2045 research outputs found
Sort by
Suça sürüklenen çocukların ceza sorumluluğu ve yargılanmaları [2021]
Çocuk Hakları Sözleşmesi’nde sıralanan çocuk hakları, temelde insan haklarıdır. Çünkü çocuklar, en başta insandırlar. Temel olarak, bugünün çocukları ve onların hakları için yapılan hukuksal yatırım, son aşamada bu çocukların gelecekteki çocukları ve dolayısıyla insanlığımızın geleceği için yapılmış en verimli yatırım olacaktır. Toplumumuzun en yüce değerleri, geleceğimizin en sağlam güvenceleri olarak göklere çıkarılan çocuklar, ne yazık ki somut güncel yaşam gerçeğinde hâlâ maddi ve manevi değerlerin çoğundan yoksundurlar. Sevgisizlik, baskıcı disiplin, yanlış eğitim, yükselen yeni değerlerin baştan çıkarıcılığı, köyden kente göçün yarattığı değer boşluğu ve kimlik bunalımı, kültürel yozlaşma ve yabancılaşma, hızlı ve çarpık yapılaşma, gelir adaletsizliği, yoksulluk ve işsizlik çocuğu suça iteleyen başlıca etkenlerdir.Bu nedenlerle, ceza sorumluluğu bakımından, çocuklara özgü kusur yeteneği yaşları öngörülür. Türk Ceza Yasası'na göre oniki yaşını doldurmuş olup ,onbeş yaşını doldurmamış olan, fakat ceza sorumluluğu bulunan çocuklar hakkında, mahkemece zorunlu olarak, söz konusu suç için öngörülen özgürlüğü bağlayıcı ceza olan hapis cezası ya da adli para cezası verilmektedir. Ancak bu cezadan yalnızca indirim yapılabilmektedir. Bu nedenlerle, onüç-onsekiz yaş arasında bulunan ve özgürlüğü bağlayıcı ceza olan hapis cezası ile cezalandırılan, cezaevine giren çok sayıda kız ve erkek çocuk bulunmaktadır. Çocukların hayalleri, merakları ve umutları büyüklerden çok fazladır. Çocukların ve gençlerin canlı/hareketli, meraklı olmalarıyla büyük hayalleri ve umutlarının bulunması, onların yaratıcı olmalarında en büyük etkendir. Çocukların ve gençlerin yaratıcılık duygularını örselememek için bunları ceza hukukunun bir süjesi hâline getirmemek gerekir. Aksi takdirde toplumun geleceği karartılır. Ayrıca çocuklar ve gençler birçok eylemi; canlı olmalarından, büyük hayallerinden, meraklarından ve gelecekle ilgili umutlarından dolayı gerçekleştirmektedirler.
Ceza hukukunun en temel ilkesi kusursuz suç ve ceza olmaz kuralıdır. Çocukların ve gençlerin eylemini erişkinler gibi suç olarak kabul etmek ve onlara ceza hukukunda öngörülen yaptırımlar uygulamak kusursuz suç ve ceza olmaz ilkesine de aykırıdır. Toplumun geleceğini düşünüyorsak çocuklarla ve gençlere iletişim kurma ve kendilerini en rahat biçimde ifade edebilecekleri özgür bir ortam sağlamamız zorunludur. Özellikle çocuklara ilişkin hükümlerin temel felsefesi cezalandırma üzerine değil, eğitme ve topluma yeniden kazandırma üzerine kurulu olmalıdır. Çünkü “suçlu çocuk yoktur, suça sürüklenmiş/itilmiş çocuk vardır”.Şuba
Water and ‘imperfect peace’ in the Euphrates–Tigris river basin
Transboundary water politics in the Euphrates–Tigris (ET) basin has long developed in tandem with the various political confrontations that have taken place among Iraq, Syria and Turkey. However, since the invasion of Iraq in 2003 and the beginnings of domestic unrest in Syria in 2011, transboundary water relations have been pursued within the context of an unstable international security environment, particularly with the emergence of non-state armed groups who have used water as a weapon against their opponents.1 At the same time, however, cooperative mechanisms have also been initiated by riparian politicians, diplomats and water line ministries as well as informal and external actors. This article sets out to examine the various emerging actors and mechanisms operating in this context, arguing that their coexistence in the basin demonstrates a case of ‘imperfect peace’. The concept of ‘imperfect peace’ is used to acknowledge the fact that relations can be reinforced through peaceful interactions, negotiations, agreements, treaties and diplomacy at multiple levels, even in conditions that do not amount to war, but where violence is present.2
With a specific focus on the ET river basin, the main objective of this article is to address policy-relevant research questions, such as how various actors and mechanisms operate within and influence transboundary water relations under the conditions of ‘imperfect peace’, and what kind of joint security mechanisms the riparian states should create to cope with violent non-state actors who control water and infrastructure. In reflecting on these questions, the article will analyse the strategic role that water plays in environmental peacebuilding and reflect on possible ways to improve the protection of water during and after armed conflicts.WOS:0006468474000082-s2.0-85100433275Social Sciences Citation IndexArticleUluslararası işbirliği ile yapılmayan - HAYIRHaziranYÖK - 2020-2
Israrlı takip: Tanımı ve sosyal psikolojik değişkenler ile ilişkileri
