birçok
kuruluĢun, çıkarları gereği, karayoluna ağırlık verilmesini istedikleri dikkat çekmektedirEKEV Akademi Dergis