Israrlı takip (stalking) psikolojik ve fiziksel şiddet içeren, hedef alınan kişide korku ve endişe uyandıran, istenmeyen ve ısrarcı davranışlar bütünüdür. Bu makalenin amacı son yıllarda kadına yönelik şiddet alanında ayrı bir başlık altında ele alınmaya başlanmış olan ısrarlı takip konusuna ilişkin bir yayın taraması gerçekleştirerek alana katkı sunmaktır. Bu amaçla ilk olarak ısrarlı takip olgusunun tanımı ve farklı disiplinler açısından ele alınış biçimleri üzerinde durulmuştur. Araştırmalarda ısrarlı takip ile birlikte ele alınan takipçi-mağdur ilişkisi (eski veya şimdiki eş/partner ve tanıdık ya da yabancı takipçi), kullanılan takip yöntemleri (fiziksel ortamda veya çevrim içi iletişim araçları ile gerçekleştirilenler), ısrarlı takibin romantikleştirilmesi, toplumsal cinsiyet, cinsiyetçilik, erkeklik ve namus kültürü gibi farklı sosyal psikolojik değişkenler ele alınmıştır. Bu değişkenlerle yapılan çalışmaların bulguları yanı sıra olası gelecek araştırma önerileri verilmiştir. Daha sonra, ısrarlı takibin psikolojik ve fiziksel sağlık üzerindeki olumsuz etkilerine değinilmiştir. Sonuç kısmında ise ısrarlı takip konusuyla ilgili genel bir özetleme ile birlikte kültürümüzde yapılabilecek olası araştırma önerileri sunulmuştur.50747
Otel yorumları üzerinden büyük veri analitiği
This analysis aims to get a regression model of the reviews and the score by the guests to observe the effects of the content of the reviews on scores. The content of the reviews is also suitable for a sentiment analysis. These analyses are useful indicators of the hotel sector to catch the market direction positively. In this analysis, clustering hotel-based reviews and customer segmentation based on the reviews will be the key point. Nationality of the guests will be helpful information of the guests to get them into the segmentation pool. The guest who wants to stay in the best hotel in Europe while their trip could choose the best hotel. They can conclude that selection by meeting their needs
Pragmatics in discourse
In this chapter, we have briefly discussed how pragmatics and discourse inform each other as two closely intersecting concepts. This is also the underlying assumption for our chapter on pragmatics in discourse as they entail several common aspects regarding the analysis of language use in social interaction. We discussed the role of context and social factors and presented the distinction between pragmalinguistics and sociopragmatics. Additionally, we have provided a broad overview of five different approaches to pragmatics in discourse as these have been predominantly embraced by recent research studies. These are namely conversation analysis, interactional sociolinguistics, genre analysis, multimodal discourse analysis, and critical discourse analysis. Finally, from a sociolinguistic perspective, we have utilized the concept of domain in speech communities and exemplified it with two discourse domains and these are classroom discourse and institutional discourse.Eylü
Recollection & traumatic growth: unique mediational pathways through traumatic stress components
Although the severity of the COVID-19 outbreak varies from time to time, the pandemic has affected larger audiences worldwide. Given the increasingly severe measures taken by the authorities, healthcare professionals have experienced positive and negative effects of the events, both personally and vicariously. The main aim is to examine how remembering influences vicarious traumatization and post-traumatic growth in a sample of healthcare workers. We proposed a multiple mediation model testing of distinct roles of stress components (hypervigilance, avoidance, intrusion) on the link between recollective features of remembering and post-traumatic growth, which allows characterizing memory-linked mechanisms underlying the effects of traumatic stress on growth. We demonstrated unique pathways by which remembering influenced traumatic growth. For the links of emotional intensity and imagery with growth, we found full mediation through avoidance and intrusion Individuals recalling events with high emotional intensity and imagery tend to experience more intrusions of trauma, which then resulted in traumatic growth. On the other hand, the opposite pattern was found for avoidance. Emotionally intense and vivid recall of events increased avoidance responses, but high avoidance reduced traumatic growth. With respect to reliving, while the pattern was similar, we found a partial mediation, showing the significant role reliving has in supporting traumatic growth.DuolingoEuropean Office of Aerospace Research and DevelopmentFindingFiveMIT-IBM Watson AI LabThe Robert J. Glushko and Pamela Samuelson FoundationToyota Research Institute2-s2.0-85139390184Temmu
Aggression begets aggression: Psychological dating aggression perpetration in young adults from the perspective of intergenerational transmission of violence
The aim of this study was threefold: (1) to evaluate the factorial validity of the Psychological Aggression (PA) subscale of the Conflict Tactics Scales–Adult Recall version (CTS2-CA), (2) to investigate the prevalence of and gender differences in psychological dating aggression perpetration (PDAP; restrictive engulfment, denigration, hostile withdrawal, and dominance/intimidation), and (3) to explore a proposed path from witnessing interparental psychological aggression perpetration to PDAP via acceptance of psychological aggression as a mediator and gender as a moderator of the mediation. For the first purpose, college students (N = 275) completed father to mother and mother to father forms of the PA subscale of the CTS2-CA. Exploratory factor analyses yielded a single-factor solution for the father to mother (55.86% of the variance) and mother to father (49.12% of the variance) forms. For the second and third purposes, a separate sample of 1015 dating college students (69.6% women) completed the Multidimensional Measure of Emotional Abuse and Abuse subscale of the Intimate Partner Violence Attitude Scale-Revised, along with the PA subscale of the CTS2-CA. Gender differences emerged in the prevalence of restrictive engulfment (85.8% for women and 80.3% for men) and hostile withdrawal (96.3% for women and 91.1% for men). Moderated-mediation analyses revealed that women college students who witnessed more mother to father psychological aggression perpetration tended to hold more accepting attitudes towards psychological aggression and, in turn, perpetrated more psychological aggression against their partners. Common assumptions that boys are more likely to imitate fathers, whereas girls are more likely to imitate mothers and women [but not men] commit verbal aggression may together explain our findings from the perspective of the intergenerational transmission of violence hypothesis. For future research, we suggest investigating the proposed model with the experience of psychological aggression from the parents to the child, which may provide further insights.WOS:0007145309000012-s2.0-85118597231Social Sciences Citation Index (SSCI)Article; Early AccessUluslararası işbirliği ile yapılmayan - HAYIRKasımYÖK - 2021-2
Türk iş hukuku hakkında kısa çalışma
Dünyamızda yaşanan teknolojik ve ekonomik gelişmeler akabinde çalışma yaşamında değişikler yaşanmaktadır. Teknoloji çağında sözgelimi dünyamızda artık ticari olarak sınırlar kalkarak rekabetçi ortam daha da büyümüştür. Bu gelişmeler ışığında, ilk olarak etkilenen çalışma yaşamı olmaktadır. 4857 sayılı Kanun’un 65. Maddesi ile sadece İş Kanunu’na bağlı olarak çalışan1 işçilere uygulanan kısa çalışma kavramı literatürümüze girerek çalışma hayatına olumlu yönde etki edilmek istense de, uygulamada bu pek mümkün olmamıştır. Uygulamada yaşanan sıkıntılar nedeni ile kısa çalışma düzenlemesi 4857 sayılı İş Kanunundan çıkartılarak, İşsizlik Sigortası Kanunun ek 2. Maddesinde uygulanma alanı bulmuştur. Kısa çalışma; genel ekonomik kriz, sektörel ve bölgesel kriz ile zorlayıcı sebeplerin varlığı halinde çalışma süresinin azaltılması ya da işin tamamen durdurulması olarak tanımlanabilir. Çalışmamızda, kısa çalışmanın koşul ve şartlarından, başvuru şekli ile sona ermesine ilişkin bir değerlendirme yapılmıştır
Children's assessments regarding the rule and authority
Bu çalışma 5-6 yaş (59-71 aylık) arasındaki çocukların kural ve otoriteye yönelik değerlendirmeleri bağlamında okulöncesi dönem çocuklarının evlerdeki kurallar üzerine nasıl düşündüklerini ortaya çıkarmak amacıyla yapılmıştır. Araştırmada nitel araştırma yöntemlerinden yarı yapılandırılmış görüşme tekniği kullanılarak deneklere açık uçlu sorular yöneltilmiştir. Analiz aşamasında geliştirilen kodlama şemalarına göre numaralandırılan anlatılar, SPSS 21 paket programı kullanılarak istatistiki analizleri yapılmış ve elde edilen bulgular yorumlanmıştır. Araştırma kapsamında elde edilen sonuçlara göre çocuklarını her konuda serbest bırakan anne tepkisine rastlanmadığı, annelerin sözel uyarı ve mantıklı açıklamalar yaptığı tespit edilmiş; annelerin, çocukların gözünden, suç teşkil edebilecek davranışlara gösterdikleri tepkilerin ahlaki ve ihtiyatlı sebepler kategorisinde toplandığı görülmüştür. Küçük çocuklar tarafından otorite ve ceza odaklı muhakemenin yapıldığı saptanmıştır. Yine çocukların gözünden anne sözü dinlenmediğindeki anne tepkileri değerlendirildiğinde, annelerin çocuklara karşı duygusal tepkiler gösterdikleri ön plana çıkmıştır. Ayrıca araştırma sonuçlarına göre sosyo-kültürel kodlar, okul kuralları, disiplin bağlamındaki oranların ahlaki oranlara göre daha düşük olduğu da görülmüştür. Bu çalışma, eğitim programlarının oluşturulma aşamasında, öğretmenlerin, anne ve çocuklarla kurdukları diyaloglar ve yine okul ve ev ortamında kurdukları ilişkiler bağlamında değerlendirilmelerinin daha sağlıklı yapılabilmesi açısından önem taşımaktadır